Türkiye’de cumhuriyet ilanı, Arjantin’de seçimler – Özkan Yıkıcı

0
8

Yetmişler ortasından beridir, iki ülke istemese de bilmese de kıyasta hep kulanımda tutuluyor. Bunlar, Türkiye ve Arjantin. Seksenler başında Türkiyede cunta dönemi yaşanırken, sansür ve baskı nedeniyle yazılamayan gerçekler, Arjantin örneği ile anlatılıyordu. Ayni günelrde hem Arjantin, hem de Türkiye askeri darbe dönemi yaşıyordu. İkisinde de Neoliebraleşme yapılanması da gerçekleşiyordu. Cunta baskılarıyla oluşan katliyam benzerlikleri de vardı. Bundandır ki Türkiyede bazı yayın organları Türkiye yerine Arjantin yazılımı yapıp, resmen Türkiyenin geleceğini aktarma şansı oluyordu. Zaten, gelişmekte olan ülkeler için, ö  dönemler Türkiye, Arjantin, Şili gibi ülkeler modeldi. Bir farkla, Türkiye sonradan bu kervana eklendi. Bundandır ki Arjantin öngörüleriyle Türkiye gelecek bilgilerini kolayca aktarma şansı vardı. Beraberinde Türkiye Neoliebral “yıldız” olarak Özalı gündemde tutarken, ayni dönemde Arjantinde de Menles vardı. Özelleştirme övgüleri ikisiyle kıyaslanıyordu! İkibinlerde yine iki ülke de krize girdi. Yapı çöktü. Sonuç farklı oluyordu: Arjantin seçimlerle sola kayarken, Türkiye tam aksi AKP yapılanması ve siyasi İslam deneyim adına hem de Arjantinin aksi İMF prokramlarına devam diyerek devlet içi dönüşüm seçeneğine girdi. Her benzerlikte sonuç farklılığı oluşuyordu. Ayni dönemde ekonomik krizler yaşayan, darbeler gören Arjantin ve Türkiye, sonuçlarda farklılıklar oluyordu. Arjantin sola eylim gösterirken, Türkiye cunta veya yeniden yapılanma ile daha gericileşip otoriterleşen devlet konumuna sokuluyordu.***

Son dönemde yine özellikle yaşanan ve çıkılamayan ekonomik durgunlukla iMF eksenli gizli açık ilişki yelpazesinde, Arjantin ve Türkiye kıyaslamaları dünya kamuoyunda oldukça yaygın hal aldı. Net gerçek, iki ülkede de ekonomik durgunluk krizlerle gelişiyor. Tam da bu süreçte günümüzde iki ülke başka olgularla ama özde yaşanan ekonomik siyasal aşmazın sonucu iki önemli gelişmeyle yaşama yeni bilgiler katıyorlar. Tüm dünyada hala süren 2008 ekonomik kriz ile yükselen yeni faşist dalganın sermaye destekli şekli, gericileşmenin toplumsal kültüre dek yansıdığı anda, Arjantin ve Türkiye ayni krizin iki farklı olayı ile karşımıza geldi. Türkiye, Cumhuriyet ilanının 96 yılına ulaşırken, Arjantin seçimleri, yeniden merkez sol aday Fernandesi kriz tortularından alıp başkan ilan ediverdi. Genelde, yakın tarihte yan yana konulan bu yeni sömürge veya neoliebral gelişmekte olan ekonomilerin bu taplosundan ders alma adına, özetle bazı noktaları yeniden anımsatacam********

Türkiye 96 Cumhuriyet ilanına geldi. Nerede ise 1 Asrı doldurdu. Böylesi uzun zaman geçiren ülkeler, projelerinin çoğuna ulaşıp yeni hedefler koyması gerekirdi. Bizler, bildik bileli Cumhuriyet gününde önemli sözler duyardık. Atatürk devrimlerini ve moderinleşme nutuklarını sık sık kulaklarımıza doldurur beynimize kazardık.Cumhuriyet ezberi oluşturuldu. Bunları yaşayarak yaşlandım. Zaman uzun. Eski rejimin tortuları dahi kalmaması gerekirdi. Oysa, uzun söze gerek olmayacak kadar, hayat sert gerçekleri yaşatıyor.

Cumhuriyetin ilanından nerede ise 1  asır geçti. Brakın asrı, Türkiyede Cumhuriyet döneminde yarım asırda dahi ülkesel gelişim yansıyışları oldukça çarpıcıydı. Dahası, dünyada olmayan “kadın hakları gibi” gelişmelerin gerçekleşmesinden övgüyle söz ediliyordu. Oysa şimdi tam 96 yıl sonrasına geldik. Hiç uzatmaya gerek yok: konuşulan veya devlet yönetim şekli, toplumsal örgütlenme modelleri ve başarı denilen alanlardaki sokak resimleri, adeta başka ifadelere işaret ediliyor. Kaldırılacak denilen, tehlikelidir vurgusu gören, şekilsel deyişimler dahi hepsi tam aksi hakimiyet dönemine geldiler.

Bunu Türkiyede deyil, artık alt birim alanı adıyla anılan K. Kıbrısta dahi pek bilinmeyen gerici yapılar veya Osmanlı geneleksel siyasal kurgular, yaşamımıza sancısız gelip yerleştiler. Tarikatlar kol gezerken, giderek artan inanç hakimiyet, Osmanlı türü hegemonya Vakıflar dönüşümleri K. kıbrısta da karşılık yaygın şekilde yer buldu. Atatürkün önemli Dil devrimi övülürken, 96 yıl sonra hem de devlet ilhalesinde kelimenin Türkçesini yazdı diye kabul edilmeyen İstanbul Belediye gerçeği gayet normalmış gibi yaşandı. Hem de gerekçe göserilerek. Oysa, Atatürkün önemli başarılı konularından birisi Dil ve Harf devrimiydi. Buna benzer örnek çok. Hele, durmadan eskiden bize ezberletilen Kadın konusunda gelinen nokta artık klasik haberler sayfasına katıldı.

Garip olan, bu dönüşümler gösere göstere olmasıdır. Devlet içi çatışmalarla gerçekleşti. Kemalistler direnme yerine kendileri Müslümanlaşarak uyumla buna uydular. Taki kendilerine dokunuluncaya dek. Aslında, bu uzun zaman diliminde eğer denilen şekliyle Cumhuriyet yapısıyla toplumsalaşıp kökleşseydi, böylesi gerici hareketler seçim alıp devlet içinde dönüşüm sağlayamazlardı. Üstelik, Kemalistleri de kendisine benzeterek. Son örnek, Çamlıca camisinde Erdoğanın yanında duran İmamoğlu ile okunan Fetihci sure birlikte Küfar savurganlığı yapılmasıdır. Cemil Kılıç ilahatcısının sözlerini dahi söyleyemeyen Kemalist CHP gerçeği gibi. Cemil Kılıç Cumhuriyeti “içte devletin siyasal dönüşüm devrimi olarak” kabulendi. Kurtuluş savaşıyla dış Cumhurieyt ilanıyla da içte yapılan bağımsızlık olayı olarak savundu. Devletcilikle sınırlaşıp o refleksle kalan Kemalistler, fetihciliklere de teslim oldular. Son yaşananlar ve ilanın üzerinden geçen onca zaman, istenmese de bazı eksiklikelr ve idolojik boşlukların kanıtıdır.

Sultanlık “ki oda artık tartışmalı” kaldırılması şimdilik hala başarılı. Laiklik ilkesinin durumu yerlerde seriliyor. Diyanetin gücü, tarikatların eğitimi esir alma hamleleri, tarikatların etkisi ortada, mezhepcilik de inanılmaz şekilde dış politikaya dek yansırken, laiklik ilkesinin varlığı elbet tartışılmanın da ötesine gelindi. Hele de yaşama de uzayan müdahalelerle, “giyimden içilen işkiye varan müdahaleler” bunun örneğidir. Moderinleşme denilirken, eğitimi dahi inanca ve imamhatipleştirme dönüşüme konuldu. Bilimselik ve demokrasinin tehlikeli olduğu ve yargıyla cezalandığı koşullar normaleşti. Başka bir ilke de ünüter devlet: herhalde Kürtlerle olan durum veya mezhepsel ayrımlı fay hatlarının kırılması, tarikat hegemonya gerçeği dururken, ünüter devlet projesinin de nedenli geliştirildiği ortada. Üstelik, yaklaşık 1 Asır sonra, hala Lozan anlaşmasının yırtılması, Osmanlı tipi mülkiyet tartışmalarıyla buraya Maraş damıtılmasının da gelmesine tanık oluyoruz.

Askerin mikrofona, “islamın Güneşinin doğduyu yere dek” deme olayı yaşanıyor. Osmanlı miraslı toprak hesapları yapılıyor. Bunu Suriyede gayet net yaşandı. Bilmem şu son olguyla bu bölümü kapatsak: ülkemizde de yönetimce desteklenen bolca Atatürkcü dernekler vardı. Bizi “Rumcu ve satılmışlıkla” suçluyorlardı. Buradaki politikacıların dilinden Mustafa kemal düşmüyorken, şimdi bunalr nerede? Burası da K. Kıbrıs gerçeği.

Sonuçta, 96 yıl geçmesine ve çocukluktan beri hep yaşayarak geldiğimiz Cummhurieyt Türkiyesi günümüzde o  eskiden yanlış ve gerici denilen nerede ise tüm olgular şimdi ne acıdır ki yerleşen kültür ve egemen siyaset haline geldi. Üstelik, zamanında Kemalist şanpiyon kesimler de şimdi Müslümanlık kıyası ile iktidar ile oluşturduğu yaşama teslim şarkılarıyla mühalefet peşindedir. Bu yılki Cumhurieyt gerçeği, insanların salt Anıtkabire giderek veya sokakta şarkılarla ama içlerinde korkularla bir gün yaşadılar. Sanırım, alınacak çok ders le dolu bir noktaya gelindi. *****

Arjantin de tıpkı Türkiye gibi ekonomik kriz yaşıyor. Bir farkla; burada kitlesel sokağa çıkılıyor. Ekonomi olaylarını “yok” görme kültürü de yok. İnançla kaplatıp yaysaklama gücü de olmuyor. Beklenen koşul ise seçimlerdi. Nitekim, Arjantinde yapılan seçimleri Sol aday Fernandes kazandı. Epey de fark yaptı. Bu bir anlamda İMF pokramına hayır ve ülkedeki krizi sağın yönetemediğinin işaretidir.

Anımsatmakta fayda vardır. Seksen başında Arjantin cuntası sırf ömrünü uzatıp kitleleri milli duyguyla uyutma adına Folklan adalarını işkal etti. Bu savaş hamlesi ise Arjantin cuntacılarını kurtaramadı. Onların yıkımı oldu. Anlayacağınız, yeri geldikçe Arjantin diktatörleri de dış politikayı kulanıp savaş yaptılar. Fakat, tutmadı. Cuntacıların sonu oldu. Burada, geneleksel solun da etkisini göz ardı etmeyelim. Nitekim seksenlerde onbinlerce insan katledildi. Ama, Arjantin solu toplumsalaşan mücadele geneleği ile hem cuntaları sorguladı hem de kayıpların aranmasında yol aldılar. Kadınların protesto eylemleri bu ülkede önemlidir.

Son ekonomik kriz yeniden sokakları ısındırtı. ABD müdaghalesi ve İMF yetişme imdadına karşın, Mikron seçimi kaybetmekten kurtulamadı. Fernandes hem de beklenmedik şekilde önemli oy alarak kazandı. İMF dışı ekonomik prokramla, enazından bazı hamleler yapacak. Burada aşmaz şu: dönüşüm rotası nereye kadar. Sosyal politika ile piyasa ekonomik ikilemiyle yeniden geçici pansumana mı yönelecek. Belli ki istemese de geçiş dönemi de vardır. Şimdilik kitlesel desteği aldı. Ama, karşısında, yönetimine geldiği devletin öteki kurumları da vardır. Kişmer deneyimni de bir önemli birikim.

Belli ki Latin Amerikada yine sol arayışlar gelişecek. Arjantin seçimi, Uruguay seçimi, Ekvator Şili ayaklanmaları hepsi yöredeki Neoliebral çöküşün kitlesel patlamalarıdır. Üstelik şu deneyim de oldu: ikibinlerde Penbe sol deneyimle önce ABD müdahalelerle askeri darbeler, sivil darbeler, satın almalarla bunları boğmaya çalıştı. Son Venezuela ile Maduronun tutumu ile Moralesin Bolivya seçim kargaşası sınırında dolaılınırken, Arjantin seçimleri kıtada yeni bir rüzgarı estirme şansı da vardır.

Arjantin seçimerinin ilk yeli dövüz piyasası ve ekonomik ticari denklemlerde kırılmalarla zaten hisedildi. Bereket, Elbağdadi öldürülme olayı ile Suriye masası kumarı yoğun gündem oluyor da Latin Amerikada Arjantin seçimleri, Şili protestoları, Ekvator hamleleri buralarda pek konuşturulmuyor!

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.