yaklaşımlarÖzkan YıkıcıGerçekleri kavrama da bellek ve bilgi olguları üzerine – Özkan Yıkıcı
yazarın tüm yazıları:

Gerçekleri kavrama da bellek ve bilgi olguları üzerine – Özkan Yıkıcı

Yeniçağ podcastını dinleyin

İnsanlar ister yaşarken, ister se öğrenme çabasında eyer sağlıklı olgularla hareket etmiyor ise, her zaman yanlış yapma olasılığına takılırlar. Gerçekleri kavrama da birikimin oluşup bellek ile canlı kalması ile doğru bilgilere ulaşıp bunları harmanlaması ile sonuçları daha doğrulara yakın olur. Belek kaybı oluşan birikim ile geçmişi silme sonucu doğururken, bilgisizlik veya algıalrla hareket etme sonucu da alakasız sözlerle bir “öğrenmiş” takıntısına gelinir. Neyazık eyer denilen şekliyle eğitim kurumlarımız bilgielri ile insanları donatsaydı, yaşananlar ile öğrenilenler belek te canlı kalsaydı, adamız gerçeklerle donalınan aydınalr, entelektüyeler ve bunların toplumsal dinamik hareketleri ile gelişmiş olacaktır. Bugün konuşulan algıların çoğu yalan olmayacak, bilim adına öğretilenlerin yanlışlarını toplamayacak, sorunalr karşısında resmen çuvalayan algılarla atıp tutulmayacak ve geçmiş doğru bellek oluşum la alınacak derslerle önümüz için daha sağlıklı öngörü yapma noktasında olacaktık! Oysa belekler sildirterek, istenilenler boşluğa konulurken, bilgi yerine “kutsalaştırılan KKTC merkezli” çıkarsamalarla doldurulup adına da bilimselik etiketiyle örtülmeler yaygınlaştı. Bunun sonucu da en basit doğru konuyu dahi alakasız saatlerce yapılan konuşmalarla konuşmama gerçeği yaşanan, geçmiş yerine isteniln günün lafazanlığı ile bellek silinmesi kulanılmaktadır. Nitekim; Limlidili Serhat İncirli Doktorun müze açılışına giden bir vatandaş olma çabalı kişiye “Doktor Küçüğü” söyleyin ce, “duymadım” yanıtını alma doğalığı yaşanması önemli örneklem olmaktadır….

Yazıyı yazarken gün “23 Nisan” oluyordu. Medya sadece TC meclisinin açılması kutlama törenlerini anlatmaya çalışıyordu. Bizim koltukcular ezberlenmiş şekliyle “Atatürk” ifadelerini kulandılar. Ama şu basit kıyastan da kaçtılar: Gerçekten söylenen Atatürkcülük le kendilerinin mimarisi olduğu son dönem toplumsal yapı birbiriyle kesişiyor mu? Çetin Altanın zamanındaki eleştiriler şiiri ile “Sakın bu gerçekleri düşünmeğin” moduna mı geldiler! Bolca kulandıkları Atatürk ilkelerinden Laikliğin ilerisine mi yoksa yok etmesine mi uğraştıklarını biran dönüp lafı uçuçurken düşündüler mi? Elbet bunarlın hiçbiri olmadı ve olamaz dı! Koltuk aşkı ile işbirlikci politikacı olmanın gerçeğini yansıtıyorlardı! Hele yükselen minareler, çalışan tarikatlar ve okutulan kitaplar çok kolay yanıtları fışkırtıyorlardı!

Amacım elbet Çocuk bayramlı 23 Nisan la sınırlı değildir! Fakat şunu da eklemeden konuyu bağlamayacam: Çocuklara emanet edilen bayramın süreçte nereye gelindiğini bizat Türkiye aynasından konuşan oldu mu? Katledilen bebekler, tacizlerin doğalaşması, çocuk isdismarlarının ayuka çıkışı, bebeklerin uyuşturucudan çeşitli ticari metalaşma kulanımı ile yüzleşiliyor mu? Berkin Elvan, Uğur Kaymaz, günlük buzdolabında saklanan bebek cesetini anımsıyorlar mı? Hele son Karaman olayı veya kısa zaman öncesi Pozantı ceza evi istismarının simgesel anlamı ile bayram nutukalrı örtüşüyor mu? Laik toplumda dindar neslin eğitiminin ne olduğunu tartışma cesaretleri var mı? Bunları artırmak mümkün. Ama en önemlisi; Neden Kıbrısın genelinde ikidebir egemenlik ve bağımsızlık vurgulanırken, Güney Yünanistanın, Kuzey Türkiyenin resmi bayramlarını olduğu gibi kutlamaya devam ediyor kuşku sorgusunu yapıyormuyuz! Bunblar hep girişteki bellek ile bilgi bütünseliğinin öneminin önemli kanıtıdır.***

İçeleşip adımızdaki ilhaklaşma politikalı Türkiye gerçeklerinden sıyrılıp bizim kendi yörüngemize gelelim. Bakalım belleklerimiz neleri kaçırıp unutup bilgisizlikle de ötelediler!… Unutmayın, “Bugün 23 Nisan”! Adamızın önemli nifusu 74 sonrası buraya yerleştirildi. Eskiyi anımsaması gereken de daha az insan sayısı yaşamda mevcut. Fakat; bolca ünüversitemiz olup geçmişi ikidebir öğretiklerini idiya ediyorlar! Buna ek olarak; bazı konuları canlı tutmak ve meslekli isimli bolca televizyon ve gazete de yayınlanmaktadır. Peki; onca medya neden ayni gün katledilen meslektaşlarının anısına birkaç söz yazmadı! Katledilen meslektaşlarının peşinden aydınlanmasını zorlamadı? Kendine demokrat ve öteki sıfatları kulananlar; neden tarihi önemli bu gazeteci katliyamının üstüne ısrarla gitmeye devam etme adına, katledilenlerin anısına konuyu anımsatmıyorlar?

Çoğu doğal olarak konuşturulmadığı için nelerden söz etiğimi anlamaya bilirler. Bazısı da çoktan bellek kaybına uğramıştır. 23 Nisan katledilen Muzafer Gürkan ve Ayhan Hikmet adındaki iki gazetecinin anısından söz ediyorum! Gürkan ve Hikmet çıkardıkalrı Cumhuriyet haftalık gazetesinde, o günlerde bonbalanan Bayraktarlık camisi gibi olayların fayilerini açıklayacaklarını belirtmişlerdi! İşte bu 2 gazeteci bu duyurudan sonra tam herkes 23 Nisan bayramını kutlayacak ken, onlar birisi arabasında, öteki yatağında vurularak katledildiler. Aradan geçen yıllar da olay açıkca sorgulanmasına karşın, ne gazeteler üstüne gittiler, nede resmi yöneticiler aydınlanması için uğraş verdiler. Tam aksi bu olayı araştıranlar hep Kıbrısın yeniden sömürgeleşme sürecindeki provakasyonalrın sadece gazeteci katliyamı ile nedenli rahat oynanıp, ortaklaşma olduğunu buldular. Hele de Denktaş Yorgacis ilişkisi adeta çatıştırılan halklar ile egemen blokun nasıl itifak halinde bulunduğunu bize gösteriyordu!

Zaten; Kıbrıs da her olay anımsanınca, bunu Türk kesiminin yaptığı inancı yaygındı. Hat da Doktor Ali ihsanın konuyla alakalı Gürkanın katledilme öncesi Yorgacisle görüşmesinin yanlış olduğunu söyledi! Düşünebilrimisiniz; Kıbrıs Cumhuriyeti içişleri bakanına provakasyonla ilgili bilgi veriyorsunuz ve o bakan öteki tarafa bilgiyi gönderip doğruyu araştıran gazetecileri katlediyor! Bu olayın ilk önemli gerçeği….

Kıbrıs da sorgulanmayan başka bir nokta daha vardır: Gürkan ile Hikmete gazete çıkarmada ve onları destekleyen kaynaklardan birisi de TC elçisi Dirvana oluyordu. Nitekim gazetecilerin katlinden sonra elçi hazırladığı rapor la olayın Türk kesimi tarafından yapıldığını vurgular. Sonra da istifa eder! Burada eyer bellekler canlı olsa ve bilgielrle konu aydınlatılmaya girişilse; o dönem “Atmış başlarından söz ediyorum” hem Yunanistan hem de Türkiye de Natolaşma ile derin devlet yapılanmalarda çatlaklıkların olduğu da ortaya çıkıyor. Elbet buradaki yapının Özel Harp dayresine bağlı oluşu ile Kıbrıs Cumhuriyeti içindeki iki taraflı teşkilatların baştan cumhurieyti yıkma durumları provakasyonlar la olayları idare etikleri de anlaşılıyor. Nasıl ki Dirvananın adamları burada katledilirken, ne TC nede buradaki yönetim üstüne gitmezken; benzer ayni yıl içinde Eyokacılar Yunanistana önce Dışişlerinden silah isteyin ce kovulurken, Savunma bakanı bunlara silahları verme ikilemi de yaşandı.

Görüldüğü gibi bellek silinmemiş olup birkimleri canlı tutsa, bilgileri yan yana koysa, bildik tarih ile günümüz gerçeklerinin çok farklı olacağını da anlatan olgular oluşacaktı! Bellek sildirtilip 2 Gazeteci katliyamı unutulurken, bilinmesi halinde en basitiyle ilgili Bayraktarlık gibi bonbalama olaylarının da kimin yaptığı da anlaşılıp banbaşka Kıbrısı konuşacak belki onca olumsuzluk da yaşanmayacak tı! Nitekim bizat bu sözü edilen olayın TMT tarafından yapıldığı ilgili örgüt çalışanları sonradan ağzından kaçırdılar. Halbuki ahali hep ozaman “Rumlar yaptı” bilinciyle öfkeleniyordu! Başka şekli ile Yorgacis içişleri bakanıyken konuyu araştırıp sanıkları ortaya çıkarma yerine bilgileri öteki Türk tarafa göndermek le ince ilişkinin de olmaması halinde banbaşka Kıbrıs yaşamı da olası olduğu anlaşılacaktı!

Onca Kıbrıs tarihi üzerine hem de kürsülerden de ahkam kesenler, nedense bu tip konuları ya hiç bilmemeye vuruyor veya hala onca bilgilenme karşısında yine de suçu resmi eksenli algılara yükleyip bilimselik yapmaya devam etmektedirler!****

Görüldüğü gibi Bellek canlılığı önemli. Helle de bilgielrle örülmesi de gerçeklerle yüzleşmemizi daha kolay sağlar. Ama belek silinmesi ile resmi algılarla gündem yaratmak, bilimselik yapma sonucu,insanlar oluşturdukları bu koşullarla düşünceleri de başka yörüngede kültürleşir. Ama acı olan şu: Gazeteciler gazetecilik yaptığı için katledilen meslektaşlarını unuturken, aydınlar da önümüzü geçmişten aydınlatacak bilgileri de kulanmayarak unutkanık algı tutsağına çanak tutuyorlar. Kıbrıs da sol hareket yükseldiği dönemlerde bu konular net şekilde tartışıldı. Anımsayanlar şunu bilir, Yetmişler dönemi sosyalist hareketlerin kıpırdaması ile birçok konu gündeme geldi. O zaman egemen blok yanıt veremediği için de konuyu hep “bunlar Rumcudur la” karşı suçlama ile kitlesel karşılığa oynadılar. Bunu da anımsatalım….

Yazıyı tamamlamadan birkaç örneğe şöylesine deyinecem: 23 Nisan ayni zaman da kapıların açılması süreci de başlandı. Önemli denecek bu açılım, nedeni sonucu hiç tartışılmadı. Hat da kapıların açılması ile beklenen karşılıklı bağlar siaysi anlamda değişim de yaratamadı! Sadece 2 tarafın koyduğu beyin kuşatılmış tılsımı bozuldu! Ayni şekilde çıkarılacak derslerle Annan plan referandumu da tartışılmadı. Yüzleşilme yerine sadece buradaki bizim kiler “evet, hayır” ikilemi ile siaysal faydacı moraline takılıp haklılığa oynadılar. Oysa Annan planı üzerine konuşulacak çok gelişme var.Hiçkonuşulmayanlar özelikle beleklerden sildirtip adeta istenilen sanala durumlar konuldu. Örnek; B.M. Güvence verilmesin diye Gülün Rusyaya gidip pazarlıkla başarılı olduğu ve ingilterenin “beni ilgilendirmez” yanıtları bellek içinde kalmadı. Sanki hiçbir şey olmamış ve sadece evet hayır la çözüm özdeşleştirilip brakıldı. Hele de Annan planı ile genel sistemin sivil darbe siyasal anlayış uygulalaması, Kıbrısın yeni ayarla AB üyesi, Türkiyenin Avrupa kapısı açılma ikilemlerinde hiç tartışılmadı. Bu eksiklikler de gereken dersleri de aldırtmadığı için, hala içi boş “çözüm” kelimesi etrafında dönülmesine devam ediliyor.

Son olarak asrı geçen Türkiyede yaşanan ve Osmanlı döneminin önemli karanlık sayfası Ermenilerin anadoluda uğradıkları üzerine Kuzey Kıbrıs hiç konuşmak istemiyor! Soykırım veya katliyam kelimelerini kulanmak korkusu sonucu yaşanılan ve hala dünyada konuşulan bu konuda burada resmi sığ dışına çıkılamıyor. Bunun sonucu şu: yüzleşilmeyen, bilinip de sorgulanmayan her olay aynisinin tekrarı için koşul sağlamaktadır. Bellek kaybı ile konuyu başka gözle algılatma sonucu da ayni konularda hep yanlış algıalrla yeniden düşünce yenileme tehlikesi de hep vardır. İster Türkiye, ister Kıbrıs, ister başka ülkeler yüzleşilmedikçe geçmiş silinmeyeceğini anlamak istemez. İdolojinin geçmiş yanlışlar üzerine de şekilenirken, geleceğe ufku hep karatılmış olacaktır.

- Advertisement -spot_img
- Advertisement -spot_img
5,999BeğenenlerBeğen
796TakipçilerTakip Et
1,253TakipçilerTakip Et
259AboneAbone Ol

yazılar

Yeniçağ Podcastını dinleyin