Adamızdaki sömürü ve tahakküm yapılarının bütünü düşünülerek yerel mücadele örülmeli – Hare Yakula

yazarın tüm yazıları -->

"Bu Memleket Bizim" podcastını dinleyin

“Kız” ya da “oğlan” dikotomisiyle kimliklendiriliriz. Atanmış cinsiyetimize bağlı nelerden hoşlanmamız veya neler yapmamız gerektiğini kapsayan birçok tavır, turum ve davranışlar öğreniriz. Aile içerisinde anne- baba ve akrabalarımız, okulda öğretmenlerimiz, okul dışında arkadaşlarımız “iyiliğimiz için” hem de “yoldan çıkmamamız” için, “yapılacaklar listesini” hatırlatmakla mükelleftirler. Bu hatırlatmalarla, cinsiyetler arasındaki eşitsizliği inşa ederler.

Atanmış ikili cinsiyet rejiminde erkek, ötekiler -kadınlar, LGBT bireyler- üzerinde egemen olandır. Egemen olma durumunu yitirme veya egemenliğin tehdidi durumlarında baskı araçlarını kullanmaktan çekinmez. Fiziksel, cinsel, psikolojik, ekonomik ve dijital şiddet biçimleri bu amaca yöneliktir. Bu baskı araçları coğrafya ve kültürlere göre farklılık göstermektedir.

Eşitliğin olmadığı, birşeyin birşeye tabi olduğu durumlarda, birşeyin birşeye tahakkümü kaçınılmazdır. Bu durum iktidarı elinde bulunduran, güçlü olan yapı, rejim ve kurumlarla da ilişkilidir. Erkek egemen rejim, emperyalist-kapitalist rejim ve devlet şiddeti iç içe geçmiştir. Tümünün temel edimi sömürmek, beslendiği tutum ise tahakkümdür.

Örneğin işgal altında yaşayan Filistinli kadınlar, erkek egemen rejimin dayatmaları ile İsrail işgali arasındaki bağlantının görülmesi için Avrupa fonlarının aksine politika geliştirmeye başlamıştır. Bazıları gündemlerini depolitize eden uluslararası fonların cazibesine karşı koyup, bağımsız, işgal karşıtı politikalar üretmenin önemini kavramış durumdadır.

Batı, kendi hakimiyetinde “sivil toplum örgütleri sanayisi” kurmuştur. Bu sivil toplum örgütleri sanayisinin misyonu liberal bir paradigmayla ulusal kurtuluş mücadelesini ötelemek, baskılamaktır. Filistin’deki bazı uluslararası fonlu sivil toplum örgütleri, halkın işgal altında olduğunu ve devletteki eksikliklerin işgalin sonucu olduğunu görmeksizin, tamamen insani-bireysel bir noktadan hareket ediyor. Genellikle Avrupa fonlu sivil toplum örgütlerinin aktivistleri problemin nedenleri değil, belirtileri üzerine çalışıyor. Filistin’deki uluslararası sivil toplum örgütlerine, feminizm ve ulusal mücadele arasındaki ilişkiyi koparmak için para akıtıyor.

Filistinli feministler, anti militarist ve feminist Cynhthia Cockburn’e, mücadelelerini şöyle aktarıyorlar:

“Hangi konular öncelikli? Kimleri hedeflemeliyiz? Ve hangi düzeyde. Bunlar çok karmaşık. İlkesel olarak her türlü ezilmenin aynı düzeyde görülmesi gerektiğine inanıyorum, “ezilmenin hiyerarşisi” olmamalı.  Filistin meselesinde, aile içi şiddeti, işgalden bahsetmeden ele alabilir misiniz gerçekten? (…) Tecavüzü lanetliyorsanız, başlı başına bir tecavüz olan işgali de lanetlemelisiniz. Tecavüz de, işgal de kimliklerimizi zayıflatmaya, yok etmeye, boyun eğdirmeye yöneliktir.”

“Hat-Kıbrıs’ta Kadınlar, Taksim ve Toplumsal Cinsiyet Düzeni” isimli, 2005 yılında basılmış kitabı bulunan Cynthia Cockburn, Kıbrıslı kadınların dernek kurma ve eşitlik çabalarını incelemiştir. Kadın hakları savunuculuğu yapan Kıbrıslı kadınlarla görüşmeler yapmıştır. Erkek egemen rejimin milliyetçilikle el ele oluşuna değinmiştir. Militarizmle ortaya çıkan şiddet kültürüne, bunun kadınları nasıl etkilediğine dair yorum ve eleştirilerde bulunmuştur.

Filistin’deki feministlerin işgal karşıtı mücadelesinden etkilenen Cockborn, Hat kitabında, kısa da olsa Rumca konuşan Kıbrıslı kadınların hiçbir siyasi parti veya iktidara bağlı olmadan gerçekleştirdiği “Kadınlar Eve Yürüyor” eylemine de yer vermiştir. 1975, 1987 ve 1989 yıllarında yüzlerce kadın, “Hat” karşıtı yürüyüşlere katılmıştır. Helen Soteriou o günlerden birini şöyle aktarıyor:

“Hattı geçmek zorunda olduğumuzu düşünüyorduk. Fedakârlık gerekiyordu. Vurulma ihtimalimiz vardı ve bu fedakarlığı yapmaya hazırdık. Ama tel örgülere yaklaştığımızda, ancak o zaman, Taksim gerçeğini anladık. Yüzlerce metrelik barikatlarla, ilerisindeki mayınlı alanla yüz yüze geldik. İşte o zaman eve gidemeyeceğimiz anladık.

Şiddete uğrayan, evini, bahçesini, komşularını, anılarını yitiren, kayıplarını arayan kadınların yürüyüşü, uluslararası fonlarla desteklenmeyen, siyasi parti ve siyasetçileri tarafından sahiplenilmeyen eylemliliklerdi. Kadınlar Eve Yürüyor yürüyüşlerinde bazı kadınlar askerler tarafından dövülmüş ve tutuklanmıştı.

25 Kasım Uluslararası Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Dayanışma Günü’nde kapitalizme, patriarkaya ve sömürüye karşı isyanımızı ortaya koyarken, adamızdaki sömürü ve tahakküm yapılarının bütünü düşünülerek yerel mücadele örülmelidir. Kıbrıs’taki feminizm politikaları, kadın- LGBTQ+ hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği, ırkçılık karşıtı ve çevre ile sınırlandırılmamalıdır. Özgürleşmek ve birleşmek için gelenekselci, militarist, siyasi parti güdümlü ve uluslararası fonlu “sivil toplum örgütleri sanayisine” karşı uyanık olunmalıdır!

Filistinli feministlerin işgal karşıtı protestosu

Rumca konuşan Kıbrıslı kadınların “Kadınlar Eve Yürüyor” yürüyüşü

 

- Advertisement -spot_img
- Advertisement -spot_img

Yazarın tüm yazıları

5,999BeğenenlerBeğen
796TakipçilerTakip Et
1,232TakipçilerTakip Et
87AboneAbone Ol

"Bu Memleket Bizim" podcastını dinleyin

YKP basın açıklamaları