İdeolojik ve algılarla tarihleşen günümüzden – Özkan Yıkıcı

Must read

Çok çeşitli gelişmelerin içinden geçiyoruz. Bazen konuşarak, bazen de duymak dahi istemeden konular akıp geçiyor. Gözlem yapmak isteyince de; resmen banbaşka dünyanın içinde kendimizi buluruz. Yaşanan gelişmelerin neden sonuç bağlamı ile kurgulanan güncel gündemleşme paradoksunda sıkışıp kalırız. Öyle ki: bazı canalıcı konularda resmen ezberletilip savunulan düşüncenin yanlışının kanıtlanmasına rağmen, yine de ayni yanlışı “dokunulmaz” olarak savunulduğuna tanık olmaktayız. Öylesine oluşan algılar idolojikleşti ki; bunların yanlışının belgelerle ısbatlanmasına karşın; hala ayni yanlışı “kutsal” olgu gibi tekrarlama dönemini yaşamaya mahkum oluyoruz. Fikirin bilgisizce savunulduğu, bilgiye rağmen ezber fikrin değiştirilemediğini görüyoruz. Öylesine algılar yaratıldı ki; dokunulmazlığı telikeli, yanlışını vurgulamak tehdit almaya dek uzanan sonuçlar la karşılaşma doğalığı oluşturuldu. Algılar ve idoloji yapılanıp toplumsal içeleşme dönemine geldiği için; gerçeklerin bu içeleşmeyi kırması da oldukça güç olmaktadır. Yeri geldiğinde tabulaştırılan, yeri geldiğinde konuşturulmayarak belekten sildirtme sonucu; kurgulatılıp idolojikleştirilen birçok algı artık salt resmi yönetim düşüncesi değil; toplumsal kültürleşme içeleşmesine dek varan yapısal kuram haline gelinir. Sanırım Kıbrıs algısı veya son Yunanistan dönemi ile iyice AB ölçekli bakışlar, bunun en somut örneklemleri olarak heran karşımıza gelecek konulardır. Öylesi bir sığ ama otoriter ırkçı Kıbrıs algısı ile geleceğin tabusal iyiliği AB algısı oluştu ki; güncel yakacak gerçekler dahi bunu değiştirmeye gücü yetmemektedir.

Gerek Türkiye gerek se Kıbrıs da öylesine algılar oluşup idolojikleşti ki; sadece geçmiş veya günümüzü değil; geleceğin hedeflerini de esir alan aşamaya geldi. Konuşturulmayan ve bilgiler yerine algı umutlarla beslenen koşullar sonucu; ne doğrudürüs Kıbrıs konusu ne de AB gerçeklikleri tam yerinde bilinerek tartışılma şansı kaldı. Daha vahimi: Kıbrıs konusu sığ ama otoriter “milliyetcilik” kısgacında ırkçılıkla bezenip tabusalaştırılıp konuşturulamayacak gerçeklerle yapılanırken; AB yapısı da “mükemel demokratik proje” oalrak insanlara geleceğin hedefi olarak sunuldu. Böylesi sığlaştırma ve tabusal algı idolojikleştirme sonucu; günümüzde ne Kıbrıs sorunu tam konuşulma şansı olunuyor, nede AB içi gelişmelerin kendi özleri ile tartışılma yolu açılma olasılığı oluşabilmektedir. Son Yunanistan krizi ile Kıbrıs sorununda hem tarihi yıldöümleri ile gelecek arayışlarının birlikte olduğu zamanda; istedim ki bazı bilgilerle kimileri bu “tatlı rüyadan” gerçeklere uyandırma hamlesi yapma tetiklemem oluştu. Bakalım kiminin bilip onutuğu, kiminin çizilen resmi çenberin dışında çıkamadığı için anlamadığı ve kiminin de bilip unutup bağlantı kuramadığı bu yanlış algıların tutsaklık idolojisinin birkaç yaşanmışı nedir.

Geçen yazımda Kıbrısda darbe yıldönümü ile yaklaşımlardaki eksiklikelri şöylesine yazdım. Özelikle konuyu sorgulama yerine hep belekten sildirtip ya hiçeleşme veya istenilen yapısal idoloji ile algılama tehlikesini, darbe olayı ile oluşan resmi gelişim çizgileri ışığında; imkanlar oranında yorumladım. Özelikle eyer ders alınmak istenir ise; bilmek ve ona göre değerlendirmek yapmanın önemini, öğretilen yanlışlarla doğru belgeleri kısaca yorumladım. Bu yazımda özelikle 20 Temuz 74 süreci ile ardından AB algısına kısa bir değinme yapacam….

Kıbrıs sorunu resmi idolojik algıarla kendine has yaratılan toplumsal içeleşmelerle örülürken; birçok tarihi olay da hep eksik brakılıp, kimi boşlukları da yanlış algılarla doldurtulmaktadır. Öyle ki: 20 Temuz Türkiye müdahalesini Uluslar arası anlaşmalara göre anlatmaya çalışılıp, garantörlükle bağdaştırılrıken; nedense keskin tü yalan hep sırıtmasına rağmen; kimse bunları çıkar ve korku adına seslendirmek istemiyor. Özelikle garantörlüğün türk toplumu veya işkal olgularının olmadığı bir gerçekliği; kimse ele vermiyor. Garantörlük olayında İngiliz üstleri ve Kıbrıs anlaşmasına bağlı olarak Kıbrıs Cumhuriyetinin toprak bütünlüğü koruma adına konuldu. Oysa 20 Temuz 74 olayı, resmen Kıbrısın kuzeyi fiylen işkal edilerek cumhurieyt toprak bütünlüğü değil; taksim tezine oynandı ve peşinden ilhaklı adımlar da atıldı.

Pek konuşulmayan ikinci olgu ise; Türkiye meclisi ilgili tarihte aldığı karar ile Savaş ilanı yaparak olayın garantörlükle falan anlamı olmadığının da belgesi mevcutdur. 20 Temuz 1974 tarihli gizli oturum kararlarında bu olay gerçekleşti. Fakat buda görmezlikten gelinerek “garantörlük adına” konu probaganda algı operasyonuna konuldu. Pratik zaten olayın özünü ortaya onca yıldır yaşatarak zaten koydu. Fakat Kıbrıs ve Türkiyede kamuoyu resmi idolojik kısgacından çıkamadığı için; söylenen tüm yanlışları kendi resmi görüşü gibi savunmaya devam ediyor…

İsterseniz müdahale günlerinin kısa özetini de tekrar yazalım: geçen yazımda 15 Temuz darbesi üzerine epey bakış yorumu yaptım. Darbe sonrası ilk günelrde Makariyos olayı ve Kliridisin başkanlığı ret etme tavır dışında işlerde pek anormalikler yoktu. 16 Temuz günü gerek Denktaş, gerekse Türkiye yetkilileri yaptıkları açıklamalr la: “Kıbrısda olanlar Rumların içişlerini ilgilendirir” demeçlerini Lefkoşadan B.M. merkezine dek varan şehirlerde tekrarladılar! İnanmayan 17 Temuz 74 tarihli gazeteler arşivlerini karıştırabilir! Fakat işi bozan 17 Temuz öğledensonra ABD Ankara elçisinin Eceviti ziyaret etmesi ile gelişti! Ecevit görüşme sonrası hemen ingiltereye 18 Temuz uçup; İngiltere başbakanı Kalahan ile görüştü. Kıbrısa birlikte müdahaleyi önerdi. Herkes anımsar ki “eyer belek kaybı olmadıy sa” İngiliz yetkililer Ecevite kendi başına müdahale etmesini söylediler!

Pek araştırmacıların söylemediği başka bir gelişme de şu: ABD dışişleri bakan yardımcısı Sisgo da Ankarada adeta karahgah kurdu. Arada atinayı da saatlik ziyaret ediyordu! Bu gelişmeler zaten Türkiyenin müdahale edeceğini kanıtlamaya yetiyordu. Ayrıca Can Dündarın KOnturgerila belegeseelinde de Kıbrıs olaylarından önce, TC Genelkurmay başkanının Özelharp dayresine fazla ödenek talebinde bulunup aldığı da belgelendi. Bunun Kıbrıs amaçlı olduğu da net.

Türkiye Çıkarmalarındaki Yunan belgelerine göre de: gerek Kıbrıs rum gerek se Yunan yetkililerin oluşan gelişmelerle alakalı ABD temaslarında kendielrinin hep kandırıldığı bilgielri de bolca vardır. Bazı son hamlelerde hareketi “Nato tatbikatı” olarak bilgilendirildikleri* Müdahale halinde Türk askerinin Selanik kapılarına dayanacağı gibi ABD yanıtları da vardır. Sonuçta Sisgo ankarada ve onaylı müdahale 20 Temuzda yapıldı.. ilgili Vikilieaks belgelerinde son yılarda yeniden özet olarak yayınlandı. Hareket sonrası ise oluşan boşlukta Kisincırın Ecevite “Şimdi tam sırası* Kıbrısda Makariyos da yokken; aldığınız fazla topraklardan çekilip, Kıbrıs federasyonunu kurma olanağı mevcutdur” denildi! Ecevit ise: Kıbrıs sarhoşluğu ile girilecek erken seçim sonucu tek başına iktidar olup sonradan ilgili gelişmeyi gerçekleştirme hesabını söyledi. Tabi bu kartın tutmadığı da malum….

Gelelimm 78 yılına: ozaman adı AET şimdi ise genişletilmiş kimliği ile AB yetkilileri 4  ülkede yoğun temaslar yapıyordu. 2  ülke Türkiye ve Yunanistan dı! Öneriler malum: Türkiye, ispanya, Portekiz ve Yunanistan yeni Avrupa projelerine katırılmak istenilmekteydi. Bu ülkelere Neoliebral geçişi darbelerle mi yoksa Avrupa kontrolunda ki soruyu sordular. Türkiye baştan bunu ret etti. Zaten bu olay la 12 Eylül darbesi yolu da netleşti. Yunanistan ve öteki ülkelerde kuşkular var dı! Ancak özelikle askeri darbe korkusu ve sorunları Avrupa ile aşma ikileminde sonuçta yaşanan çalkantılar la birlikte Avrupaya üye olma seçkisi tercih edildi. Yunanistan ve daha sonra Kıbrıs için de AB algısı bir anlamda güvenlik konusu da temel rol oynadı. Çünkü özelikle Yunanistan Natodan istediği desteği bulamama biryana; resmen ilgili tarihte kandırılmanın da verdiği tepkiler yoğun olarak tartışılıyordu!

Nitekim Yunanistan seksenelrde üeye olurken; ekonomisi dibe vurdurtularak üretimden kopartılılarak yeniden dizayin edildi. Bunları pek anımsayan yok. Yine Kıbrıs AB üyelğini Kıbrıs sorununun çözümü ve Türkiyeye karşı olan korkusu nedeni ile sığınma yeri olarak gördü. Bu tartışmaları anımsayın ve Kıbrıs cumhurieytinin ekonomik gücünü de aklınıza getirin…

Son bir belge: AB URO geçerken başta Alman sosyalist kesimler şu eleştiriyi yapıyorlardı: URO tek başına kurumsalaşacak bir olgu olamaz. Ekonomiler arası dengesiz eşitsiz bir yapı vardır. Bu güçlü ekonomilere yararken; küçük ekonomilere olumsuz etki yapacaktır. Ayrıca sadece para ile bu iş olmaz! Ayrıca anaysadan insani haklara varan başka ortak belgelerle yapısal bütünlük sağlanarak, insanların da hakları korunması şart denildi. Fakat sermaye ısrarla URO üzerine yoğunlaştı ve Yunanistanın yanlış eksik istatisliklerine rağmen URO sokuldu. Daha ilk uRo girişi ile güney Avrupa ülkeleri Y.35 kayıpla sürece başladılar. Buda unuturuldu.

Yukardakilere daha birçok bilgi verme olanağım vardır. Fakat nedense AB projesinin kapitalist özü ve ta baştan Çelik birliği sermaye planı olduğu hep yok saydırtıldı. Yaratılan Ab algısı ve Kıbrıs sorunu adeta kendinden başka sonuçara hizmet etmeye devam ediyor. Şimdi sanki Yunanistanda olanları yazmak la AB karşıtı olma korkusu hep kafalarda yerleşti. Ab doğrusu algıyla ters olma ikilemi bu nedenle hep bilinmezliğe ertelendi. Tıpkı Kıbrısda olanları Milli zırhla örtme düşüncesi gibi!

- Advertisement -spot_img

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -spot_img

Latest article