Son politik gelişmeler: halk ayaklanması kurumlaştırılmak üzere

Must read

Kuğulu parka çadırlar kuruldu. Artık halkın sesi sürekli değişiklik taleplerini duyurmak üzere kalıcılaştırılıyor. Bir ateş orada yanık olacak.

Eylemcilerin aralarında ayrılık olduğu, siyasilerden korkunun devam ettiği konuşulup durdu. Ancak gene de ortaya sürekli eylem kararı çıktı ve uygulamaya girdi.

Türkiye’nin Kıbrıs’taki dayatması başat eylem konusuydu ve bunu hemen Kıbrıs sorununun çözümü isteği izliyordu. Her ne kadar Türkiye’nin çizdiği çerçeve içinde kalmaya mahkûm olduğunu inkar etmeyen ama görüşmelere karışmadığını iddia edebilen görüşmeciler izlenmemiş ve çıkmazdan belirgin bir şekilde sorumlu tutulmamışsa da çözüm olmadan ana sorunlar çözülmez fikri ortaya serilmişti.

Ardından ana konu olarak özelleştirme Kıbrıslıları işsiz bırakacak, Türkiye sermayesine ülkeyi teslim edecek ve sendikasızlaştıracak diye şiddetle eleştirildi. Ayni zamanda AKP politikası olan dincileştirme de kınandı.

Yerli işbirlikçisi olarak UBP mi yoksa Türkiye mi hedef alınmalı tartışması da sürüp gitti.

Gene de üretici örgütlerinin de dâhil olmasıyla ana noktalar ortaya serildi.

Kıbrıs sorununun çözümüne engel olarak ortaya çıkan nüfus yapısı, yabancı işçi ve işveren ele alındı ama garantörlük ve yabancı askerler gibi konularda ses yeterince duyurulmadı. Bu yüzden Türk kırmızıçizgilerinin çözümü engellemesi eleştiri dışı kaldı. Sözde muhalif partilerin Kıbrıs çıkmazı konusunda eleştiri diye koydukları zavallı bir itiraz oldu. Eroğlu’na hala milli birlik beraberliği muhafaza ediyormuş havası ortada kaldı. Milliyetçilik zehri bazılarına Kıbrıs Türk milliyetçiliği olarak bazılarına da salt Türk milliyetçiliği olarak etki yapmağa devam etti.

 

BM TAKİP ETMEYE BAŞLADI

Alexander Downer Eroğlu’nu ziyaret etti. Bu da BM’nin New York sonrası programını ilerletmeye çalıştığını gösterdi. End Game olmadı. Onları mart sonu Nisan başı bekliyor ve bunu ciddi olarak takip ediyor diye satmaya çalışıyor. Bir habere göre Avrupa Konseyi de uluslararası konferansa destek veriyor. Anlaşılan garantörlerin de toplanmayı kabul etmesiyle mümkün olacak bir konferans boşuna olmayacak, bir sonuç için ciddi baskıları getirecek olduğu için Rum tarafının engellemesi yetmeyecek. Yetecek olsa sadece onu suçlama kapısı açılsın diye garantör İngiltere kullanılmış olacak ki bun razı olmayacak sanılıyor. İngiltere katılacaksa Rum engelini de aşmış olduğunu görmek isteyecek. O zaman da Türkiye elindeki mazereti yitirmiş duruma düşecek ve iyi taraf rolünü oynamakta zorlanacak. Ancak görüşmelerde varılan nokta Rum Kıbrıslıların kabul edebileceği noktayı aşmış bulunuyor. Halka bu varış noktasını kim kabul ettirebilecek? Kıbrıslı Türklerin bile Rumların bunu kabul edebileceğine inancı çok değil.

YKP önerisi olan uzlaşılmış noktalara dayanarak uygulanabilecek bir çerçeve antlaşmasına geçmek bir şans olarak ortadadır. BM’nin tarafları ayrıntıları bir yana bırakarak esas konulara yoğunlaşmaları tavsiyesi kabul edilirse uzlaşılmış bazı noktaları bile bir kenara bırakarak bir çerçevede buluşmak olası olur. Yabancı orduların çekileceği, garantörlük uygulamasının başarısızlığının ilan edilip kuruluş antlaşmalarının ele alınacağının kabulü çıkmazı ortadan kaldırır ve sorunlar iki tarafın eşit siyasi haklarla yer alacağı federal birleşme sağlanıp ona devredilir. Taraflar isterlerse görüşmelere devam eder ve uzlaştıklarında bağımsızlık sağlanır.

 

BİZİM SAĞLIĞIMIZ ÖNEMLİ DEĞİL Mİ? YOKSA MERSİN GÜMRÜĞÜNE SALDIRMA YETER Mİ?

Mersin gümrüğü gene gündeme geldi. İhraç edilen greyfurt ürünü kimyasal zirai maddeler bulunduğu için küspe yapımına bile kullanılamayacağı iddiasıyla geri çevrildi. Bu yıl içinde patateslerde de hastalık saptandığı için geri çevrilmişlerdi.

Patatesin kabul edilmemesi yüzünden gene Mersin limanındaki görevliler ayrımcılıkla suçlanmış ve “Mersin geçilmez” deyimi kullanılmıştı. Bize sadece Mersin kapısını açsınlar başka yardım istemeyiz gibi edebiyat da yapılmıştı ama halka patateste hastalık olmadığını tespit ettik diye devlet laboratuarından açıklama yapılmamıştı. Bakandan da ses çıkmamıştı. Sorgulamamız üzerine inceliyoruz denilmiş ama sonu gelmemişti.

Haydi, Türk tarımı korunmuş oldu ama bize bu patatesleri yedirdiler. Yetmedi şimdi de greyfurt sorunu çıktı. Mersin gene suçlandı. Birileri de greyfurdun AB tarafından incelendiği bilgisini halka sundu. Lakin AB belli zamanda belli yerdeki ürünü denetlemiş ve uygunluk, sağlıklılık raporu vermişti. Lakin bu tür raporlar sürekli elde edilmeli ve tohum ile ürün değiştikçe tekrarlanmalıdır yoksa geçersizdir ve her halükarda gümrükte denetim esastır.

Mersin gümrüğü bizim halk sağlığımız için de bir fırsattır ve onun raporları incelemeye alınmalıdır.

İhraç edip başka bir ülkeye hastalık bulaştırmak kabul edilecek bir şey değildir ve söz konusu hastalık zaten Türkiye’den gelmiştir ama önlenmesi şarttır. Burada da görülmemesi için mücadele devam etmeli ve Mersin’e teşekkür edilmelidir. Sövülmemelidir.

Bu haberler gösteriyor ki halkın şüphesi doğrudur ve hem hastalıklı hem de kimyasal ilaçlardan zehirlenmiş ürünleri bize yedirmekteler ve yetmezmiş gibi Türkiyelilere de satılmaya kalkılmakta, oradan da başka ülkelere geçirmeye çalışılmaktadır.

Türkiye buna izin vermediğini göstermek ve gümrüklerinden sağlıksız ürün geçirmediği kanıtlamak zorundadır ki kendi ihracatı zora girmesin. Gıda ürünleri zamanla yarışılan bir ticaret konusudur. Güven yoksa denetim uzar ve ihracat kaybeder.

Bu bulgular incelemezse bizim sağlığımızın tehdit altında kalmasına izin verilmiş olur.

Devlet bu haberlere karşı sessiz kalıyorsa ihanet içindedir demektir.

 

- Advertisement -

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -

Latest article