Evde kapalı günler – Ulus Irkad

1528

Bir anda gündem nasıl da değişti… Geçen ay Suriye’de İdlib’deki olaylar, göçmenlerin Batı’ya yürüşlerini tartışırken şimdi de tek konumuz Korona virüs oldu ama bana göre bu sorunlar bütünsellik arz ediyor. Çünkü Korona virüs konusu da, savaşlar da aslında büyük bir aymazlığın, toplumun mutluluğunu düşünmemenin getirdiği konular. Şöyle bir son 20 seneyi düşünelim. 2014 yılına kadar ekonomi tıkırında gitti. Hatta bir aralık barış süreci denerek Türkiye’de Batı’ya tabutlar da gelmedi. Hiç genç çocuklar ölmedi. Dağlarda savaşlar olmadı. Herkes mutluydu. Sonra anısın müzakere süreçleri çöktü. Türkiye devleti tekrar 12 Eylül dönemlerinden sonra gördüğümüz o çatışmacı, savaşçı, insanı hedef almayıp da toplumu bölen, nefret söylemi sürecine girdi ve ansızın Türkiye içinde tüm huzur tekrar bozularak, sokaklarda çatışma moduna girildi. Meydanlarda ve sokaklarda bombalar patladı, yüzlerce insan ölmeye başladı. Tabi ki çatışmalar da arttı. Sonra hendek savaşları denerek Güneydoğu’ya binlerce asker kaydırıldı, oradaki halkla çatışmaya girişildi. Binlerce insan öldürüldü. Askerden de öldü, sivil halktan da. Sonra anısın güya bir askeri darbe oldu denildi ve yüzbinlerce insan tutuklanmaya, yüzbinlerce insan sokakları doldurmaya başladı, adeta bir iç savaş yaşandı. Bu olayda da yüzlerce insan öldürüldü.

Belli ki bu yeni süreçte iktidardaki kesimler kendi aralarında çatıştı. Bir kurgu darbe yapıldı, darbeyi bastıran tek adamlığını ilan ederek bu defa adeta bir darbe modeliyle Türkiye’yi olağanüstü şartlarda, özgürlükleri kısıtlayarak yönetmeye başladı. Sonra Tek Adam Rejimini halka bu hava içinde onaylattı, tek başına devletin başına geçti. Geçerken de Kürtlerin özgürlüklerini ve partilerini kısıtlamaya, milletvekillerini tutuklamaya başladı. Şartları daha da sertleştirdi, ansızın Türkiye, Suriye, Irak, Libya ve Doğu Akdeniz’de savaş ve tehdit havaları estirmeye başladı. İlk önce Rusya ile çatışıldı, sonra ekonomik olarak aleyhe oldu denilince birşeyler unutuldu, “U “dönüşü yapılarak Rusya ile birlik olundu. Tabi bu “U” dönüşleri olurken Türkiye ekonomisi allak bullak oldu, para değer yitirdi. Ekonomi darbelendi. Sonra S400 alım dönemi başladı. Bu defa Türkiye’nin tek dostu “Rusya” oldu. Hazinede para kalmadı. ABD ambargoları görüldü. Para değer yitirmeye başladı. Sonra Suriye’de topraklar fethedilmeye başlandı, topraklar alınırken kayıplar verildi ve Türkiye Rusya ile karşı karşıya geldi. Türkiye Kürtlerle Suriye içlerinde de çatışmalara girdi. Bir aralık Rusya da Türkiye’nin karşısına tekrar geçti.

Sonra Doğu Akdeniz’de petrol savaşları oldu, AB ile çatışmalar yaşandı. Libya’da ise olan sadece bir çöküştü. Türkiye’nin bu süreçte bir kuruşu kalmadı, şimdi de Türkiye gene bir savaşta. 20 yılda parayı camiler ve din için harcarken elinde parası kalmadı. Şu anda Korona virüs karşısında Türkiye artık hazinesi boş, naçar, elinde füzeleri ve verdiği katrilyon paralarına karşın virüse teslim olmuş durumda. Gün geçtikçe insanlar heba olmakta, gün geçtikçe insanlar ölmekte. Türkiye’de silahlar var, füzeler var ama bilim olmadığından hastanenler, oksijen tüpleri ve araştırma merkezleriyle laboratuvarları yok.

Sonuçta anlaşılan da şu; bir ülke insani değerlerini silahlarla çatışarak, toprak işgal ederek değil, barışla, eğitime ve sağlığa hatta demokrasiye değer vermekle elde edebiliyor. Eğitimi, demokrasisi, çoğulcu demokrasisi oydaşmacı ilkesi, sağlığı tamam olmayan bir ülke silahlarıyla füzeleri ve uçaklarıyla bir virüse karşı bile naçar kalabiliyor. Bir ülke barışla kazanabiliyor. Çatışmacılık, darbecilik ve de barıştan uzaklaşma toplumlara ülkelere kazandırmıyor. Bilakis kaybettiriyor. En büyük örnek mi istersiniz, işte en yakınınızdaki ülke…