Sendikaların 4. Brüksel ziyareti ( 1 )- Yılmaz Parlan

813

Siyasetçi gereğini yapmayınca sendikalar yine yollara düştü. Emir komuta zinciri içerisinde maaşları onlar alıyor ama işin siyasi gereğini sivil toplum örgütleri yerine getiriyor! İnsan sormadan edemiyor: O zaman niye adaysın kardeşim? Neden yüce Meclisi işgal ediyor niye diğer makamlara da aday oluyorsun, kime çalışıp kime hizmet ediyorsun? Ülkedeki en büyük anomali nedir derseniz, siyaset erbabının ev ödevlerini yerine getirmeyişi ve sivil toplumun binbir zorlukla onların yapmak istemediğini yapmaya çalışması derim!

Gücü güçle dengeleme politkası

Sendikaların Brüksel ve Londra’ya yaptığı tüm ziyaretleri takip eden bir kişiyim. Sendikaların güç merkezlerine yaptığı bu ziyaret doğru bir stratejidir; çünkü demokrasinin olmadığı yerlerde köşe başları tutulduğundan kimse sesinizi duymaz ve bir şeyi başarma şansınız da pek yoktur.

Buna literatürde gücü güçle dengeleme politikası diyorlar. Rejimin bundan rahatsız olduğundan hiç şüpheniz olmasın. Aslında bunu yapması gereken Meclisteki siyasi partilerdir ama onlar rejimle kolkola girmeyi tercih edip rejimin onlara sunduğu rant fırsatını paylaşma kavgasını seçtiklerinden toplumu savunmak her zaman olduğu gibi yine sendikalar ve sivil toplum örgütlerine kalır. Diyeceğim o ki; tümüne de yazıklar olsun!

Hava da dram yaşandı

İki Toplumlu İnsiyatif grubunun Brüksel’e varma çabası biraz zorlu geçti. Atina sonrasında Brüksel’e doğru havalanan uçağımız inişe doğru çok büyük bir tehlike atlattı. Havada şiddetli fırtına olduğundan sağa sola bir kağıt gibi savrulan uçak, pisti 3 kez pass geçti ve inemedi. Pilotumuz dördüncü denemede başarılı oldu ama yaşanan dram büyüktü, şöyle ki; ‘’İsa’sına, Musa’sına, Muhammedine çağıranlar, baygınlık geçirenler, şiddetli sarsıntıdan midesindeki çıkaranlar oldu. Bunları niye yazıyorum; herkesin bu özgürlük mücadelesinin nasıl ve ne kadar zorluklar içerisinde verildiğini bilmesini istiyorum. Siz evinizde sıcacık yatağınızda yatırken, bu insanlar binlerce kilometre ötede ailelerinden uzakta hayatlarını da bu riske atarak bu kavgayı veriyor. Üstüne kendi vatanlarında hain ilan edilip rejim tarafından da hedef gösteriliyor.

Bu yüzden işini yapmayıp ama okkayınan maaş alan siyaset erbabına yazıklar olsun diyorum…

Avrupa kıtasında Avrupalılar Birliğine destek %92

Arupalılar Birliği, 27 ülkeden 450 milyonluk bir kitleye hitap ediyor, onların günlük sorunlarını çözmeye çalışıyor, yaşam kalitesinin yükselmesi için sürekli projeler üretip büyük paralar harcıyor. Herşey insan için. AB’nin siyaset erbabı bizim siyasetçiler gibi yan gelip yatmıyor, bizimkiler gibi hamaset yapmıyor düşünce üretiyor, projeler yapıyor bunlar için de inanılmaz bir çaba harcıyor.

1957’ de Roma anlaşmasıyla kurulan birlik 1987’de Erosmos, 1992’de Maasricht, 1993’de Tek Pazar, 1995’de Shengen, 2002’de Euro ortak para brimi, 2004’de Doğu Avrupa genişlemesi, 2012’de Nobel Barış ödülü ile taçlandırıldı. İngiltere, birlikten ayırlmasına rağmen yoluna emin adımlarla devam ediyor ve hem de büyük bir popülarite ile. Şöyle ki; Avrupa kıtasında Avrupalılar Birliğine destek %92! Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki; düşünce üreten bu kuruluşun bu birliğin dağılmasını kimse beklemesin. Yeni bir Avrupa, daha güçlü bir Avrupa mümkün. Yani gelişir ama dağılmaz!

Kıbrısın kuzeyinde İslamist bir yapı kuruldu

İki Toplumlu İnsiyatif ‘te renkli simalar var. Christina Valanidou ve Pavlos Lacavou,

Kuzeyden duayen yazar Bekir Azgın ve Basın Sen’den Ali Kişmir ve ismini buraya yazamadıklarım hepsi de çok değerli insanlar.

Brüksel’de göze çarpan ilk şey Avrupa’da daha önce görmediğimiz yoğun bir güvenlik halkası mevcut. Belli ki yapılan saldırılardan bayağı etkilenmişler.

İnsiyatif yoğun bir gündemle Komisyon binasına vardı. Sırasıyla Stephen Davis, Tobia King, Türkiye’ye genişlemeden sorumlu Alexis loeber’i gördü. AB yetkilileri sırasıyla Avrupalılar değerlerine vurgu yaparken Sendikalar, Sivil toplum kuruluşlarımız Kıbrısın kuzeyinde yaşanan drama dikkat çekmek yoğun bir çaba harcadı. Her zaman olduğu gibi Öğretmen Sendikaları farkını ortaya kondu.

İlk sözü KTOEÖS Başkanı Selma Eylem aldı. Kıbrısın kuzeyindeki çarpıklıklara dikkat çeken sendika yetkilisi kendilerinin AB değerlerini ihlal etmediğini ama AB’nin kendi haklarını sürekli ihlal ettiğini savundu. Kendilerinin de bir AB vatandaşı olarak bu haklardan yararlanmak istediklerini, yararlanamadıklarını ifade edip AB fonlarına ulaşamadıklarını, Kıbrısın kuzeyinde İslamist bir yapı kurulduğunu belirtti. Devamında da,Yüzlerce yeni Cami yapılırken yeni okulların açılmadığını, etrafın başı bağlı insanlarla dolduğunu, sınıflarda imkansızlıklar içerisinde uğraşırken sürekli taşınan yeni nüfusla doluluk sorunu yaşandığını, bir diktatör yüzünden bütün bu sıkıntılara sebebiyet verildiğini, AB’nin Suriyedeki Göçmen politikalarına gösterdiği hassasiyeti Kıbrıslılara göstermediğini söyleyip eleştirdi.

Yani AB siyah ve beyazdan ibaret değil

Ardından söz alan KTÖS Genel Sekreteri Şener Elçil Kıbrısın kuzeyindeki anomalilere bir bir dikkat çekerken, gelen yardımların çoğunun amacına ulaşmayıp dolaylı olarak statükonun yönlendirmesi ile yerleşiklere gittiğini, Kıbrıslıların bundan faydalanamayıp AB fonlarının statükoyu beslediğine vurgu yaptı. Hoca, Kıbrıs’ın kuzeyinde statükodan kurtulmadığımız sürece ‘’Bu sorunların hiçbirisi bitmeyecek’’ dediğinde salon alkışlarla yankılandı. Öğretmen Sendikaları farkını ortaya koymaya ve AB’nin politikalarını sorgulamaya cesurca devam etti.

AB yetkililerinin yaşanan bütün sorunların farkında olduklarının altını net bir biçimde ifade etmesi gözlerden kaçmadı. Bir katılımcının ‘’Bu kadar hak ihlali yapan bir ülkenin neden Gümrük Birliğinden kovulmadığını’’ sorması üzerine TC ve Kıbrıs’dan sorumlu AB yetkilisi ‘’Avrupalı üreticileri de düşünmemiz gerekir’’ diye yanıtlayarak herşeyi özetledi. Yani AB siyah ve beyazdan ibaret değildir. Birçok tonu vardır, ancak bizim için ise dünya ya herrü ya merrüden ibarettir!

AB yetkilileri yapılan ziyarete verdiği önemi göstermek için İki Toplumlu İnsiyatif onuruna bir öğlen yemeği verip, Komisyonda Bakanlık görevinde bulunan iki yetkili ile katılarak bizleri onore etti.

Bir dram ve kaybedilen yıllar

Sendikalar yemekte de ısrarla söz alıp, Yeşil Hat Tüzüğü’nün değil, AB muktesabatının kuzeyde de tamamen uygulanmasını, kendimizi Avrupalılar camiası içinde görmek istediğimizi ifade edip eleştirilerine en sert biçimde devam etti. Statükonun mutlaka sonlanması gerektiğini, sonlanmadığı takdirde de kendi sonlarının geleceğini en yalın biçimde dile getirdi. Evet, artık kimse bu ucube yapının içinde daha fazla beklemek istemiyor 45 yılın çok uzun bir zaman dilimi olduğunu söylerken, bir katılımcı tanınmış simalardan Bekir Azgın kendini şöyle ifade etti ‘’Çocuktum babam 58 yaşında vefat ettiğinde. Onun çok yaşlı olduğunu düşünüyordum. Şimdi ben büyüyüp yaşımı aldım, 76 yaşındayım ve sorun hala devam ediyor, daha ne kadar bekleyeciğiz? ’’. Bir dram ve kaybedilen yıllar en gerçekçi ve acı biçimde ancak böyle özetlenebilir. AB yetkililerinin artık birşeyler yapması elzemdir ve mesaj da alınmıştır! Avrupalılar Birliğinin önümüzdeki dönemde daha aktif rol alacağından kimsenin şüphesi olmasın!

Toplantılar yemek sonrasında da yoğun şekilde devam etti. Toplantılarda Kıbrısın temsil edildiği ama Kıbrıslı Türklerin bu temsileyette temsil edilmediği açıkça ortaya çıktı. İki Toplumlu İnsiyatif buna çok büyük bir tepki gösterdi. İnsiyatifin iki Rum üyesi; Christina Valanidou ve Pavlos Lacavou, Kıbrıslı Türklerin raporlarda ve projelerde yer almamasına büyük tepki gösterip Kıbrıslı Türklerin haklarını takdire şayan bir tavırla savundu. Bu da iki toplumun samimi davranırsalar birlikte neler yapabileceğini çok iyi gösterdi.

TC politikaları dolaylı olarak AB tarafından fonlanıyor

KTÖS Genel Sekreteri Şener Elçil inanılmaz enerjisiyle girdiği her toplantıda bıkmadan usanmadan statükonun yüzünü AB yetkililerine en çarpıcı biçimde örnekler vererek anlattı. Bir örnek gelinen son noktayı en açık biçimde gösteriyordu. Hoca ‘’AB’nin artık genişlemediğini ama TC’nin gerek Türkiye’ de gerekse Kıbrıs’ta Polis gücünün sürekli genişlediğini, 10’ncu maddeyi kullanarak Polisi vatandaşa karşı etkin bir şekilde kullandığını, Türkiye’de 70 bin öğrencinin tutuklu bulunduğunu, insan haklarının yerlerde süründüğünü, 1949 Cenevre anlaşmasına rağmen Kıbrısın kuzeyine durmaksızın nüfus taşımaya devam ettiğini fakat AB’nin bunu görmezden geldiğini, çünkü Türkiye’yi Ortadoğudaki göçmen sorununda bir bekçi gibi kullandığını söyleyerek oldukça dikkat çekti.

Öğretmen Sendikalarının en çok üzerinde durdukları konu ise TC politikalarının dolaylı olarak AB tarafından fonlanıyor iddiasıydı! Örneğin bir Kıbrıslı öğrenci AB burs fonlarına ulaşamazken, her nasılsa yerleşik nüfus ulaşabiliyor ve bu da AB’nin amaca hizmet etmediğini gösteriyordu.

Dahası okullarda Kıbrıslıların değil yabancıların okuduğunu ve toplumun devşirilmesi için 400 misyonerin görev aldığını söylüyorlardı. Toplantılar çok çetin geçiyor, zaman zaman şiddetli tartışmalar oluyor, AB yetkilileri zor anlar yaşıyordu. Şener Hoca, Türkiye’deki hükümet ve muhalefet tarafından sürekli saldırıya uğradıklarına dikkat çekip ‘’Biz AB tarafındayız, statükonun tarafında değiliz ve yeni bağlantılar kurmalıyız’’ derken AB Komisyon kabine üyesi Katherine Heid ‘’İngiltere’nin boşalttığı koltuklardan Kıbrıs’a verilmesi düşünülen extra 1 vekil bunu sağlayabilir’’ dedi.

Cross Border ve Erasmus projeleri Kıbrıs sorununu çözmeye aday

Katherine Heid çok önemli başka şeyler de söyledi. Cross Border ve Erasmus projelerinin Kıbrıs’ta mutlaka uygulanması gereken projeler olduğunun altını çizdi…

‘’Örneğin sınırın iki ayrı noktasına Hastane veya Okul yapılması yerine, sınır noktasında her iki ülkenin faydalanacağı bir Hastane yapılması, hem ekonomik akla uygun olur hem de her iki ülkenin vatandaşlarını bir araya getirir’’ dedi. Böyle çalışıyor işte Avrupalılar Birliği.

Biz ise herşeyi geliştirmek yerine sürekli engellemek için politikalar geliştiriyoruz.

 

Devam edecek