yazılariktibasBu seçim Almanya için neden önemli? - Gürsel Köksal
diğer yazılar:

Bu seçim Almanya için neden önemli? – Gürsel Köksal

Yeniçağ podcastını dinleyin

Orjinal yazının kaynağıbirgun.net

Avrupa Parlamentosu’nda (AP) önümüzdeki beş yıllık dönemde yer alacak milletvekillerinin belirleneceği seçimler önceki gün Hollanda’yla, dün de Çekya ve İrlanda’yla başladı, bazı ülkelerde örneğin İtalya ve Fransa’da bugün başlıyor. Ancak Avrupa Birliği’ne (AB) üye 27 ülkenin büyük çoğunluğunda seçimler pazar günü olacak.

Bu parlamento klasik bir yasama organı değil. Avrupa’ya yönelik kararların alınmasında çoğunlukla Avrupa Komisyonu ve de AB Bakanlar Konseyi’nden daha az yetkili bir organ. Birliğin icraat organı olan Avrupa Komisyonu’nun Başkanı çoktan devlet ve hükümet başkanları tarafından belirlenmiş durumda. Seçimlere katılım oranı genellikle çok düşük olduğu için de (2019’da gerçekleştirilen önceki seçimde yüzde 50,6‘ydı) parlamentonun temsil iddiası tartışmalı. Özellikle son yıllardaki siyasi ve ekonomik gelişmeler, güçlenen milliyetçilik, ülkelerin eşit olmayan gelişim süreçleri ve gerekli reformların bir türlü gündeme alınamaması, Avrupa’daki “birleşme” sürecinin daha çok uzun yıllar bir hayal olarak kalacağını gösteriyor.

Ancak yine de AP, “birleşik Avrupa” fikrinin merkezinde yer alan önemli bir kurum. Dolayısıyla Avrupa’daki önemli siyasi eğilimlerin büyük bir kısmını bir araya getiren bu platformun oluşumu için sürdürülen yarış da önemli.

Birliğin en büyük ülkesi Almanya açısından özellikle önemli.

AP’ye seçilecek 720 milletvekilinin 96’sı Almanya’dan gidecek, yani en fazla milletvekili buradan. Seçimlere toplam 34 parti ile çeşitli siyasi örgüt katılıyor. Bunlar arasında AKP’ye yakın iki küçük parti de (DAVA ve BİG) yer alıyor. Avrupa seçimlerinde, genel seçimlerdeki gibi yüzde 5’lik baraj olmadığı için küçük parti ve örgütlerden az sayıda milletvekilinin de seçilme şansı var.

GENEL SEÇİM PROVASI

Bu seçim Almanya açısından çok önemli, çünkü önümüzdeki eylülde gerçekleştirilecek üç eyalet (Saksonya, Thüringen, Brandenburg) meclisi ve gelecek yılki genel seçimler için prova niteliği taşıyor.

Tüm Avrupa’da olduğu gibi Almanya’da da aşırı sağ çok güçlü ve önümüzdeki dönemdeki yasama ve yürütme süreçlerinde etkili olmaları bekleniyor. Örneğin önümüzdeki eyalet seçimlerinde oy oranlarının yüzde 30’un üstüne çıkması, hatta hükümet kuracak duruma gelmeleri bile mümkün.

Gerçi kamuoyu yoklamaları, son aylarda ırkçılık karşıtlarının gerçekleştirdiği ve yüz binlerce kişinin katıldığı demokrasi mitinglerinin ardından aşırı sağcı parti AfD’nin (Almanya için Alternatif) oy oranında düşme görüldüğüne işaret ediyor. Ancak yine de anketlerin çoğunda merkez sağ partiler CDU-CSU’dan sonra ikinci ya da üçüncü parti olarak çıkıyorlar. Bu partinin AP için gösterdiği liste başı adaylarıyla ilgili Rus ve Çin ajanlarıyla ilişki, Rusya ve Çin’den rüşvet iddiaları, dolayısıyla “vatan hainliği” suçlamalarının bile etkili olmadığı görülüyor. Bu adaylardan birinin Nazi savaş suçlularını kollayan açıklamaları nedeniyle AP’deki aşırı sağcı grubun aldığı AfD’yi dışlama kararının da önemli bir etkisi olmadı.

Bu arada son anketler SPD ve Yeşiller’in oy oranını birer ikişer puan artırarak AfD’ye yaklaştıkları, hatta yakaladıklarını gösteriyor.

Ancak bu durum değişebilir. Son hafta içinde yaşanan siyasi içerikli iki şiddet olayının (bunlardan birinde bir polis memuru görev başında yaşamını yitirdi) bu havayı değiştirmesi söz konusu. Mannheim kentinde yaşanan bıçaklı saldırı olaylarının her ikisinin failleri de Afganistan kökenli sığınmacılar. Almanya’ya siyasi sığınma başvuruları kabul edilmeyen ve haklarında sınır dışı kararı olmasına rağmen uzun yıllar boyunca bu ülkede kalmalarına izin verilen göçmenlerle ilgili tartışmaların yeniden alevlenmesine neden olan bu saldırılar, seçim öncesinde AfD için büyük fırsat oldu.

Bu arada aşırı sağa karşı mücadele eden demokrasi güçleri de tabii ki boş durmuyor. İttifaklar oluşturup, ülkenin birçok kentinde kitlesel mitingler, yürüyüşler düzenleyerek tırmanan faşizm tehlikesine karşı halkı uyarmaya çalışıyorlar. Örneğin yarın, yani seçimden bir gün önce Berlin, Münih, Stuttgart, Frankfurt, Dresden ve Leipzig gibi metropollerde partiler üstü bir oluşumun çağrısıyla “Aşırı Sağı Durduralım – Demokrasiyi Savunalım“ sloganı altında eylemler gerçekleştirilecek.

KATILIM DÜŞÜK

Öte yandan partilerin seçim kampanyaları ise oldukça sönük geçiyor. Böyle giderse, seçime katılım yine düşük oranda kalabilir. Tabii bu durum aşırı sağcıların oy oranlarının daha da artmasına ve yeni parlamentodaki partiler aritmetiğini büyük ölçüde değişimine yol açacaktır.

Şimdiye kadar Avrupa Parlamentosu’nda ağırlık merkez sağ, sosyal demokrat ve liberal partilerdeydi. Yeşiller de önemli oylamalarda çoğu zaman onların yedeği olarak devreye girebiliyorlardı. Anketler merkez sağın gücünü koruyacağını, hatta daha da güçleneceğini gösteriyor. Ancak önümüzdeki dönemde Avrupa Parlamentosu’nda çoğunluğu bulabilmek için aşırı sağ partilerle işbirliğine hazırlanıyorlar.

O nedenle bu seçimlere katılım önemli. Demokrasiden yana tüm güçlerin seçim kampanyalarının merkezinde seçmenleri sandık başına gidip, oyunu kullanmaya daveti yer alıyor. Bu gerçekten de çok önemli. Aşırı sağcıların gerçek gücü, anketlerden ya da seçim sandıklarından çıkan oranlardan daha düşük. Ancak onların seçmenleri seçimlere büyük oranda katılırken, merkez ve sol partilerin seçmenlerinde bu oran çok düşük kalıyor.

Avrupa’da aşırı sağcılar uzun süredir hükümet ortaklıklarında yer alıyorlardı. Artık koalisyonların en büyük ortağı olup, başbakanlar da çıkarıyorlar. Şimdi AB’nin önemli organlarındaki ortaklıklarda yer almaya hazırlanıyorlar…

- Advertisement -spot_img
- Advertisement -spot_img
5,999BeğenenlerBeğen
796TakipçilerTakip Et
1,253TakipçilerTakip Et
259AboneAbone Ol

yazılar

Yeniçağ Podcastını dinleyin