Sendikaların 4. Brüksel ziyareti (2)- Yılmaz Parlan

1680

Kıbrıs’dan Brüksele giden misafir Grup ziyaretin 3’cü gününde Akel milletvekili Niyazi Kızılyürek ve sol grubun başkanı Martin Schirdewan ile bir araya geldi. Kızılyürek ‘’Avrupa bizim en büyük müttefikimiz. Avrupalılar bütün kıtayı birleştirme iddiasında olan bir birlik. O zaman adayı da birleştirmek zorunluluğu var ve bunu yapmak zorundalar, hatta daha fazla zaman kaybetmeden’’ dedi. Kızılyürek AB’nin yeni projelerinden olan ERASMUS projesine de atıfta bulundu. Şöyle ki ‘’bütün AB gençliğini bir araya getirme projesidir bu. O zaman Kıbrıslıları da bir araya getirmenin artık zamanı gelmiştir’’ diye devam etti.

‘’Yurttaşların vakti gelmiştir yani sivil toplumun’’

Sol grubu temsilen Martin Schiedewan ise Neo Liberal politikaların çöktüğünün artık aşikar olduğunu, bunun saklanamadığını vurgularken panzehirini de söyledi. ‘’Yurttaşların harekete geçme vakti gelmiştir yani sivil toplumun’’.

Ardından söz alan Şener Hoca burada da farkını ortaya koyarak çarpıcı bir örnek verdi: Kıbrısın kuzeyinde TC’nin mutlak hakimiyetini herkesin görmezden geldiğini, Avrupa Parlemonto binası önünde bulunan Deve Kuşu parkında kuşların başının gömülü olduğunu gördüğünü, deve’nin ingilizce de camel, kuşun ise bird olduğunu söyleyip, ‘’biz ise ne deve ne de kuşuz!’’ yani Kıbrıs sorunu ile ilgilenenlerin deve kuşu politikası güttüklerini vurgulayıp işi esasa getirdi. Hoca ‘’Ülkemizi birleştirene kadar mücadelemiz devam edecektir’’ diyerek sözlerini bitirdiğinde salon bir kez daha alkışlarla yankınlandı…

‘’Çözüme ulaşmak için liderler üzerinde baskının artırılması gerekir’’

İki Toplumlu Sivil İnsiyatif son günde ise en önemli ve verimli görüşmelerini yaptı. Öncelikle Katarzyna Marzec ve ardından da Kıbrıs’tan seçilen Parlamento üyesi Loucas Fourlas ile TC Raportörü Nacho Sanchez Amor bizlere verilen önemi göstermek için toplamda 3 saate yakın zaman ayırdılar. Cankulağı ile dinleyip notlar aldılar ve sorular sorup yüreklerinin bizimle olduğunu, çözüme ulaşmak için ne gerekiyorsa yapılacağından bahsettiler. Aktarılan sorunların en üst makama ulaştırılacağı güvencesini de verdiler. ERASMUS ve CROSS BORDER projelerinde yer alabilmemiz için ne gerekiyorsa yapılması konusunda hemfikir oldular.

Bizi politik olarak çok donanımlı bulduklarını da ifade etmekten geri kalmadılar.

İnsiyatif üyelerinden Christina Valanidou ve Pavlos Lacavou, her toplantıda olduğu gibi burada da çözüme ulaşmak için liderler üzerinde baskının artırılması gerektiğini söylerlerken, Kıbrıslı Türklerin haklarını her platforumda dile getirmeleri görülmeye ve takdire şayandı.

Kapılar milyonlarca insanı bir araya getirip buluşturdu

İşte bu toplantılarda ben de söz alıp Esnaf adına konuştum. Ticaretin öneminden bahsettim ve çözüme ulaşacaksak bunu ticaretle yapabileceğimize dikkat çektim. Öncelikle Avrupalılar Birliğine Derinya geçiş noktasında sağladığı finans ve verdiği siyasi destekten dolayı teşekkür ettim. Kapıların çözüm yolunda önemli bir rol oynadığını, 46 yıldır siyaset erbabının yapamadığını yapıp milyonlarca insanı bir araya getirip buluşturduğunu, ortaya çıkan rakamların çarpıcı olduğunu ve bunun mutlaka irdelenmesi gerektiğini söyledim. Avrupalıların geçmiş tarihine atıfta bulunarak Roma Anlaşması, Erasmus, Maastricht, Tek Pazar, Schengen, Euro para brimi, Doğu Avrupa genişlemesi ve insanhakları ile birlikte herşeyin temelinde ticaret olduğuna vurgu yapıp tam 450 milyon insanın bu sayede bir araya getirldiğini ve bunun tam bir ekonomik başarı hikayesi olduğunu dile getirdim.

Kıbrıs’ta ise siyaset erbabının sürekli ayak sürümesi yüzünden performans açısından ayni başarı gösterilemiyor ve böylelikle de bir önceki başarı hikayesine gölge düşüyordu!

Doğru adımlar atılırsa Avrupalılar Birliğinin başarı hikayesi tekrarlanabilir

Halbuki elimizdeki rakamlar bize çözüm konusunda bir sorun olmadığını, umutlu olmamız gerektiğini, olaya ticari açıdan bakıldığında çok çarpıcı rakamların söz konusu olduğunu, doğru adımlar atıldığı takdirde Avrupalılar Birliğinin daha önce yakaladığı ekonomik başarı hikayesinin tekrarlanabileceğini ve bunun siyasi bir başarıyla da taçlandırılabileceğini gösteriyordu. Doğru adımlar atılırsa bunun Avrupalılar Birliğine yeni güç katacağı ve yarım asırdır çözülmeyen bir sorununun tarihin çöplüğüne atılıp yeni bir başlangıçla yola devam edileceği açıktı.

Bu konuda Kapılardaki rakamlarla ilgili biraz bilgi vermek istiyorum: Derinya kapısından 1 yılda tam bir milyon insan geçti! Tüm kapılardan ise 1 yılda toplam 10 milyon üzerinde bir insan topluluğu geçti! Kapıların açıldığı yıl olan 2003’den bu yana tam 80 milyon karşılıklı gidiş – geliş oldu. Bu rakamlara baktığımızda ortaya iki şeyin çıktığını görüyoruz: Siyasi olarak iki toplumun birbirine düşman olmadığı ve Ekonomik olarak ise çok büyük bir ekonomik fırsatın ortada olduğu, iki toplumun önündeki ticari engeller kaldırıldığı takdirde başdöndürücü ekonomik bir potansiyelin bizi beklediği aşikardır. Yeşil Hat Tüzüğü tekradan gözden geçirilip yeni kapılar açmamız gerektiği ortadadır.

Maraş bir an önce yasal sahiplerine verilmelidir

Olaya sadece ticari olarak bakmamak gerekir. Ülkemizi birleştirme isteğimiz Derinya kapısının açılarak 45 yıl sonra bölünmüş bir kente pencere açmamızla da siyasi amacına ulaşmıştır.

Ne kadar kapı açarsak hedefe de o kadar kolay ulaşacağız. Ticaretin insanları buluşturucu ve itici bir gücü vardır, kuzeyde izole olarak yaşayan insanlar olarak bizlerin muhakkak ve muhakkak Cross Border ile Erasmus projelerine dahil olmamız gereklidir.

Maraş bir an önce yasal sahiplerine verilmelidir, Barış iddiasında isek Kenti yasal sahiplerine iade etmemiz bir zorunluluktur. Yoksa konuşulan herşey havada kalır, biz ise Avrupalılar ailesine katılmak istiyoruz ancak şu anda statümüz sadece seyehat özgürlüğü yani uçmaktan ibarettir. Eğer gerek ticari, gerekse insan haklarından bir bütün olarak faydalanmak istiyorsak Avrupalı olmak istediğimizi de daha yüksek sesle söylemeliyiz.

Türkiye mutlaka Avrupalı değerler ile buluşturulmalıdır

KTÖS Genel Sekreteri Şener Elçil bu toplantılarda da çok önemli şeyler söyledi. Hoca, Erdoğan’ın bire bir Nasyonalistlerin yolunu takip ettiğini söyleyip, onun için loose cannon benzetmesi yaparken KKTC’deki hükümeti de Fransa’da bir zamanlar kurulan Vichy hükümetine benzetti. Türkiye mutlaka Avrupalı değerler ile buluşturulmalıdır, aksi takdirde hem kendi insanının hem de dünyadaki diğer insanların başına bela olmaya devam edecektir. Hoca, Kıbrıs’ta Dinin toplumlar arasında hiçbir zaman sorun olmadığına dikkat çekip, problemin milliyetçilik ve şovenizim olduğuna vurgu yaptıktan sonra; Erdoğan’la şimdi bunlara bir yenisi eklendi, sürekli nüfus taşınarak nüfus yapısı değiştiriliyor ve asimilasyon politikaları doruğa çıkarıldı. 1949 Cenevre anlaşmaları ihlal edildiği gibi Dine inanılmaz yatırımlar yapılıyor, bütün kurumlarda din hakim kılınıyor, paramiliter gruplar çözüme karşı organize ediliyor, Türk parası TL’nin erimesi bizi göçe zorluyor ve biz geçici değil kalıcı çözümler istiyoruz.

‘’Biz kimiz?’’

Kıbrıs kara para aklama merkezine dönüştürüldü, sürekli Casino inşa edildiği gibi 18 üniversite ile diploma fabrikası kuruldu, okullarda Kıbrıslı öğrenci sayısı 3’te bire düştü ve 45 bin askerle birlikte yerleşikler çözüm önünde büyük tehlike arzederek seçim sonuçlarına da etki yapıyor. Tüm bunlar yetmezmiş gibi güneydeki hükümetle de uğraşmak zorunda kalıyoruz diyen Hoca en sonunda da ‘’Biz kimiz?’’ sorusunu sordu… İnsiyatif toplantılarının sonuna gelindiğini düşünürken Otele döndüğümüzde bizi bir sürpriz bekliyordu. İlk gün toplantı yaptığımız Alexis Loeber bizimle bir kez daha görüşmek için gelmişti. Bu da AB yetkililerinin bize verdiği değeri gösteriyordu: iki toplumlu insiyatif AB yetkililerinin ilgisini çekmeyi başarmıştı.

Biz Avrupa Birliğine tarafız, birleşik Kıbrıs’a tarafız, insan haklarına tarafız

Otelin toplantı odasında geç vakit büyükçe bir toplantı daha gerçekleştirildi. Burada Pavlos Maraş prokovasyonuna dikkat çekip Türk yönetiminin kendilerini Maraş açlımı ile provoke ve tehdit ettiklerini, bunu kabul edemeyeceklerini ve Maraşı kullanarak çözümün dinamitlenmek istendiğini söyledi.

Şener Hoca da uzun uzun Kıbrıs ve Kıbrıslılık tarihine atıfta bulundu ve salonda bir heyecan yaratan bu yolculuğa damga vuran son sözleri söyledi. Kıbrısın kuzeyinde 6 örgütün Avrupa tarafından tanındığına ve daha fazla temas kurulması gerektiğine değinip ‘’bizim bir ortak tarihimiz var ama okullarda, okul kitaplarında ortak paylaşılan bir tarihimiz yok! Biz Avrupa Birliğine tarafız, birleşik Kıbrıs’a tarafız, insan haklarına tarafız’’ derken salon bir kez daha alkışlarla yankılandı.

Alexis bizi yeniden Brüksel’de ağırlamaktan mutluluk duyacaklarının altını çizdi ve ilk fırsatta bizimle temasa geçip Brüksel’de bir Panel, bir konferans düzenleyip bizi mutlaka ama mutlaka çağıracaklarını belirtti. İki Toplumlu İnsiyatife buraya kadar geldiği için Komisyon olarak çok teşekkür ederek, bunu taktir ettiklerini söyleyip bize başarılar diledi.

Bu ziyeretle ilgili son sözlerimi söylemek gerekirse AB İki Toplumlu İnsiyatifin mesajını almakla kalmadı bunun farkında olduklarını da açıkça hissettirdi ‘’Size yardımcı olacağız, yeter ki sivil toplum olarak ses vermeye devam edin’’ şeklinde de son mesajı verdi…