yaklaşımlarÖzkan YıkıcıÖzü unutulup yaşanan tartışmalardan bir ufak gezinti - Özkan Yıkıcı
yazarın tüm yazıları:

Özü unutulup yaşanan tartışmalardan bir ufak gezinti – Özkan Yıkıcı

Yeniçağ podcastını dinleyin

Son dönemde birbiriyle pek yakınlaştırılmasa da hem K. Kıbrıs hem de Türkiyede sık sık seçimler üzerine tartışmalar yaşadık. Doğrusu, yaşamaya da devam edileceği kesin. Üstelik yakın zamanla günümüzde iki tarafta da seçimler yapılıp deyişik tartışmalar da oldu. Nedense, bağlantı kurmak veya seçimlerle öz ilişkisi pek yaşanmadı. Ayni konular yaşansa da ve tekrarları olmasına karşın, resmi eksen buluşması yanında muhalefetlerin de epey uzak oluşma ikilemini de yaşıyoruz.

Son dönemde gerek Türkiye gerek se Türkiyenin deyişik isimlerle bağımlısı olan K. Kıbrısta seçimler yapıldı. Adeta bir genel tekrarlar yaşandı. Öyle yaşandı ki tekrardan yaşanmama diye bir hamle yerine daha da geliştirilen müdahaleli anti demokratik seçimler gerçekleştirildi. Sandığın kutsandığı ve seçim biter bitmez genel öz unutularak adeta sistemsel izin alanlarında sık sık tartışmalar da oldu. Klasik tekrarlar öylesine defalarca oldu ki hala şaşkınlık olması, adeta moral bulma veya bilinçli şekilde gerçeklerden kaçmanın da kanıtı gibidir. Hem CHP hem de K. Kıbrıstaki muhalefet cepesinde her seçim sonrası özellikle sağdan devşirilik “oy getirecek” kimi kişilerin kaçışı olmaz sa olmaz haline geldi. Türkiyede en son olarak seçim öncesi ekranlarda muhalefetin önemli sesi gibi sunulan Apdulatif Şenerin itiraflarıyla aslında bir genel tekrardı. Öyle bir itiraf ki Kılıçtaroğluna dahi oy vermediğini çekinmeden söyledi. Oysa seçim öncesi özellikle Halk TV ekranlarında ne inciler dökülüyordu ki demeğin gitsin. Tabi eklemeden olmaz, ister Türkiye ister se K. Kıbrısta özellikle sosyaldemokrat ve benzeri etiketleri kulanan partilerin sağdan devşirme alma hastalığı aslında idolojik ret etmekle de içleri epey boşaltıldı. Aynisi dikat edin bizde de yaşanıyor. Hat da muhalefet adına bakan olduktan sonra işi bitince “yuvaya dönüş” yapanlar dahi var. Bu basit uygulanışın normalleşmesi ise en başta siyasete olan ve özellikle ve özellikle sola karşı olan duyguların da yok olmasını getirdi. Bu önemli kulanım algısıdır.

Seçimler Türkiyede sonlandı. Bizde ise kısa zaman önce yapıldı. Şimdi de herkesin nerede ise alay ederek ve çıkar bekleyerek seçime gidiliyor. Bir vekil denilip de denmeyen kalmıuor. Fakat, sonuçta tüm temel yaşanana rağmen yine Türkiyede son günlerdeki tartışmalar gibi sayısal rakamlarla seçim değerlendirmeleriyle günler geçiyor. Halbuki normal soruda dahi seçimlerin normal koşullarda olmadığı, seçim sonuçlarının çalındığı gerçekleri hep ötelenir. Çünkü ilgili koşullarda seçimi kabulleniyorsan, tüm olanları da içine sindirip yok sayma noktasına geliyorsan, ozaman da sayısal rakamlarla oyalanıp tartışma yaparsın. Önemli bir Türkiye tartışması ise paradoksaldır. Son dönemde ırkçılığa varan özüyle konuşulmayan Mülteciler vatndaşlıkları da tartışılıyor. Daha doğrusu kaybeden kesim bunu ileri sürüyor. Oysa bunun önceden olduğunu bilmesine rağmen uğraşılmadı. Irkçılık propagandasıyla milliyetçilik yapıldı. Peki aynisi K. Kıbrısta da her dönem yaşandı. Yapılan yurttaşlıklarla seçim sonuçlarına etkielr hep konuşuldu. Türkiye kamuoyu bunu duymadı. Tam aksine duyanlar da ırkçılık deyip destekledi. Bir anlamda Türkiyedeki mültecilik ki onu da kabullenmiyorlar, K. Kıbrısta nifus taşınıp yurtaşlaşma birlikteliği tartışması veya deyerlendirilmesi yapılmadı. Nitekim en açık veri. TC seçimlerinde kulanılan oy miktarı ile bizdeki oy seçmen sayısı oranı ortada. Sadece son dönemde ikibin yurttaşlık dağıtıldığı da resmi verilerle açıklandı. Bu durumlar dahi genel yansıyışa konulamadı.

Temel olan seçimler ve sonrasıyla birlikte yaşanan dönemin özüyle deyerlendirilmesi yapılmıyor. Türkiyedeki anti demokratik yapı ile K. Kıbrısın ilhaklaşma süreciyle birlikte konu tartışılmıyor. Bu koşullarla sandığın salt sandık olmadığı ve katılınıyorsa bazı düzeltmeler veya engelerin konulması pratiği olmadı. Her şeyi kabullendikten sonra salt sayısal rakamları konuşmak da siyasal gerçeği yok saymanın ta kendisidir. Bizde de özellikle sadece seçim sonuçları döneminde yaşananlar nedense sayısal rakamlarla hepsi hiçlendiğini yaşadık. Aynen Türkiyede de. Ne itiraz ediliyor, nede seçim güvenliği sağlana biliniyor. Ama, işişten geçtikten sonra da şu eksik bunu yapmadıkla adeta olayı daraltarak sistemin özünü yok sayarak yeniden ayni hataya düşmeğe devam deniliyor

Son türkiye seçimlerine bakın: daha yerel seçimler biter bitmez Kılıçtaroğlu ve ekibi sadece sandık dedi. Tüm gerici adımlara ya evet veya suskun kaldı. Halk dirençlerini, sokak protestolarına hiç yaklaşmadı. Tam aksine “seçimi bekleyin” diyordu. Böylelikle daha da sıkı baskılarla seçime girdi. Sonra da koruyamama veya itiraz etmemelerle sonucu da kabulendi. Zaten, her şeyi kabulleniyorsan, sonucu da normalleştiriyorsan, geriye bir şey kalmaz. Hele de sosyal muhalefeti kilitleyip yeri geldiğinde gerici yasaları da desteklersen, devşirme ile vekil probagandada resmi idolojinin aygıtlarını kulanırsan, gerçeği varken senin kazanma şansın da olmaz.

Sonuç olarak, her konuda olduğu gibi girişilen tartışmalarda eğer öz deyil de önde duran bazı sayısal olgularla tartışırsak, çözümleme yapılamaz. Sonuca ulaşılamaz. Hatırlarsanız seçim süreçlerinde bazı ülkelerde açıklanan seçim sonuçlarındaki çalınmaların nasıl engelenip düzeltiği üzerine önemli örnekler verdim. Oysa ister K. Kıbrıs ister se Türkiyede hemen kabullenildi. Türkiyede çöplerden toplanan oylar hikayesi veya K. Kıbrısta Rıskının kazandığı seçimin çalınması tarihi örnekler olarak hep akılda tutulması gerekirdi. Gereken önlemler alınması ihdiyaçtı. Derseniz; bunu kabullenmekten başka şansımız yok: ozaman da böyle kısır tartışmalarla hep tokat yiyip oturursunuz. Ülkenin sosyolojik yapısını ve güç kutsamalarını da mutlaka hesaplayın. Sanırım başlıkla alakalı özet ancak bukadar yapılır.

- Advertisement -spot_img
- Advertisement -spot_img
5,999BeğenenlerBeğen
796TakipçilerTakip Et
1,253TakipçilerTakip Et
236AboneAbone Ol

yazılar

Yeniçağ Podcastını dinleyin