iktibasHayri KozanoğluBharat’da G20 Zirvesi - Hayri Kozanoğlu
diğer yazılar:

Bharat’da G20 Zirvesi – Hayri Kozanoğlu

Yeniçağ podcastını dinleyin

Orjinal yazının kaynağıbirgun.net

Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi’de gerçekleşen G20 Zirvesi, Türkiye’de daha çok, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Mısırlı mevkidaşı Abdülfettah es-Sisi’yle bir araya gelmesi vesilesiyle konuşuldu. Erdoğan, geçmişte sorunlu olduğu Suudi Arabistan ve BAE’nden sonra şimdi de bir zamanlar “darbeci” olarak nitelediği Sisi’yle aynı masaya oturmakta beis görmedi. İkili iş birliklerine açık olduğu, ticaret hacminin artırılması gerektiği, karşılıklı büyükelçi atamalarının zamanının geldiği yolunda “uzlaşmacı” mesajlar verdi.

BİLDİRGEDE UZLAŞILDI

Gelgelelim, G20 Zirvesi’nin küresel yansımaları irdelenirken, uluslararası medyada Erdoğan-Sisi yakınlaşması gündem maddeleri arasına girmeyi başaramadı. Görüldüğü kadarıyla Yeni Delhi toplantısına üç hafta önce sonuçlanan BRICS’in gölgesi düştü. Çünkü Hindistan-Çin-Rusya-Brezilya-Güney Afrika’yı kapsayan BRICS ülkelerinin genişlemesi, özellikle saflarına Suudi Arabistan, İran, BAE ve Etiyopya’yı katması metropol kapitalist ülkeleri içeren G7 blokunun daralması izlenimi yarattı. Bu nedenle önce Afrika Birliği sürekli gözlemci statüsünden asil üye konumuna yükseltildi. Bilindiği gibi Çin’in Afrika ülkeleriyle yakın ekonomik ve diplomatik ilişkileri ABD’yi tedirgin ediyor, Biden çeşitli manevralarla Afrika’nın hamisi imajını vermeye çalışıyor.

Ancak G20 Zirvesi’ne tüm çelişkilere karşın bir sonuç bildirgesinin çıkabilmesi ve metinde Rusya’nın doğrudan suçlanmaması noktaları damgasını vurdu. Ülkelerin toprak bütünlüğüne uyulması, sivillerin ve altyapıların hedef alınmaması, uluslararası hukuk normlarının gözetilmesi ve Ukrayna’da adil bir barış sağlanması gibi genel geçer ifadelerin yer aldığı belgeye bu haliyle Rusya ve Çin de imza koymaktan çekinmedi. Böylelikle, geçtiğimiz yılki Bali G20 Zirvesi’nde Rusya’nın adının işgalci olarak doğrudan zikredildiği, bu nedenle Moskova ve Pekin temsilcilerinin şerh düştüğü hatırlanırsa, Yeni Delhi buluşması, Washingthon açısından bir geri çekilme kabul edilebilir. Üstelik bu sonuca Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in katılmadığı bir toplantıda ulaşılması ayrıca kayda değer.

ABD TECRİT POLİTİKASI TUTMADI

Buradan genel bir çıkarsama yapacak olursak, Joe Biden ile ABD’nin kendi liderliğinde dünya düzenini ihya etme, NATO’yu güçlendirerek diplomatik ve askeri anlamda, başını Çin ve Rusya’nın çektiği Avrasya Bloku’nu tecrit etme, yalnızlaştırma stratejisi istenilen sonucu vermemiş görünüyor. Her ne kadar en son Türkiye’nin İsveç onayıyla NATO genişletilmiş, ABD ülkeleri bu askeri ittifak etrafında daha disiplinli biçimde konumlanmış olsa da, başta Hindistan, Suudi Arabistan ve Lula’nın seçilmesiyle Brezilya gibi kilit ülkelerin tam anlamıyla yanlarında saf tutması sağlanamadı. O nedenle küresel hegemonya mücadelesinin bundan sonra diplomatik manevralar, karşılıklı tavizler, ikili pazarlıklarla süreceği sonucu çıkarılabilir.

Bu anlamda; Çin ile tarihi rekabeti bulunan, Keşmir bölgesi başta gelmek üzere yer yer çatışmaya varan sınır anlaşmazlıkları devam eden, dünyanın en büyük nüfusa sahip ülkesi sıfatıyla Pekin’e karşı ekonomik bir atak da yapmayı gündeme alan Hindistan’ın düzenlediği bir zirvenin başarısızlıkla sonuçlanması Biden açısından da istenen bir durum olmazdı.

Üstelik Çin’in Kemer ve Yol İnisiyatifi’ne karşı bir hamle olarak bu toplantının arka kapısında, kendi coğrafyasına değmediği halde ABD öncülüğünde, Hindistan’dan başlayıp Suudi Arabistan, BAE, Ürdün ve İsrail üzerinden Avrupa’ya uzanan demiryolu, deniz yolu, enerji ve iletişim koridoru ittifakı kurulması karara bağlandı.

Yine Kemer ve Yol İnisiyatifi’nin azgelişmiş ülkelerin bu projeye katılımını kolaylaştıran finansman olanaklarına alternatif olarak; Biden zirve öncesinde Dünya Bankası’nın borçlanma kapasitesini artırmak için 25 milyar dolar para koymayı taahhüt etmiş, diğer ülkelerin de katkısıyla bunun 100 milyar dolara yükseltilmesi çağrısında bulunmuştu. Bu çağrı Hindistan Başbakanı Modi tarafından da desteklendi, söz konusu finansman olanağının yoksul ülkelerin fosil yakıtlarının üretiminden uzaklaşması ve yeşil teknolojileri benimsemesi için kullanılması konusu karara bağlandı. G20 sonuç bildirgesinde çok taraflı kalkınma bankalarının küresel ekonomide etkilerinin artırılması ifadesine de yer verildi.

MODİ’NİN GÖVDE GÖSTERİSİ

Modi bu zirveyi, önümüzdeki aylarda gerçekleşecek Hindistan seçimleri için bir sıçrama tahtası olarak da kullanmayı planlamıştı. Toplantının tüm teması “dünya lideri Modi” mesajı etrafında şekillenmiş, ülkenin her yerine posterleri asılmış, partisinin sembolü nilüfer tüm duvarları süslemişti. Hindistan’ın çok kültürlü, çoğulcu yapısının yerinde yeller esiyordu. İngiltere’nin Hint kökenli Başbakanı Sunak, iki ülke arasında bu özel bağın öne çıkartılmasını umarken, hayal kırıklığına uğradı. Çünkü Modi’nin taktikleri, başbakanlık konutundaki özel ağırlamayı Biden ile sınırlama, Sunak’la ise G20 kompleksinde sıradan bir görüşme gerçekleştirme üzerine kuruluydu.

Bir Hindu milliyetçisi olan Modi, artık Hindistan (India) yerine mitolojik bir kökeni bulunan Bharat ismini kullanıyor. Zaten kendi partisinin ismi de Bharatiya Janata Party (BJP). Bunda muhalefetin INDIA (Indian National Development Inclusive Alliance) kısaltmalı bir ittifak oluşturmasının önemli rolü var. Modi dünyadaki sağ popülist, otoriter liderler arasında sayılıyor. Benzerleri gibi yönetimi bir kez ele geçirince, kurumsal yapıları yandaşlarıyla doldurarak etkisizleştirmek, yargı ve yasamayı kontrol altına alarak mutlak iktidarını pekiştirmek yolunu seçiyor. Bu güç yoğunlaşması, ister istemez muhalefeti birleşmeye zorluyor. Ancak muhalefetin iç çelişkileri; sağ popülizmin başta dış güçler, liberal, seküler kesimler, azınlıklar LGBTİ+’lar bize karşı birleşti argümanlarının ustalıkla kullanması zaman zaman Macaristan, Türkiye örneklerinde görüldüğü gibi başarı kazanmasına, iktidarın gücünü pekiştirmesine yol açıyor. Dileriz Hindistan’da bizdekinin bir benzeri yaşanmaz.

SONBAHARIN GÜNDEMİ KÜRESEL EKONOMİ

Önümüzdeki haftalarda IMF-Dünya Bankası toplantıları ekseninde küresel ekonomiyi daha yoğun tartışacağız. G20 Zirvesi’nde ABD Hazine Bakanı Janet Yellen, ülke ekonomisinin, enflasyonun düşmesi, buna karşın işsizliğin fazla artmaması nedeniyle bir “yumuşak iniş” yolunda olduğunu memnuniyetle ifade etti. Buna karşın AB’deki durgunluk tehlikesine dikkat çekti. Yeni Delhi toplantısına ekonomik anlamda, İsviçre Basel merkezli Finansal İstikrar Kurulu’nun (Financial Stability Board) raporu damga vurdu. Küresel finansal sistemin gözetiminden sorumlu Kurulun başkanı Klaas Knot, küresel ekonomik büyümenin momentum kaybettiğine, faiz oranlarındaki artışların etkilerinin hissedildiğine, bunun özellikle gayrimenkul sektöründeki olası olumsuz sonuçlarına dikkat çekti. Önümüzdeki aylar ve yıllarda küresel finansal sistemde ABD’de Mart 2023’te yaşanan iflaslara benzer şoklar ortaya çıkabileceğinin altını çizdi. Kapitalizmin krizlere davetiye çıkaran yapısını göz önüne alırsak, Knot’un uyarıları doğrultusunda tedirginlik yaşamak için birçok haklı neden bulunuyor.

- Advertisement -spot_img
- Advertisement -spot_img
5,999BeğenenlerBeğen
796TakipçilerTakip Et
1,253TakipçilerTakip Et
252AboneAbone Ol

yazılar

Yeniçağ Podcastını dinleyin