iktibasİlhan UzgelKazanan "şimdilik" Rusya - İlhan Uzgel
diğer yazılar:

Kazanan “şimdilik” Rusya – İlhan Uzgel

Yeniçağ podcastını dinleyin

Orjinal yazının kaynağıbirgun.net

Afrika son yüzyılda kolonyalizm, savaş, iç savaş, çatışma, darbe, açlık, ekonomik açıdan büyüyememe, yolsuzluk, dış müdahale gibi sorunlarla karşılaştı ve yeryüzünün en yoksul kıtası olarak kaldı. Son üç yılda yaşanan ve çoğu Fransa’nın eski kolonileri olan ülkelerde gerçekleşen darbeler, bir yandan kolonyal mirasın ve postkolonyal pratiğin geldiği yeni aşamayı gösterirken, öte yandan küresel sistemdeki dönüşümün etkilerinin bölgesel düzeyde kendisini nasıl ortaya koyduğunu gösteren çarpıcı bir örnek olarak dikkat çekiyor.

En son geçen günlerde Gabon’daki darbe, son yıllardaki darbe serisinin son halkası oldu. Darbelerin eski Fransız sömürgelerinde yoğunlaşmasının da tesadüften öte bir anlamının olması gerekir. Dolayısıyla, önce Fransa ile onun eski kolonileri arasındaki ilişkilerin niteliğine bakmak, daha sonra da yaşanan sürecin kolonyalizm/postkolonyalizm açısından ne ifade ettiğine bakmak gerekecek.

FRANSIZ TİPİ SÖMÜRGECİLİK

Kapitalizm bir ekonomik model olarak nasıl farklı ülkelerde farklı özellikler gösteriyorsa, sömürgecilik, emperyalizm pratikleri de uygulamada ülkelerin siyasal kültürü, ekonomik ve askeri gücü, sınıfsal yapısı vs. tarafından belirleniyor. Bu doğrultuda, Fransa, örneğin İngiltere, Belçika, Hollanda gibi ülkelerden daha farklı bir metropol-koloni ilişkisi geliştirdi. Fransa kolonileriyle bağlarını diğer sömürgecilere göre daha sıkı tuttu, Cezayir gibi kendisine yakın kolonileri doğrudan karasal parçası olarak gördü, koloni toplumlarını kültürel vs. alanlarda dönüştürmek için daha çok çaba harcadı. Bir dönem Afrika’daki ülkelerin üçte birini sömürgeleştirmiş olan Fransa, bu yaklaşımını kolonyal dönem sona erince de devam ettirdi. Eski kolonileri üzerindeki nüfuzu kaybetmemek için askeri, siyasal, elit, ekonomik, mali bağları farklı biçimlerde sürdürdü, “Françafrique” denen ve Afrika’da son derece olumsuz çağrışımları olan bir modeli empoze etti. Ama bunlardan en dikkat çekeni CFA Frank’ı denen ve çoğu eski kolonisi olan 14 ülkenin kullandığı ortak para birimiydi.

EMPERYALİZM VE CFA FRANK’I

Fransa’nın 1945’ten itibaren uyguladığı bu mali sistem bu kapsamda dünyada devam eden tek örnek. İçinde çok fazla detay taşıyan bu sistemin dayandığı birkaç temeli şöyle sıralamak mümkün: CFA Frank’ı bu 14 ülkenin para birimi olarak kullanılacak, para kurullarında Fransız uzmanlar yer alacak, rezervin yüzde 50’si (bu oran yüzde 100’den zaman içinde aşağı çekildi) Fransız Merkez Bankası’nda tutulacak. Karşılığında Fransa tarafından en az yüzde 0.75 faiz ödenecek, para Fransa’da basılacak, önce Fransız Frangı, 1999’dan sonra ise avroya sabitlenecek. Bu sistem günümüzde değişerek de olsa halen devam etmekte. Fransa, CFA Frank’ı uygulamasının bu ülkeler için bir fiyat istikrarı sağladığını, yatırımcılar için avantajlı olduğunu, bu ülkelerde enflasyonun çok düşük seyrettiğini, kendisinin bir mali kazanç elde etmediğini, o parayı kullanmadığını, karşılığında faiz ödediğini, isteyen ülkenin istediği zaman çıkabileceğini iddia ediyor. Evet, kâğıt üzerinde bunlar doğru ama uygulamada durum çok farklı. Geçmişte 1960’larda en az iki ülke çıkmak istediğinde, o yönetimler darbe ile değiştirildi. 2011’de Fildişi Sahili’ne yapılan müdahale öncesi finansal operasyon çekildi vs. Bu ülke ekonomilerinde fiyat istikrarı var ve enflasyon düşük ama bu 14 ülkeden 11’i BM tarafından tanımlanan dünyanın en fakir ülkeleri arasında, büyüme oranları çok düşük, siyasal istikrar ya yok ya da diktatörlüklerin sağladığı baskıcı istikrar söz konusu.

Fransa’nın kurduğu bu düzenin bölge ekonomisi üzerindeki kontrolünü devam ettirdiğine şüphe yok. CFA Frank’ın değerli tutulmasından, uranyum gibi doğal kaynaklar üzerindeki kontrolü, ticaretin klasik, doğal kaynaklar karşılığında işlenmiş ürünlerin ihracat ve ithalatına dayanması gibi “eşitsiz değişim” pratiğinin sürdürülmesi kolonyalizmin, neo-kolonyalizm tarzında Fransa tarafından 21. yüzyılda hâlâ ısrarla devam ettirilmesinin sorumlusu tabii ki Fransa. Burada 160 milyon civarında insan yaşıyor ve bu sistem onların hayatlarını doğrudan etkiliyor, elektriğe erişim, sağlık, eğitim gibi temel insani ihtiyaçların karşılanması yetersiz kalıyor.

MACRON NEYİ DEĞİŞİTİRDİ?

Macron seçildiğinde Afrika konusuna önem verdi ve kendisinin kolonyalizm sonrası doğan bir kuşağın üyesi olduğunu, Afrikalılara ne yapmaları gerektiğini söyleyen eskilerden olmadığını, bundan sonra Afrika ile eşit düzeyde partnerler olduğunu ilan etti. Dahası, 2019’da CFA Frank’ının adını Eco yaptı, para kurullarındaki Fransızlar geri çekildi, rezervlerin Fransa’da tutulması uygulamasından vazgeçildi. Bu düzenlemenin sekiz Batı Afrika ülkesini (Benin, Burkina Faso, Fildişi Sahili, Gine-Bissau, Mali, Nijer, Senegal ve Togo) kapsadığını belirtmek gerek. Gözlemciler bu önlemlerin kozmetik nitelikte olduğunu, Fransa’nın bu ülkelerin para politikası üzerindeki etkisinin başka araçlarla devam ettiğini söylüyorlar. Zaten paranın adını Eco yapmak da stratejik bir hamleydi çünkü bölgesel örgüt ECOWAS, bu isimle bir ortak para birimi oluşturmaya çalışıyordu ve onun bir şekilde önü kesildi. Eco’ya rağmen Fransa’nın garantör rolünde ve bu paranın da avroya sabitlenmesinde bir değişiklik olmadı.

ARTAN FRANSA KARŞITLIĞI

Tarihsel olarak Afrika ve dünyanın başka bölgelerinde de anti-kolonyal kurtuluş mücadeleleri çoğunlukla Batı’da eğitim almış, milliyetçilik, aydınlanma, sosyalizm gibi Batı çıkışlı/merkezli düşüncelerden etkilenen aydınlar, aktivistler tarafından yürütüldü. Cezayir’de Fanon, Gana’da Nkrumah ve Hindistan’da Gandi’ye dek metropolü tanıyan, dilini, kültürünü bilen entelektüeller, siyasetçiler hem anti-kolonyal/emperyalist fikirlerin yayılmasında hem de mücadelenin yürütülmesinde öncü rol oynadılar. Günümüzde bu tür karizmatik, anti-kolonyal mücadeleyi yürüten, ikonik isimler yok. Bütün bu ülkelerde doğum oranının yüksek olmasının bir sonucu olarak çok genç bir nüfus var ve onlar için kolonyal dönem kitaplarda okudukları bir tarihsel süreç. Fakat kendi ebeveynlerinden daha güçlü bir emperyalizm karşıtlığı son dönemde güçlenmeye başladı. Bunun da hedefinde eski kolonici ile kurumsal bağların çok güçlü ve görünür olduğu ama yoksulluktan bir türlü çıkamayan eski Fransız kolonileri oldu. Macron bunu toparlamaya çalıştıysa da hamleleri hem geç hem de yetersiz idi.

Niamey'deki Fransa Büyükelçiliği binası önünde toplanan darbe yanlıları, "Yaşasın Rusya", "Yaşasın Putin" sloganları atmıştı.
Niamey’deki Fransa Büyükelçiliği binası önünde toplanan darbe yanlıları, “Yaşasın Rusya”, “Yaşasın Putin” sloganları atmıştı. (Fotoğraf: İHA)

DEĞİŞEN KÜRESEL JEOPOLİTİK

Aslında “küresel jeopolitik dönüşümler” derken bunu dar, devlet merkezli, stratejik alanlar üzerine yürütülen “yüksek siyaset” olarak almaya gerek yok. İçinde toplumsal, teknolojik-dijital gelişmelerin de olduğu, dönemin ruhunun değişmesinden kaynaklanan geniş çaplı bir dönüşüm (transformasyon) olarak almak gerekiyor. Örneğin artık sosyal medya kullanan, buralarda siyaset tartışan, Fransa karşıtlığını canlı tutan Youtube influencer’ları var. Bölgede Fransızca öğrenmeye olan ilginin azaldığı, Fransız şirketlerine, diplomatik temsilciliklerine, askeri üslerine yönelik protesto ve eylemlerin son yıllarda hızla arttığı görülüyor. Bunda Rusya’nın Wagner ve diğer gruplar aracılığıyla kurduğu troll ordusunun ve istihbaratının aktif çabasının da etkisi olabilir.

Stratejik düzlemde daha belirleyici olan Çin, Rusya ve daha sınırlı olsa da Türkiye’nin Afrika’da etkili olmaya başlamasıydı. Bunlardan Çin, devasa ekonomik gücüyle 2007’den itibaren iktisadi olarak ağırlığını koydu ve bölgenin en büyük ticaret ve yatırım ortağı oldu. Toplam dış ticaret hacmi 280 milyar dolara kadar yükseldi. Fransa’nın bölge ülkeleriyle ticareti ise giderek azalmaya başladı ve ağırlıklı olarak kuzey Afrika, yani Cezayir, Tunus, Fas ve Güney Afrika Cumhuriyeti ile yoğunlaştı. Frank bölgesindeki ülkelerin Fransa’nın toplam ticaretindeki payı yüzde 1 civarında. Askeri olarak Fransa’nın 2014’te radikal İslamcılara yönelik olarak başlattığı “Operation Barkhane” adındaki askeri operasyon hem başarısız oldu ve Fransa askerlerini geri çekmek zorunda kaldı hem de Fransız askerlerinin eski kodlarla, kolonyal bir güç gibi hareket etmeleri bölgede büyük tepki çekti.

RUSYA’NIN İNTİKAMI

Rusya bir süredir Sahel olarak da adlandırılan bu bölgede, Fransa ile rekabet halinde ve onun nüfuzunu sınırlandırarak, etkisini artırma siyaseti izliyor. Ukrayna Savaşı tahminlerin aksine Rusya’nın bölgeye ilgisini azaltmak yerine artırdı. Özellikle Wagner’in faaliyetleri Mali’de yoğunlaştı ve bu paralı askeri şirket Mali’yi bölgedeki operasyonları için üs olarak kullanmaya başladı. Aslında bu ülkeler Rusya için görece kolay hedeflerdi. Toplumsal olarak Fransız karşıtlığı artıyordu ve Rus etkisinin güçlenmesi için zemin oluşturuyordu. Buradaki otoriter ama zayıf devlet yapıları, şeffaf olmama, yolsuzluk düşük maliyetle adam devşirmek için elverişliydi. Rusya, Ukrayna Savaşı’nın intikamını, Batı ve Fransa’yı Batı Afrika’daki etkilerini azaltarak almaya başladı.

Putin, Rusya Afrika zirvelerinde Afrikalıların duymak istedikleri bir söylemi kullanıp, kolonyalizm karşıtlığını vurgulamıştı. Prigojin ise suikaste uğramadan önce Nijer’in kolonici güçlere karşı verdikleri mücadeleyi övüyor, darbeden kendisine pay çıkarıyordu. Durumun farkında olan Macron, 2022 sonunda yaptığı bir konuşmada, “Her şeyin farkındayız” diyor ve bölgedeki gelişmelerden doğrudan Rusya’yı ve Wagner’i suçluyordu. Zaten gösterilerde muhtemelen Rus istihbaratının dağıttığı Rus bayraklarının sallanması, Rusya yanlısı sloganlar atılması vs. olağan şüpheliyi açık ediyor. Putin, Fransa’nın yumuşak karnının eski kolonileri olduğunu anlamış görünüyor.

BATI’NIN STRATEJİK KAYBI

Fransa ve Batı, Mali’nin kaybını sindiremeden, Nijer’de darbe oldu. Mali, Fransız askerlerini ülkeden kovarken Fransızca yayını ve Fransa merkezli sivil toplum kuruluşlarının faaliyetlerini yasakladı. Nijer’in kaybı daha önemliydi çünkü Mali’den sonra önemi artmıştı. Hatta, bölgede en büyük stratejik kayıp Nijer’deki darbe oldu. Nijer, AB’de kullanılan uranyumun dörtte birini sağlarken, askeri olarak da Fransa ve ABD’nin de bölgedeki operasyon ve faaliyetleri açısından stratejik bir noktaydı. Burada Fransa’nın SİHA’ları, Mirage jetleri, özel birlikleri, yine ABD’ye ait SİHA’lar ve bin 100 civarında asker ile İtalya ve Almanya’nın daha az sayıda askeri bulunuyordu. Daha önemlisi son üç yıldır artan bir eğilime giren ve en son Mali’nin iki bin kilometre güneyinde bulunan Gabon’daki darbeyle coğrafi olarak daha güneye inen darbe serisine karşı ne Fransa ne de ABD’nin bir karşı hamle geliştirememiş olmasıydı. Fransa’nın, bölge ülkelerinin örgütlenmesi olan ECOWAS’ı devreye sokarak müdahale kozunu kullanması da işe yaramadı. Mali ve Burkina Faso, ECOWAS müdahalesi olursa, kendilerinin Nijer yanında direneceklerini ilan ettiler. Batı, şimdilik bu ülkelere karşı yaptırım uygulama dışında bir karşı hamle geliştiremedi. Fransa’nın en büyük karşı hamlesi, Nijer’deki büyükelçisini geri çekmeme konusunda direniyor olması. Eğer bu durum kalıcılaşırsa, bu Batı için büyük bir stratejik kayıp olacak.

POSTKOLONYALİZMİN SONU

19. yüzyıldan İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar geçen ve Batılı ülkelerin, güneyde bazı ülkeleri doğrudan kendilerine bağlı tuttukları kolonyal dönemden sonra, resmi olarak bağımsızlıklarını elde ettikleri ama ekonomik, askeri, siyasal ve kültürel olarak kolonici devletlerin etkisinin sürdüğü, bağımlılığın biçim değiştirdiği bir postkolonyal dönem yaşandı. Afrika’daki son darbe dalgası bu postkolonyal dönemin sonuna gelindiğinin bir işareti olarak önem taşıyor. Eğer Fransa ve Batılı ülkeler bu gidişatı geriye çevirecek etkili hamleler yapamazlar ve durumu kabullenmek zorunda kalırlarsa, böylece bir tarihsel dönem kapanmış olacak.

Gerek Batı gerekse Fransa eski kolonilerle bu bağları olmadan hayatta kalabilirler. Fransa’nın dış ticaretinde bu ülkelerin payı çok az, yoksulluk nedeniyle alım gücü çok düşük, pazar olarak cazip değil. Uranyum ihtiyacı için bağlantılar şimdiden kuruldu. Bu ülkelerin ortak para sistemleri konusunda ne yapacakları ise henüz belirsiz. Buradan hemen çıkmayı, radikal adım atmayı riskli buldukları anlaşılıyor.

Afrika’da darbe yeni bir olgu değil. Darbe yapmak, Fransa’ya ait askeri üsleri kapatmak, ekonomik koşulları düzeltmekten, daha adil, kalıcı bir düzen kurmaktan daha kolay. Asıl sorun bundan sonra başlıyor. Fransa’nın nüfuz bölgesindeki ülkelerin yoksullukla boğuştuğu biliniyor ama Afrika’da sorun daha genel. Geçmişte hiç kolonileştirilmemiş, Liberya ve Etiyopya’nın ekonomik gelişmişlik ve insani verileri daha iyi değil. Sorun kolonyalizm, postkolonyalizm ve emperyalizmin daha ötesinde. Günümüzde ekonomik büyüme yatırım, teknolojik gelişme, insani sermaye, girişimci sınıf vs. çok fazla faktörün içinde bulunduğu karmaşık bir süreç. Kolonici, emperyalist güçten kurtulmak işin başlangıcı. İçsel olarak bu ülkelerin sermaye birimi yaratması da, yoksulluğa çare bulması da, darbe yönetimlerinin demokrasi getirmesi de mümkün değil. Bu noktada Rusya ya da Çin’in bu ülkelerin ekonomik gelişmesini destekleyip desteklemeyecekleri, kendilerinin eski kolonici ülkelerden farklı olarak Afrika’da kazan-kazan stratejisi izledikleri, bölgenin kalkınması katkı sağlamak istedikleri yolundaki anti-kolonyal/anti-emperyalist söylemlerinin ne kadar samimi olduğunu test etme imkânımız da olacak.

- Advertisement -spot_img
- Advertisement -spot_img
5,999BeğenenlerBeğen
796TakipçilerTakip Et
1,253TakipçilerTakip Et
248AboneAbone Ol

yazılar

Yeniçağ Podcastını dinleyin