Hikmet Kıvılcımlı’nın anısına -4- Ulus Irkad

Must read

Demir Küçükaydın, “Tarihin, Marksizm’in ve Kıvılcımlı’nın Kayıp Halkası: Komün”Birinci Bölüm”: Marksizmin Krizi ve İlerleyen Tek Yönlü Tarih Anlayışı-Marksizmin Yenilenmesi Gereği” başlıklı makalesinde de Dr Kıvılcımlı için şunları yazıyor:

“Sartre’ın dediği gibi, “Marksizm çağımızın entelektüel ufku” olmaya devam etmektedir. Onu ret çabalarının hepsi ondan geriye düşmekle sonuçlanmaktadır. Ama bu Marksizmin değişmesi ve gelişmesi gereğini ortadan kaldırmamaktadır, aksine buna olan ihtiyaç her zamankinden fazladır.

Ama Marksizmin gelişmesinden ne anlamak gerekiyor? Çünkü aklı başında hiç kimse ilke düzeyinde böyle bir gelişme ve yenilenmenin gereğini inkâr etmiyor.

Marksizmin gelişmesi, her şeyden önce, onun, aydınlanmanın ilerlemeci ve tek yönlü tarih anlayışından, aydınlanmanın kalıntılarından kurtulması ve arınması demektir. Marksizm, Mongolfiye kardeşlerin balonu gibi, aydınlanmanın safralarından kurtulduğu ölçüde yükselebilir ve çağımızın sorunlarına daha derin ve tutarlı cevaplar verebilir.

Bu gün bütün sosyalist harekete egemen, ilerlemeci ve açık uçlu olmayan bir tarih anlayışıyla, Marksizmin bu günkü krizi arasında derin bir ilişki bulunmaktadır. Marksizm aydınlanmanın safralarından arınmayı, radikalleşmeyi ve çağımızın sorunlarına bir cevap vermeyi, bu ilerlemeci ve tek yönlü tarih anlayışından kurtulduğu ölçüde başarabilir.

Ve tam da bu noktada Kıvılcımlı’nın bu yenileme için hayati önemi, bu yenilemenin diğer kaynaklarıyla akrabalığı ve bunları birleştirebilecek kayıp bir halka olduğu ortaya çıkar.

Çünkü aydınlanmanın ilerlemeci ve tek yönlü tarih anlayışından uzaklaşmak, radikalleşmek demek; aynı zamanda Marksizmin ilerlemeci olmayan ve açık uçlu bir tarih ve zaman kavramına dönüşü demektir. Bu Marksizmin ütopyacı boyutunun yeniden canlanması demektir; bir uygarlık projesi olarak ortaya çıkması demektir; romantik boyutunun ve kaynaklarının ortaya çıkması demektir; Avrupa merkezcilikten kurtulması demektir.

Ama bütün bu sorunların hepsinde Kıvılcımlı’nın o hiç değer verilmeyen ya da bir fantezi olarak görülen görüşleri, birdenbire hayati bir önem kazanır”.

Demir Küçükaydın Dr Hikmet Kıvılcımlı’yı Marksist çerçeve içerisinde eleştirmektedir de:

“Burada hemen şunu belirtelim ki, Kıvılcımlı gibi önemli bir teorisyeni eleştirmek, VP taraftarı kimi unsurlarını böyle bir evrimi söz konusu olmasaydı bile, Devrimci Marksistlerin en acil görevlerinden biridir. Devrimci Marksizm propagandası yapan kini yayın organlarının VP’deki gelişmeler olana dek ve olduktan sonra Kıvılcımlı’yı eleştirme görevini yapmamış olmaları, henüz, bir hareketin değerini onun taraftarlarının sayısıyla ölçme, dolayısıyla olayların kuyruğundan gitme eğilimlerinden kendilerini yeterince kurtaramadıklarını gösterir.

Devrimci Marksizm bugün Türkiye’ de güçsüzdür. Tabii nicel olarak. Ve bir hareketin değerini onun taraftarlarının sayısıyla ölçme yargısından kurtulamamış devrimci hareketler, sırf bu nedenle Devrimci Marksizm’le teorik bir hesaplaşmaya girmiyorlar. Devrimci Marksizm’in platformunu benimsemiş yayınlar bu durumdan, kaale alınmamaktan şikayetçiydi. Ama kendileri aynı kriterlerle Türkiye devrimci hareketinin yetiştirdiği en büyük teorisyene yaklaştıkları için, hiç de şikayetçi olmaya hakları yoktur.

Denebilir ki, Sosyalist gazetesi bu konuda Devrimci Marksizm’in platformunu benimseyenlerden çok daha başarılı bir sınav vermiştir. Devrimci Marksizm’in gücünü hiç önemsemeden sırf teorik değerinden dolayı ona eleştiriler yöneltmişlerdir. Ve eleştirirken de Devrimci Marksizm’i kabul. etme noktasına varmışlardır.

Ancak, eski görüşlerinde ısrar eden doktorcular için aynı şey söylenemez. Bildiğimiz kadarıyla doktorcular da eleştirilmemekten yakınırlardı. Ama şimdi, onların, Devrimci Marksistlerin eleştirileri karşısında hiç ses çıkarmadıklarını görüyoruz. Yoksa verecek cevap mı bulamıyorlar?

Biz bu yazı çerçevesinde Devrimci Marksizm açısından Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın kimi temel yanılgılarını eleştirerek gecikmiş bir görevi taslak halinde de olsa yerine getirmeye çalışacağız. Bakalım doktorcular bu eleştiriye ne cevap verecekler? Eğer yayınlama olanakları yoksa onların cevaplarına da sayfalarımızda yer verebileceğimizi burada belirtelim.

Doktor Hikmet Kıvılcımlı, çağımıza ilişkin bütün teorik ve politik sorunlarda ileride görüleceği üzere Stalinci bir çizgide yer almıştır. Ancak, Dr. Hikmet Kıvılcımlı, Stalinistler arasında dünyada bir benzeri bulunmayan bir istisnadır. Kıvılcımlı Marksizm’in eleştirel ruhuna olabildiğince sadık kalmaya çalışmıştır. Kıvılcımlı’nın bu anlayışla yaptığı tarihsel araştırmalar, kanımızca Marksizm Leninizm’in teorik hazinesine bir katkıdır. Devrimci Marksizm, Kıvılcımlı’nın bu olumlu yanının tek meşru mirasçısıdır.

Denebilir ki, Kıvılcımlı’ da devrimci ve eleştirel öz, Stalinist bir kabuk içindedir. Öz er veya geç o kabuğu çatlatacaktır. Ne yazık ki bu çatlatmayı, kendini boğan kabuktan kurtulmayı Kıvılcımlı’nın bizzat kendisi başaramadı. Ömrü yetmedi, biyolojik hayatın yasaları hükümlerini insanların teorik evrimlerine görev vermiyor. Kıvılcımlı’nın ölümü nedeniyle başaramadığı bu işi, Kıvılcımlı’nın kimi VP’li taraftarları başarabildi.

Hegel’in idealist kabuğunu kırıp, diyalektik özünü alan Marks-Engels nasıl Hegel’in tek güçlü mirasçısı olmuşsa; Kıvılcımlı’nın Stalinist kabuğunu kırıp, devrimci eleştirel yanını koruyup geliştirmeye çalışan Devrimci Marksistler de O’nun tek güçlü mirasçısı olacaklardır.

Bu yazıda özellikle Stalinci kabuk eleştiri konusu olacaktır.

* * *

Bütün büyük devrimciler gelecekteki devrimlere önceki devrimlerin sonuçları ışığında bakarlar. Ama her yeni devrimin ortaya daha önce öngörülemeyen yeni birtakım öğeler koyduğu için gelecek devrime ilişkin öngörüler daima belli bir yanılma payı taşırlar. Bu yanılgıları abartmak gereksizdir. Gerçek devrimci odur ki, yaşadığı devrim süreci içinde yeni olanı ve yanılgısını görüp konumunu düzeltir, skolastik klişelere bağlı kalmaz. Hayatın yeşil yolundan yürür, soluk renkli teoriye körü körüne bağlanmaz.

Marks-Engels 1848’e 1789’un ışığından bakıyordular. Daha sonra bunun ne gibi yanılgılara yol açtığını bizzat Marks-Engels göstermişlerdir. Lenin Rus devrimine 1848 Alman devriminin ışığında bakıyordu. Bu tarihsel ışığın yol açtığı yanılgıyı bizzat Lenin daha 1917 başlarında görmüş, Nisan Tezleri ile konumunu değiştirmiştir.

Kıvılcımlı da Türkiye devrimine hep Ekim devriminin ışığından baktı; en azından bakmaya çalıştı. Buraya kadar Marks-Engels ve Lenin’e benzer. Ancak bundan sonra ayrılık başlar.

Marks-Engels 1789’un, Lenin 1848′ in ışığını o devrimlerin deneylerinin doğru bir değerlendirmesinden alıyorlardı. Işık, herhangi bir kırınıma uğramadan, yanılsamalara yol açmadan doğrudan doğru ya önlerindeki devrimi aydınlatıyordu.

Kıvılcımlı’ da ise, Ekim devriminin ışığı Stalin’in prizmasında kırılmıştır. Yani Kıvılcımlı Ekim devrimini, bütün Stalinistler gibi, doğru değerlendirememiştir. Anlamadığı neydi?

Marks-Engels sosyalist devrimi, üretici güçlerin en çok geliştiği, kapitalist üretim ilişkileriyle en çok çeliştiği Batı Avrupa gibi gelişmiş ülkelerde bekliyorlardı. 1917 ye kadar Rus devrimcileri de aynı düşüncedeydi. Rus Marksistleri, Rusya’nın önündeki devrimin demokratik bir devrim olduğunu kabullenmişlerdi. Rusya da Batı Avrupa’dan bağımsız bir sosyalist devrimi hayal bile etmiyorlardı.

Bu Lenin’in 1917 ye kadar yazdığı bütün eserlerinde görülür. Ama Lenin gerçek bir Enternasyonalist olduğundan, Rus devrimini bir dünya devrimi kavrayışı içinde değerlendiriyordu. Rusya’da bir demokratik devrim, Avrupa gericiliğinin kalesi olan çarlığı yıkacaktı, bu yıkılış Batı Avrupa’da bir sosyalist devrimi başlatabilirdi. Bu durumda bile, Batı’daki proletaryanın zaferi mümkün olmadığı taktirde, bırakalım sosyalist devrimi bir yana, demokratik devrimin kazanımlarının bile pek korunamayacağını öngörüyordu”.

-BİTTİ-

- Advertisement -spot_img

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -spot_img

Latest article