Bölgede frenlenemez çılgınlıklar – Ulus Irkad

490

Bir ülkede iç denge ve huzur kayboldu mu, o ülke başıbozuk bir şekilde heryere saldırmaya başlar ve pek tabi ki o ülke yönetimi de, o ülkeyi maalesef bu cebelleşmede tüketir. Bu elbette gerek liderin gerekse toplumun ruh haliyle de ilintilidir. 1930’lu yıllarda Alman toplumu aslında incelenmeye değer çünkü sadece Hitler değil Alman toplumunun da ruh hali hem bozuk hem de sadece bir lider suçlu değil.  Ne yazık ki Türkiye’de 1980 Darbesi sonrası gelen vesayet yönetimlerinde olduğu gibi şu anda herşeyi kontrolü altına aldığını sanan ve yanındaki komşularında olduğu gibi uzaktaki müttefiklerine de saldırmakta olan, her gün için onları tehdit eden, onları baskı altına almaya çalışan bir tek adam yönetimi var . 16 Nisan sonrası eğer istediği ve öngördüğü gibi güya cumhurbaşkanlığı sistemi ama aslında otoriter, baskıcı bir rejim olacak ve yasama, yürütme ve yargıyı tamamıyla üzerinde toplayacağı bir devlet rejimini eline geçirip, şu ankinden bile daha da kötü bir yönetimi yürürlüğe koyacak. Türkiye’de güya darbeyle bir hareket veya kalkışma olmuş diye hemen darbe şartlarını yürürlüğe koydu ve binlerce insanı hemen hapislere doldurdu. Oysa Almanya ve İngiltere gibi iki AB ülkesi yapmış oldukları araştırmalarda, kendisinin iddia ettiği gibi bir darbe izine rastlamadılar. Hala daha gizemli bir şekilde nasıl çıktığı, nasıl geliştiği bilinmeyen bir kalkışmanın sonucunda, Türkiye’ye baskıcı bir yönetimi getirdi ve içte tutuklamalara başladı. Pek tabi ki FTÖ’cüler dediği bu gruba karşı önlem alırken, daha fazla kendisini eleştiren sol veya demokrat kesimlere karşı önlemlere başladı ve onları hemen hapislere doldurdu. OHAL uygulamalarına başladı. Güneydoğu’da bitmez bir savaşı öne sürerek orada da baskılarına başladı, oradaki HDP’li belediye başkanlarını tutuklattı, bu arada HDP’nin milletvekillerini tutuklatarak hapislere doldurdu. Anayasa ve İnsan Haklarına göre norm olan tüm hakları kendince ortadan kaldırdı. Askere yaptığı tutuklamalarla hemen hemen orduyu da sarstı ve şimdiye kadar kendince darbe yapan ordu mensuplarını da elimine etti.

Yani açıkçası Türkiye içinde bir istikrarsızlık ve cebelleşme yaşatırken, bu arada başka ülkelerle de örneğin Yunanistan’la da bir hesaplaşma içinde girdi. Elindeki göçmen kitleleri Avrupa’ya yönlendirdi, Yunanistan ve birçok Balkan ülkeleri içinde istirkrarsızlıklar yarattı. Göçmenler yoluyla gerek Avrupa gerekse Balkan ülkelerinin çoğunda istikrarsızlık ve kaos yaşattı. Göçmenleri hala daha elinde bir kaos pazarlığı , hatta tehdit olarak kullanmakta. Bu arada Rusya ile uçak düşürülmesinden sonra gene ilişkileri  düzenleyeceğim dedi ama görülen o ki, Rusya ile hala daha problemleri devam etmekte. Hala daha ortaya çıkan güvensizlikten dolayı ne turizm ne de ihracat-ithalat işleri sürmekte. Oralarda bile sorunlar oluşmuş. Onu da bırakın şu anda AB ülkelerinden birçoğu ile sorunları var ve evet-hayır referandumu sırasında Almanya, Norveç, Avusturya, Hollanda ve İsveç’le de sorunları olmuş, hala daha bu ükeleri gene tehdit etmekte. Velhasılı kelam Türkiye gün geçmiyor ki bir düşman kazanmasın. Yakındakli komşularıyla bir çatışmaya girmesin. Son zamanlarda Barzani’nin bağımsız devlet ilan etmesi demeçleri karşısında da, gene Irak yönetimiyle bir çatışmaya veya ihtilafa girme tehliklesi var. Suriye topraklarında Türkiye fazla ilerleyemedi. Belli ki YPG ve PYD birlikleriyle de sorunları var ve bunlarla karşı karşıya. Ama PYD ve YPG’nin ABD ve Rusya ile çok iyi dengeci bir siyaseti olduğu için bir türlü bu super güçleri kandırıp iki örgüte karşı savaş verememiş. Her türlü saldırı tehditlerine karşı ise ABD ve Rusya karşısına geçmişler. Suriye toprakları içinde ilerleyebileceği mesafe artık şu anda içinde bulunduğu kuşatılmış saha. Gerçi Tayyip Erdoğan Suriye’de istikrar oluşmadan bu bölgeyi terketmeyeceğim diyor ama daha fazla hareket etmesi demek oradaki ABD ve Rusya güçleri ile de karşı karşıya kalması demek olacak (Tabi ki Esad Yönetimi ile de). Bu arada Suriye Yönetimi de her gün için Türkiye’nin işgal etmiş olduğu bölgeyi bir an önce terketmesini istemekte. Benzer sorunlar şu anda Irak’taki Başika bölgesi ve Irak’la da ortaya çıkmış bulunuyor.

Gözler şu anda artık meclisi feshedip tek adam rejimini getirecek olan referanduma çevrilmiş bulunuyor. Recep Tayyip Erdoğan son zamanlardaki AB ile çatışmasını kullanıp, reyting yapıp, içte oylarını MHP ve BBP gibi sağ milliyetçi çevrelerle yükseltmeye  çalışıyor fakat görünen o ki tek adam rejimine karşı Türkiye’de gün geçtikçe yükselmekte olan bir tepki var. Ekonomik sorunların her gün için ülkeyi zor şartlara sürüklediği, bu şekilde giderse turizmin bu sene iflas edebileceği, tüm Türkiye ekonomisinin bu istikrarsızlıklardan dolayı zor şartlar içinde olacağı, çok daha kötü bir döneme giriyor Türkiye. Demokrasiden nasibini almamış, çoğunlukçu ve de oydaşma denilen başka farklı veya azınlık grupların talep ve haklarını düşünmeyen bu tek adam totaliterizmi ile Türkiye, daha da kötü günlere doğru hızla gitmekte..

16 Nisan referandumu ile çoğunluk evet deyip tek adam rejimine adım atarsa Türkiye’yi çok daha karanlık günler bekleyecek. Sağduyunun hakim olması dileğimizle diyoruz…