Görmezlik ve kabullenme – Özkan Yıkıcı

yazarın tüm yazıları -->

Yukarda kulanılan başlıktaki iki kelime kuramsal olarak kulanılınca, oldukça uçurumlu farklılıklar oluşur. Bir yerde, hem görmezlikle olanın farkında olmama veya olmak istememe deyerleri ile kabullenilen kendine has kültürleşen deyerlerin ikileminde kendimizi buluruz. Özellikle konuya girerken, şu önemli net acıtan gerçekleri aklımızda tutmamız şart: yaşadığımız coğrafyada ne demokratik yapı, ne bağımsız ülke nede özgür kavramlı kurumlarla yaşam deneyimiz yok. Bir anlamda sömürgecilik ve ilhaklaşmaların kültürleşmesiyle yoğrulup, sosyolojik değişkenliklerle oluşturulan K. Kıbrısta yaşamaktayız. Adını sık sık tekrarlayıp, hat ta onlarla yaşadığımızı söylediğimiz kuramların, yaşamlarımızda geçerliliği hiç denecek noktada yaşayıp geliştik. Kulanılan kavramlar bağımsız demokratik ülkenin yeniden üretimi için deyil, var olan ve gidrek yeni hamlelerle kendine fırsat arayan sömürgesel yapının kurallarına göre şekillenen deyerlerin isimlendirilen şeklidir. Sistemin yeniden devamı amacıyla oluşturulan hukukundan kültürel yaşamına dek kurallardır. Ama, bunu o  denli kabullenip yaşama soktuk ki, görmezlikten gelme giderek normal kabulenmeye ulaştı. Bu gerçekliği unutmamak önemli. Unutulursa da deyişim olma olasılığı olmaz. Yaşananları hem de gözünüze soksalar da bazen görmezlik bazen gerçekten inanarak sistem savunulur.

Şu andaki yaşanana bakalım: resmen yeniden Türkiye Cumhur Başkanı Fuat bey adamıza gelip yine TRT yapımı ve Türkiyedeki kültürel hegemonyayı oluşturma amaçlı dizinin galası yapılıyor. Tartışma şekli bile net itiraftır. Dünkü yazımda geniş ağrıtacak yönleriyle yazdım. Sonuçta olayın kendisine deyil de içeleştirip salt hükümetçi kuralıyla muhalefet ve genel ırkçılık yeniden tarih kurgusu ikilemine düşüldü. Yaşanan deyil de güncel Türkiye resmi idolojisine kaynak olarak kurgulandığı kesin. Bunu zaten tartışacak deyilim. Tartışmayacağım öteki gerçek de şu: hala hükümet suçlanmıp pandemi kurallarıyla uygulanmaya çalışılan yasalık deniliyor. Halbuki her açıklamayla,makamcıların olayın hakimi olmadığı, savunurken de görmezden gelmeleri diziyorlardı: Ne diyorlardı “tanıtım ve turizm için iyi bir reklam mış”! Kaan ve probagandanın,yeni duygulara yönelik ve kültürel hegemonya amaçlı diziyle turizm probaganda bir birini tutmuyor. Tuytan gerçekliği de ters okuyorlar! öYle ki gerçekten tanıtım vardır. Fakat, tanıtım gerçeklerle dyeil buradaki amaç ile kendi idolojik kültürel hegemonya ihtiyaçlarıyla alakalıdır.

Konuyla alakalı Türkiyede de olanlar ortada. Bakın, dizide dahi burada net iki olgu ışıldıyor! Burada konulan ve uygulanan kurallar Türkiye için geçerli deyildir. İkincisi, yapılan işte, buradakilere verilen önem de malum. Zaten artık Ersin Ersan deyil de Fuat bey belirleyici olduğu yaşatılarak kanıtlanıyordu. Zaten şu kısa özet, demokrasi ve gerçeklerle taşlanmasına imkan tanımaz. Fuat Bey burada dizi probaganda operasyonu ile boy gösterirken, Türkiyede en son kıyıdaki Belediyelerin elindeki şirketleri de alma hamlesi yapıldı. Boğaziçi öğrencileri basın açıklaması yapmak istedikleri için resmen şiddetten geçirilerek, göz altına  alındılar. HDP kapatılma davasında coşan küçük ortak Anayasanın da kapatılmasına not düşüyordu. Türkiyedeki beyenmedikleri belediyelere ya kayum atayan, öteki muhalif belediyelerinin elinden yetkiler alınıp faaliyet yapmalarına hat ta kredi almalarına dahi engel koyarken, hala K. Kıbrısa demokrasi getirme masalı tutup kabulleniyorsa, oolanlara, demokrasimiz zarar alır denilir ise, kabullendirilenlerin önemi de ortadadır.

Şükran, teşekkür denilip koltukta oturulurken, yandaşını müdür yapıp inanılmaz olanaklar verilirken de sömürgecilik kuramındaki işbirlikçi birokrasinin de şekillenmesine zemin oluşturuldu. Demokratik eşitlik denilirken, örneğin müdür olmanın ilkesi partili olmaktadır. Kesintiler yapılırken, üst elitin emekli tahsisatına dahi dokunullunmuyor. Bol bol teşvik altında dağıtılanlar veya sınavsız hanedan tipi istihtamlar da birokrasiyi şekillendiriyor. Atanan yönetici ile seçilen istihtam yandaşlamalarla egemen elit birokrasinin işbirlikçi sınıf gibi bağımlı bağlarını da oluşturuyor. Basının neyi yazdığını da herkes biliyor. Sadece içteki sınırla muhalefet yapmanın, özgürlük olduğu imajı da kabullenildi. Yaşananı görmezlikle geçiştirmenin yönetimi de kuralaştırıldı. Sonrası mı. Kendi gerçeklerimizi söyleyene dahi karşıt deyip düşmanlaştırma refleksi de normalleşti. Son isimleri nice sgandalara karışıp yine de makamcı olanlar da her ufak yasalığa demokratikleşmeye de nedenli yalanla saldırdıklarını da yaşadık.

Kısaca, ta küçüklükten, gerçekleri istenilene göre şekillendirme, kabullenerek büyüdük. Tanık olup  da görmediğimiz şekle getiren yaşam, şimdi de bunu kabullenerek eksen oluşturuluyor. Buda sömürgeci gerçeklik ile demokratik kurgusu ikileminde arada sıkışıp çıkara göre davranılmaktadır. Eski adada yaşayanlar, İngiliz dönemiyle kıyas yapıyor. Türkiyeden gelenler ise bilmedikleri bu dönemi bir yana itip kendilerine anlatılan şeklini kabullenip geçmiş yaratılıyor. Hiçbir kesim demokratikliğin ve bağımsızlığın ne olduğunu da yaşamadı. Kelimelerle kendine uyduruyor. İçindeki faşizmi dışarı vuranları dahi demokrasicilikle kabullenme zorlaması normalleşti. İşleyen kurallarla şekillenen K. Kıbrıs, şimdi kendi gerçekleriyle yaşamaktadır. Türkiye gerçeğini yok sayılsa da her an sokaktan politikaya her yerde karışımıza gelmeye devam edecektir. Biz küçüklükten beri ikiye ayrılan ada haritaları ve gelecek düşleriyle büyüdük. Türkiye gelecek beklentileriyle umutlandırıldık. Şimdi de bunların çoğunu unutturulup yeniden bir tarih ve fırsat bulunursa baştan kurgulanıp geliştirilen ilhakın da olması sürpriz deyildir. Dileyen dilediğini alır. Nasıl ki kongre için Türkiyede onbinler pandemi gözetilmeden toplandı. K. Kıbrısta da probaganda ve hegemonya adına Pandemi yasaklarına karşın Gala yapıldı. kOnu bu derece basit.

- Advertisement -spot_img
- Advertisement -spot_img

Diğer yazıları

5,999BeğenenlerBeğen
796TakipçilerTakip Et
1,134TakipçilerTakip Et
55AbonelerAbone

YKP basın açıklamaları