Semptomlarla başlayan yeni yıl – Özkan Yıkıcı

0
7

Farkındasınız; yazı yazma sürecini biraz erteledim. Nedenni ben değilim. Üstelik geçen hafta sonu, ayni zamanda yılın da noktalanması olduğu için de kısa bir yorumlama makale dizisi de düşündüm. Demek ki her planlanan olamaz. Kabahat bende olmamasına karşın, arızalan Bilgisayaar teknolojik makine sonucu, yazıları gönderememe nedeniyle öylesine bir boşluk oluştu. Rakamsal olarak eski ve yeni yıl çakışmasıyla da olunca, tam senelik fark gibi gerçekleşti. Tabi, zaman akıp hem de yeni yıla girince de bazı konuların da gündemden düşmesi kadar normal bir şey olamazdı. Yine de tamir edilen Bilgisayarım elime gelir gelmez. Yeni yıl başlangıç akışkanlığına uygun makale ile klavyenin başına oturuverdim.. Bakalım, yeni senenin başlangıç dolaşmasında hangi sentomlarla karşılaşacam…****

Perşenbe günü, ayni zamanda Ratyo ve ientrnet TV kanalından prokramla günüm de geçiyor. Yılın ilk günleri, önce prokram ve sonra ikindin vakti elime bilgisayar gelip yazı yazmaya başlayınca; akla ilk gelen sıcak haber Vijdani Ret Halil karapaşanın başına gelenler oldu. Giderek insan hakları ve demokratik açılımlı Vijdani ret hareketleri, bireysel olsa da K. Kıbrısa dek ulaştı. Bunun nedenleri ile içeriklerini başka yazıya brakıp, yargıya dek uzanan ve sonucu senenin ilk günlerinde açıklanan cezayla, ülkemiz resmen ilk sentomla sürece başlamış oldu.

Çok söylenecek olgu var. Hele de ülkemizde gidrek yayılan gericilikle saydamlaşan faşist olgular da kitlesel linç boyutuna dek gelmişken, bu konuda karşıt suçlamalar da yapılmaması mümkün değildi.Seferberliğe elde silahla yapmamak isteyen kişilerin başlatığı protesto hareketine, sistem yargısıyla ceza, gericileri ile de kitlesel kütürel politik linç hareketine girişti. Yargının ise ikili tutumu yeniden görüldü. Sistem, öylesine ikili ve kişilere göre davranıyor ki işine geldiği zaman Anayasaya ters olan kararı AİHM kararıyla bağdaşlaştırıp “Tazmin komisyonu gibi” uygulamaya kor. İşine gelmediği zaman da Uluslar arası kararların birincil rolunu öteleyip anayasaya göre ve kendine has tutumla ceza verme çelişkisi oluşur. Son Vijdaani ret olayında da bu K. Kıbrıs hukukundaki önemli paradoksun da kendisi yansıtılmaktadır.

Para cezası veya hapislik ikilemi yanında belli olan bizim gibi ülkelerde yasalar ve anlaşmalar değil, sistemsel çıkara göre yetkinin kulanılma sömürge tipi adına ne koyarsanız koyun “demokrasi veya faşizmin” hukuksal gerçeği olarak yaşanmaktadır. Başka pencereden, Vijdani ret gibi insan haklı ilke yasal olarak sistemsel kabul görmezken, örneğin, başka açıdan tıpkı tüm alanlara yansıyan, “Parayı ver askerlikten muhaf ol” ilkesi de uygulanmaktadır. Satın alınan ve parasına göre metalaştırılan silahın kulanımı, nedense insani nedenlerle karşı çıkmanın da suç olduğu tuhaf hukuk da ülkemizde pratikte uygulanma dönemine geldi.

Eğer, makine bozulup yılı değerlendirilen makaleleri yazsaydım:Özellikle geçen yılda ilk olan önemli hem de baskı ile gericileşme hareketlerini de özetleyecektim Ülkemizdeki karikatür davası, kitap bulundurma, Meclis basmanın hukuki yargı karşılığı, yasal kitap dağıtımına polis saldırısı, Suriyeli kadın davası gibi konularla, aslında burada hem otoriter hem de gericileşme yapılanışın aldığı hukuki yolu da anatarak yorumlayacaktım. Bu fırsat artık kolay kolay geri gelmez. Ancak, biryandan türlü nedenlerle ister yandaşlama dalış isterse parayla askerlik yapmayan belirli kesimin, ardından vijdani ret olayına “hayinlik” deme idolojikleşme gericiliğin geldiği nokta, kaçınılmaz olarak tehlikesi kesindir. Koltukcuların ise mezarına girmiş birer ölü gibi susmaları veya bahaneli boş laflar demeleri de tamamlayıcı ilke haline geldi….

K. Kıbrıs, geçmiş seneden gelen ve devamında Karpazı da vuran yağışlarla tüm yılların yanlışları yeniden ortaya serilmeğe devam ederken, yeni klasik zamlar çaktırmadan ve gayet doğal gündeme sokulurken,siyasal el yordamlı bilgielrle, normaleşen yolsuzluk rüşvet haberleri uçuşmaya, gericileşmenin yeni saldırı haberleri de uçuşmaya devam ederken, etraf da pek de normal denecek durumda değildi. Türkiye örneğin; Kansere neden olan gıdaların araştırma raporunu yazdığı için Bülent Şıkın 12 yıl hapislikle yargılanmaya başlanması veya Yerel seçimlerde yasalara rağmen Meclis başkanının hem İstanbul adayı hem de meclis başkan ikilemli politik gelişmeler, Türkiyedeki gelişmelerin de pek içaçıcı olmadığını gösteriyor. Ayrıca, ABD hamleli Suriye gelecek oynunda oldukça karışık ve her adımın yeni sorun açılımlı politik koşullar Suriyede dolaşmaktadır.Kürtler gerçeği, Kürtsüz bölge kurma arayışları ikilemlerinde Suriye yeni bir fıçıya da adaydır.Ama, Türkiyenin Yerel seçim sürecine girmesi ve hamlelerle baskıların katmerleşmesi ile oradaki gelişmelerin K. Kıbrısa da kolayca geleceği de kesin. Geçen yılın taplo aynası bunu direk gösterdi.*****

Belli ki konular gidrek yoğunlaşırken, kısa köşe için de seçki yapmak da oldukça zor olacak. Hele de buna Yakın tarihten gelen birikim ile alınacak dersler de eklenirse….. Nitekim, Yeni yıl yakın tarihinde bence konuşulacak iki önemli olay da vardır. İlki Küba devrimi….Amerikanın dibinde hem de en güçlü olup dünya hegemonyasında öne çıkan ABD, tam da dibindeki Küba gibi ufak bir adada devrim gerçekleşti. Daha sonra, bu devrimle gelişen olaylarda, Dünya üçüncü Dünya savaşının eşiğinden geri döndü.

Küba, yeni yıl sabahı Ocak ayının ilk günlerinde 1959 Yılında sosyalist devrimi gerçekleştirdi. Yoksul, sömürge ülke olan Küba hala aBD anbargoları altında yaşamasına rağmen, Sosyalist yönünden geri dönmedi. Gelişmemiş teknolojisi ve önemli anbargolara karşın, alternatifler geliştirdi. Günümüz Kübası,dünyada belki teknolojik ekonomi olarak geride olsa da insan ölçekli sağlık ve eğitimde birçok gelişmiş kapitalist ülkeleri geride braktı. Örnek eğitim ve sağlık kurumsalaşmasını gerçekleştirdi. Gelişmiş birçok Kapitalist ülkenin başaramadığı sağlıktaki başarıları da vardır. Teknoloji ise gelişemedi. Anbargolar ise birçok ülkeyle normal ilişki kurulması da engeleniyor.

Küba, Öncü Savaşı stratejisiyle devrimini yaptı. Kendine has uygulamalar yaptı.Eksiklikleri özellikle ekonomik alanda yansıyor. Fakat, geçen yıl ki sel ve kasırga olaylarında, krizi Portorikodan daha iyi yönetmesi ise başta baş düşmanı ABD ile kamusal yönetme kıyası bolca yaptırdı. Tabi, son dönemde Kübada önemli denecek ve kimini düşündürten, babazısına da önemli hamleler dedirten günler de yaşanmaktadır. Fakat, birçok ülkenin özellikle Sağlık alanında Kübanın önemli katgıları hala olmaktadır.***

Öteki olay ise iran devrimi olmaktaydı. 1979 Yılında iranda yenilmez denilen Şah Pehlevi ülkeden kaçtı. Türkiye Maraş katliyamının etkilerini hala öğrenmeye çalışırken, K. Kıbrısta Türkiyede kapatılan öğrenci yurt kağosundan ayarlarla yeniden çıkmaya ulaşırken, iranda devrim yapıldı. Çoğu karıştırıyor: sanki baştan beri iranda mollalar olayı yönlendirip iktidara gelmiş gibi sunuyorlar. Oysa. Ayni dönemi hem de tartışmaları da izlerken, gerçekten iranda zalim ve ABD itifakcısı Şahın devrilmesi önemli olaydı. Birçok yapı vardı. Burada iktidarı devirmek kadar, yerine gelmesi gereken sorusu da önemli olduğu pratiği yeniden derslerle dolu yaşatıldı.

Dönemi yaşayanlar eğer kafaları net ise anımsar: Humeyni Sürgündeyken, Yetmişler ortasında artık iran Şahının son döneme geldiği anlaşılıyordu. Başta Fransa ve ABD, Humeeyniyi ıraktan çıkarıp Fransaya getirdiler. Humeyni de isyanlara karışarak ve sisemin olanakları da kulanılarak öne çıkarılmaya başlandı. İranda Şahı getierecek kitle yükselmesi devam ederken, önderlikte çok çeşitli siyasal guruplar vardı. Sonunda iranda 79 Yılın başında Rıza Pehlevi ülkeden kaçtı. Oluşan devrimci dalga ile görünürde ortak buluşmalı bir yönetim kuruldu.

Bu konuda iranı eksik bilenlerin de yanıldığı ilk tarihi gerçek, burada yatıyordu. Yaklaşık 1 yıllık bir geçiş devrimci yönetim kuruldu. Humeyni dinin gücü ve bazı dış güçlerin desteği ile olaya dini bir damıtma yaparak, kendini dinsel lider olarak bu yapıda yer aldı. Burada sorgulanması gereken sol ve demokrat Cumhuriyetcilerdir. Sovyet yanlısı İKP Yani TUdeh Sovyet çıkarlarına uygun hem de sorgulamadan Humeyni yönetimine desteği verdi. Esas kırılma Marksis Halkın Fedayilerinde oldu. İran devriminde en önde mücadele edip en güçlü örgütlerden birisi olan H.F. Tam da iktidar blok bölüşümünde ikiye ayrıldı. Bu ayrım, Humeyniye destek boyutunda oluştu. Bu tutum da devrimde Humeyninin daha da güçlenmesine neden oldu. Öyle ki kısa zaman sonra, ortak direnme yerine tek tek istifayla ayrılmalar oluşup, ardından tek başına kalan Cumhurbaşkanının da tasfiyesinde bulunulurken, Özellikle atılınaaya kadar Sovyet uzantılı Tudeh hep Humeyninin yanında kaldı.

Oluşturulmaya çalışılan yeni muhalefet ekseninde Fedayinin ayrışarak etkisizleşmesi ve Tudehin Humeyni yanında kalmasıyla, rol merkezi milliyetcilerin çizgisine kaydı. Batı ise bu aşamada, iranda Marksislerin yeniden güçlenmemesi adına resmen göstere gösgtere ırak lideri Saddamı irana saldırtarak, Humeyniye hem daha kolay tasfiye yaratıp iktidarı tamamen ele geçirmesini de sağladı.

Bugün, zamanında en etkin Marksis Halkın Fedayilerinden pek söz eden yok. Sadece Soyvet uzantılı TUdehle irandaki sol söylenmektedir. Yine, iranda Humeyninin iktidarla direk hakimiyet kurma sürecini de anlatan yok. Bunlar, aslında Yakın tarihte 79 80 iran ve Türkiyedeki önemli kırılmada solun politik duruştaki sancılarla yorumlansa, çok ders alınacaktır. İranda devrim ve Türkiyede darbe sürecinde solun en önemli yerde tavırsız veya parçalanması sonucu, günümüz Ortadoğusunda önemli sonuçlar da yaratıldı. Bugün, iran, Türkiye ve giderek Filistinde sosyalist kıvılcımın hiçleşmesinde yukardaki başlangıç iran Halkın Fedayiler tutumuyla başlayan süreç önemlidir.

Yeni yıla girdik. Sentomlar peşpeşe beyine gelip vuruyor. Denizin kıyısına vuran dalgaların bazen korkunç sesi veya sesizliği gibi konular gelgite takıldı. Takıldı da artık makaleye fazla bilgi eklemek de yükün yıkılmasına neden olacak ağırlığa ulaştık. Bu yıl yeni yazılarla tekrardan buluşmak umjuduyla, burada nokta koyuyorum.

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.