YKP’nin 12. Kurultayı toplandı

?????????????????????? ?????????????????????? ?????????????????????? ?????????????????????? ?????????????????????? ?????????????????????? ?????????????????????? ?????????????????????? ??????????????????????Yeni Kıbrıs Partisi 12. Olağan Kurultayı, 7 Kasım, Cumartesi günü, Lefkoşa’daki KTOEÖS Lokalinde toplandı. Kurultaya, Kıbrıs’ın her iki yanından, Türkiye’den çeşitli siyasi parti temsilcileri ile sivil toplum kuruluşları temsilcileri de katıldı.

KTOEÖS Lokalinde saat 15:00 da başlayan kurultaya, Türkiye’den ÖDP Eş Başkanı Alper Taş ve Parti Meclisi üyesi Yılmaz Eren, EMEP Genel Başkan Yardımcısı Kamil Tekin Sürek, Kıbrıs’tan da AKEL, DISY, EDİ, KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil, KTOEÖS Başkanı Tahir Gökçebel, DAÜ-SEN Başkanı Mustafa Rıza, Devrimci Komünist Birlik Sözcüsü Yusuf Alkım, Mezopotamya Kültür Merkezi Başkanı Mapus Bulgan, ÇAĞ-SEN’den Erdinç Selasiye katıldı.

Kurultay Yürütme Kurulu Sekreteri Celal Devrim Önen’in konuşması ile açıldı. Daha sonra Divan oluşturularak Divan Başkanlığı’na Rasıh Keskiner, sekreterliğine de Münevver Özakalın ve Gülay Kaşer seçildi. Divanın oluşumundan sonra Divan Başkanı Rasıh Keskiner kısa bir açılış konuşmasını yaptı. Kurultaya Devrim ve demokrasi mücadelesinde kaybettiklerimiz için saygı duruşu ile devam edildi.

Saygı duruşunun ardından Parti Yürütme Kurulu üyesi Murat Kanatlı bir konuşma yaptı. Kanatlı konuşmasına başlarken Kurultaya katılan herkese teşekkür etti ve ülke olarak çok zor zamanlardan geçtiğimizi belirtip, her şeye rağmen mücadeleye devam edeceklerini ve barışa ve sosyalizme doğru yürüyüşlerinin süreceğini ifade etti. Daha sonra YKP Yürütme Kurulu üyesi ve YKPfem aktivisti Faika Deniz Paşa bir konuşma yaptı. Paşa konuşmasında “YKP-fem’de örgütlenen kadınlar olarak 25 yılının son 4 yılında bu partinin tabanında, bu parti ile sokakları paylaşmaktan gurur duyuyoruz. Birlikte söyleyecek sözümüzün, değiştirecek gücümüzün olduğuna inanıyoruz” vurgusunu yaptı…

Yürütme Kurulu üyelerinin konuşmalarının ardından Kurultaya konuk olarak katılan ÖDP Eş Başkanı Alper Taş ve EMEP Genel Başkan Yardımcısı Kamil Tekin Sürek birer konuşma yaptılar.

Konuşmaların ardından Kurultaya gönderilen AKEL, DISY, EDI, DKB, DAÜ-BİR-SEN’in mesajları okundu. Daha sonra konukların da ayrılmasına olanak vermek için Divan tarafından Kurultaya on dakika ara verildi. Aranın ardından gündemin diğer maddelerine geçildi.

Parti Meclisi Raporu ve Mali Rapor görüşülüp aklanmasından sonra Kurultay Kararları onaya sunuldu. Kurultay Karar taslaklarının tümü, diğerlerinin başlıkları okunarak oy birliği ile kabul edildi.

Kabül edilen Kurultay Kararlarının başlıkları: “Kıbrıs ortak yurdumuzdur, YKP Birleşik Kıbrıs için mücadelesini sürdürür”, “YKP, Türkiye’de AKP Yönetiminin Türkiye halklarına dayattığı radikal İslam yaşam biçiminin Kıbrıs’ın kuzeyine taşınmasını reddeder ve buna karşı içte mücadele dışta uluslararası dayanışma çağrısı yapar”, “YKP, yokoluş teolojilerinin karşısında ekososyalist siyasetin, geleceğin yaşamını bugünden inşa etmek için çaba gösterir”, “Solda birlik meselesini toplumsal mücadeleler içerisinde ortak birleşik eylem alanları oluşturulması temelinde ele alınması gerekir”, “YKP Kıbrıs’ta yaşanan işgali ve fetih sürecini reddeder ve bu durumu bertaraf etmek için içte mücadele dışta uluslararası dayanışma çağrısı yapar

Kurultay Kararları görüşülürken, Alpay Durduran söz alarak, Kıbrıs sorunundaki gelişmeleri değerlendirdi, yeni dönemde parti organlarının daha fazla bu konuya eğilmesi gerektiği vurguladı. Daha sonra ise program değişiklik önerisi görüşülüp oy birliği ile karara bağlandı. “Ülke, toplum ve parti sorunları üzerinde genel görüşme” başlıklı gündem maddesinde YKP’nin eski genel sekreteri Rasıh Keskiner, 1991 yılındaki ilk kurultay için hazırladığı yazısında kısımları okuyarak iki dönem arasındaki benzerlikleri hatırlattı. Keskiner yazının son bölümünün bugün de geçerli olduğunu vurguladı. Keskiner’in belirttiği yazıdaki paragrafta “sorunların temeline Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünün yattığını kabul edenleri, uluslararası kabul gören federal bir andlaşmayı benimseyenleri bir araya gelerek, bir güç oluşturmasını ve en başta bu toplumun egemenlik haklarını savunmaya ihanet içinde olanlara karşı, uluslararası dayanışmaya çekinmeden omuz vermeye çağırmaktadır. Bu varlığımız için şarttır” görüşü dile getirilmişti…

Son olarak da Parti Meclisi Üyeleri’nin ve Yüksek Disiplin Kurulu Üyeleri’nin seçimi gerçekleştirildi.

 

Yeni Parti Meclisi

Yeni Kıbrıs Partisi Parti Meclisi Üyeleri şu isimlerden oluştu; Alpay Durduran, Celal Önen, Cevdet Beysoydan, Enver Ballı, Erdinç Selasiye, Ergün Emiroğulları, Faika Deniz Paşa, Gülay Kaşer, Halil Karapaşaoğlu, Halil Paşa, Haluk Selam Tufanlı, Hamit Aygün, Hazal Yolga, İnanç Karagözlü, Kemal Aktunç, Murat Kanatlı, Münevver Özakalın, Nevzat Hami, Osman Ercüment, Özkan Varoğlu, Rasıh Keskiner, Tegiye Birey, Tolga Yücedal, Tuğçe Koruoğlu, Yaşar Karakaş.

Yüksek Disiplin Kurulu ise şu isimlerden oluştu; Oğuz Özen, Kutman Tayaz, Engin Ekici, Mustafa Hami, Salih Coşar, Ahmet Osman, Adnan Ertay, Mehmet Özyücekök.

Disiplin Kurulu daha sonra kendi arasında görev bölümü yaparak 5 asil, 3 yedek üyeyi, belirleyecek.

 

YKP Yürütme Kurulu Sekreteri Celal Devrim Önen’in konuşması

Değerli arkadaşlar, değerli konuklar hoşgeldiniz.

Bütün değerlerin anlamsızlaştığı, dürüstlük, dostluk,  vefa,  gibi değerlerin alay konusu olabildiği, eğlenmenin, anı yaşamanın sürekli reklamının yapıldığı bir dönemde elbet yapacak daha eğlenceli işler varken buraya gelen dostlar hoşgeldiniz.

Başımızı çevirdiğimiz her yerde birileri bize günü yaşamamızı öğüt veriyor.

Hoşgeldiniz günü, dünü ve yarını harmanlayıp yaşamaya çalışanlar.

Hoşgeldiniz eğlenmenin ancak birlikte olduğunda gerçek olduğunu bilen bilgeler hoşgeldiniz.

Hoşgeldiniz bütün gece yatağında hastasının elini tutabilenler.

Hoşgeldiniz çok çalışanlar, çalıştığı için aptal yerine konanlar.

Hoşgeldiniz bunlara gülümseyebilenler.

Hoşgeldiniz 60’ında değişebilen, 70’inde spor yapabilenler.

Hoşgeldiniz ötekinin hakkı için, dayak yeyen ötekiler, hoşgeldiniz.

Hoşgeldiniz daha iyi bir yaşam için daha kötü şartlarda yaşamayı kabul eden komik insanlar, hoşgeldiniz.

Bu adaya gelen hiç tanımadığı insanlara birşey olmasın diye sabahlara kadar poliste bekleyen akıllılar hoşgeldiniz.

Ötekiler, ezber bozanlar hoşgeldiniz.

Hoşgeldiniz gülebilen, ağlayabilenler.

Başka türlü bir dünya, başka türlü bir kültürün mümkün olduğuna inanlar ve bu anlayışı günlük yaşamlarının bir parçası yapanlar hoşgeldiniz.

Umudun aslında yaşamın kendisi, ilk adımı atmanın şartı olduğunu sezen ve umudunu kaybetmeyenler. Tarlada filizin, sokakta çocuğun umudu olanlar hoşgeldiniz.

Hoşgeldiniz yaşamın her gün sıfırdan başlayan bir kavga gerektirdiğini bilen, hergün hata yapıp geneda yürümeye çalışan sakar insanlar hoşgeldiniz.

Hoşgeldiniz yapıp da söylemeyen, gerektiğinde başını eğip gidebilenler.

Rahatın akışına karşı tek başına yürümeye çalışan rahatsızlar.

Ötekiler, azınlıklar, sokaktakiler…….. Hoşgeldiniz.

Yeni Kıbrıs Partisinin Olağan 12. Kurultayını açıyorum.

Hayırlı olsun.

 

YKP Yürütme Kurulu üyesi Murat Kanatlı’nın konuşması

Değerli dostlar, yoldaşlar,

Değerli konuklar, medya emekçileri

 

Öncelikle bugün aramızda konuk olarak bulunan tüm dostlarımıza
hoş geldiniz diyoruz…

 

Ve; imkânsızlıkların içinde,

baskı ve zorbalığın her türlüsü yaşatılan
ama inadına özgürlük,

ama inadına barış,

ama inadına Kıbrıs’ın birleşmesi için,

işgalcilere, işbirlikçilerine, acentalarına,

onların gönüllü tutsaklarına karşı,

TC’nin tüm yeraltı ve yerüstü teşkilatlarının
sivil ve askeri bürokratlarına karşı

25 yıldır hiç durmadan partimizi destekleyen

üyelerimiz, sempatizanlarımız, parti dostlarımız, yoldaşlarımız;

hoş geldiniz!

Yüreğini bu kavgaya koyan, yaşamını bu kavgaya adayan dostlar, hoş geldiniz…

 

Değerli dostlar,

25 yılda nice zorbalık, baskı, tehdit gördük ama YKP hâlâ ayakta, 25 yıldır mücadelesini sürdürüyor…

Ancak bu süreçlerde bizi asıl zorlayan umutsuzluk taşıyanlar oldu…

YKP’liler için umut, umuda inanmak, barışa inanmak, onun uğrunda mücadele etmek bir gelenektir… Umuda doğru yolculuğumuz sürüyor…

Sevgili dostlar, yola çıkarken ilk Kurultaylarımızın yapıldığı salonda “talimatla yönetilmeye hayır, bu memleket bizim, biz yöneteceğiz” pankartları asılıydı, YKP’nin kuruluşundan 10 yıl sonra kitlelerin ellerinde bu sloganların yazılı olduğu pankartlar sokakları dolaştı…

Elbette sonradan çok daha net anladık, bu 8 kelimelik sloganı atarken aslında bazıları ile aramızda uçurumlar vardı… Birileri bu sloganı atarken “bu memleket bizim” derken yalnızca Kıbrıs’ın kuzeyini, “bizim” derken de, “biz yöneteceğiz” derken de kuzeydeki “Kıbrıs Türk halkı”nı anlamaktaydılar. Onlar için Kıbrıslı Türk de yoktu, Kıbrıs Türk’ü vardı… Bu yaklaşım, bizim verdiğimiz anlamın tam zıddıydı… Bunu, bugün çok daha net görüyoruz.

Bundan, 10 yıl önce seçim davulu çaldığında, birileri devrimden, statükonun yıkıldığından bahsederek inatla acenta seçimi dedik, ‘sokaktan iktidara’ dedik, on yıl sonra ülkenin her yanında acentalar tekrar tekrar deşifresi olmakta, birçok kişi iktidarın Ankara’dan değil sokaktan kazanılacağına inanmakta…

Şimdi bir kez daha sesimizi sloganlarımız ve pankartlarımızla yükseltiyoruz ve isyanımızı haykırıyoruz, isyanımızın işgale olduğu söylüyoruz ama bu kez çok uzun beklemeye niyetimiz yok, bu mücadele büyüyecek, bu mücadeleyi büyüteceğiz… Bunun için çalışmaya devam ediyoruz…

Bu mücadeleyi öyle kolay kolay bırakmaya da niyetimiz yok… Zorlukların, baskıların, yıldırma politikalarının, izole etme, kitlelerden koparma faaliyetlerinin, medya sansürlerinin, karalama kampanyalarının farkındayız… Ama öyle kolayına sokakları terk etmeyeceğiz.

Ancak şunu da biliyoruz, devrimci bir hareket, kendi ilkelerinin, eylemi bir ağ gibi sarıp kımıldayamaz hale getiren dogma haline dönüşmesine izin vermemelidir. Bu nedenle YKP olarak, her bulunduğumuz kritik anda sürekli olarak somut koşulların, somut tahlilini yaparak, zaman ve mekan ayrımlarını iyi analiz ederek, taktik ve stratejilerimizi de belirleyerek, sokaktan iktidara mücadelesini büyütüyoruz, büyütmek için çabalıyoruz…

Bir kere deha vurguluyoruz, sözümüz var Mehmet ASİ Göze’ye, Erbil Refik’e, Hüseyin Önen’e, Reha Caner’e, Salih Altaylı’ya, Mustafa Ahmetoğluları’na, Ahmet Karaman’a, Necdet Turgay’a, Çağla Konuloğlu’na, Hilmi Say Amca ve nicelerine, kavgaları yarım kalmayacak, Kıbrıs’ın birleştirilmesi, işgallerden arınmış Kıbrıs mücadelesi, sosyalist Kıbrıs mücadelesi, yarım kalmayacak, mücadele, mücadeleleri sürüyor, sürdüreceğiz.

Biz birbirimizi sokakta bulduk, sokakları terk etmeyeceğiz…

Onlar adına, onlar için son işgalci de Kıbrıs’ı terk edinceye kadar, ülkemiz birleşinceye, sosyalist bir Kıbrıs kuruluncaya kadar bu mücadele sürecek, sürdüreceğiz…

Sevgili dostlar, arkadaşlar,

İlk kurultaya atıf yapmışken, hatırlatmalarda bulunmaya devam edelim… 16 Haziran 1991 tarihinde toplanan YKP Olağan 1. Kurultayı’nın Parti Meclisi Raporunda YKP’nin niçin kurulduğu anlatılmıştı, 1989 yılına kadar süreç değerlendirmesi yapılıyordu ve şöyle denmekteydi:

“1974 sonrası, demokratik kurallar Kıbrıs sorununu Kıbrıslı Türklerin haklarını ileri sürebilmek için uygulanmaya başlanmış gibiydi. Tüm göstergeler partilere ajanlar sokulduğunu, egemen çevrelere yarananların ödüllendirildiğini, polis asker ve etkili yerlerdeki memurların muhalifleri düşman görmelerinin sağlandığı ve okulların muhalefetin politikalarının düşmana yaradığını öğrettiğini gösteriyordu. Demokratik organlar oluşturulacak ama Türkiye destekli iktidar bunların işe yaramamalarını sağlamak için gerekli önlemleri alacaktı. 1970’ler demokratik görünen ama demokrasinin bir sonuç yaratmaması için gizli açık önlemlerin alındığı bir uygulama ile geçti.”

Bunca zaman geçmesine rağmen Kıbrıs’ın kuzeyindeki uygulamaların bazılarının şekilleri değişmiş olsa da burada anlatılanların özü değişmedi, bu uygulamalar hala devam ediyor…

Raporun devamında YKP’nin kuruluşuna giden süreç aktarılıyor ve şöyle deniyordu:

“TKP, kendi içinde maceracı sol ve Rumcu unsurlar keşfetti ve partinin eski yönetici kadrolarının önemli bir kısmını tasfiye etti. Artık yöneticiler, akıllı ve gerçekçi politikalar uygulayacaklar ve “Anavatanla” kardeşçe ilişkiler kuracaklardı. Bunun için de “Anavatanı” rahatsız eden CTP ile ilişkiler kesilmeli idi. TKP, birleşme görüşmesi yaptığı CTP’yi tekkeci davranıp CTP’yi kapatarak birleşmek istemiyor diye suçladıktan sonra, KKTC’yi kabul ettiğini açıklamaya zorladı. Sonra da KKTC haini, Rumcu diye saldırıya geçti. TKP’nin, şovenizmle oy toplamaya çalışması Kıbrıslılar Dayanışma Derneği hareketini doğurdu. Bu dernek, form ve konferanslarla siyasal yaşamın tabularını yıkmaya başladı. Anavatanın Kıbrıs olduğunu gösterdi, garantiler ve garantörleri sorguladı, Türkiye’nin yardımının gereksizliğini kanıtladı ve egemenlik hakkının olmamasının yozlaşma, ucuz işgücü ve ucuz mal rekabeti ve göç nedeni olduğunu tartıştırdı.”

Bunlar, yalnız 25. kuruluş yıldönümünü kutladığımız YKP’nin tarihini hatırlamaktan çok daha fazlasını bugün içinden geçtiğimiz bu dönemde ifade etmektedir.

Geçmişe dair yaşananlar üzerine herkes kendi özeleştirisini açıkça vermedikçe bu gibi hatırlatmalar önemli olmaya devam edecek…

Değerli dostlar, bu Kurultayımız da önemli bir dönemecin arifesinde toplanıyor. Kurultayımız, ülkemizde ve bulunduğumuz coğrafyada işlerin iyiye gitmediği, her şeyin zorlaştığı, daha da zor olacağının onlarca işaretin olduğu koşullarda toplanıyor…

Ortadoğu’da Filistin sorunu kanayan yara olmaya devam etmektedir. İsrail’in devlet terörü açıkça devam ederken, Gazze’ye uygulanan insanlık dışı ambargolar sürmektedir. Filistin halklı insanlık onuruna asla yakışmayacak bir yaşam sürmeye mahkûm edilmiştir.

Bölgedeki ABD’nin müdahaleleri, sorunların içinden daha da çıkılmaz kılmıştır. Irak ve Afganistan, askeri müdahale öncesinden çok daha kötü durumdadır. Bölgede yükselen gerici idarelerin ve yönetimlerin acımasızca saldırılarını her gün medyadan takip etmek mümkündür. Böylesi bir ortamda Kobane gibi direniş umudu yükseltirken, silahlı çatışmaların sorunları çözemediği, gerçek çözümün diyalogla, refahın ve zenginliklerin adil paylaşımıyla mümkün olduğu gerçeğini bir kez daha hatırlıyoruz… Balkanlarda süren çatışmasızlık hali bunun en önemli örneğidir…

Emperyalizmin böl-yönet politikasına karşı, elimizdeki en önemli araç, birleşik halk hareketleridir, halkaların dayanışmasıdır. Bunu yükseltebildiğimiz orada hem emperyalistlere karşı, hem de gerici ülke yönetimlerine karşı başarılı olma ihtimalimiz vardır. Bu nedenle en sıcak gelişme olan Suriye üzerinden değerlendirirsek, seçenek ne emperyalizme karşı Esad’ın desteklenmesidir, ne de emperyalistlerin tetikçiliği yapan silahlı grupların veya ne de İŞİD gibi gerici çetelerin desteklenmesidir. Suriye’de yerel inisiyatiflerde ayaklanan halk hareketlerine küresel dayanışma, onların güçlenmesi Suriye’de halkların kendi ülkelerini kendilerinin yönetecekleri bir idare kurmalarına destek olmak çözüm yoludur. Benzer şekilde Filistin’de gerici Hamas ve İslami Cihad ile yozlaşmış El fetih yönetimleri arasında tercih yapmak değil, bunlara karşı da mücadele veren örgütlenmeleri desteklemek önemlidir.

Bizlerin yapması gereken kötüler arasında tercih yapmak değil, farklı bir alternatifin inşaa edilmesi olmalıdır.

İnşaa edeceğimiz alternatifeler ise katılımcı, demokratik, eşitlik ve özgürlük değerlerine bağlı olmalıdır…

Ana akım medya gizleme çalışsa da böylesi alternatifler dünyanın birçok yerinde toplumsal muhalefetin lokomotifi haline gelmektedirler…

Sevgili dostlar, yoldaşlar,

Kıbrıs sorununda bir kez daha gerginlik ve savaş ihtimallerinin konuşulduğu bir dönemden geçiyoruz…

Bir Kıbrıslı Rum balıkçı teknesi bir iki deniz mili Mağusa’da ateşkes hattını geçti mi, hücumbotlarla saldırıp, hatta ateş eden zihniyet, şimdi bize TC’nin savaş gemilerinin Limasol, Larnaka açıklarında dolaşmasını abartmamamızı tavsiye ediyor… CTP liderliği ise muhalefette karşı çıktığına şimdi kendi belgesiymiş gibi sarılıp, TC’nin dayattığı ve onun çıkarları üzerinden şekillenen kıta sahanlığı antlaşmasına utanç verici bir şekilde, dört elle sarıldı!

Bu gerginliğin düşürülmesi için, TC’nin provakatif tüm eylemleri son bulmalı, savaş gemileri geri çekilmeli ve uluslararası hukuğa saygılı şekilde davranılmalıdır. Bu olurken eş zamanlı olarak Kıbrıslı Rum lider Anastasiadis de masaya geri dönmelidir. Ama peki, masada ne konuşulmalıdır? Nasıl bir yol izlenmelidir?

Kıbrıs sorununun çözümü noktasında YKP’nin ortaya koyduğu alternatifi uzun bir zamandır dile getirmekteyiz, bir kez daha hatırlatalım…

Onların dayattığı tümünde uzlaşılmadan hiçbir şeyde uzlaşılmış olunmaz inatlarının ülkeyi kalıcı bölünmeye taşıdığını net olarak görüyoruz, bu nedenle gerçekten çözüm isteyenlere çağrımız, adına liderler görüşmesi denen usulle çözüm arama ısrarından vazgeçilmesidir

Peki, ne yapmalı? Bu süreçte bizlerin ihtiyacı olan bir çerçeve antlaşmasıdır. Bu antlaşma ile kurulacak iki toplumlu yönetim ve karar organı ile geleceğine, tüm Kıbrıs’ta yaşayanlar kendi siyasal pozisyonları ile karar verebileceklerine inanıyoruz. Tıpkı Kuzey İrlanda’da devam eden böylesi süreç bizleri federal bir yapıya taşıyabilir, bugünkü liderler düzeyindeki görüşmelerin ise bizi kalıcı bölünmeye taşıdığı aşikârdır.

Bizler halkların gelecekte yaşayacakları federal sistemi kendilerinin kurması gerektiğine inanıyoruz. Bu nedenle liderlerin değil halkların her kesiminin kendi seslerini görüşleriyle yansıtabilecekleri iki toplumlu yönetim ve karar organları ile ekonomi, eğitim, sağlık, çevre ve diğer başlıkların tamamlanması gerektiğine inanıyoruz, ‘bırakın halkalar yaşayacakları sisteme kendileri karar versinler” diyoruz…

Maraş’a Kıbrıslı Rumların dönüşü ve Mağusa’nın birleşmesi, Maronitlerin köylerine dönüşü, Askersiz Lefkoşa gibi güven artırıcı önlemler ile desteklenmiş, çerçeve antlaşması temelinde kurulacak iki toplumlu yönetim ve karar organı ile Kıbrıs sorununu çözmeye çalışma, bugünkü, toplum lideri olduğu iddiasındaki bazı kesimlerin halka kapalı görüşme sürecine alternatifimizdir!

Değerli dostlar,

YKP, Avrupa Sol Partisi gözlemci üyesidir… Başka bir Avrupa’ya, emeğin Avrupa’sına inanlarla birlikte bugün bankaların, sermayenin yönettiği Avrupa’ya karşı da mücadelemizi sürdürüyoruz. Neo-liberallerin şekillendirmediği, halkaların yönettiği yeni bir Avrupa’nın mücadelesini veriyoruz. Tıpkı YKP’nın kuruluş sürecinde de söylediğimiz gibi Avrupa içindeki ilericilerle, demokratlarla birlikte hem solun ve emeğin, hem de Kıbrıs’ta süren işgale karşı, adanın yeniden birleştirilmesinin mücadelesini veriyoruz…

Bugünkü Avrupa Birliği, bizlere daha fazla neo-liberalizm, daha fazla ekolojik yıkım, daha fazla nükleer santral, daha az kamusal yararı olan hizmet, daha çok ayrımcılık, daha az özgürlük dayatmaktadır…

Bu nedenle, halkların Avrupa Birliğinin, emeğin Avrupa Birliğinin kurulması için bizler tarafız ve Avrupa Sol Partisinin son dönemdeki sloganını sahipleniyoruz, “Avrupa Halkları, hakların için birleş!”; bunun için yalnız Lefkoşa’nın değil, Avrupa’nın sokaklarını da dolduruyoruz, Atina’dayız, Madrid’deyiz, Brüksel’deyiz Avrupa her yerinde emeğin Avrupası için mücadeleyi sürdürüyoruz, sürdürenlerle birlikteyiz…

Neo-liberal politikaları benimseyen Avrupa Birliği yerine halkların Avrupa Birliği için mücadele edenler, çeşitli ülkelerde önemli konumlara geldi…

Avrupa Parlamentosunda Avrupalı birleşik sol konfederasyonu grubu üyesi 3 parti son anketlerde ülkelerinde birinci parti konumundadır… Yunanistan’da Syriza’nın yükselişi sürmektedir. Syriza üzerine çok konuşuldu ama şimdi İspanya’da isminin karşılığı “Yapabiliriz” olan Podemos, Avrupa Parlamentosunda gösterdiği çıkışını sürdürmekte ve İspanya’daki anketlerde birinci sıraya yerleşmiş durumdadır.

Podemos, 2011’den bu yana toplamda yaklaşık 8 milyon kişinin katıldığı sokak gösterilerine sahne olmuş İspanya’daki Indignados (Öfkeliler) Hareketi’ni oluşturan güçlü sosyal ağları olan antikapitalist farklı hareketlerin mobilize ettiği kitlelere dayanıyor. Podemos, öyle birdenbire ortaya çıkıp güçlenmiş değil. Dinamik ve kısmen siyasallaşmış kitle mücadelelerinin belli bir hareketlilik sağladığı zeminden beslenerek, doğrudan keskinleşen sınıflar kavgasının içinden şekillendi. Yani Podemos, yukardan karar verilen iş ve güç birliği değil sokakta şekillenen bir karşı harekettir…

Ekonomik krizle yıllarıdır boğuşan Kuzey İrlanda’da da Sinn Fein son anketlerde birinci parti konumdadır…

“Başka alternatifimiz yok” denen Avrupa Birliğinin neoliberllerine karşı başka bir Avrupa mümkün diyenlerin sesi daha net çıkmakta…Değerli dostlar, mücadeleyi her alanda sürdürüyoruz… Bir önceki Kurultayın bizlere verdiği görevi de yerine getirmek için uğraşıyoruz…

 

  1. Kurultay kararımız “dünya nüfusu düşünüldüğünde kadınların oranı yüzde elli ellidir. Buna rağmen yaşamdaki ve siyasetteki yerleri aynı oranlara denk düşmemektedir” diye başlamaktaydı ve kadınlara katılım çağrısı ile son bulmaktaydı.
  2. Kurultaydan bugüne toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesinde bir miktar yol aldık ama daha yapılması gereken çok işimiz var.

Kurultay kararında “Kadınların siyasette özne olmasının zorunluluğunu, biyolojik cinsiyetlerinin belirleniminin sonucu olduğu yönündeki görüşleri aşan bir durum olduğunu YKP kabul eder ve bunun kalıcı olarak ortadan kalkması için mücadeleyi önüne hedef koyar. Ancak bu mücadeleyi önüne hedef koyarken, mevcut koşullardaki zorlukları da aşacak şekilde kadının siyasette temsili için de çalışma yapmayı zorunluluk olarak görür… Bu nedenle YKP, Kıbrıs’ın ve Kıbrıslıların birleşmesini isteyen, sınırsız, silahsız, sosyalist bir Kıbrıs talebi olan tüm kadınları, YKP yönetim kadrolarına katılmaya çağırır” demiş ve “YKP, 2011’deki olağan kurultay toplantısına kadar tüm organlarında yüzde elli elliye en yakın temsil oranına ulaşabilmek için tüm kadrolarına çalışma yapma çağrısı yapar” hedefini bu Kurultay kararı ile önümüze koymuştuk.

Aradan geçen 4 yılda hedefin hala uzağında olduğumuz açıktır ama ciddi mesafede aldığımızı söyleyebiliriz…

Bunun yanında YKP her türlü ayrımcılığa karşı olduğunu sürekli söyledi.

YKP nasıl ki din, dil, ırk renk, her ne sebeple olursa olsun bireylerin ayrımcılığa uğramasına karşı çıkıyorsa, cinsel yöneliminden dolayı bireylerin ayrımcılığa uğramasına da karşı çıkıyor.

Programında yazdığı gibi YKP her bireyin hakları ile özgür ve dokunulmaz olması gerektiğine inanmaktadır.

Bu nedenle YKP, önümüzdeki dönemde de din, dil, ırk, renk, cinsiyet ve cinsel yönelim konusundaki her türlü ayrımcılığa karşı evrensel insan hak ve özgürlükleri çerçevesinde mücadele etmeye kararlıdır.

Sevgili dostlar, partimizin gündemi çok yoğun… Bir yandan ülkede süren işgale karşı, çözümsüzlüğe karşı mücadele ederken, diğer yandan farklı alanlardaki mücadeleleri de sürdürmemiz gerekiyor. Ekoloji, bizim için bu nedenle önemli bir başlıktır. Yaşamın olmayacağı bir dünyada sosyalizmi kuramayacağımız için, doğadaki yıkıma karşı, yaşamın savunulması için de mücadele etmek gerekiyor.

Suyun hayat olduğunu, yaşam olduğunu söyledik, satılamayacağını açıkladık. Şimdi birileri tıpkı “barış hareketi” dedikleri gibi “barış suyu” ile de Kıbrıs’ın kuzeyinde de suyu bir metaya dönüştürmeye, serbest piyasada alınıp satılabilecek hale getirmeye çalışıyorlar. Ortaya çıkan durum suyun özelleştirilmesidir, su tüm canlılar için hayattır, yaşamın kaynağı savunmak için direnmeye devam edeceğiz…

Kıbrıs’ın kuzeyinde gıda egemenliğini zora sokacak Tohum Yasası, TC ekonomik paketleri ile dayatılmaktadır. Genetiği değiştirilmiş tohumlarla Kıbrıs’ın kuzeyindeki tarım, her ne kadar kalabilmişse, geçecek yeni Tohum Yasası ile birlikte daha da dışa bağlı olacak… Genetiği değiştirilmiş tohumların dayatılması ile tohumdan elden edilen üründen yeniden tohum elde edilemeyeceği için, bu alanda da dışa bağımlı hale gelinecek… Böylesi bir dayatmaya karşı da direnişi örgütlemeye devam edeceğiz…

YKP, ana akım medyanın gündemine girmeden de önce Akkuyu’da sürdürülen nükleer santrala karşı mücadeleye etmekteydi, mücadelesini sürdürüyor. Karpaz’daki, Beşparmak Dağlarındaki yıkım, tahribat gün ve gün sürmekte ve YKP’liler olarak ülkenin her yerindeki eko-sistemi yok eden ve edebilecek tüm uygulamalara karşı duyarlı olduk, mücadele ettik, mücadele edenlerle birlikte olduk… Bu yeni dönemde de bu mücadeleleri sürdüreceğiz.

 

Sevgili dostlar, son yerel seçimlerden, Lefkoşa Belediye Meclis’inde bir de YKP’li üye var…

Yerel yönetimlerde, katılımcı bütçe, mahalle komiteleri, kent konseyleri gibi alternatif örgütlenme biçimleriyle yerelde neo-liberalizmin ve otoriter rejimlerin tahrip ettiği kolektif gücün önünü açarak, aşağıdakilerin kendi kaderine sahip çıkma isteklerine yeni araçlar sağlayarak neo-liberalizm karşıtı toplumsal muhalefet yaratılabilir düşüncesi ile seçimlerde siyasal bir kampanya ördük…

Neo-liberalizm geniş yığınlar için hayati önemdeki ekonomik ve sosyal meseleleri demokratik karar alma mekanizmalarının dışına taşır, siyasi değil teknik meseleler haline getirir. Yani neo-liberalizm siyaseti teknikleştirir. Böylesi bir ortamda, söz, yetki ve karar süreçlerinin aşağıdan yukarıya yeniden inşa edilmesi yerel yönetimlerde alternatif örgütlenmelerle mümkün olduğunu seçim süresince anlattık, bu yönde çalışmalarımızı sürdürüyoruz…

Sevgili dostlar, partimizin gündemi çok yoğun, söyleyecek çok sözümüz var… Mücadele her alanda sürüyor. Vicdani ret, toplumsal cinsiyet eşitliği, yabancı üslere karşı, cemaatlerin ve diğer İslami yeşil sermayenin operasyonlarına karşı, her türlü asimilasyon politikalarına karşı, işgale karşı yaşamın her alanında mücadele sürüyor ve YKP bu mücadelelerin her birinde vardır, yalnız bildirileri ile değil, fiili olarak, sokakta, aktif olarak var olmaya devam ediyor, gelecek dönemde de edecek…

 

Sevgili dostlar,

Defalarca dediğimiz gibi, gelecek kuşaklara sözümüz var; onlara, sınırsız, silahsız, garantörsüz, askersiz, sosyalist, bütün bir Kıbrıs bırakacağız. Bu nedenle yolu yok, mücadele sürüyor, sürecek.

“Çözüm, hemen şimdi mümkün” diyoruz!

“Başka bir Kıbrıs mümkün” diyoruz…

Ve bunların hayal olmadığını biliyoruz çünkü tümünü gerçekleştirilebileceğimize dönük umutlarımız var!

Karamsarlığa karşı umudu büyütüyoruz…

Kurultayımızın başarılı geçmesi dileklerimizle, katılan herkese teşekkürler…

  1. yılında;

Yaşasın mücadelemiz!

Yaşasın eşitlikçi ve özgürlükçü sosyalizm mücadelesi!

Yaşasın Yeni Kıbrıs Partisi!

 

YKP Yürütme Kurulu üyesi ve YKPfem aktivisti Faika Deniz Paşa’nın konuşması

Sevgili dostlar ve yoldaşlar ve değerli konuklar ve medya emekçileri

Öncelikle Yeni Kıbrıs Partisi tabanında örgütlenen ve Feminist politika yapan kadınlar yani YKP-fem olarak Yeni Kıbrıs Partisi 12. Olağan Kurultayı’nı selamlarız.

Sevgili dostlar,

Bizler feminist bir mücadeleye ihtiyaç duyuyoruz çünkü hangi ulus, sınıf, ırk ya da cinsel yönelimden olursak olalım, cinsiyetimizden dolayı kadınlar olarak eziliyoruz. Ancak, eşitlik için verdiğimiz bu mücadele diğer mücadelelerle de kesişiyor.

Bu nedenle de YKP-Fem olarak, geleneksel hiyerarşik parti yapılanmalarına uymayan alternatif bir parti olarak, Yeni Kıbrıs Partisi’nin bu özerk feminist hareketin oluşmasına sağladığı zeminde, hali hazırda, ekolojik, anti-militarist, enternasyonalist, özgürlükçü-eşitlikçi sosyalist değerleri benimseyen toplumsal cinsiyet eşitliği ve LGBTTQ bireylerin özgürlük mücadelesine taraf bu partinin tabanında feminist politika yapıyoruz.

YKP-fem olarak evde, sokakta, işyerinde kadına yönelik şiddetine son diye haykırmak, bedenimize, kimliğimize ve emeğimize sahip çıkmak, ataerkiye, kapitalizme, yaşam alanlarının talan edilmesine ve coğrafyamızdaki işgal rejimine karşı mücadelemizi büyütmek için başladığımız bu yolda 4. yılımızdayız.

Sevgili yoldaşlar,

Egemen söylem bizi yanıltmamalı ve bizlere unutturmamalıdır ki, feminizm bir eşitlik mücadelesidir. Ancak YKP-fem olarak altını çiziyoruz ki burada eşitlik derken basitçe biçimsel bir şekilde eşitlikten bahsetmiyoruz. Kadınlara sadece kariyer, pozisyon, unvan ya da kaynak sağlamakla bu anlamda bir eşitlik sağlanacağına inanmıyoruz.

Bizler, daha çok, toplumsal cinsiyet ilişkilerinde, yani biyolojik olarak kadın ya da erkek olarak doğmanın ötesinde, toplum tarafından empoze edilen toplumsal cinsiyet ilişkilerinde bir devrim yapmaktan bahsediyoruz. Bu nedenle, iş yerinde, karar verme mekanizmalarında, medyada kadınların neden yer almadığını sorunsallaştırırken, evde içerisinde yani “özel” addedilen alanda neden temizlik, bakım ve benzeri işlerin kadınlar tarafından yapılmasının gerektiğini söyleyen anlayışı da sorgulamak, sorunsallaştırmaya çalışıyoruz. Gece kulüplerinde köleleştirilen, namus, kıskançlık veya aşk adına sözde onları seven erkekler tarafından öldürülen, savaşlardan kaçıp ülkemize sığınmaya çalıştığı için cezalandırılan, yok sayılan, kız kardeşlerimizin hesabını soruyoruz.

YKP-fem’de örgütlenen kadınlar olarak 25 yılının son 4 yılında bu partinin tabanında, bu parti ile sokakları paylaşmaktan gurur duyuyoruz. Birlikte söyleyecek sözümüzün, değiştirecek gücümüzün olduğuna inanıyoruz.

Kurultayımızın başarılı geçmesi dileklerimizle, katılan ve dinleyen herkese teşekkürler…

 

AKEL’in mesajı

Sevgili yoldaşlar,

Sevgili yurttaşlar,

AKEL adına 12. Kongrenize mücadele ve dayanışma selamlarımızı getiriyorum.

Bölünme duvarının bunca acılar çeken adamızı bölmeye devam ettiği, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Münhasır Ekonomik Bölgesi’nde başlattığı gerginlikle Türkiye’nin gelişmeleri belirlemeyi hedeflediği, ABD’nin ve NATO’nun Orta Doğu’ya yönelik daha yoğun emperyalist saldırıları için Kıbrıs’ın sıçrama tahtası haline getirildiği koşullarda, yeşil hattın iki tarafında da, biz ilericilerin görevi bu gidişatı değiştirmektir. Kıbrıslırumlar ve Kıbrıslıtürkler için, Kıbrıs halkı için barış ve yeniden birleşme yolunu birlikte açmalıyız.

Kıbrıslıların tümünün çıkarlarını sömürgecilerin, emperyalistlerin, milliyetçilerin, şovenlerin ve “ana vatanlar”ın yıllarca besledikleri milliyetçi ayrımlar üzerinde tutacak ve halkın kendisinin eseri olacak bir çözüm için mücadele etmeliyiz. AKEL BM’nin ilgili kararları temelinde siyasi eşitliğin olacağı iki bölgeli iki toplumlu bir federasyon çözümü için mücadele etmeye devam edecektir.

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Münhasır Ekonomik Bölgesi’nde Türkiye’nin ihlallerinin ardından Kıbrıs sorununda yeni bir gerilimin yaşandığı bu dönemde, AKEL, Türkiye’nin tahrik edici tutumunu kınamakta ama aynı zamanda Kıbrıs sorununa çözüm bulunması için tek yolun toplumlar arası müzakerelerden başka bir yol olamayacağını vurgulamaktadır.

Kongrenize başarılar diliyoruz. İki toplumu, emekçileri ve halk katmanlarını ilgilendiren konuların kongrenizde detaylı bir şekilde ele alınacağını umuyoruz. AKEL ve Yeni Kıbrıs Partisi’nin ilişkilerinin daha fazla gelişmesini umuyoruz.

Yaşasın barış ve refahın yeni Kıbrıs’ı!

 

Demokratik Seferberlik Partisi DİSİ Başkanı Averof Neophytou’nun YKP 12. Kurultayına mesajı

Değerli Genel Sekreter, Değerli divan üyeleri, Değerli Yeni Kıbrıs Partisi üye ve dostları,

DİSİ adına başarılı ve verimli bir kongre geçirmeniz adına en sıcak dileklerimi iletirim. Ayrıca kurulduğu 1989 yılından beri ortak vatanımızın tekrardan birleşmesi için mücadele veren, çözüm destekçisi bir parti olan Yeni Kıbrıs Partisi’nin 12. Kongresi’ne hitap etme davetiniz için teşekkür ederim.

Tekrardan birleşmiş bir Kıbrıs için ortak vizyonumuzun olduğunu teyit etmek isterim. Bu ortak vizyonun gerçekleşmesi için partinizin yapıcı duruşunun çok önemli olduğuna inanıyoruz. Bizler önümüzdeki yol güçlükler içermiyormuş gibi yapmıyoruz. Ancak, karşılıklı anlayış ve saygı ile, bizleri birleştiren şeyleri belirleyebileceğimize ve güçlendirebileceğimize ve aynı zamanda da bizleri ayıran konulara da uygun çözümler bulabileceğimize inanıyoruz.

Değerli arkadaşlar,

Kongreniz, iki toplumun liderlerinin ortak açıklamaları, BM kararları ve AB müktesebatı temelinde karşılıklı anlaşılmış iki bölgeli, iki toplumlu bir çözüme ulaşma çabalarımızda kritik bir dönüşle eş zamanlı meydana gelmektedir. Maalesef, Türkiye’nin son zamanlardaki eylemleri mevcut müzakere sürecini duraklattı.

Barış müzakere sürecinin devam etmesine izin vermek için gerekenleri yapma ile ilgili sorumluluk alma ve gerginliği sona erdirme çağrısını yapıyoruz. Aynı zamanda da, amacımız ve vizyonumuz tüm Kıbrıslılar için olduğundan, Kıbrıslı Türk yurttaşlarımızın birleşik bir Kıbrıs’ın doğal kaynaklarının kullanımından yararlanmasını da garanti altına almak istiyoruz. Kıbrıs’ın münhasır ekonomik alanında bulunan doğal kaynaklar bölgedeki barış, istikrar ve işbirliği için katalizör olabilir, Kıbrıs’ın bölgedeki genişletilen istikrar sağlama rolünü bütünleyebilir.

Bir kez daha, barışçıl ve gerçekleşebilir bir anlaşmaya ulaşabilmek için olumlu katkı koyacağımız takayyüdünde bulunur, ve partinizle, gelecekte daha yakın çalışmayı umarız.

İleride oluşabilecek zorluklara karşı sizlere güç ve ilham dileriz.

En sıcak dileklerimle,

Demokratik Seferberlik Partisi Başkanı Averof Neophytou

 

Birleşik Demokratlar, EDİ’nin, Yeni Kıbrıs Partisi’ne Mesajı

Değerli Başkan,

Yeni Kıbrıs Partisi 12. Kurultayı sebebiyle, size ve üyelerinize sıcak selamlarımızı ve toplantınız için başarı dileklerimizi ve etnik kökeni, dini ve dili fark etmeksizin Kıbrıs üzerinde yaşayan insanları Kıbrıslı kimliği altında birleşmelerine yardım etmek için büyük çabalarınızın devamını dileklerimizi iletirim.

Bizler, Birleşik Demokratlar, EDİ, üyeleri olarak, sizleri kardeş örgüt olarak görmekteyiz ve Yeni Kıbrıs Partisi liderliğiyle süregelen işbirliği ve siyasi teatilerimiz olduğundan ötürü memnun ve mutluyuz, ve ülkemizin geleceği için, bu kritik zamanlarda, daha da güçlü işbirliği ve ortak etkinlikler yapmayı umuyoruz.

En iyi dileklerimizle,

EDİ Yürütme Kurulu

 

DAÜ_BİR-SEN mesajı

Yeni Kıbrıs Partisi’nin 12. Kurultayını Doğu Akdeniz Üniversitesi Birlik ve Dayanışma Sendikası adına saygı ve dostlukla selamlarız.

DAÜ işci ve memurları adına sendikamız, kurultayınızın başarı ile geçmesini diler, kurultayınızda alınacak kararların ülkemizdeki barış, demokrasi ve emek mücadelesine katkıda bulunmasını temenni ederiz.

 

 

KURULTAY KARARLARI

Kurultay Kararı: 1

Kıbrıs ortak yurdumuzdur, YKP Birleşik Kıbrıs için mücadelesini sürdürür

Kıbrıs sorunun bir dünya sorunu olduğu IŞİD terörü ve Kırım’ın ilhakı yüzünden gene gündemine almasıyla ortaya çıkmıştır.

YKP kurulduğu günden itibaren Kıbrıs sorununu dünya barışı bağlamında ele almış ve başka ne olursa olsun çözümünün dünya barışına katkı yapacağını tespit etmiştir.

Kıbrıs siyasetinin ise iki toplum ortasında bir sorun olarak kabul edilip başka şeylerle karıştırılmaması Türkiye ve buradaki yönetim tarafından sağlanmaya çalışılmıştır. Halka ne düşüneceğini telkin etmekle görevli yeraltı güçleri başarılı olmuştur. Siyasetçiler ve usta müzakereciler bunu benimsemişlerdir. Sureta dünya barışına ilişkin sözler etmekten çekinmezler ama esas görevlerini değiştirmezler Sadece bununla da kalınmaz. İki toplum arasında demek onlara göre Kıbrıs’ın insanları için daha iyi yönetim sağlamak ve refah ve huzur getirmek de değildir. Hiçbir zaman iki toplumluluğun yönetime yansızlığı, şeffaflığı ve yozlaşmaya karşı savaşımı güçlendireceğini söylemezler, irdelemezler.

Bu çerçevede Kıbrıs sorununa yanaşmak çözüm aramak değildir. Çözümü sorunu yaratanlara, çözümü bulamayanlara ve Kıbrıs için bir çözümü, Kıbrıslı Rum ve Türklere göre çözümü değil onlara göre bir çözümü desteklemek demektir.

Bu durumun varlığını Kıbrıs’a yapılan ziyaretlerde ve ulusal günlerin anılması için yapılan törenlere bakanlar hemen görebilirler. Onun için Kıbrıs’ta çözüm arayışları Kıbrıs ve dünya barışı için dış güçlerin rolleri dikkate alınarak değerlendirilmelidir.

Örneğin İkinci Dünya Savaşının sonuna doğru Yalta’da Sovyetler Birliği, ABD ve İngiltere temsilcilerinin toplandığını ve üç günde dünyayı aralarında paylaşacak kadar yani Kıbrıs’tan çok daha karmaşık bir sorunu antlaşmaya bağladıklarını anımsamalıyız.

Kıbrıs için antlaşma sağlayacak olan masaya bile taraf olarak adlandırılan Türkiye, Yunanistan ve İngiltere arasında ve onların bağlaşıkları arasında yani AB ve BM arasında çözüm için antlaşma sağlamak ve ona göre görüşmelere devam etmek şarttır.

Onların antlaşması için Kıbrıslılar tüm güçlerini kullanmalıdır.

YKP, kendi çözüm değerlendirmesinde onları aralarında antlaşmaya zorlayacak değerleri saptamıştır.

YKP, yabancıların kendi başka çıkarları için Kıbrıs’ı kullanmalarına izin vermemek için Kıbrıslıların, Kıbrıs için ve Kıbrıs’ın bağımsızlığı için hareket edileceğini göstermenin temel olduğunu karara bağlamıştır. Askersizleştirilmesini ve insanlarının Kıbrıs’ın özgün çıkarlarından başka şeyden medet ummamaları gerektiğini ilke olarak sürekli vurgulamıştır. Kıbrıs’ın dünya barışı için tehlikeli olan amaçlarla ülkesinin istismarına izin vermeyeceğini kanıtlamalıdır görüşündedir.

İçte ulusalcılığın tuzağına düşmemek için hukukun üstünlüğünün kimin bir yönetim makamında bulunmasının değil, hukukun egemen olmasının kabulü ile elde edileceğini unutmamak gerektiğini ilke olarak kabul eden YKP, görüşmelerde hukukun üstünlüğünün sağlanmasına önem verilmesini ve duvara vuran görüşmelerin yolunun açılmasını istemektedir.

Avrupa Birliği Kıbrıs’la ilgili bir politika sahibidir. Bilindiği kadar bu politika çözüme engel değildir. Onun için Kıbrıs AB’nin bölge ve Kıbrıs politikasına destek olmalıdır.

Kıbrıs uluslararası gözetim altındadır. Onun için hala Kıbrıs’taki statüko yasal hale getirilememiştir. Bu halin korunması Kıbrıs’ın kendi gücüne dayanmamaktadır. Statükoyu değiştirip Kıbrıslıların kendileri için bir yeniden birleşmeyi sağlamaya da gücü bugüne kadar izlenen politikayla sağlanamayacaktır.

Statükodan bıkanları devreye sokup Kıbrıs’ın taksiminin veya ayni anlamda Türkiye’ye ilhakını sağlamanın yolu hep düşülmüştür. 1980’lerin ortasında Türkiye’nin önerdiği ve Yunanistan Dışişleri bakanının görüşmeyi kabul etme anlamında öneriniz nedir diye sorduğu bilinmektedir. Yani Türkiye “ummadığınız kadar size toprak tavizi verelim, siz de kuzeyi unutun” dediği öğrenilmiştir. Yunanistan Dışişleri’nin bunu reddetmediği duyulunca kopan fırtına ile ileri gidilmemiştir ancak geçen zaman içinde böyle bir teklife açık olanların ve “onlar o yanda biz bu yanda” diyenlerin sayısı artmıştır. Dikkat gereklidir çünkü böyle bir başlangıçla açılacak pazarlıkta bugüne kadar çözüme fırsat tanımayanlar aralarında antlaşmış olarak etrafta bulunacaklardır.

YKP, böyle bir pazarlığa değil Kıbrıslıların öz gücüne dayanan uzlaşmaya varılmasını, bunun da halkımızın desteğinin sağlanmasını amaçlamaktadır.

Ortak Kıbrıs’ımız bizim yurdumuzdur, YKP onun için mücadelesini sürdürecektir.

 

Görüşme süreci bir yere gitmiyor!

Bugün yaşadığımız problemlerin en önemli kaynağı olan Kıbrıs sorununa çözüm bulma adına yürütülen çabalar, bu iki buçuk yılda da daha da kötüleşti, taraflar oyalama taktiğini ve suçlama oyununu sürdürdü.

Bugün herkesin var dediği Kıbrıs sorununda krizin net şekilde ortaya çıktığını Mayıs 2012’de YKP bir bildiri ile ortaya koymuştu:

Kıbrıs sorununda kriz artık ayyuka çıktı. Eroğlu gibi birine güvenip, ona kerhen de olsa seçildikten günümüze uzun süre destek veren CTP ve TDP özeleştiri vermesi gerekirken aniden sessiz sedasız muhalefet saflarına katıldılar. Eroğlu özellikle Kıbrıs dışındaki liderler görüşmelerine giderken saray toplantıları düzenler ve bu toplantılar sonrası yabancı basın dahil, medyaya Kıbrıs Türk toplumunun geniş desteğini aldığı açıklardı. Bu destek CTP ve TDP’yi de kapsamaktaydı. Ancak CTP ve TDP aniden destek vermediklerini hatırladılar ve Eroğlu’nu görüşmeleri tıkamakla suçlamaya başladılar.

Eroğlu, Annan Planı görüşmelerinde her ne söylüyorsaydı, kelimesi kelimesine aynisi söylemeye devam etti ama tek fark Talat’ın bıraktığı yerden de devam ettiğini belirtmesiydi. Sürekli kamuoyunu yanıltan açıklamalar yaptı, BM temsilcilerinin önerilerini çok beğendiğini söyleyip durdu ama BM yetkilileri bunları hiçbir zaman doğrulamadı. Tersine iki liderin de isteksizliğine sürekli vurgu yapan dolaylı veya dolaysız açıklamalar oldu. Bizim medya bunları sakladı, Eroğlu’nun BM yetkilileri ağzı ile açıklamalarını, korsan açıklamaları manşete çekti. Korsan açıklamalar, kamuoyunu yanıltıcı açıklamalar yapılmaktaydı ama kimse üstüne gitmedi. Hatta günlerce mülk konusunun çözümü ile ilgili TOKİ önerisini bile kamuoyuna tartıştırdılar, BM’nin hayran kaldığını söylediler ama bugün öneriyi hatırlayan bile yok!

(…)

Kıbrıs sorununda yaşanan kriz yapısaldır, ‘şu lider gitsin, başkası gelsin’ ile çözülemez!

Bu nedenle bir çerçeve antlaşması ve bunun temelinde iki toplumlu yönetim mekanizmaları ortaya çıkararak, kalan sorunları Kıbrıslıların farklı kesimlerinden gelecek temsilcilerin oluşturacağı yönetim mekanizması alternatiftir. Bunun çalışan detaylarını Kuzey İrlanda’da bulmak mümkündür. Bu nedenle tıkanan sisteme müdahale etme ve alternatif metotları hayata geçirme zamanıdır, diğer türlü bölünme hızla kalıcılaşmaktadır.”

Talat ile başlayan Kıbrıs sorununda alttan altta kriz halleri Eroğlu seçildiğinden sonra daha da derinleşti. Şubat 2014’te YKP yayınladığı bildiri ile bu duruma dikkat çekmişti:

“Referandumdan beri komadan çıkamayan Kıbrıs sorunundaki görüşme sürecinde iki taraf da on yılda üçer lider değiştirdi!

Kıbrıslı Rum liderliği önce referandumda hayır demenin yarattığı kötü imajı ortadan kaldırmak için uğraş verdi ama Mari patlamasından beri de ekonomik sorunlarla boğuşmakta…

Kıbrıslı Türk liderliği ise evet demenin avantajlarını kullandı, şımarık çocuk döneminden eşit derece sorumlu tutulan pozisyona geldi, şimdi ise bunu kamuoyundan saklamaya çalışıyor. Evet demenin yarattığı ortam içinde ekonomik kimi göstergeler dönemsel olarak yükseldi ama bunun kalıcı olmayacağı belli idi ki öyle oldu, Kıbrıslı Türk liderliği de aslında ciddi bir ekonomik krizle uğraşmakta…

Özellikle 2010’da Eroğlu’nun seçilmesi ile çok ciddi komaya giren müzakereler, Anastasiadis’in seçilmesi ile tamamen kopmuştu.”

Yani özetlersek görüşmeler yine BM gözetiminde birbiriyle kavga halinde olan iki toplumun liderlerinin buluşmasıyla yapılmaktadır. Liderlerin ne konuştuklarının bilinmediğini, onların ise bilgi verdik ve vermekteyiz iddialarını işitmekteyiz. Kuzeyde tutanakların hemen herkese açık olduğu ilan edilirken meclis partilerinin bilgisizlikten şikâyet ettikleri de duyuluyor. Üstelik liderin partisinin mebusları da benzer şikâyetler yapmaktadırlar. Çünkü durum değişmemiştir. Türkiye’nin sürekli izleme denetimiyle hareket edilmekte ve lider dahi ne olacağını bilmemektedir. Sıkışınca “Türkiye istemeseydi görüşme masasına dahi gidemezdim” diye açıklamasıyla lider de aslında lider değil, oraya Türkiye’nin tam desteği ile seçilmiş ve onun memuru veya amiyane tabiri ile acentası olduğunu ifşa etmektedir. YKP bu gerçeği halktan gizlemek değil ortaya sermek için çalışmış ve herkesin görmesini sağlamıştır.

 

YKP’nin önerisi

YKP, TC’nin birçok alandaki dayatmaları ile çözüm olasılığını ortadan kaldıracak oldubittiler yaratıldığının altını bir kez daha çizer ve önce bunun durdurulması ve giderilmesi gerektiğini vurgular. Bu kabul edilip, Türkiye’ye elini Kıbrıs’tan çekmesi söylenmelidir.

Görüşmelerdeki ilerlemelerden yararlanılması gerektiği için bir durum saptaması yapılıp bunların bir ortak yönetim kurulmasına yettiği gösterilmeli ve ortak yönetimin kurulması için yetecek bir çerçeve antlaşmasının yapılması istenmelidir. Çözülmesi için gerek duyulan sorunlar ve uzlaşmaya henüz varılamamış hususlar için ortak yönetim çalışırken görüşmeler yapılmalı ve ortak yönetimin bunu çözebileceğine güvenilmelidir.

Ortak yönetim kurulduktan sonra geriye kalacak garantiler ve güvenlik gibi sorunlar hepsinin katılacağı konferansta ele alınmalı ve Kıbrıs ortak yönetimle toplantıya katılmaya çağrılmalıdır.

Esas konuları bir kenara bırakarak sözde kolay denilenlerle ilerleme raporlarına olanak vermek çıkmaz yoldu, paket antlaşmanın yaralı olabilecek niteliği işe yaramamıştır. Yararı ancak taraflara ileri geri gitme olanağı vermesiydi. Ama her manevra karşı tarafa saldırma amacıyla kullanılmıştır, onun için bu tutumartık terk edilmelidir. Uzlaşılan konuların yürürlüğe konmasına izin verilmelidir.

 

Kurultay Kararı: 2

YKP, Türkiye’de AKP Yönetiminin Türkiye halklarına dayattığı radikal İslam yaşam biçiminin Kıbrıs’ın kuzeyine taşınmasını reddeder ve buna karşı içte mücadele dışta uluslararası dayanışma çağrısı yapar

TC asker-sivil Yönetimlerinin Kıbrıs’ın kuzeyinde bilinçli ve planlı bir şekilde, yaşamın her alanına egemen olma süreci, her geçen yıl şekil değiştirerek sürmektedir.

TC yönetimleri, adanın kuzeyinde siyasi ve ekonomik kontrolü ellerinde tutmak için, bir yandan nüfus taşıyıp, diğer yandan yurttaşlık dağıtarak, ülkenin kuzeyindeki demografik yapıyı değiştirmekle başladıkları işi, artan bir ivmeyle sürdürmektedir.

Son yıllarda TC’de iş başında olan AKP yönetimi, TC de radikal İslamcılığı adım adım ülkesine bir yaşam tarzı olarak dayatmakta ve birçok şehir, köy ve kasabada Sünni kültürünü yerleştirmeye çalışmaktadır. “Yeni Türkiye” diye diye Osmanlı zamanındakine benzer uygulamaları geri getirme projeleri, Türkiye’nin çok daha gerici ve dinci rejimlere sürüklenmesine yol açmaya başlamıştır. TC deki bu gelişmeler ülkemizin kuzeyine de taşınmış, her alandaki fetihçi zihniyete, radikal İslamcılık da eklenerek, alt yapıda eğitim kurumları kurulmaya başlanmıştır.

Kuran kursları artırılarak, külliye inşaatlarına girişilerek, Üniversitelerde ilahiyat bölümlerinin açılışı teşvik edilerek, köy ve kasabaların siluetlerini bozan ikinci camiler inşa edilerek, tüm yüksek eğitim kurumlarına AK Partinin simgesi AK renkli çift minareli ve çift şerefeli camiler ve mescitler de inşa edilmek suretiyle yoğun bir biçimde zoraki radikal İslamcılık uygulamaları devreye sokulmuştur.

TC Yönetimleri, Kıbrıslılık kültürünü hatırlatacak ne varsa yok etmek için ellerinden geleni, planlı bir şekilde uygulamaya koydukları bu 40 yılda, her zaman yanlarında yerli işbirlikçileri de bulmuşlardır.

YKP, Kıbrıslıların yıllardır sahip olduğu laik ve bu anlamda hoşgörülü kültür yapısının planlı bir şekilde değiştirilerek yok edilmesine karşı olup, TC’nin bu asimilasyon uygulamalarını reddetmektedir. YKP Kıbrıslı kültürünün yok etmeye çalışıp neo-liberal, faşist, gerici, dinci yapıyı bertaraf etmek için, içte mücadele, dışta uluslararası dayanışma çağrısı yapar.

 

Kurultay Kararı: 3

YKP, yokoluş teolojilerinin karşısında ekososyalist siyasetin, geleceğin yaşamını bugünden inşa etmek için çaba gösterir

Canlı yaşamının devamının sağlanması global ölçekte bu ve önümüzdeki yüzyılların en önemli siyasal sorunudur. Canlılığın devam etmesi bir yandan biyolojik çeşitliliğin diğer yandan ise kültürel çeşitliliğin korunması, geliştirilmesi ve iyileştirilmesine bağlıdır. Çeşitliliğin önündeki en büyük engel ise yaşamı tektipleştiren kapitalist üretim tarzıdır.

Kapitalist üretim, bir yandan emeği, diğer yandan ise doğayı sömüren, baskı ve tahakküm altına alır ve tüm varlığını bu sömürüye borçludur. İnsanı doğadan, doğayı da toplumsal bedeninden kopartan bu eril üretim ve tüketim biçimi, rekabeti, yok etmeyi ve şiddeti tetikleyen, yok ederek birikim sağlayabilen bir büyüme modelidir. Bu büyüme modeli, toplumu erilleştirirken, cinslerin çeşitliliğini yok etmekte, piyasanın birer malı haline gelen tüm doğa varlıklarını ve emek gücünün pazarlanabilmesi için de kültürleri tektipleştirmektedir. Tektipleştirilen toplumsal yaratıcı güç, piyasada bir emek gücüne, doğa ise bir hammaddeye dönüşmektedir. Bunun sonucunda da üretim insani olandan kopmakta, doğanın sınırlarını hiçe saymaktadır. Bu büyümenin bir an için tehlikeye gireceğinden duyulan kaygı toplumu atomize edecek tüm kültürel, iktisadi ve sosyal pratiklerin hayata geçmesine yönelik maskülen, baskıcı bir dili her daim canlı tutmaktadır. Ataerkil figürlerden beslenen, milliyetçi ve faşizan söylemlere kapı aralayan bu yeni kapitalist uygarlık sonunu getirmek pahasına varlığını sürdürebilmektedir. Bir yandan muazzam bir toplumsallaşma yaşanırken, devlet aygıtının elindeki şiddet tekelini bile kullanmaya yüzü dönük bir militaristleştirme hayata geçirilirken, dünya yurttaşlarına kapitalistlerin önerdiği ise dünden daha farklı değildir: bireysel kurtuluş. Kapitalizmin geldiği bu yıkıcı aşama, kendi varlık zeminini tehdit ederken; suyun, havanın, toprağın bir hammadde olarak dahi tükendiğinin uzun süredir farkındayız. Kapitalistler Roma Klübü raporundan, sürdürülebilir kalkınma zirvelerinden beri dünyanın bir felakete sürüklendiğini biliyor. Önerebildikleri tek yol ise ekolojik bu krizin piyasa yollarıyla çözülmesidir. Ekonomik krizi de içerip aşan bu ekolojik kriz çağına piyasa toplumu ve kapitalizm yanıt üretemez. Buna yanıt üretecek, sorumluluk hukukunu kapitalistler 2. Dünya savaşında atom bombası kullanarak çoktan vazgeçtiler. Birikim için faşizmin toplumsallaşmasını, kültürlerin yok olmasını, kıtaların yağmalanmasına göz yuman bir gelenek ve kültür biriktirdiler. Burjuva ahlakı bu anlamıyla çözüldü ve buna uygun da bir iktisat, siyaset ve yaşam biçimi örgütledi. Toplumlar, kapitalizmin sınırlarının farkında. Farkında olmamız gereken ise bu yaşamın bir zorunluluk olmadığıdır.

YKP kapitalist yaşamın tek ve zorunlu bir yaşam biçimi olmadığını bildiği gibi, emek sürecinde doğanın ve insanın birlikteliğini görmezden gelen kalkınmacı siyasetlerin de kapitalistleşiğinin farkındadır. Bu nedenle, emek ile doğa arasındaki yarılmayı aşan, emek sürecinde doğanın sınırlarını tanıyan, büyümeyi değil, doğayla uyumlu bir sürdürülebilirliği esas alan siyasal yaşamın ekososyalist bir program olduğunu tespitini yapar.

YKP, sınıfsal farklılaşmaları aşan, uygarlığın eril diline karşı bedenin çoğul dilini eksen alan, kültürel ve biyolojik çeşitliliği korumak için ekososyalizm ekseninde mücadele eder. Ekososyalizm, bedeni, toplumsal ve doğal varoluşuyla sahiplenen; insanı doğadan koparmayan; türlerin ve cinslerin çeşitliğini tanıyan; emeğin özgürleşmesini, doğanın, türlerin ve cinslerin özgürleşmesiyle eş anlı gören; rekabeti değil uyumu, dayanışmayı, karşılıklı yardımlaşmayı esas alan; şehir ve kırsal arasındaki çelişkiyi aşmayı önüne koyan; milliyetçi, militarist, tekçi uluslaşmaya karşı çoğulluğa dayalı enternasyonalizmi savunan bir yaşama fikridir. Ekososyalist bu fikriyat, dünyanın farklı coğrafyalarında filizlenmekte, toplumsal hareketlerin içinden, sokaklardan iktidarı toplumsallaştıracak pratiklerini ve düşünsel zenginliğini sunmaktadır.

Coğrafyamızda, kontrolsüzce büyüyen inşaat sektörü doğayı sınırsız bir hammadde olarak algılayıp kâr amacıyla dağları delmekte, oralardaki ekosistemleri yok etmektedirler. Yerel tohumların sonunu getirmek için yasa çalışmaları yapılmakta, su gibi en temel ihtiyaçların sağlanması için doğayla harmoni içinde olacak çözümler bulunmazken özelleştirileceği tartışılan suyun doğa talan edilerek Türkiye’den Kıbrıs’a taşınmasının hazırlıkları yapılmaya çalışılmaktadır. Uzun vadede, insan da doğanın parçası olduğundan, doğaya zararlı olanın insana da zararlı olduğu anlaşılacaktır.

YKP, içinde yaşadığımız coğrafyada, ekososyalizm ilkeleri çerçevesinde mücadeleyi yükseltecektir.

 

Kurultay Kararı: 4

Solda birlik meselesini toplumsal mücadeleler içerisinde ortak birleşik eylem alanları oluşturulması temelinde ele alınması gerekir

YKP programında da belirtildiği gibi hiçbir durumu önceden reddetmeden, her koşulu kendi içinde değerlendirerek kararlar alır.

İş ve güç birlikleri de bu ilke çerçevesinde değerlendirilir.

Kıbrıs’ın kuzeyinde bir süredir kendini hissettiren sorun, birliğin gerçekleşmesinin ana hedef haline getirilmesi ve birliğin hedefinin ne olduğu sorusunun unutulmasıdır.

YKP herhangi bir dönemdeki seçimi, bu seçimlerin doğuracağı koşulları ve seçim dönemindeki mücadeleyi ve bu mücadelenin kimlerle yapılacağını yine içinde bulunulan somut koşulların somut değerlendirmesi sonucu, tüm organlarında tartışarak karar verir.

YKP, seçimlere katılmak için ittifak yapılıp yapılmayacağına da kendi somut koşulların somut tahlili çerçevesinde kararlar verir. Ancak iş ve güç birliklerini seçim ittifakına indirgemez.

Maalesef, Kıbrıs’ın kuzeyinde birlik tartışmalarında genel yaklaşım sadece örgüt üst kademeleri nezdinde ve esas itibariyle de seçimleri gözeten bir biçimde ele alınmaya devam ediyor.

Solda birlik ya da iş ve güç birliği ya da bir araya gelme sürecinin “aşağıdan” örgütlenmesi, “tabanı” hem de sadece mevcut örgütlerin tabanını değil, halihazırda varolan yapılarda yer bulamamış birey ve kesimleri de sürece dahil edilmesi ile gerçekten hedefine ulaşabilecektir.

“Meclise girip yapılacak büyük siyaset sahnesinde” değil de öncelikle “sokakta”, yani toplumsal direniş ve mücadeleler içerisinde yaratılacak ortak eylem zeminleri aracılığıyla gerçekleşek birlik ya da bir araya gelmeler rejime karşı gerçek bir alternatif oluşturacaktır.

Çeşitli yapılar, örgütler, inisiyatifler, toplumsal mücadeleler içerisinde biraraya gelmemiş, birlikte yürümemiş ve bilgi alış verişinde bulunmamış ise, toplumsal hareketler içerisinde yan yana gelmek mümkün olamamışsa, yalnız seçimler için ittifaka gitmek, ittifaka katılanların dahi çok da ciddiye almadıkları, “adet yerini bulsun” diye ya da “gündeme gelmek için” söz konusu edilen bir tercih olarak kaldığını defalarca yaşayıp gördük.

Kıbrıs’ın her iki yanındaki toplumsal hareketin yenilenebilmesi, yeniden anlamlı ve etkili bir siyasal aktör halini alabilmesinin koşullarından biri, sokakta ortak eyleme kapasitesinin, değiştirebilme güveninin ve ona olan inancının gündelik mücadeleler içerisinde hayata geçirilmesi ile mümkündür.

YKP, insan hak ve özgürlüklerinin geliştirilmesi amacıyla, anti-militarist, ekolojist, toplumsal cinsiyet eşitliği ve emek mücadelelerini merkezine alarak, Kıbrıs sorunun çözümüne de odaklanan, emekçilerin ve tüm ezilenlerin acil güncel sorunlarına çözümler için solda birlik meselesini toplumsal mücadeleler içerisinde ortak birleşik eylem alanları oluşturulması temelinde ele alınması gerektiğini vurgular.

 

Kurultay Kararı 5:

YKP Kıbrıs’ta yaşanan işgali ve fetih sürecini reddeder ve bu durumu bertaraf etmek için içte mücadele dışta uluslararası dayanışma çağrısı yapar

Kıbrıs’ta bozulan Anayasal Düzeni yeniden kurma iddiası ile 1974’te Kıbrıs’a askeri müdahalede bulunan Türkiye, askeri müdahalenin hemen arkasından, Cenevre konvansiyonlarına aykırı olarak adanın kuzeyine kendi nüfusunu taşımıştır. Kıbrıslı Rumlardan kalan evler, bahçeler, tarlalar ve arsalar bir “savaş ganimeti” olarak dağıtılmıştır.

TC Devleti, aradan geçen kırk yılda, adada bozulan anayasal düzeni yeniden kurmak bir yana, işgalini perçinleyecek ne gerekiyorsa onu yaptı.

12 Eylül faşist cuntası döneminde, cuntanın başı Kenan Evren, BM ve Uluslararası hukukun tüm uyarılarına rağmen, Denktaş’ın daha uzun süre lider kalması için göstermelik “KKTC” ilanına da onay verdi.

TC ve işbirlikçileri, TC’nin adadaki askeri ve sivil varlığını garantiye alacak şekilde, adanın kuzeyinde kendisine bağımlı bir siyasal ve ekonomik yapı inşa edildi.

Anayasal düzeni kurmak yerine, adanın kuzeyinde yeni ve modern askeri tesisler inşa ederek pek çok toprağı telleyerek, duvarlarla çevreleyerek, askeri tesis, yasak bölge ilan edildi.

Adadaki sivil ve askeri varlığını koruyup kollayacak, kendine bağımlı “şükrancı hükümetler” ve “anavatancı liderler” lehinde seçimlere müdahale edildi.

Adada barış lafını ağzına alan, Kıbrıslı Rum barışçılarla görüşen Kıbrıslı Türkler anında “hainlik ve ihanet” ile suçladı ve Türkiye medyası dâhil Kıbrıs’taki yandaş gazetelerinde kişileri hedef gösterildiler.

Bir devletin vatandaşına vereceği en hayati kaynaklar ne ise, şimdi onlara da el atılmaktadır…

Türkiye’nin son on yıldır siyasi iktidar erki olan AKP ve başkanı RTE, bu çerçevede en başta elektrik, su, telefon gibi kaynakların üretimi ve dağıtımını kısmen ele geçirmiştir. Yakın zamanda sonra da geriye kalanını, getireceği suyun ve yanı sıra getirmeyi tasarladığı elektriğini kontrollerini, kendisinin belirleyeceği bir kurulu yetkili kılarak, kısmen de özelleştirerek tamamlayacaktır.

Bu arada Kıbrıslılara ait mülklerin TC ve yandaş sermayeye peşkeş çekilmesine, kıyıların ve ormanlık arazilerin betonlaşması ile sona eren devasa otel inşaatlarına, Türkiye’de izin verilen kumarhane izinleriyle donatıldı.

Kıbrıslılara ait küçük işletmeler, çarşı-esnaf el değiştirirken, gündelik yaşam da yabancılaştı, Kıbrıslılar üretimden koparıldı.

Yol ve sair altyapı inşaatlarında TC’den gelen firmalar cirit atmakta, kaçak işçilik ve iş cinayetleri sıradanlaşmaktadır. 1974’de adada anayasal düzeni tesis etmenin yanı sıra, “Barış ve Özgürlük” de taşıyacağı iddiasıyla yapılan TC işgalinin aradan geçen kırk yılda, ne yazık ki Maraş gibi bir hayalet şehir geriye kalmıştır. Kapalı Maraş, adamızda, 40 yıl önce gerçekleşmiş işgalin, artık resmen ve cismen fetihe dönüştüğü bir utanç tablosu gibi yıllardır orada durmaktadır.

Aradan geçen kırk yıl, işgalin bir sonucu olarak ortaya çıkan ganimetçi zihniyetin, buna karşı yükselen hem Elen ve hem de Türk Milliyetçi tepkileri, Kıbrıs’ta ve Kıbrıslılar arasında, birleşmenin değil ayrılığın, barışın değil karşılıklı güvensizliğin kaynağı olmuştur.

Bu çerçevede YKP, Kıbrıs’ın kuzeyindeki bu işgal ve fetih durumunu reddeder ve bu durumun bertaraf edilmesi için içte mücadele, dışta sol ve barış güçleriyle uluslararası dayanışma çağrısında bulunur.

 

YKP’nin 11. Kurultayı toplandı

Yeni Kıbrıs Partisi 11. Olağan Kurultayı, 7 Nisan, Cumartesi günü, Lefkoşa’daki KTOEÖS Lokalinde toplandı. Kurultaya, Kıbrıs’ın her iki yanından, Türkiye’den çeşitli siyasi parti temsilcileri ile sivil toplum kuruluşları temsilcileri de katıldı.

KTOEÖS Lokalinde saat 15:00 da başlayan kurultaya, Kurultaya, Türkiye’den SDP Genel Başkanı Rıdvan Turan, EMEP GYK Üyesi Mehmet Özer, ÖDP Merkez Yürütme Kurulu Üyesi Onur Kılıç ve Parti Meclisi üyesi Yılmaz Eren, Kıbrıs’tan da AKEL, DISY, Yeşiller, EDİ, Epalxi, KTAMS Başkanı Ahmet Kaptan, KTÖS Başkan Güven Varoğlu, KTOEÖS Başkanı Tahir Gökçebel, DAÜ-BİR-SEN Başkanı Tevfik Yoldaş, DAÜ-SEN Genel Sekreteri Pir Sultan Derneği ve Baraka Kültür Merkezi temsilcileri katıldı. Yunanistan’dan Synaspismos ve Türkiye’nin BDP katılamadı ama mesaj gönderdi, Kurultay olamadıkları için üzüntülerini dile getirdi.

Kurultay Yürütme Kurulu üyesi Nevzat Hami’nin kısa konuşması ile açıldı. Kurultaya devrim şehitleri için saygı duruşu ile devam edildi. Daha sonra Divan oluşturularak Divan Başkanlığı’na Kutman Tayaz, sekreterliğine de Mehveş Beyidoğlu ve Özkan Varoğlu seçildi. Divanın oluşumundan sonra Divan Başkanı Kutman Tayaz kısa bir açılış konuşmasını yaptı.

Kutman Tayaz’ın konuşmasının ardından Parti Yürütme Kurulu Sekreteri Murat Kanatlı bir konuşma yaptı. Kanatlı konuşmasına başlarken Kurultaya katılan herkese teşekkür etti ve ülke olarak çok zor zamanlardan geçtiğimizi belirtip, her şeye rağmen mücadeleye devam edeceklerini ve barışa ve sosyalizme doğru yürüyüşlerinin süreceğini ifade etti.

 

Kanatlı: “YKP’nin mücadelesi 22 yıldır sürüyor”

Parti Yürütme Kurulu Sekreteri Murat Kanatlı konuşmasında, YKP’nin mücadelesinin 22 yıldır sürdüğünü ve gelecek kuşaklara daha özgür ve demokratik bir ülke bırakmak için mücadeleye devam edeceklerini belirtti.

Murat Kanatlı’nın konuşmalarının ardından Kurultaya konuk olarak katılan ÖDP, SDP ve EMEP temsilcileri birer konuşma yaptılar.

Konuşmaların ardından Kurultaya gönderilen Synaspismos, BDP, AKEL, DISY, EDI, Yeşiller, Epalxi, KSP, KTÖS, Dev-İş, DAÜ-BİR-SEN’in mesajları okundu. Daha sonra konukların da ayrılmasına olanak vermek için Divan tarafından Kurultaya on dakika ara verildi. Aranın ardından gündemin diğer maddelerine geçildi.

Parti Meclisi Raporu ve Mali Rapor görüşülüp aklanmasından sonra Kurultay Kararları onaya sunuldu. Kurultay Karar taslaklarının tümü, diğerlerinin başlıkları okunarak oy birliği ile kabul edildi. Daha sonra ise tüzük değişik önerileri görüşülüp oy birliği ile karara bağlandı.

Son olarak da Parti Meclisi Üyeleri’nin ve Yüksek Disiplin Kurulu Üyeleri’nin seçimi gerçekleştirildi.

Kurultay sonrasında Yeni Kıbrıs Partisi Parti Meclisi Üyeleri şu isimlerden oluştu; Adnan Ertay, Alpay Durduran, Celal Önen, Cevdet Beysoydan, Çağla Konuloğlu, Didem Gürdür, Emir Taşcıoğlu, Enver Ballı, Erdinç Selasiye, Ergün Emiroğulları, Faika Deniz Paşa, Gülay Kaşer, Halil Paşa , Hamit Aygün, Kemal Aktunç, Kutman Tayaz, Murat Kanatlı, Nevzat Hami, Osman Ercüment, Özkan Varoğlu, Rasıh Keskiner, Sezer Kaşer, Tolga Yücedal, Yaşar Karakaş, Yılmaz Parlan.

Bu arada tüzük gereği İlçe Kongrelerinde seçilen İlçe Yönetimlerinin karar verdiği İlçe Sekreterleri Parti Meclisi üyesi olduğu için, Lefkoşa İlçe Sekreteri Mehmet Karadal, Mağusa İlçe Sekreteri Mustafa Noyan ve Girne İlçe Sekreteri Halil Sayın da yeni dönemdeki diğer Parti Meclisi üyeleri oldu.

Yüksek Disiplin Kurulu ise şu isimlerden oluştu; Asil Üyeler; Engin Ekici, Gökhan Noyan, Mustafa Hami, Oğuz Özen, Salih Coşar; Yedek Üyeler; Mustafa Özser, Topel Arı, Kadir Yiğit

 

YKP Yürütme Kurulu Sekreteri Murat Kanatlı’nın konuşması

Değerli dostlar, yoldaşlar,

Değerli konuklar, medya emekçileri

 

Öncelikle bugün aramızda konuk olarak bulunan tüm dostlarımıza hoş geldiniz diyoruz…

 

Ve; imkânsızlıkların içinde, baskı ve zorbalığın her türlüsü yaşatılan
ama inadına özgürlük, ama inadına barış, ama inadına Kıbrıs’ın, anavatanımızın birleşmesi için,
işgalcilere, işbirlikçilerine, acentalarına,
onların gönüllü tutsaklarına karşı,
TC’nin tüm yeraltı ve yerüstü teşkilatlarının sivil ve askeri bürokratlarına karşı
22 yıldır hiç durmadan partimizi destekleyen üyelerimiz, sempatizanlarımız, parti dostlarımız, yoldaşlarımız; hoş geldiniz!

Yüreğini bu kavgaya koyan, yaşamını bu kavgaya adayan dostlar, hoş geldiniz…

 

Değerli dostlar,

22 yılda nice zorbalık, baskı, tehdit gördük ama YKP hala ayakta, 22 yıldır mücadelesini sürdürüyor…

Ancak bu süreçlerde bizi asıl zorlayan umutsuzluk taşıyanlar oldu…

YKP’liler için umut, umuda inanmak, barışa inanmak, onun uğrunda mücadele etmek bir gelenektir…

Biz biliyoruz ki nice zorbalar vardı ama bugün yoklar… Bizler biliyoruz ki nice karanlık geceler vardı ama her gecenin mutlaka bir şafağı oldu, gün ağardı ve biz biliyoruz ki nice zorluklar, zorbalıklar var ki ama gene de özgürlük, gene de barış mücadelesinden vazgeçilemez, direneler hiçbir zaman teslim olmamış, hep umudun taşıyıcıları olmuşlardır…

Kıbrıs’ta yeniden umutsuzluk rüzgarları sert esmekte. Kaybedilmiş bir mücadeleden bahsedilmekte ama biz diyoruz ki, kavga henüz bitmedi, bizler henüz son sözümüzü söylemedik, ve şimdiden derlenip toparlanmasın pankartlar, mücadele sokakta kazanılacak, yol uzun ve engebeli ama o son mücadeleyi mutlak kazanan bizler olacağız…

O gün geldiğinde, son işgalci adayı terk ederken, YKP’liler elleri ceplerine koyup gökyüzüne bakacaklar ve yüzlerinde tebessümle, kendi kendilerine ‘evet, biz demiştik’ demenin kelimeleri dökülecek ağızlarından… Son işgalci adayı terk ederken YKP’liler bu kavgada var olmanın onuru duyacaklar, bir makama, bir koltuğa terk edilmeyen inatçı bir mücadelenin parçası olmanın onurunu duyacaklar…

Son işgalci adayı terk ederken YKP’liler, başka bir Kıbrıs mümkün dedikleri yerden bu ülkeyi yeniden inşa edenlerle mücadeleye yeni bir yerden yeniden başlayacaklar…

 

Sevgili dostlar, bu parti kapişari koltuk dağıtılan dönemlerde, ‘mücadele sokaktadır’ çağrısı yaptı, kavgayı sokağa taşımak için elinden geleni ortaya koymaya çalıştı. Birileri ‘ülkede devrim oluyor’, ‘rejim devriliyor’ derken, acenta seçimi yapıldığının altını çizdik, kimi zaman yalnız kaldık, kimi zaman kalabalık olduk…

Yola çıkarken ilk Kurultaylarımızın yapıldığı salonlarda “talimatla yönetilmeye hayır, bu memleket bizim, biz yöneteceğiz” pankartları asılıydı, 10 yıl sonra kitlelerin ellerinde bu pankartlar sokakları dolaştı… 10 yıl önce seçim davulu çaldığında, birileri devrimden, statükonun yıkıldığından bahsederek inatla acenta seçimi dedik, ‘sokaktan iktidara’ dedik, on yıl sonra ülkenin her yanından acentaların deşifresi yapılmakta, birçok kişi iktidarın Ankara’dan değil sokaktan kazanılacağına inanmakta…

Şimdi bir kez daha sesimizi pankartlarımızla yükseltiyoruz ve isyanımızı haykırıyoruz, isyanımızın işgale olduğu söylüyoruz ama bu kez 10 yıl beklemeye niyetimiz yok, bu mücadele büyüyecek, bu mücadeleyi büyüteceğiz…

Bu mücadeleyi öyle kolay kolay da bırakmaya niyetimiz yok… Zorlukların, baskıların, yıldırma politikalarının, izole etme, kitlelerden koparma faaliyetlerinin, medya sansürlerinin, karalama kampanyalarının farkındayız… Ama öyle kolayına sokakları terk etmeyeceğiz.

Çünkü sözümüz var Mehmet ASİ Göze’ye, Erbil Refik’e, Hüseyin Önen’e, Yüksel Kanatlı’ya, Reha Caner’e, Salih Altaylı’ya, Mustafa Ahmetoğluları’na, Ahmet Karaman’a, Necdet Turgay’a ve nicelerine kavgaları yarım kalmayacak, Kıbrıs’ın birleştirilmesi, işgallerden arınmış Kıbrıs mücadelesi, sosyalist Kıbrıs mücadelesi yarım kalmayacak, mücadele, mücadeleleri sürüyor, sürdüreceğiz, sokakları terk etmeyeceğiz…

Onlar adına, onlar için son işgalci de Kıbrıs’ı terk edinceye kadar, ülkemiz birleşinceye, sosyalist bir Kıbrıs kuruluncaya kadar bu mücadele sürecek, sürdüreceğiz…

 

Değerli dostlar, bu Kurultayımız da önemli bir dönemecin arifesinde toplanıyor. Ülkemizde, bulunduğumuz coğrafyada işlerin iyiye gitmediği, her şeyin daha da zor olacağının onlarca işaretin olduğu koşullarda toplanıyor Kurultayımız…

Kıbrıs sorunun çözümü noktasında ciddi kaygıların yaşandığı bir süreçte YKP, mevcuda karşı gelme noktasında yine alternatifleriyle ortaya çıkmaktadır.

Onların dayattığı tümünde uzlaşılmadan hiçbir şeyde uzlaşılmış olunmaz inatlarının ülkeyi kalıcı bölünmeye taşıdığını net olarak görüyoruz, bu nedenle gerçekten çözüm isteyenlere çağrımız adına liderler görüşmesi denen usulde çözüm arama ısrarından vazgeçmedir…

Peki ne yapmalı? Bu süreçte bizlerin ihtiyacı olan bir çerçeve antlaşmasıdır. Bu antlaşma ile kurulacak iki toplumlu yönetim ve karar organı ile geleceğine, tüm Kıbrıs’ta yaşayanlar kendi siyasal pozisyonları ile karar verebileceklerine inanıyoruz. Tıpkı Kuzey İrlanda’da devam eden böylesi süreç bizleri federal bir yapıya taşıyabilir, bugünkü liderler düzeyindeki görüşmeler ise bizi kalıcı bölünmeye taşıdığı aşikârdır.

Bizler halkların gelecekte yaşayacakları federal sistemi kendilerinin kurması gerektiğine inanıyoruz. Bu nedenle liderlerin değil halkların kendi seslerini taşıyacakları iki toplumlu yönetim ve karar organları ile ekonomi, eğitim, sağlık, çevre ve diğer başlıkların tamamlanması gerektiğine inanıyoruz, ‘bırakın halkalar yaşayacakları sisteme kendileri karar versinler” diyoruz…

Bu süreç güvene dayanmalı, bu nedenle güven artıcı önlemlerin hemen hayata geçirilmesi için sürdürdüğümüz mücadelemize devam ediyoruz…

Maraş şimdilerde sıcak konu olsa da on yıllardır YKP’nin ana gündemi oldu. Maraş konusunda eğer iyi niyet varsa çözüm sürecinde ciddi bir kaldıraç olabilir. YKP olarak bir kez daha Maraş’ın hemen şimdi açılmasını talep ettiğimizin altını çiziyoruz.

Lefkoşa’nın askersizleştirilmesini 2006’dan beri 7 kez sokakta dile getirdik, adanın askersizleştirilmesinin ciddi bir sembolü olacak böylesi bir adım, çözüm sürecine önemli bir ivme katacaktır…

Maronitlerin evlerine dönüşü de çözüm giden süreçte önemli bir adım olacaktır.

Bu tip güven artırıcı önlemler ile desteklenmiş, çerçeve antlaşması temelinde kurulacak iki toplumlu yönetim ve karar organı ile Kıbrıs sorununu çözmeye çalışma, bugünkü halka kapalı, toplum lideri olduğu iddiasındaki bazı kesimlerin görüşme sürecine alternatifimizdir!

 

Değerli dostlar, ancak ülkemizdeki işgal sürüyor…

TC askeri işgali ve istilası, asimilasyon politikaları, nüfus taşıma süreçleri ile devam etmiştir.

Nüfus taşıma dediğimizde birileri illa bizi ırkçılık ile suçlamaya kararlıdır. Ancak özellikle 1975-79 arasındaki birinci dalga nüfus akışı tam anlamı ile fetih sürecinin ana kilit unsurudur.

Anadolu’dan resmi olarak seçilen insanlar TC devleti tarafından tıpkı Osmanlının fethettiği topraklarda yaptığı gibi Kıbrıs’a yerleşmeye gönderilmişlerdir. Getirilecek olanlara Kıbrıslı Rumlardan kalan evler, tarlalar vaat edilmiştir, maaş bağlanmıştır. Tıpkı İsrail’in işgal ettiği Filistin topraklarında olduğu gibi. İsrail devleti, asker ile işgal ettiği topraklara Yahudi nüfus yerleştirilmekte, yerleşenlere maaş bağlanmaktadır. Kıbrıs’ın kuzeyine de 75-79 arasında o günkü mevcut nüfusa yakın, nüfus taşındı, yerleştirildi, bir süreliğine maaş bile bağlandı.

Gelenlere burasını vatan yapmaya geldiği söylendi, Türk yurdu yapmaya geldikleri getirilenlere söylendi.

Sonraki gelişler daha sorunsuz olsun diye yeni protokoller imzalandı, para birimi Kıbrıs Lirasından Türk Lirasına çevrildi, kimlikle girişler sağlandı, hızlı vatandaşlılar dağıtıldı… Bunların tümünü bizler söylemiyoruz TÜBİTAK için hazırlanan rapordan okuyoruz…

Ancak ayrımcılığa uğradı getirilenler… Bu ülkeyi yıllardır yönetenler gelenleri 2. sınıf vatandaş yaptı. Sendikal örgütlenmelerine izin vermedi, vermiyor. Bu nedenle kölelik koşullarında çalıştırılmaktadırlar. 2. sınıf vatandaş muamelesi gördüler Kıbrıs’ın kuzeyini yıllarca yönetenler tarafından, hep oy deposu olarak görüldüler, oylarını vermeleri için işlerini, aşlarını silah olarak kullandı bu coğrafyayı yönetenler. Onların yaşamlarını iyileştirecek yapısal hiçbir şey yapmadılar. Gelenler Kürt’tü, Aleviydi, Arap’tı, Laz’dı… Ana dilinde eğitim hakkı tanımadı, kendi dininde ibadet özgürlüğü tanımadı, sürekli gelenlere 2. sınıf vatandaş muamelesi yaptı, gelenleri Kıbrıs’ın kuzeyini yönetenler köle olarak da, Kıbrıslı Türklerin iradesi çalmak için de araç olarak da kullandı…

Bizler siyasi irademizin çalınmasına isyan ettiğimiz noktada ise bizi ırkçılıkla, ayrımcılık yapmakla suçladılar. Yıllarca Türkiye’den getirilenlere 2. sınıf vatandaş muamelesi yapanların, ayrımcılık yapanların bu tavrı bizleri şaşırtmadı. Biliyoruz ki amaçları bu coğrafyadaki kölelik düzenleri, yağmanın üzerine kurulu bu sistem devam etsin diye Türkiye-Kıbrıslı ayrımını körüklüyorlar…

YKP, sosyalist bir düzen için mücadele eden bir parti olarak insanlar arasında din, dil, ırk ayrımı yapmaksızın emeğin mücadelesi vermeye devam edecektir. Ama YKP ayni zaman Kıbrıs’ın geleceği için işgale karşı, fetih siyasetine karşı, asimilasyona karşı da mücadelesini sürdürmekte de kararlıdır…

Bu nedenle YKP, fetih ve asimilasyon politikasına karşı etkin ve tartışmasız mücadele verirken siyasi baskı görenlerle, siyasi nedenlerle sınır dışı edenlerle dayanışması sürdürdü, sürdürmeye devam edecek. Bu nedenle YKP, ana dilde eğitim talep edenlerle, Kürtçe, Arapça, Lazca anadilde eğitim talep edenlerle, zorunlu Sunni-İslami zorunlu din eğitime karşı çıkan, Cemevi talep eden Alevilerle dayanışmasını sürdürdü, sürdürmeye devam edecektir. YKP, sendikasızlaştırmaya, güvencesiz ve esnek çalıştırılmaya, kölelik düzeyindeki çalışma koşullarına karşı her alanda mücadele etti ve etmeye devam edecek… Ama ayni zamanda Osmanlı zamanındaki gibi fethedilen toprakların kalıcı olarak İmparatorluk toprağına katılması için nüfus taşıma politikasına verilen ismi ile şenlendirme politikalarına karşı da direndi, direnmeye devam edecektir.

 

Değerli dostlar,

YKP, Avrupa Sol Partisi gözlemci üyesidir… Başka bir Avrupa’ya, emeğin Avrupa’sına inanlarla birlikte bugün bankaların, sermayenin yönettiği Avrupa’ya karşı da mücadelemizi sürdürüyoruz. Neo-liberallerin şekillendirmediği, halkaların yönettiği yeni bir Avrupa’nın mücadelesini veriyoruz. Tıpkı YKP’nın kuruluş sürecinde de söylediğimiz Avrupa içindeki ilericiler, demokratlarla birlikte hem solun ve emeğin, hem de Kıbrıs’ta süren işgale karşı, adanın yeniden birleştirilmesi mücadelesini veriyoruz…

Bizler bugünkü Avrupa Birliğinden yani Merkel’in, Sarkonzy’nin AB’sinden beklentimiz yoktur. Onların Avrupa Birliği bizlere daha fazla neo-liberalizm, daha fazla ekolojik yıkım, daha fazla nükleer santral, daha az kamusal yararı olan hizmet, daha çok ayrımcılık, daha az özgürlük dayatmakta… Bu nedenle bizlerin yani halkların Avrupa Birliğinin, emeğin Avrupa Birliğinin kurulması için tarafız ve Avrupa Sol Partisinin son dönemdeki sloganını sahipleniyoruz, “Avrupa Halklar, hakların için birleş!”, bunun için yalnız Lefkoşa değil, Avrupa sokaklarını da dolduruyoruz, Atina’dayız, Madrid’deyiz, Lizbon’dayız, Avrupa her yerinde emeğin Avrupası için mücadeleyi sürdürüyoruz, sürdürenlerle birlikteyiz…

 

Değerli dostlar, mücadeleyi her alanda sürdürüyoruz… Geçen Kurultayın bizlere verdiği görevi de yerine getirmek için uğraşıyoruz…

Geçen Kurultay kararımız “dünya nüfusu düşünüldüğünde kadınların oranı yüzde elli ellidir. Buna rağmen yaşamdaki ve siyasetteki yerleri aynı oranlara denk düşmemektedir” diye başlamaktaydı ve kadınlara katılım çağrısı ile son bulmaktaydı.

Geçen kurultaydan bugüne toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesinde biraz yol aldık ama daha yapılması gereken çok işimiz var.

Kurultay kararında “Kadınların siyasette özne olmasının zorunluluğunu, biyolojik cinsiyetlerinin belirleniminin sonucu olduğu yönündeki görüşleri aşan bir durum olduğunu YKP kabul eder ve bunun kalıcı olarak ortadan kalkması için mücadeleyi önüne hedef koyar. Ancak bu mücadeleyi önüne hedef koyarken, mevcut koşullardaki zorlukları da aşacak şekilde kadının siyasette temsili için de çalışma yapmayı zorunluluk olarak görür… Bu nedenle YKP, Kıbrıs’ın ve Kıbrıslıların birleşmesini isteyen, sınırsız, silahsız, sosyalist bir Kıbrıs talebi olan tüm kadınları YKP yönetim kadrolarına katılmaya çağırır” demiş ve “YKP, 2011’deki olağan kurultay toplantısına kadar tüm organlarında yüzde elli elliye en yakın temsil oranına ulaşabilmek için tüm kadrolarına çalışma yapma çağrısı yapar” hedefini bu Kurultay kararı ile önümüze koymuştuk. Bu hedefin hala çok uzağında olduğumuz açıktır…

Bunun yanında YKP her türlü ayrımcılığa karşı olduğu sürekli söyledi.

YKP nasıl ki din, dil, ırk renk, her ne sebeple olursa olsun bireylerin ayrımcılığa uğramasına karşı çıkıyorsa, cinsel yöneliminden dolayı bireylerim ayrımcılığa uğramasına da karşı çıkıyor. Sahte bir ahlakçılık yaklaşımı ile cinsel yöneliminden dolayı insanlar Kıbrıs’ın kuzeyinde hapse atılmakta, cinsel yönelimlerinden dolayı geri kalmış coğrafyalardaki gibi ayrımcılığa, baskıya, çeşitli şiddet şekillerine uğramaktadırlar.

Programında yazdığı gibi YKP her bireyin hakları ile özgür ve dokunulmaz olması gerektiğine inanmaktadır.

Bu nedenle YKP, önümüzdeki dönemde de din, dil, ırk, renk, cinsiyet, cinsel yönelim konusundaki her türlü ayrımcılığa karşı evrensel insan hak ve özgürlükleri çerçevesinde mücadele etmeye kararlıdır.

 

Sevgili dostlar, partimizin gündemi çok yoğun… Bir yandan ülkede süren işgale karşı, çözümsüzlüğe karşı mücadele ederken, diğer yandan diğer alanlardaki mücadeleleri de sürdürmemiz gerekiyor. Ekoloji bu nedenle en önemli başlıktır. Olmayan bir dünyada sosyalizm kuramayacağımız için, ekosistemdeki yıkıma karşı, yaşamın savunulması için de mücadele etmek gerekiyor.

Bu nedenle YKP ana akım medyanın gündemine girmeden de önce Akkuyu’da sürdürülen nükleer santrala karşı mücadeleye etmekteydi, mücadelesini sürdürüyor. Karpaz’daki yıkım sürmekte ve YKP’liler olarak Karpaz’daki ve ülkenin diğer yerlerindeki eko-sistemi yok eden ve edebilecek tüm uygulamalara karşı duyarlı olduk, mücadele ettik, mücadele edenlerle birlikte olduk… Suyun hayat olduğunu, yaşam olduğunu söyledik, satılmayacağını açıkladı. Şimdi birileri tıpkı “barış hareketi” dedikleri gibi “barış suyu” ile de Kıbrıs’ın kuzeyinde de suyu bir metaya dönüştürmeye, serbest piyasada alınıp satılabilecek hale getirmeye çalışıyorlar. Bunu yaparken Türkiye’de bir de HES kuruyorlar, tıpkı Türkiye’de olan Derelerin Kardeşliği Platformu’nun olması gibi, şimdi Türkiye’de direnenlerle bizi bağlayan yeni bir konu daha çıktı, suyun özelleştirilmesine yani yaşamın satılığa çıkarılmasına direnenlerin kardeşliği… Artık bir anlamı ile HES’lere karşı, dereler sermaye için değil, özgür aksın diye mücadele edenlere mücadele borcumuz var, bu konuda da daha fazla taraf olmamız gerektiği belli oluyor…

 

Sevgili dostlar, partimizin gündemi çok yoğun, söyleyecek çok sözümüz var… Mücadele her alanda sürüyor. Vicdani ret, toplumsal cinsiyet eşitliği, yabancı üslere karşı, Petrol Dolum Tesisine karşı, Gülen cemaatinin ve diğer İslami yeşil sermayenin operasyonlara karşı, her türlü asimilasyon politikalarına karşı, işgale karşı yaşamın her alanında mücadele sürüyor ve YKP bu mücadelelerin her birinde vardır, yalnız bildirileri ile değil, fili olarak, sokakta, aktif olarak var olmaya devam edecek…

 

Sevgili dostlar,

Defalarca dediğimiz gibi, gelecek kuşaklara sözümüz var; onlara, sınırsız, silahsız, garantörsüz, askersiz, sosyalist, bütün bir Kıbrıs bırakacağız. Bu nedenle yolu yok, mücadele sürüyor, sürecek.

Ve dostlar, statükoya mahkûm değiliz, umutsuz da değiliz, statükoyu yıkabileceğimize inanıyoruz, yıkabiliriz diyoruz… Elbet bir yıkacağız diyoruz!

“Çözüm, hemen şimdi mümkün” diyoruz!

“Başka bir Kıbrıs mümkün” diyoruz…

Ve bunların hayal olmadığını biliyoruz çünkü tümünü gerçekleştirilebileceğimize dönük umutlarımız var!

Karanlığa karşı umudu büyütüyoruz…

Ve inatla yarını şimdiden istiyoruz ve alacağız çünkü seçeneklerimiz ya barbarlık düzeni ya da barış ve sosyalizm. Biz tercihimizi barış ve sosyalizmden yana yaptık, gelecekle sözleştik, yok oluşa karşı başkaldırıyı örgütlemeye ve geleceğimizi kazanmaya kararlıyız…

 

Kurultayımızın başarılı geçmesi dileklerimle, katılan herkese teşekkürler…

 

22.yılında;

Yaşasın mücadelemiz!

Yaşasın Yeni Kıbrıs Partisi!

 

Kurultay Kararı 1

YKP, çağdaş sol bir partidir

 

YKP’nin, uzak hedefi sosyalizmdir. Bu uzak hedefe giderken YKP, bugüne dair mücadelesini çeşitli zeminlerde sürdürmeye devam etmektedir.

YKP, “başka bir Kıbrıs”, “başka bir Avrupa” ve “başka bir Dünya” için mücadelesini bu çerçevede sürdürmektedir.

 

Başka bir Kıbrıs

YKP, Kıbrıs’ın birleşmesini, sorunun çözümünü en önemli konu olarak görür.

YKP, sorunun çözümüne yönelik görüşme sürecini desteklemektedir. YKP, üzerinde daha önce uzlaşılan kararlar çerçevesinde sorunu çözecek bir antlaşma bulunması ama bu antlaşmanın da demokrasi, hukukun üstünlüğü ve etnik ayrımcılığı yasaklayan bir temelde olması için mücadele eder.

YKP, Kıbrıs sorununun çözümünün yalnız Kıbrıslıların değil, Türkiye ve Yunanistan halklarının, bölge ve dünya barışının da çıkarına olduğuna inanmaktadır. Kıbrıs sorunu göstermiştir ki, uzlaşmazlık ve adamıza silah yığmak, başta Türkiye ve Yunanistan, sonra da bölge ve dünya barışını tehdit etmektedir. Bu nedenle ada koşulsuz ve istisnasız tamamen askersizleştirilmeli, garantör ve garanti diye adamızı devamlı müdahale altında tutan kurallar kaldırılmalıdır.

YKP, Kıbrıs’ta süren TC işgaline, Yunan askeri hegemonyasına ve yabancı askeri üs ve tesislere karşı mücadele eder. TC askeri adadan hemen ayrılmalı, kuzeydeki askeri vesayet rejimi ortadan kaldırılmalı, Yunan askeri varlığı hemen sonlandırılmalı, ada, diğer tüm yabancı askeri üs ve tesislerden arındırılmalıdır. YKP, bu amaçla adanın tümden askersizleştirilmesi için mücadeleyi güncel bir konu olarak önüne koyar.

YKP, sınırsız, silahsız, garantörsüz birleşik bir sosyalist Kıbrıs için mücadele eder.

 

Başka bir Avrupa

YKP, neo-liberal politikaları eksiksiz şekilde uygulamayı önüne hedef koyan, sınırları kapatılmış bir Avrupa’yı reddeder. YKP, başka bir Avrupa talep etmektedir. YKP, aktif olarak militarizme ve savaşlara karşı çıkan, militanca barışı savunan bir Avrupa talep ediyor. Talep edilen, yoksulluğa karşı aktif mücadele eden, emeğin haklarını koruyan, kamusal haklara saygılı, tüm zenginliklerin adil paylaşımını savunan, tüm dünya halklarının barış, demokrasi ve eşitlik mücadelelerine uluslararası dayanışma ile katkı koyan bir Avrupa’dır.

Bizim Avrupa’mız, daha fazla demokrasi, emekçilere tam istihdam ve sosyal güvenlik, ırkçılıkla mücadele ve göçmenler için eşit haklar, kadınlara ve eşcinsellere yönelik her türlü ayrımcılığa son verme ve eşit fırsatlar vaad eden bir Avrupa’dır.

Bizim Avrupa’mız, farklı bölgeler arası dayanışma getiren, dil ve kültür çeşitliliğine saygı gösteren, evrensellik macerasını kucaklayan ve tektipleştirilmeyi reddeden bir Avrupa’dır.

Bizim Avrupa’mızda istihdamın, ücretlerin ve emekliliğin korunması tüm Avrupa kurumlarının ilk önceliği olacak. Avrupa kurumları tüm spekülatif finansal işlemlerin vergilendirilmesi ve Avrupa bölgesindeki vergi cennetlerinin ortadan kaldırılması için mücadele edecektir.

Böylesi bir Avrupa, kendini barışa ve iklim değişikliği ile mücadeleye adamakta; yoksul ülkelerle dayanışmayı ortaya koymakta ve insan haklarının, sosyal hakların ve ekoloji mücadelesinin küreselleşmesini desteklemektedir. Böylesi bir Avrupa’da, lağvedilmesi gereken NATO’nun genişlemesi değil, tüm Avrupa’yı kapsayan bir güvenlik sisteminin oluşturulması ve tüm Avrupa’nın işbirliğini sağlanması ana hedef olacaktır.

YKP, emeğin sosyal Avrupası’nın kurulması için mücadele eder.

 

Başka bir Dünya

Yaşanan yoksulluklar ve yoksunluklar, gelir dağılımındaki dengesizlikler, süren emperyal savaşlar, artarak devam etmekte olan ekolojik yıkımlar ortaya büyük insani ve doğal trajedileri çıkarmaktadır. Dünyanın yeraltı ve yerüstü kaynakları eşit ve adil paylaşılsa herkese yeteceği bilinmesine rağmen, kapitalistlerin kâr hırsı ile bugünkü dünyayı krizden krize sürüklemektedir. Eko sisteme verilen zarar geri döndürülemeyecek zararlara yol açmaya devam etmektedir. Bugünkü dünya, kapitalist düzen içinde hızla yok oluşa doğru gitmektedir. Böylesi koşullarda insanlığın ve doğanın geleceği için başka bir dünya için mücadele yaşamsal öneme sahiptir.

YKP, dünya halklarının kurtuluş mücadelesini destekler. Bu kurtuluş mücadelelerinin ayni anda hem anti-emperyalist, hem de anti-kapitalist olması gerektiğine inanır.

YKP, başka bir dünya için mücadeleyi benimserken kapitalistler arasında, yerli-yabancı, din, dil, ırk, cinsiyet, cinsel yönelim ayrımı yapmaz. Bağımsızlığa dair son sözün o coğrafyada yaşayanlar tarafından verilmesi gerektiğine inanır.

YKP, savaşsız, sömürüsüz, sınırsız, sınıfsız başka bir dünya için mücadele eder.

 

NASIL BİR MÜCADELE?

YKP, sosyalizmi uzak bir hedef olarak belirlerken, hem eşitlikçi, hem de özgürlükçü bir sosyalizm için mücadeleyi bugünden benimser. Bugüne dair YKP’nin sosyalizm mücadelesi toplumsal cinsiyet eşitlikçi ve özgürlükçüdür; anti-militaristtir; ekolojisttir.

 

YKP’nin talep ettiği sosyalizm hem eşitlikçi, hem de özgürlükçüdür. YKP, katılımcı demokrasi ile şeffaf ve hesap verebilen, demokratik merkeziyetçi ama azınlık görüşlerini de önemseyen, adalet ve hukuk kuralları çerçevesinde kararların alınacağı bir demokratik sosyalizm için mücadele eder. Kapitalizmin yıkıcı üretim ilişkilerine karşı katılımcı ve planlı ekonomiyi savunur. Kapitalizmin yıkıcılığı karşısında “ya sosyalizm, ya barbarlık” sloganın güncelliğine inanır.

 

YKP’nin sosyalizm mücadelesi toplumsal cinsiyet eşitlikçi ve özgürlükçü, anti-militarist, ekolojisttir. “Patriyarkal kapitalizm”e, her türlü sömürüye ve şiddete karşı mücadele eder. Herkesin insan hak ve özgürlükleri ile var olması gerektiğine ve hukukun üstünlüğüne inanır. Her türlü ayrımcılığı reddeder, her türlü, şovenizme, ayrımcılığa ve ırkçılığa karşıdır. Anti-emperyalist, anti-kapitalist, şovenizm, ırkçılık ve faşizm karşıtı mücadelenin yükseltilmesi için çalışma yapar, verilen mücadelelere destek olur.

Parasız kaliteli eğitim, sağlık ve diğer kamusal yararı olan hizmetler için, serbest piyasanın insafına terk edilmiş, kamusal yarar gözetmeden her şeyi metalaştıran neo-liberalizm adı altındaki küresel saldırganlığa karşı, küresel direnişçilerle birlikte mücadele eder. Ezilenlerden, azınlıklardan, emeği ile geçinenlerden yanadır, sendikasızlaştırmaya, güvencesiz ve esnek çalıştırmaya, işsizliğe karşı mücadele edenlerle dayanışma halindedir.

Yabancı işgücü adı altında Kıbrıs’ın kuzeyine gelen tüm emekçilerin, yaşam, çalışma ve emek haklarının iade edilmesini ister. Bunun için mücadele eder.

Sığınmacıların hapsedilmelerine ve zulümden kaçtıkları ülkelerine sistematik olarak iade edilmelerine karşıdır. Sığınmacı ve mültecilerin yasadışı kabul edilmesini reddeder, yaşam koşullarının iyileştirilmesi için uğraş verir.

Mücadeleyi Kıbrıs’la kısıtlamaz enternasyonal bir yaklaşımla dünyada bu amaç doğrultusunda mücadele edenlerle dayanışmasını her zaman canlı tutar. Bu çerçevede “başka bir dünya mümkün!”, “başka bir Avrupa mümkün!”, “başka bir Kıbrıs mümkün!” sloganına sahip çıkar ve bunun gerçekleşmesi için mücadele eder.

Toplumsal cinsiyet eşitliği ve özgürlüğü mücadelesinin herkes için ayrımcılığa uğramadan bugünden, hemen şimdi gerçekleşmesi gerektiğine inanır. YKP için, toplumsal cinsiyet eşitliği ve özgürlüğü yalnız heteroseksüelleri değil Lezbiyen, Gay, Biseksüel, Transseksüel, Transgender (LGBTT), İnterseks, Queer bireyleri de kapsar. Kadın emeğinin kamusal ve özel alanda sömürülmesine karşı mücadele eder. Kadın bedeninin sözlü, görsel ve yazılı araçlarla metalaştırılmasına karşıdır. YKP için toplumsal cinsiyet konusunda özel alan kamusaldır, özel olan politiktir.

Anti-militarist olan YKP, savaşlara, her türlü silahlı çatışmaya, işgallere karşı, barışçıl bir dünya için mücadele eder… Tüm işgallere ve paylaşım savaşlarına karşıdır. Askeri harcamaların, silahlanma bütçelerinin kısa vadede azaltılmasını, uzun vadede tamamen ortadan kaldırılmasını ve bu bütçenin kamusal hizmetler için harcanmasını savunur. Vicdani ve total ret hakkını ayrımcılık yapılmaksızın herkes için savunur.

YKP, dünyada hızla ekolojik yıkımların yaşandığı koşullarda, sosyalist bir gelecek için dünyada yaşamın devam etmesi gerektiğine inanarak ekolojist bir mücadeleyi benimser.

Gelecek kuşakların da yaşayabileceği bir ekosistem için 1) yenilenebilir üretim kaynakların kullanımının kendini yeniden üretebileceğinden fazla olmamasını 2) yenilenemez üretim kaynakların kullanımının alternatif kaynakların geliştirilme hızını geçmemesini 3) üretim sürecindeki kirlenme ve doğal hayatın tahribinin ekolojinin kaldırabileceğinden fazla olmamasını asgari olarak talep eder.

Suyun metalaştırılmasına karşı mücadele eder. Nükleer enerjiye karşıdır, güneş ve rüzgâr gibi yenilenebilir enerjileri destekler; enerji sorunun çözümü için önce üretilenin verimli kullanılması için çalışma yapılması ilkesi ile soruna yaklaşır. Genetiği Değiştirilmiş Ürünlere (GMO) ve tohumda tekelleşmeyi yaratacak uygulamalara karşı mücadele eder. Doğada birlikte yaşadığı diğer canlılara saygılıdır, hayvan haklarını savunur.

YKP, ekosistemin daha fazla rant ve kâr hırsı ile yok edilmesine karşı mücadele eder.

 

 

Kurultay Kararı 2

Kıbrıs sorunu için yeni bir yol zamanıdır!

Kıbrıs sorunu insanlarımızın tüm sorunlarının esası olarak durmaktadır. Hiçbir önemli sorun, Kıbrıs sorunu ve onun yarattığı sorunlar yüzünden Türkiyeli bir makamın yetkisine bırakılmamış bir kararla insanımızın yetkisine kaldığı için yönetim tarafından ele alınabilecek halde bulunmamaktadır.

Bu sorunun çözümü de bize bırakılmamıştır.

Kıbrıs sorunu İngiliz yönetimi zamanında bir devlet kurma çabasıyla Kıbrıslılar tarafından yabancı yönetimden kurtulma çabası ile başlamamıştır. O zaman Kıbrıslıların Rumca konuşanları Yunan milliyetçiliğinin peşinde Yunanistan’la birleşmek için İngiliz karşıtı eylemlerle günün sorunu olarak doğmuş ve Türkçe konuşanlar Türkiye’ye katılmayı seçmişlerdir. Ancak Ada’nın bölünmeden bunlardan biri ile birleşmesi emperyalist güçler tarafından çıkarlarına ters görülmüş ve İngiliz üslerinin kurularak Ada’da kalması hedefi ile birlikte Ada’ya denetimli bir bağımsızlık dayatılmıştı.

Kıbrıslılar aralarında anlaşıp bir devlette birleşme hedefiyle İngiliz yönetiminden kurtulmayı seçememiştir.

Türkiye Ada’nın kendisine verilmesini istemiş ve Türkçe konuşanları bunun için kullanmaya başlamıştı.

Uzun silahlı çatışmalar ve siyasi etkinlikler sonunda Türkiye, Yunanistan ile birleşmeye karşı Kıbrıs’ın taksimini taktik olarak ileri sürmüştü.

Bir devlet kurulmasını ilgili güçler kabul ettiği halde Türkiye’nin bu devleti kabul etmesi sağlanamamıştı. Yunanistan da bağımsızlığı içine sindirememişti. Kıbrıslıların devletlerini savunmamaları yüzünden liderlikler tehlikeli bir maceraya atılmaktan çekinmemişlerdi.

Kıbrıs’ta iki tarafın da devleti çalıştırmayıp kafalarına taktıkları Yunanistan veya Türkiye’ye bağlama arzuları Kıbrıs’ta önce bölünmüşlüğü sonra da bir hükümet getirmişti.

Türkiye darbeden sonra askeri bir müdahale ile üçtü birini işgal etmiş ve Türklerin bu bölgede toplanmasını sağlamıştı.

Bu statüko ayrı bir devletle yaşamaya başlarken siyasi olarak sorunu görüşmelerle çözme çabasına girmek durumunda da kalınmıştı. Türkiye önce federal bir sistem önermiş, sonra bunu kantonal çok bölgeli bir federasyon diye tanımlamıştı. Ancak ikici askeri müdahaleden sonra çok bölgelilikten vazgeçmiş iki bölgeliliği ileri sürmüştü.

Ancak güneyden henüz mahsur Türklerin kuzeye geçmesini bile beklemeden Türkiye’den tarımsal işgücü adını vererek kolonlar yollamaya başlamıştı.

Türkiye’nin federasyon teklifinin üzerinde dönen görüşme süreci sonuç vermemiş, önce Kıbrıs Türk Federe Devleti diye ad takılmış, sonra Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti adı verilmiş olan ayrı devlet hiçbir zaman kendi kadrine egemen olmasına izin verilmemiş bir halde kalmıştı. Görüşmeler boyunca birçok uzlaşma metinleri ortaya çıkmış, BM kararlarıyla desteklenmiş esas saptanmıştı. Ancak saptanan esasların hiçbiri saygı görmemiş ve her esasa başka metinlerde ters öneriler yapılarak yeni uzlaşmazlık konuları gündeme getirilmişti.

Türkiye 2004 yılında “Rum tarafının kabul etmeyeceğini bir anketle tespit ettiklerini onun için Kıbrıslı Türklere evet dedirttiklerini” açıkladıkları Annan Planı adı verilen BM belgesi referandumda reddedildi. Bu Türkiye’nin reddedileceğini bildikten sonra bir antlaşmaya evet dedirteceğini gösterdi. Çünkü arkasından KKTC tanınsa bile Garanti ve İttifak antlaşmalarının devam edeceğini ve onlardaki haklarından vazgeçmeyeceğini açıklamaya devam etti. Hâlbuki Kıbrıslı Rumlar garantörlüğün kaldırılmasını istemekte ve bunu görüşme önerilerinde kırmızıçizgilerinden biri olarak nitelemektedirler.

Ayrı devleti tanıyan olsa bile Türkiye’nin garantörlük yetkisinin sulanacağı endişesi ile bunu engelleyeceği de beklenmektedir. Kimsenin tanımamasının nedeni de buna bağlıdır.

Bu gelişmeler göstermektedir ki görüşmelerden uluslararası bir müdahale olmadan sonuç alınamayacaktır. Alınacaksa bu ancak statükonun değişmesi ve Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs’a sahip çıkması ve buna diğer Kıbrıslıların da katılmasıyla alınacaktır.

Bu nedenle görüşmeler sadece karşı tarafı kötü duruma düşürmek için sürdürülmektedir.

Kıbrıs’ta ülkesine sahip çıkma arzusu giderek çok güçlenmiştir. Ancak Türkleşme korkusu Rum tarafını etkilemekte Türkiye korkusu ve Rum Kıbrıslılara karşı güven eksikliği de Türkleri etkilemektedir.

Kıbrıslı Türkler artık azınlığa düştüklerini hissetmektedirler. Onun için kurtuluş aramaktadırlar. Buna “Rum da anlaşma istemez” düşüncesi telkin edilerek derin devlet tarafından engel olunmaktadır.

 

“Kıbrıslı Rumlar da barış istemez” görüşü yanlıştır

Onun için Kıbrıslıların çözümden sağlayacaklarını anlatmak için derin irdelemelere devam etmek gerekir.

Kıbrıslı Rumlar insanlarının üçte birinin mülk haklarının kullanılmasına engel olan statükodan şikâyetçidir ve anlaşmayla bu hakkın büyük kısmına kavuşup bir kısmı için de tazminat alacaklardır.

Bugünkü durumun devamına evet diyemezler ve bu hudut hep tartışmalı olarak kalacaktır. Kuzeyde ise büyük bir Türk ordusu bulunacaktır. Amma bunu denetleyecek bir Kıbrıslı Türk yönetimi olmasına da izin verilmeyecektir. Onun için Kıbrıs’ta her zaman tehlike altında yaşayacaklardır. Bunun ortadan kalkacağı bir barış antlaşması onlar için çok önemlidir. Bir kriz tehlikesi Ada’dan eksilmemiştir. Yunanistan da kriz kaynağıdır ve bir Türk Yunan krizi Kıbrıs’ı da tehlikeye sokacaktır. Onun için anlaşmayla kazançları büyük olacaktır. Ekonomik bakımdan birleşik Kıbrıs’ın sağlayacakları hakkında şüphe yoktur. Bu konuda çok araştırma yapılmış ve yayımlar yapılmıştır.

Kıta sahanlığı ve ekonomik alan haklarıyla çıkabilecek sorunlardan da kurtulmak için anlaşmaya önem vermeleri gerekir.

Bir avuçluk Ada’da asayiş için de iki taraf arasında işbirliğinin önemi büyüktür.

AB üyesi Kıbrıs AB içinde ses sahibi olmak isterse ondan Kıbrıs sorunun çözümü için yardım dileyen biri olmaktan ve AB’nin Kıbrıs politikasına ket vuran bir zararlı mahlûk durumundan çıkması gerekir. Üstelik bu sorun nedeniyle AB savunma ve işbirliği ve AB-NATO politikalarına da ket vurmaktadır. Bunlardan kurtulmak da onlar için önemlidir.

 

Bir çerçeve antlaşması ve uzlaşma konularını uygulamaya başlamak zamanı gelmiştir

Burada belirtilen görüşmeler hakkındaki kısımlar vardığımız sonuçları haklı çıkarsa da çıkarmasa da görüşmeler tıkanmıştır. Bundan sonraki görüşmeler de yolu açacak değildir. BM uluslararası bir konferans düzenleyecek değildir. Bunun için önce uluslararası konferansa davet edilmesi düşünülen güçlerin görüşmelerde tarafların evet dediği dolayısıyla en yakın oldukları ve bunları uygulatabilecek bir çerçeve içine konabilecekleri uygulamaya koydurmakta anlaşmaları gerekir. Bu konuda anlaşabilirlerse Zürich Londra antlaşmaları usulüne benzer şekilde taraflara kabul ettirecek araçları hazırlamaları da gerekir.

Kıbrıs bu çerçevede birleşirse birleşik Kıbrıs uzlaşma isteyen diğer konuları kendi aralarında çözmeye bırakılmalıdır. Yabancı karışmasına izin verilmemelidir.

Uzlaşmaya varılmış olan konular içinde Maraş’ın açılması, askerlerin hudutlardan uzaklaştırılması, Ercan’ın da uluslararası trafiğe ve serbest ticaret gibi hemen uygulamaya başlanabilecek hususlar bağlanmalıdır.

Yoksa çözüm Kıbrıslı Türklerin yetkiyi ellerine alma gayretlerinin başarısına kalacaktır.

Kıbrıs sorunu Türkiye’nin tüm Kıbrıs’ı denetimi altında tutma düşüncesinden vazgeçmemesi yüzünden çözülemeyecek haldedir ve bu düşünceden vazgeçirilmeden çözülemeyecektir.

Kıbrıslı Türklerin Türkiye’nin muti alt yönetimliğinden kurtulamamaları çözümün önündeki başka bir engeldir. Diğer Kıbrısların bu halde bir toplumla siyasi eşitlik içinde tek devlette birleşmeye evet demesi mümkün değildir. Bunun ne getireceği Kıbrıs’ın kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik alan sınırları hakkındaki Türkiye’nin tutumundan bellidir. Federasyonun eşit siyasi hakları olan kanadının birisinin ayrı uluslararası antlaşma yetkisi almasıyla başımıza ne geleceğini kestirmek kolaydır.

 

“Federasyonla da hayır etmeyiz” fikri birleşmeden korkmak değil cesaret almayı getirmeli

Şimdiden bir çözüm olsa biz Rumların karşısında ne becerisi göstereceğiz de mahvolmayalım denilmektedir. Nüfus yapımız da değişmiş ve azınlığa mahkum olmuşuz. Bunlar derin devletin bize boyun eğdirme telkinleridir. Şimdiden bu hale geldiysek muti alt yönetimle yani acentalık yönetimiyle idare edilmemizdendir. Nüfus yapısının değişmesi de ondandır yoksa bu halka kabul ettirilebilinmiş değildir. Bir çözümden olmadan tarihten silineceğimiz ortaya çıkmıştır çözümden sonra kurtulma şansı elde edeceğimiz de bellidir. Çözüme rağmen Türkiye’nin muti alt yönetimi gibi davranmaya devam edecek olanlara kapıyı göstermek de bize düşecektir ve başaracağız.

 

Kurultay Kararı 3

Adalet ve Hakikat Komisyonları kurulmalı, gizli devlet arşivleri açılmalı

 

Kıbrıs’ın yakın geçmişinde birçok acı olay yaşanmıştır. 1950’lerin ortasında başlayan çatışmaların neticesinden hala daha yüzlerce Kıbrıslının akıbeti bilinmemektedir. Kayıplarla ilgili çalışmalar on yıllardır sürmektedir.

Kıbrıs’ta yaşanan çatışmaların yaraları hala açık, kayıpların akıbetinin hala bilinememektedir…

Benzer süreçleri yaşan Güney Afrika’da, Balkan ülkelerinde Adalet ve Hakikat Komisyonları aracılığı ile bu yaralar bir nebze olsun sarılmaya ve benzer suçların bir daha işlenmemesi için bu Komisyonların çalışmaları neticesinde ortaya çıkan gerçekler ışında önlemler geliştirilmeye çalışılmıştır.

Kıbrıs’ın da yaralarını sarabilmesi için Adalet ve Hakikat Komisyonlarına ihtiyacı vardır.

Bu yapılırken, bu dönemde yaşananlarla ilgili yetki ve sorumluluk sahibi sivil ve askeri personelin mutlak yargı önüne çıkarılması da önemlidir.

Özellikle 1974’teki toplu kaybetme eylemlerinden yani Aşa (Paşaköy) ve Tohni (Taşkent) gibi, sivillerin toplu öldürülmeleri yani Muratağa, Sandallar ve Atlılar gibi olaylardan sorumlu olan Kıbrıslı Türk, Kıbrıslı Rum, Yunan ve Türk özellikle askeri personeli yargı önüne çıkarılmadan yaralar sarılamayacaktır. Bu hesaplaşma yalnız adı geçen personelle değil tıpkı Ruanda’da olduğu gibi ara bulucu, barış gücü pozisyonundakilerin askeri yetkililerin ihmal ve sorumluluğu olup olmadığının ortaya çıkarılması da önemlidir.

Kıbrıs’ta milli kimliğin oluşturulmasında tarih eğitimi hâlâ daha kilit roldedir. Çarptırılan, saklanan belgelerle yalana dayalı ‘milli tarih’ ile beyinler yıkanmaya, şovenizm propagandası yapılmaya devam ediliyor.

Tıpkı Türkiye-Ermenistan arasındaki sorunlarda yapılan çağrılar gibi Kıbrıs yakın tarihi de tarihçilere emanet edilmeli ama emanet edilirken özellikle Türkiye ve Yunanistan askeri makamları yakın geçmişe ait tüm belgelerini araştırmacılara açmalıdır…

Yeni bir Kıbrıs için geçmişimizle hesaplaşmalıyız!

 

Kurultay Kararı 4

Her türlü savunma işbirliği antlaşmasına hayır!

Kıbrıs uluslararası antlaşmalarla kurulmuş bir devlettir ve hala o antlaşmalarla ortaya çıkan anlaşmazlıklar yüzünden ikiye bölünmüş durumdadır. Onun için başka uluslararası antlaşma yaparken dikkatli olmak zorundadır. İçindeki ayrılık yüzünden bağlandığı anlaşmalar zaten başına derttir, yeni sorunlar yaratmamalıdır.

Nitekim 1967 yılında idari olarak fiili olarak bölünmüş durumda iken İngiliz üslerinin olanaklarından ABD’ye yararlanma hakkını veren bir anlaşma yapılmış ve tüm Kıbrıs’ın bundan etkilenmesi sağlanmıştı. Hâlbuki Kıbrıslı Türk toplumunun buna onayı olduğu iddia edilemezdi. Her ne kadar Kıbrıslı Türk liderliğinin buna itirazı duyulmamışsa da ona rağmen anlaşma yürürlükte kalmış ve daha sonra bazı tesislerin kuzeyde kalması nedeniyle uzun yıllar (ve belki de hala) o tesisler kullanılır olmuştu.

Şimdi de İsrail ile bir savunma anlaşması yapıldığı iddiası vardır. Kıbrıs’ın tümünü etkileyecek böylesi antlaşmalara gidilmemesi Kıbrıs’ın yararınadır. Şimdiki halde Kıbrıslı Türkler kendilerinin katılmadığı antlaşmalarla olası bir çatışmada hedef seçilebilecek durumdadır.

Kıbrıslıların bir çatışmadan zarar görmeleri olasılığı artmaktadır. Yakınımızdaki savaşlardan etkilenmek mümkündür. Bir önemli durum da Kıbrıs’ın yararına olmayan ve Kıbrıslıların ülkelerinin bir emperyalist savaşa destek vermek değil engel olmak isteyecekleri zaman buna tam tersi yardımcı olmak durumunda bırakılacakları durumdur. Açıkça Filistin sorununda Filistinlilerin yanında olduğunu söyleyen Kıbrıslılar tam tersine ülkelerinin İsrail emelleri için kullanılmasını seyretmek durumunda kalmışlardı. Halen de İsrail’e destek verenlere ülkelerinin olanaklarının kullandırıldığı aşikârdır.

Kıbrıs’ta Filistin devletinin temsilciliği iki taraftan da dostluk görmekte ama ülkemiz Filistin aleyhine istismar edilmektedir.

Bu saçmalığa son vermek için bir an önce Kıbrıs sorununun çözüldüğünü görmek istiyoruz. Bunun için de tarafların samimi şekilde çözüm istemesi gereklidir.

İsrail ile Türkiye tehdidi ileri sürülerek savunma anlaşması yapmanın diğer savunma anlaşması yapılmış olan ülkelerin şimdilik itirazını getirmemiş olması ilerde bunun olmayacağı anlamına da gelmemektedir. Kıbrıs başını derde sokmak için çalışmamalıdır. Sorunları kendisi yaratmıştır, dahasına gerek yoktur.

YKP halkın kaderini eline almasını ve Kıbrıs sorununu çözerek ve yeniden ülkesini birleştirerek antiemperyalist bir mücadeleye katılması gerektiğine inanmaktadır. Büyük güçlerin hesaplarına dahil olanlar beladan uzak duramazlar. En iyi savunma bu hesapların dışında kalmaktır.

Yaşasın halkların kardeşliği ve anti-emperyalist mücadele!

 

YKP’nin 10. Kurultayı toplandı

ykp_kurultay_04 ykp_kurultay_06Yeni Kıbrıs Partisi 10. Olağan Kurultayı, 7 Kasım, 2009 Cumartesi günü, Lefkoşa’daki KTOEÖS Lokalinde toplandı. Kurultaya, Kıbrıs’ın her iki yanından, Türkiye’den ve Fransa’dan çeşitli siyasi parti temsilcileri ile sivil toplum kuruluşları temsilcileri de katıldı.

KTOEÖS Lokalinde saat 15:00 da başlayan kurultaya, Türkiye’den DTP İstanbul Milletvekili, Dış İlişkilerden Sorumlu Eşbaşkan Yardımcısı Sabahat Tuncel ve Dış İlişkiler Bürosu Üyesi Evren Çevik, ÖDP Genel Başkan Yardımcısı Önder İşleyen ve Parti Meclisi Üyesi Yılmaz Eren, Sosyalist Parti Merkez Komite Üyesi Mahir Sayın, Kıbrıs’tan da AKEL, DISY, EDEK, Yeşiller, EDİ, TDP,KSP Sosyalist İnisiyatif, Yeni Kıbrıs Derneği, PEO, KTAMS, Sosyalist Söylem, Baraka Kültür Merkezi temsilcileri katıldı. Yunanistan’dan Synaspismos ise son seçim sürecini değerlendirmek için olağanüstü toplanan parti organları nedeniyle katılamadı ama mesaj gönderdi, Kurultay olamadıkları için üzüntülerini dile getirdi.

Kurultay Yürütme Kurulu üyesi Emir Taşçıoğlu’nun kısa konuşması ile açıldı. Kurultaya devrim şehitleri için saygı duruşu ile devam edildi. Daha sonra Divan oluşturularak Divan Başkanlığı’na Kutman Tayaz, sekreterliğine de Halil Paşa ve Layıka Bağzıbağlı seçildi. Divanın oluşumundan sonra Divan Başkanı Kutman Tayaz kısa bir açılış konuşmasını yaptı.

Kutman Tayaz’ın konuşmasının ardından Parti Yürütme Kurulu Sekreteri Murat Kanatlı bir konuşma yaptı. Kanatlı konuşmasına başlarken Kurultaya katılan herkese teşekkür etti ve ülke olarak çok zor zamanlardan geçtiğimizi belirtip, her şeye rağmen mücadeleye devam edeceklerini ve barışa ve sosyalizme doğru yürüyüşlerinin süreceğini ifade etti.

Kurultay sırasında “yaşasın devrim ve sosyalizm”,”gün gelecek, devran dönecek Ayşe evine dönecek”, yaşasın halkların kardeşliği”, isyanımız işgale, tek seçenek YKP”, “devrim yolunda, 20 yaşında, inadına barış ve sosyalizm” sloganları atıldı.

 

Kanatlı: “YKP’nin mücadelesi 20 yıldır sürüyor”

Parti Yürütme Kurulu Sekreteri Murat Kanatlı konuşmasında, YKP’nin mücadelesinin 20 yıldır sürdüğünü ve gelecek kuşaklara daha özgür ve demokratik bir ülke bırakmak için mücadeleye devam edeceklerini belirtti.

Murat Kanatlı’nın konuşmalarının ardından Kurultaya konuk olarak katılan DTP İstanbul Milletvekili, Sabahat Tuncel, ÖDP Genel Başkan Yardımcısı Önder İşleyen, Sosyalist Parti Merkez Komite Üyesi Mahir Sayın, Kıbrıs’tan da AKEL Merkez Komitesi Üyesi Yorgos Lukaidis, DİSİ Yakınlaşma Büro Sorumlusu Keti Klerides, EDEK Uluslararası İlişkiler Sekreter Yardımcısı Andreas Panayides, Kıbrıs Yeşiller Partisi Milletvekili Yorgos Perdikes’in konuşması, Birleşik Demokratlar 2. Başkan Yardımcısı Thoukis Thoukidides, TDP Başkanı Mehmet Çakıcı, KSP Genel Sekreteri Yusuf Alkım, Sosyalist İnisiyatif Takis Hadjidemetriou,TDP Genel Başkanı Mehmet Çakıcı, KSP Genel Sekreteri Yusuf Alkım ve Fransa’dan NPA (Nouveau Parti Anticapitaliste, Yeni Antikapitalist Parti) temsilcisi Emre Öngün birer konuşma yaptılar.

Konuşmaların ardından Kurultaya gönderilen DIKO, EMEP, SDP, Synaspismos, Pir Sultan Abdal Derneği, Baraka Kültür Merkezi, DAÜ-BİR-SEN’in mesajları okundu. Daha sonra konukların da ayrılmasına olanak vermek için Divan tarafından Kurultaya on dakika ara verildi. Aranın ardından gündemin diğer maddelerine geçildi.

Parti Meclisi Raporu ve Mali Rapor görüşülüp aklanmasından sonra Kurultay Kararları onaya sunuldu. Kadınlara ve gençlere çağrı başlıklı Kurultay Karar taslağının tümü, diğerlerinin başlıkları okunarak oy birliği ile kabul edildi.

“Ülke, toplum ve parti sorunları üzerinde genel görüşme” başlıklı gündem maddesinde ise Rasıh Keskiner ve Alpay Durduran birer konuşma yaptı.

Son olarak da Parti Meclisi Üyeleri’nin ve Yüksek Disiplin Kurulu Üyeleri’nin seçimi gerçekleştirildi.

Kurultay sonrasında Yeni Kıbrıs Partisi Parti Meclisi Üyeleri şu isimlerden oluştu; Adnan Ertay, Alpay Durduran, Celal Önen, Cevdet Beysoydan, Çağla Konuloğlu, Enver Ballı, Erdinç Selasiye, Ergün Emiroğulları, Gülay Kaşer, Halil Paşa, Halil Sayın, Hüseyin Ağlamaz, Kemal Aktunç, Kutman Tayaz, Murat Kanatlı, Nevzat Hami, Osman Ercüment, Özkan Varoğlu, Rasıh Keskiner, Refika Hoca, Serhan Gazioğlu, Sezer Kaşer, Yalkın Süreç, Yaşar Karakaş, Yılmaz Parlan.

Bu arada tüzük gereği İlçe Kongrelerinde seçilen İlçe Yönetimlerinin karar verdiği birlikte İlçe Sekreterleri Parti Meclisi üyesi olduğu için, Lefkoşa İlçe Sekreteri Ceyhun Hami, Mağusa İlçe Sekreteri Mustafa Noyan ve Girne İlçe Sekreteri Emir Taşçıoğlu da yeni dönemdeki diğer Parti Meclisi üyeleri oldu.

Yüksek Disiplin Kurulu ise şu isimlerden oluştu; Asil Üyeler; Engin Ekici, Gökhan Noyan, Mustafa Hami, Oğuz Özen, Salih Coşar; Yedek Üyeler; Layıka Bağzıbağlı, Mustafa Özser, Topel Arı

 

YKP Yürütme Kurulu Sekreteri Murat Kanatlı’nın, YKP Kurultay Olağan 10. Toplantısındaki konuşması

 

Değerli dostlar, yoldaşlar,

Değerli konuklar, medya emekçileri

 

Öncelikle bugün aramızda konuk olarak bulunan tüm dostlarımıza hoş geldiniz diyoruz…

Türkiye ve Yunanistan halklarının sıcak dayanışmasını getiren dostlarımız, hoş geldiniz!

Ayni gökyüzünü ve ayni coğrafyayı paylaştığımız farklı dillerde ayni sloganı, “Kıbrıs’ta çözüm hemen şimdi” “barış, hemen şimdi” sloganlarını attığımız anavatanımızın diğer yarısından gelen dostlarımız, hoş geldiniz!

Sıkıştırıldığımız anavatanımızın bu yanında, ayni dilde, birlikte çözüm, barış, demokratikleşme, sivilleşme ve emek mücadelesini birlikte verdiğimiz dostlarımız, hoş geldiniz!

Ağır koşullarda, çoğu zaman güvencesiz, çoğu zaman risk altında işini yapan, ekmeğini en zor koşullarda çalışarak sağlayan basın emekçileri, hoş geldiniz!

 

İmkânsızlıkların içinde, baskı ve zorbalığın her türlüsü yaşatılan

ama inadına özgürlük, ama inadına barış, ama inadına Kıbrıs’ın ve Kıbrıslıların birleşmesi için,

işgallere, yerli işbirlikçilerine, acentalarına, gönüllü tutsaklarına karşı,

TC’nin tüm yeraltı ve yerüstü teşkilatlarının sivil ve askeri bürokratlarına karşı

20 yıldır hiç durmadan partimizi destekleyen üyelerimiz, sempatizanlarımız, parti dostlarımız, yoldaşlarımız; hoş geldiniz!

Yüreğini bu kavgaya koyan, yaşamını bu kavgaya adayan dostlar, hoş geldiniz…

 

Çok zorlu dönemlerden geçiyoruz, hem parti, hem de ülke olarak çok zor zamanlardan geçiyoruz… Ama her şeye rağmen mücadelemiz, barışa ve sosyalizme doğru yürüyüşümüz sürüyor…

 

Nazım’ın dizeleri ile söylemek gerekirse;

Yürümek;

yürümeyenleri

arkanda boş sokaklar gibi bırakarak,

havaları boydan boya yarıp ikiye

bir mavzer gözü gibi

karanlığın gözüne bakarak

yürümek!…

 

Yürümek;

dost omuzbaşlarını

omuzlarının yanında duyup,

kelleni orta yere

yüreğini yumruklarının içine koyup

yürümek!..

 

Yürümek;

yolunda pusuya yattıklarını,

arkadan çelme attıklarını

bilerek

yürümek…

 

Yürümek;

yürekten

gülerekten

yürümek…

 

Değerli dostlar; Yeni Kıbrıs Partisi’nin 20 yıllık yürüyüşü devam ediyor…

20 yıldır bitmedi bu kavga, inadına, inatlarına,

yeryüzü, aşkın yüzü oluncaya kadar da sürecek bu kavga…

Bu mücadeleye katkı koyan emek koyan YKP’liler, yeniden hoş geldiniz!

 

Arkadaşlar,

YKP, 20 yıldır mücadelesi sürdürüyor… Bu mücadele gelecek kuşakların daha özgür ve demokratik bir ülkede yaşaması içindir… Bu mücadele, gelecek kuşaklara verdiğimiz sözün bir gereğidir de ayni zamanda…

Onlara, tel örgülerle bölünmüş, etrafı askeri kamplara çevrilmiş, şovenizm ve ırkçılığın her kilometre karesinde hissedildiği bir yurt bırakmak niyetinde değiliz… Bu nedenle bu mücadele sürüyor ve sürmeli…

 

Ama yalnız gelecek kuşaklara sözümüz yok…

Yola çıkarken yüzlerceydik… Ama yaşamın acı gerçeği, bizi de buldu. Her ölüm aslında erkendir, her zaman, birilerinin aramızdan erken ayrılmasıdır… Biz, onlar aramızdan ayrıldığı gün ve sonrasında, ölüm yıldönümlerindeki anmalarda hep tekrarladık, onlarla başladığımız, onlara da ait de olan bu kavgayı, onlar adına da sürdüreceğimizi hep söyledik…

Evet, sözümüz var Mehmet ASİ Göze’ye, Erbil Refik’e, Hüseyin Önen’e, Yüksel Kanatlı’ya, Reha Caner’e, Salih Altaylı’ya, Mustafa Ahmetoğluları’na, Ahmet Karaman’a, Necdet Turgay’a ve nicelerine kavgaları yarım kalmayacak, Kıbrıs’ın ve Kıbrıslıların birleştirilmesi mücadelesi, sosyalist Kıbrıs mücadelesi yarım kalmayacak, mücadele, mücadeleleri sürüyor, sürdüreceğiz…

Yani, sözümüz var dostlarımıza kavgaları kavgamızdır, onları, mücadelemizde,

mücadelelerini sokakta sürdüreceğiz…

 

Yükümüz ağır dostlar, çünkü yalnızca dostlarımıza verilmiş sözümüz yok…

Türkiye coğrafyasında 1970lerde öğrenim görürken öldürülen Mustafa Ertan, Özer Elmas, Mehmet Ömer, Muharrem Özdemir, Ercan Turgut ve Sadık Cemil de Kıbrıs’ın geleceği için mücadele ettiler, yalnızca Kıbrıs için değil, enternasyonalizmin en güzel örneğini vererek bulundukları coğrafyada, Türkiye halklarının mücadelesine omuz verdiler, bu mücadele sırasında yaşamlarını yitirdiler… Onların başlattıkları mücadele de, mücadelemizde sürüyor… Onların da mücadelesi yarım kalmayacak, onların da düşlerini, kavgalarını yarına taşıyacağız…

 

En karanlık günlerde, namlunun ucunda bir ömrün yaşandığı zamanlarda baskıya ve zorbalara teslim olmayarak Kıbrıs için mücadele ederken öldürülenlerin de düşleri ve mücadeleleri kavgamızda yaşıyor…

Derviş Ali Kavazoğlu ve Kostas Mişaulis 11 Nisan 1965’de ayni gün, ayni yerde yan yana; 24 Mayıs 1956’da Fazıl Önder ve Savvas Menikos ayni gün, ayrı ayrı yerlerde vuruldular ama hepsinin idealleri ortaktı ve yine tetiği çeken, çektirten de dini, dili farklı olsa da hep ayni zihniyet, ayni karanlık teşkilatlar oldu…

Mihalis Petru, Ahmet Yahya, İlias Tofaris, Ahmet İbrahim, Andreas Sakkas o dönemin teşkilatlarının milli dava uğruna katlettiği Kıbrıs’ın ilericileri, barışseverleriydiler ayni teşkilatların kurbanları oldular;

Cumhuriyet Gazetesi yazarları Ayhan Hikmet ve Muzaffer Gürkan, Yenidüzen yazarı Kutlu Adalı da ayni teşkilatların diğer kurbanları oldular…

Resmi / gayrı resmi örgütlerle, veya gayri nizami harbin yani özel harbin, kontrgerillanın taktikleri ile Kıbrıs’ı bölmek, ilericileri, demokratları susturmak, sindirmek için birçok kişi, öldürme hariç, kurşunlandığını, bombalandığını, dövüldüğü ama yine de her şeye rağmen direndiği biliyoruz…

Benzer düşünceler YKP’de yaşamaya devam ediyor, yaşamlarını bu idealler uğruna kaybedenlerin mücadelesi de elbette ki YKP mücadelesinde yaşıyor, bu nedenle onların da mücadelesi mücadelemizde sürüyor, sürecek…

 

Bu salondaki dostlarımızın birçoğunun çocuklarının adı birbirine benzer… Geçmişten geleceğe bazı isimleri taşımak önemlidir… Bunlar, bizler için semboldü ama yalnız isimleri değil idealleri de…

Bu nedenle mücadelemiz sürerken onları da unutmadık, onların da ideallerini yüklendik, kavgamıza kattık, onları mücadelemizde yaşatıyoruz…

Evet, Mahir olunmalı, Ulaş olunmalı. Evet, Deniz olunmalı, Hüseyin, Yusuf olunmalı. Evet, İbrahim Kaypakkaya olunmalı…

Ne Mahir Çayan’ı, ne Ulaş Bardakçı’yı, ne Deniz Gezmiş’i, ne Hüseyin İnan’ı, ne Yusuf Aslan’ı, ne İbrahim Kaypakkaya’yı unutmadık, unutturmayacağız…

Taylan Özgür’ü ve 17 yaşında idam sehpasına yürürken, cellatları onun boyun eğmeyişinde küçülürken, ölümü sloganları ile karşılayan Erdal Eren’i de unutmayacağız… Düşüncelerini ve her ne şart altında olursa olunsun teslim olmayışlarını mücadelemizin her aşamasında hatırlayacağız…

 

Sevgili dostlar,

Kıbrıs sorunu ile ilgili zor bir dönemden geçiyoruz…

Bölünmüşlüğe, taksime karşı diğerlerine göre daha kolay fark edilen şovenizme ve milliyetçiliğe karşı mücadele bu dönemde yeterli değildir. Sonuçları en az şovenizm kadar tehlikeli, taksim sürecine katkısı kolayca fark edilmeyen umutsuzluğa, karamsarlığa, “bu memlekette bir şey olmaz” vurdumduymazlığına karşı mücadele de gündemimizde önemli bir yer tutmalıdır…

Umutsuzluğun en çok pompalandığı bu dönemde, net olarak bilinmesi gereken şudur ki, umutsuzluk demek statükonun, işgalin devam etmesi demektir… “Bu memlekette bir şey olmaz” demek, mevcut durumu yani 40 bin TC askerini, binlerce ABD, İngiliz, Yunan ve diğer uluslardan askerleri, bir sürü üssü ve askeri teçhizatları kabüllenmek, sineye çekmektir…

Umutsuzluk demek, Türkiye’nin asker ve sivil bürokratları ile burada fink atması kabül etmek demektir…

Umutsuzluk, Kıbrıs’ın 82. il olmasının resmiyet kazanmasına onay vermek demektir…

Umutsuzluk, vilayetleştirme sürecindeki yolun asfaltlanma sürecidir…

Tam da bu nedenlerden dolayı YKPlilere en çok da umutlu olmak yakışır…

İnatlarına, Kıbrıs birleşeceği söylemek yakışır…

İnatlarına, bu adanın askersizleşeceğini söylemek yakışır…

Onlara güçlerinin de bir sınır olduğunu hatırlatmak, YKP’lilere yakışır…

Unuttularsa onlarca dev ordu ve savaş teknolojilerine rağmen yenilmeyen ve kimi bugün hala direnen Vietnamlıların, Afganların, Filistinlilerin, Kürtlerin ve diğer dünya halklarının mücadelesini, direnişlerini onlara hatırlatırız…

ABD’nin burnun dibinde her şeye rağmen ayakta kalmaya devam eden ve bugün 50. yaşını kutlayan Küba devrimini hatırlatırız…

Onlara bugünkü Latin Amerika’yı hatırlatırız…

Değişmeyecek tek şey değişimin ta kendisidir… Nice İmparatorluklar, saltanatlıklar vardı; yaşadıkları dönemlerinde hiçbir şeyin değişmeyeceğini söylediler, sonsuza kadar yaşayacaklarını iddia ettiler ama şimdi yokturlar… Marxistler değişimin ta kendisine, değişim dönüştürücülüğüne, evrim ve devrim süreçlerine inandılar ve bugüne kadar çok az yanıldılar…

Hatırlatırız ki, konjonktür, uluslararası diplomasi ve diğer manevraları da kendilerine kısıtlı hareket alanı sağlayabilir ama direnen halkların karşısında hiçbir işgalci güç kalıcı olmadı, olamadı, Kıbrıs’ta da olması bu nedenle mümkün değildir ama bunun sonuçlandırılması yolu mücadeleden geçer, bunun yolu direnişten geçer, bunun yolu Ankara’dan değil, sokaktan iktidara düşüncesini sahiplenmekten geçer, rejime karşı mücadeleyi yükseltmekten geçer, YKP bu yoldaki mücadelesini gelecek dönemde de sürdürmeye kararlıdır…

 

Taksime, kalıcı bölünmeye, vilayetleştirmeye umutsuzluk kadar ‘tek evet’li referandum sonuçları için mücadele de; – ve hatta – daha fazla katkıyı yapar. YKP, bu nedenle “bizim görevimiz kuzeyden evet çıkarmak” düşüncesine karşı da mücadeleyi önüne koyar. Bu kavgada “biz, Kıbrıslı Türkler” değil, “biz, Kıbrıslıları” ana düşünce olmalı, çözüme tüm Kıbrıslıların evet demesi için din, dil ayrımı yapmaksızın ülkenin her yanında mücadele edilmeli diyoruz ve gelecek dönemde bunun için daha fazla çalışacağımızın altını bir kez daha çiziyoruz…

 

Önümüzdeki süreçte Kıbrıs sorununun çözümü için daha fazla askersizleştirme için, demografik yapının değiştirilmesine karşı, ganimet yağmasının durdurulması amacıyla, toplumlar arası güveni artırıcı iş ve eylemler yapma görevi de önümüzde durmaktadır.

Bununla beraber yenilenen Parti kadrolarımızla daha aktif bir döneme gireceğimiz anlaşılmaktadır, bu nedenle statüko sevdalılarına; “titresinler YKP daha güçlü ve kararlı geliyor” diyoruz…

 

Gelecek dönem, yalnızca Kıbrıs sorunu ile ilgilenmeyeceğiz, Avrupa Sol Partisi gözlemci üyeliğimiz ile birlikte, yeni bir Avrupa’nın, emeğin Avrupa’sının inşasında da taraf olacağız. Anti-militarist, barışçı, ekolojiden yana, neo-liberal politikalara direnen bir Avrupa için ilerici, demokrat, sosyalist parti ve örgütlerle daha fazla dayanışacağımız ve mücadele edeceğimiz bu dönemde Avrupa Sol Partisi’nin görüşlerini bu coğrafyada yaymak, bu coğrafyadan da mücadeleye katkı yapmak bu dönemin yeni görevleri arasında olacak…

 

Bu dönemde emek mücadelesine de yoğunlaşmamız gerekiyor çünkü Kıbrıs’ın kuzeyindeki mevcut durum emekçiler için tam bir cehenneme dönmüş durumdadır. Haftalık 40 saat, örgütlü ve güvenceli çalışma hakkının çoktan gasp edilmiş olmasının yanına, ücretlerin de insanca yaşam seviyelerinin çok altına çekilmeye çalışılmasına çok daha sık tanık olmaktayız. Patronlar artık işçi değil köle aramaktadırlar ve kölelik düzenin devamı için nüfus taşınmasını desteklemeyi sürdürmektedirler… Üç beş patron kârından olmasın diye binlerce çalışana karşı hem şimdiki hem de bir önceki dönemdeki hükümettekilerin icraatları ile bugünler geldik. Bugün kriz var denerek yeni önlemleri masaya sürenlere karşı, krizin faturasını emekçiler değil patronlar ödesin diyerek gelecek dönemde daha aktif bir emek mücadelesi bizi beklemektedir.

Bizim için önümüzdeki dönem, uluslararası sözleşme ve antlaşmalara uygun güvenceli, sendikalı, ücretleri ve çalışma koşulları ile insan onuruna yakışır bir çalışma yaşamı için emek mücadelesi verenlerle daha fazla dayanışma, daha fazla mücadele dönemi olacak…

 

Kıbrıs’ta yaşanan ekolojik yıkım hızla sürmektedir. Bu yıkımda TAKSİMi, statükoyu kalıcılaştırma siyaseti de etkili oldu, Kıbrıslı Rumlar dönecek mal bulmasınlar diye özellikle 2004 sonrasında bizzat dönemin yöneticiler tarafında ülkenin dağı, taşı inşaat dolduruldu, çevre geri döndürülemeyecek şekilde tahrib edidi ama bize de ‘ekonomiye katkısı var’ diye yutturulmaya çalışıldı.

Demografik yapının daha da bozulması ile özellikle su sorunu, ormansızlaştırma daha kronik hale gelmekte, plansız yapılaşma tarım için verimli arazileri de yutmaktadır. Bu yıkım bugün de hala hızla sürmektedir ve yakın zamanda yapılacaklarla geri dönülmesi tamamen imkânsız daha büyük tahribatlar ortaya çıkacağı kesindir. Kıbrıs’ta eko sisteme verdiğimiz zararın faturasını gelecek kuşaklar çok acı çekerek yaşayacaklar, bu nedenle YKP bu bilinç ile ekoloji için gelecek dönemde daha da fazla mücadele etmeyi, mücadele edenlerle daha fazla birlikte olmayı önüne yeniden hedef koymaktadır.

 

Tüm bunların yanında kadınların, cinsel yöneliminden dolayı ayrımcılığa uğrayanların, mültecilerin, ırkçılığa ve ayrımcılığa uğrayanların insan hak ve özgürlüklerinin bu coğrafyada tam olarak sağlanması için de mücadelemizi daha da arttırarak sürdüreceğiz…

 

Tüm bu ve benzeri mücadeleleri dostlarımızla sürdürmeye kararlıyız… YKP olarak iş ve güç birliklerinde her zaman için tarafız ama taraf olmak demek bizim için, partinin görüşlerinden, partinin düşüncelerinden saparak ne olursa olsun birliktelikte olmak demek değildir…

Taraf olmak demek, kendi düşüncelerimizle, parti dökümanlarımızın çizdiği çerçevesinde her türlü iş ve güç birliğine gireriz, bunlar çerçevesinde çıkarız demektir… Bizimle uzun yol yürümek isteyenler, uzun birliktelik isteyenler taraf olmamızın ne demek olduğunu iyi anlamalıdırlar…

Bu anlayış ayrıca karşılıklı eleştirilere yansımalıdır. Kahve dedikodusundan öteye geçememiş, YKP’nin “Kıbrıslı milliyetçisi” olduğunu, “AB’ye girmeyi kurtuluş” gördüğünü, “göçmen düşmanı” olduğunu yazan onlarca yazı 20 yıldır dönüp dönüp bizi bulmaktadır. Tümü de bu iddialarını dayandıracak tek bir YKP dökümanını kanıt olarak göstermeksizin, “öyle görünüyorsunuz”, “imajınız öyle”, “öyle duydum” gibi kahve dedikodusu siyasetine dayandırmaktadır. YKP’nin tüm söyledikleri, tüm yazdıkları herkesin erişebileceği yerlerdedir, her konuda da söylediği bir sözü vardır, YKP’ye eleştirisi olanlar mış gibi eleştirilere, kahve dedikodularına sığınıp yapmasınlar, belgelere dayansınlar, tartışmaların düzeyini yükseltelim, yoksa bu tip davranışlar geçmişte iş ve güç birliklerine zarar verdi, devamı, vermeye de devam edecek…

Ayrıca YKP yola çıkarken ilkelerini ve ne için mücadele ettiğini çok net olarak ortaya koymuştu, 20 yıl önce başka başka yerlerde hatta Self Determinasyon Aydın Hareketi içinde olanların bugün bizi sınamaları da kabul edilemez bir davranıştır. Hala daha YKP’ye karşı öfkesini sürdüren bu çevreler seçimlerde, siyasal kampanya çerçevesinde YKP’nin hem katıldığında hem da, boykot ettiğinde tam tersi davranışlara giren çevreler olduğunu hatırlatırız… 98’de biz seçim kampanyası yaparken, boykot diyen; 2000’de karşımıza aday çıkaran, 2009’da da biz boykot derken bize saldırıp seçime katılanların iyi niyetten yoksun bu davranışlarını gelecek dönemde de aklımızda tutmaya devam edeceğiz…

Herşeye rağmen gerekirse riskler de alarak rejime karşı mücadelede, emek mücadelesinde, insan hak ve özgürlüklerinin geliştirilmesi mücadelesinde yürüyebileceklerimizle yürüyebileceğimiz yere kadar birlikte mücadele etmeye devam edeceğiz…

 

Kıbrıs’taki birçok yapı için sorun olan örgütlenme, YKP’yi de etkilemekte… Her şeye rağmen, bugün parti organlarına katılmak için önemli sayıda genç arkadaş başvuru yaptı, bu bizim için önemlidir. YKP önceki kuşakların tecrübesi, deneyimleri ile genç kuşakların dinamizmini birleştirebildiği oranda etkili bir siyasal güç olacaktır. Gelecek dönem bu bakımdan da önemlidir… Ama parti kadrolarının gençleşmesi yanından kadınların da siyasete katılması, aktif olması en az gençleştirme kadar önemlidir. Bu yönde de partinin önünde önemli görevler durmaktadır.

 

Değerli Dostlar,

Dediğimiz gibi, yurdumuzun yeniden birleştirilmesi için, rejime karşı ve işgalin ortadan kalkması için mücadeleye kararlılıkla devam ediyoruz…

 

Bu mücadeleye katılmak, katkı koymak isteyenlerle bir kez daha çağrı yapıyoruz…

 

Böylesi koşullar altında bir kez daha

  • Kıbrıs’ın ve Kıbrıslıların birleştirilmesi için mücadeleyi benimseyen,
  • Sınırsız, silahsız, garantörsüz bir Kıbrıs mümkün diyen,
  • “Eşitlikçi ve özgürlükçü bir sosyalizm, hemen şimdi” talebi olan,
  • Acentalara karşı sosyalist bir seçenek arayan,
  • Her taşın altından çıkan TC asker ve sivil bürokratlarının hegemonyasına karşı, “Kıbrıs Kıbrıslılarındır”, “bu memleket bizim, biz yöneteceğiz” diyenlere, her türlü sahte makamı ve ganimet ilişkisini reddeden,
  • Fetihçi bir zihniyetle, Kıbrıs’ın kuzeyini vilayetleştirmek ve Kıbrıslıları tamamen asimile etmek için Kıbrıs’ın kuzeyine nüfus taşınması politikasına karşı çıkan,
  • Başka bir dünya mümkün diyenlere; dünyanın merkezi Lefkoşa değil diyerek, neo liberal saldırganlığa karşı kürsel direnişçilerle birlikte mücadeleyi dünyanın her yerinde ve aynı zamanda Kıbrıs’ta yükseltme kararlılığında olan,
  • Sermayenin değil, emeğin Avrupa’sını savunan,
  • Bütün halklar kardeştir diyen

Dili, dini, rengini, cinsel yönelimi ne olursa olsun, kadınlara, gençlere, emekçilere, Yeni Kıbrıs Partisi’ne katılım çağrısı yapıyoruz…

Bir kez daha, gelin yeni bir Kıbrıs’ı, yeni bir Avrupa’yı kurmak için YKP’de birleşelim diyoruz…

 

Sevgili dostlar,

Defalarca dediğimiz gibi, gelecek kuşaklara sözümüz var; onlara, sınırsız, silahsız, garantörsüz, askersiz, sosyalist Kıbrıs bırakacağız, bu nedenle yolu yok, mücadele sürüyor, katkı koyanlara, yüreğini koyanlara yaşamını adayanlara bir kez daha teşekkür ediyoruz…

 

Ve dostlar, statükoya mahkum değiliz, umutsuz değiliz, statükoyu devirebileceğimize inanıyoruz, devirebiliriz diyoruz…

“Çözüm, hemen şimdi mümkün” diyoruz!

“Başka bir Kıbrıs mümkün” diyoruz…

Ve bunlar hayal değil, gerçekleştirilebileceğine dönük umutlarımız var!

Karanlığa karşı umudu büyütüyoruz…

Ve inadına, yarını şimdiden istiyoruz, ve alacağız! Çünkü seçeneklerimiz ya barbarlık düzeni ya da barış ve sosyalizm. Biz tercihimizi barış ve sosyalizmden yana yaptık, gelecekle sözleştik, yok oluşa karşı başkaldırıyı örgütlemeye ve geleceğimizi kazanmaya kararlıyız…

Ve elbette biz kazanacağız!

 

Kurultayımızın başarılı geçmesi dileklerimle, katılan herkese teşekkürler…

 

20.yılında;

Yaşasın mücadelemiz!

Yaşasın Yeni Kıbrıs Partisi!

 

Konuşmalar ve Mesajlar

 

AKEL Merkez Komitesi Üyesi Yorgos Lukaidis’in konuşması

Sevgili dostlar, ortak mücadele arkadaşlarımız,

Öncelikle kongrenize katılma ve hitap etme davetiniz için AKEL Merkez Komitesi adına size teşekkür etmek istiyorum. Vatanımız ve halkımız için kritik bir dönemde gerçekleştirilen kongrenizin çalışmalarında başarılar diliyoruz.

Partiniz ve AKEL arasındaki geleneksel çok iyi ilişkilerin daha da gelişmesinden ve derinleşmesinden duyduğumuz memnuniyeti ifade ediyoruz. Özellikle halkımızı ilgilendiren en önemli meselede, Kıbrıs sorununda iki partinin, AKEL ve YKP’nin görüşlerinin yakınlıklar arz etmesinden duyduğumuz memnuniyeti dile getiriyoruz. Kıbrıs sorunun bu kritik aşamasında iki toplumdaki partiler arasındaki bu görüş birlikleri özel bir önem kazanmaktadır.

İki toplumun liderleri arasındaki doğrudan görüşmeler sürecine tam desteğimizi bu kürsüden de ifade etmek istiyoruz. BM Güvenlik Konseyi’nin kararları tarafından belirlenen çözüm çerçevesinde olan tezler sunarak müzakere masasında gerçek siyasi irade gösterildiği takdirde kapsamlı ve üzerinde anlaşmaya varılan çözüme ulaşmak mümkündür.

BM Güvenlik Konseyi oylamalarında belirtildiği şekilde iki toplumun siyasi eşitliğinin olacağı iki bölgeli, iki toplumlu federasyon çözümü değişmez hedefimiz olmaya devam etmektedir. Çözüm özlü olarak ülkeyi, halkı, kurumları ve ekonomiyi yeniden birleştirmelidir. Kıbrıslıların tümünün temel özgürlüklerine ve insan haklarına saygılı olmalıdır. Yabancı vasilikler ve bağımlılıklar olmaksızın, Kıbrıslılar tarafından Kıbrıslılar için bir çözüm olmalıdır.

Bu yönde bütün gücümüzle mücadele etmeye devam edeceğimizi bir kez daha vurgulamak istiyoruz. Kıbrıslırumlar ve Kıbrıslıtürkler arasında yeniden yakınlaşmanın güçlenmesi için mücadele etmeye devam edeceğiz. Bütün Kıbrıslılar yeniden birleşmiş, federal ve refah içerindeki bir Kıbrıs’ta barış içerisinde yaşayana kadar mücadeleye devam edeceğiz.

Konuşmamı tamamlarken, kongre çalışmalarınızda size bir kez daha başarılar dileriz.

 

Birleşik Demokratlar 2. Başkan Yardımcısı Thoukis Thoukidides’in konuşması

YKP’li dostlar,

Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum politikacılar,

Türkiye’den gelen değerli parti temsilcileri,

Sevgili yurttaşlar,

 

Birleşik Demokratlar adına 10. Kurultayı nedeniyle YKP’yi kutlamak isterim. Bu kurultaya siyasi yaşamdaki varlığınız ve engellerle dolu faaliyetlerinizle geldiniz. Sesiniz ve siyasi görüşleriniz Kıbrıslı her iki topluma da, belki de daha fazla güneydekilerine ulaştı.

Birleşik Demokratlar, şimdiki ve gelecek nesil tüm Kıbrıslıların yararına ortak ve güzel bir geleceğe doğru ileriye gitmeleri için tüm Kıbrıslıları ve iki toplum liderlerini cesaretlendirmek amaciyle YKP ve Kıbrıslı Türklerin diğer siyasi partileriyle işbirliği yapma fırsatını elde ettikleri için mutludurlar. Aynı zamanda, karşılıklı ziyaretler yoluyla yapılan iki partimiz arasındaki ikili görüş alışverisinden de memnunuz.

 

Sevgili dostlar,

50 yaşında bir kişi olarak babalarımızdan kalan önemli ve sürekli evrim içinde olan bir sorunun mirasçısı olan Kıbrıslılardanım ve bu sorunu çocuklarımıza devretmemek için yemin ettik.

Kıbrıslı siyasi liderlerin ve siyasi partilerin, gelecek nesil Kıbrıslılara, özgür, fakat acı dolu geçmişini unutmayan, bir ülke devretmeleri sorumluluklarını yerine getirmeleri zamanı şimdidir ki böylece çocuklarımız tüm Kıbrıslıların barışçıl işbirliği, hoşgörü, fırsat eşitliği ve refah içinde yaşayabilecekleri gerçek bir Avrupa ülkesi bulabilsinler. Şimdi, partiler arası ya da partiler içi politika yapma zamanı değildir.

Birleşik Demokratlar, tarihin kendilerine yüklediği sorumluluğa yanıt vererek Güvenlik Konseyi’nin ilgili kararlarında belirlendiği şekliyle siyasi eşitliği olan iki toplumlu ve iki kesimli bir federasyon temelinde Kıbrıs’ın yeniden birleştirilmesi yönünde cesaretle ve kararlılıkla ilerlemeleri için iki lidere çağrıda bulunur.

Hristofiyas ve Talat, uzun bir süreden beri devam eden siyasi bir sorunu çözme başarısı göstererek tarih yapma fırsatını ellerinde bulundurmaktadırlar. Bu fırsatı değerlendirmemeleri halinde, tarih onları, ülkelerinin siyasi sorununu çözme fırsatı kendilerine verilen, ancak bu fırsatı ellerinden kaçıran kişiler olarak kayda geçirecektir.

Aralık ayındaki değerlendirmelere bir gönderme yapacak olursak, Birleşik Demokratlar olarak hedefimizin Türkiye’yi cezalandırmak ya da sadece Türkiye limanlarının Kıbrıs gemilerine açılması olmaması görüşündeyiz. İleri görüşlülük Türkiye’nin komşularıyla sorunlarını çözmesine yardımcı olmaktır. Dahası, Kıbrıs’ın yeniden birleştirilmesi ve Türk-Yunan sorunlarının hızlı bir biçimde çözümlenmesi, Kıbrıs ve Yunanistan’ın, Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin ekonomik ve siyasi ortakları olmaları yolunu açacak ve Avrupa ile bölge arasında köprü oluşturacaktır.

 

Sevgili dostlar, politikacılar ve YKP’li yurttaşlar,

Birleşik Demokratlar adına partinizin 10. kurultayı çalışmalarında ve ileriki çalışmalarınızda başarılar dilerim.

 

Kıbrıs Yeşiller Partisi Milletvekili Yorgos Perdikes’in konuşması

Yoldaşlar, Yurttaşlar

 

Yeni Kıbrıs Partisi’nin 10. kurultayına Kıbrıs Yeşiller Partisi’nin selamını iletme sorumluluğunu üstlendiğim için kendimi mutlu hissediyorum.

Bugün, bu salonda, tek bir halk olduğumuzu ve tek bir ülkemiz olduğunu gerçekten hissediyoruz. Aynı ananın, Kıbrıs’ın, çocuklarıyız, kardeşiz.

Bizler, Yeşiller Partisi olarak, ilk siyasi adımlarımızı atarken büyük bir vizyon sahibi Alpay Durduran ile tanışma ve onunla bağlantı kurma şansımız oldu. Onun siyasi düşüncesi, “tek ülke, tek halk” yönündeki vizyonu son 14 yıl içindeki yolumuzu aydınlattı. Halkımız için zor günlerdi, Kıbrıs’ı Avrupa Birliği’ne taşıyan günler, ancak o günler Kıbrıs sorununu çözemedi.   Tam tersine, adamızın değiştiğini, insanların daha da vahşileştiğini, değiştiğini gördük. Dağlarımızın ve tarlalarımızın yaralarla, hoşgörüsüzlüğü simgeleyen bayraklar ve anıtlarla dolu olduğunu görüyoruz. Etnik kökeni ne olursa olsun, tüm Kıbrıslıların insan haklarının çiğnendiğini görüyoruz. Hepimizin ölü ve kayıp kişileri, kardeşleri, yabancı askerler ve üslerle bölünmüş bir vatanımız ve bölünmüşlük ile yerleşimciler nedeniyle demografik yapının değişmesinden dolayı tehdit altında olan bir geleceğimiz vardır. Fakat hep birlikte, ümit edeceğiz ve mücadele edeceğiz.

“Yeni Kıbrıs” Partisiyle, kardeşimiz Kıbrıs Partisi ile, en fazla ortak yanlarımızın olduğuna inandığımız partiyle, sağlam ve kalıcı bir işbirliğimiz vardır. Ortak davalarımız ve inisiyatiflerimiz vardır. Akama ve Karpaz yarımadasının tahrip edilmekten kurtarılması, sakinlerinin Mağusa’ya, Maronit köylerine ve Dillirga bölgesine dönmeleri için mücadele ettik. Türkiye’de, Girne sahillerinin tam karşısında,  nükleer bir tesisin kurulmasına karşı, adamızda İngiliz üslerinin varlığına karşı protestolarımız vardır; Lefkoşa’nın ve tüm Kıbrıs’ın askersizleştirilmesi için mücadelemiz vardır. İşte görüyorsunuz; başka bir Kıbrıslı siyasi partiyle bu kadar derin ve sağlam bir işbirliğimiz olduğunu hiç sanmıyorum. Sizleri kardeşlerim ve yoldaşlarım olarak selamlarken bunu bir nezaketten ya da alışkanlıktan dolayı yapmıyorum. Sizlere gerçeği söylüyorum. Bu bizim gerçeğimizdir.

Ellerimizde bu gerçekle ve açık bir vizyonla, AB çerçevesinde, adalet ve dayanışmanın olduğu bir dünyada, yabancı askerlerin, üslerin ve garantilerin bulunmadığı, kurtarılmış, birleşik ve demokratik bir Kıbrıs’ta barış dolu yeşil bir geleceğe umutla bakmaktayız.

 

EDEK Uluslararası İlişkiler Sekreter Yardımcısı ve EDEK Merkez Komitesi Üyesi Andreas Panayides’in konuşması

Yeni Kıbrıs Partisi

  1. kurultayına hitaben

 

Sosyal Demokratlar Hareketi EDEK ve başkanı, Yiannakis Omirou adına, partinizin 10. kurultayına hitap etmek için aldığımız davetten dolayı sizlere teşekkür ederim.

Aynı zamanda varlığı ve 20 yıldır sürdürdüğü çabalardan dolayı partinizi kutlamak ve özellikle hem Kıbrıslı Türklerin yaşamını iyileştirmede ve hem de Kıbrıs sorununun çözümü yönündeki mücadelede olumlu ve yapıcı tutumlarından dolayı partinizi övmek isterim.

Bizler, EDEK ve sosyalistler olarak adil ve demokratik bir toplum, refah, dayanışma ve tutarlı bir toplum, yönündeki mücadelemizi sürdürüyoruz ve sürdürmeye devam edeceğiz.

EDEK olarak bizler, 1977 ve 1979 üst düzey anlaşmaları, BM Güvenlik Konseyi kararları ve Avrupa ile uluslararası insan hakları ve özgürlükleri konvansiyonları temelinde Kıbrıs sorununa adıl, işleyebilir ve yaşayabilir bir çözüm bulmak için Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofiyas ve Kıbrıs Türk Lideri Mehmet Ali Talat arasında devam eden görüşmeleri destekliyoruz.

EDEK olarak biz, tek bir egemenliği, tek bir uluslararası statüsü ve tek kimliği olan Avrupalı birleşik bir Kıbrıs için, yabancı askerlerin ve garantörlerin olmadığı Kıbrıslılar için bir Kıbrıs, insan hakları ve özgürlüklerinin tüm Kıbrıslılar, Kıbrıslı Rumlar, Kıbrıslı Türkler, Ermeniler ve Maronitler için uygulanan demokratik bir Kıbrıs için çalışıyoruz ve çalışmaya devam edeceğiz.

Eminim ki mücadelemizde partinizin ve diğer ilerici Kıbrıslı Türklerin desteğini ve dayanışmasını alacağız.

 

Sevgili dostlar,

Bu düşüncelerle kurultayınıza başarılar dilerim.

Teşekkürler.

 

NPA (Nouveau Parti Anticapitaliste, Yeni Antikapitalist Parti) temsilcisi Emre Öngün

Değerli yoldaşlar,

 

Size Fransa’dan Yeni Antikapitalist Parti adına sesleniyorum. Partimiz genç bir parti, Şubat 2009 ayında kuruldu. Değişik çevre ve ufuklardan gelen militanlardan kurulu, kapitalizme ve her türlü toplumsal dışlamaya karşı mücadele eden, kapitalizmin aleti olmuş sosyal-demokrasiden bağımsız ve 21inci yüzyılın sosyalizmi için mücadele eden bir partidir.

İlk meşruluk sınavımızı, demokrasiden oldukça uzak olan Avrupa Parlamentosu seçimlerinde %4,5 skorumuzla verdik. Bu süreç boyunca tüm Avrupa’da Antikapitalist Solun inşası için emek verdik ve şunu tekrarladık “ Bu kriz kapitalizmin krizidir. Bedelini halklar ve emekçiler ödememeli.”. Bu söylemle Portekiz, Danimarka ve İrlanda’dan Avrupa Parlamentosuna 5 yoldaşımız seçildi.

Ancak derhal şunu belirtmek isterim: bizim için burjuva kurumların sınırlarında kalarak dünyayı değiştirmek mümkün değil temelimiz toplumsal mücadeleler olmalı ve bu eksende bir siyaset geliştirmeye çalıştık.

Kıbrıs’la ilgili olarak size her şeyden evvel partimizin dün yayınladığı basın açıklamayı iletmek isterim:

“29 ekim 2009 tarihinde, KKTC kamu çalışanları sosyal kazanımlarını derinden sarsacak bir yasa tasarısına karşı genel grev ve eylem düzenlediler.

Kamu sektörü Kıbrıs Türkler için en önemli mesleki imkandır: Kıbrıs’da 40 000 asker bulunduran siyasi hayatını kontrol eden Türkiye Cumhuriyeti KKTC’ye yönelik sömürgeci bir politika geliştirmekle kalmayıp kendisine bağımlılığı pekiştirmek için üretimin kaybolmasına ön ayak oldu.

Böylece, söz konusu yasa tasarısının sonucu sadece sosyal bir gerileme değil ama aynı anda Kıbrıs Türk halkının ortadan kaldırılmasının ve Türk devletinin adanın kuzeyinde ki emperyalizminin başarısı anlamına gelir.

29 ekim eyleminin baskısı mücadelenin önemine işaret ediyor: 16 militana haklarında polisinin görevini yapmasını engellemek suçlaması ile dava okunmuştur.

KKTC’nin gerici hükümeti ve Türkiye yöneticiler onları tehdit eden önemli bir toplumsal hareketin son vermek istiyorlar.

NPA toplumsal hareketin bastırılmasını ve 29 ekim eylemcilerine açılan davaları kınıyor. NPA kıbrıs türk kamu emekçileri hareketiyle ve adada birleşik, bağımsız ve sosyalist bir Kıbrıs için mücadele eden militanlarla dayanışmasını ilan ediyor.”

Bunun yanı sıra enternasyonalizmi somutlaştırmak adına iki davetimiz var:

  1. Uluslar arası BDS kampanyasına katılmak. BDS’in anlamı Boycott Disenvestment Sanction’dur. Amacı Filistin halkıyla dayanışmak için her ülkede İsrail sermayesine ve kurumlarına (üniversiteler ve kültürel olmak üzere) mücadele vermektir. Bu inisiyatifi Filistinli aktivistler almıştır ve enternasyonalizme somut bir temel sunmaktadır. Nitekim bu kampanya geniş kapsamlı olabilir.
  2. Partimiz 2010 yılında Marsilya’da Akdeniz Antikapitalist örgütler konferansı düzenleyecektir ve YKP davetlidir.

 

NPA adına kongrenizi selamlar ve çalışmalarınızda başarılar dilerim.

 

 

DİKO’nun mesajı

Sayın Alpay Durduran,

Sayın Murat Kanatlı,

Bu Kurultayın Sayın Katılımcıları,

Bayanlar ve baylar;

 

  1. 20. kuruluş yıl dönümünü kutlamakta olan Yeni Kıbrıs Partisi’nin 10. kurultayında sizlere bugün hitap etmekten büyük mutluluk duymaktayım.
  2. Ledra Palace’da Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk siyasi partiler arasında yapılmakta olan aylık toplantılarından partinizin liderlerini tanımaktayız ve yakınlaşma yönündeki yapıcı rolünüze ve çabalarınıza, iki toplumlu, tek vatandaşlığı, uluslararası tek tanınmışlığı, tüm Kıbrıslı yurttaşların barış içinde ilerlemeden ve refahtan herkesin yararlanabileceği Avrupa Birliği üyesi birleşik bir ülkede, tüm vatandaşlarının insan haklarından yararlanabilecekleri ortak ülkemiz Kıbrıs’ın tek egemenliği ve iki kesimli federal bir hükümet şekli olması için gösterdiğiniz siyasi kararlılığa müteşşekiriz.
  3. Kurultayınızın başarılı geçmesini dileriz.

 

Emek Partisi Uluslararası İlişkiler Bürosu Üyesi Mehmet Özer’in mesajı

Partinizin 20. kuruluş yıldönümü nedeniyle düzenlediğiniz kurultaya davetiniz için teşekkür ederiz. Ancak kurultaya katılamayacağımızı üzüntüyle belirtmek istiyoruz.

Kurultayınıza ve partinize mücadelenizde başarılar diliyoruz.

 

 

Sosyalist Demokrasi Partisi Genel Başkanı Rıdvan Turan’ın mesajı

Değerli arkadaşlar sevgili yoldaşlar

 

Aranızda olmayı çık istememe rağmen yoğun programım nedeniyle aranızda olamıyorum…

Birleşik ve demokratik bir Kıbrıs ve özgür bir dünya mücadelenizin önemli bir dönemeci olan kongre çalışmalarınızda yoğun gündemlerimiz nedeniyle bulunamamış olmaktan dolayı üzgünüz.

Adanın Türk devletince işgal edilmiş olmasının, adanın siyasal, kültürel, demografik yapısını ve özeliklerini uluslararası anlaşmaları da ihlal edecek bir biçimde nasıl tahrip edildiğini yakından görüyoruz. Atılan demokrasi nutuklarına karşın, Türk devletince geliştirilmekte olan şovenist-militarist politikaların tüm ada halkının en demokratik hakkı olan barış içinde yaşama hakkını elinden aldığına üzülerek tanıklık ediyoruz. Buna karşın coğrafi olarak uzak olsak da, sizler Kıbrıs’ta bizler de Türkiye’de birleşik bir demokrasi mücadelesini farklı coğrafyalarda sürdürmekte oluşumuzu çok önemli görüyoruz. Ortak bir düşmana karşı verdiğimiz mücadelede sizleri siper yoldaşlarımız mücadelenizi de mücadelemiz görüyoruz.

kongrenizin başarılı geçmesini dilerken siz yoldaşlarımızın nezdinde tüm kıbrıs halklarına dayanışma duygularımızı iletiyoruz.

devrimci selamlarımızla.

yaşasın devrim ve sosyalizm

 

YKP’nin 9. Kurultayı toplandı

Yeni Kıbrıs Partisi Kurultayının 9. olağan toplantısı 5 Mayıs 2007, Cumartesi günü gerçekleşti.

Lefkoşa’da Arabahmet Kültür Merkezinde saat 14:30 de başlayan kurultaya Yunanistan’dan Synaspismos, Türkiye’den ÖDP ve SDP, Kıbrıs’tan EDİ, AKEL, EDEK, Yeşiller Partisi ile Sol Kanat, Yeni Kıbrıs Derneği, DAÜ-BİR-SEN, KTÖS kurultaya katıldı, DİSİ, CTP, BKP, KSP, KT Gazeteciler Birliği, Dev-İş de birer mesaj gönderdi.

Kurultaya Synaspismos Uluslararası İlişkiler Sekreteryası üyesi Spyros Apergıs; ÖDP Genel Başkan Yardımcısı Füsun Erol; SDP Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Kahya; EDI Genel Başkan Yardımcısı Praxoula Antoniadou Kyriakou ile Yürütme Sekreteryası üyesi Spyros Xatzegregoriou; Yeşiller Partisi Politik Büro üyesi Savvas Filippou ile Politik Büro üyesi Theodosia Hadjiloe; AKELYannaki Kolokasides ile Aristos Damianu; Sosyaldemokrat Hareket EDEK Politik Büro üyesi ve Toplumlararası İlişkiler sekreteri Marios Karatzias ile Politik Büro üyesi Elias Ioakim; KTÖS Başkanı Güven Varoğlu; DAÜ-BİR-SEN Başkanı Tevfik Yoldaş; Sol Kanat Satiris Nachoi ile Panayiotis Panayatou; Yeni Kıbrıs Derneği Başkanı Thouki Thoukidides ile üye Jus Bayadas konuk olarak katıldı.

Kurultay Parti Yürütme Kurulu Sekreteri Rasıh Keskiner’in konuşması ile başladı. Keskiner’in konuşmasından sonra Keskiner “tüm dünyada ve Kıbrıs’ta barış ve demokrasi için emperyalizme ve faşizme karşı mücadele ederken yaşamlarını kaybedenler ve mücadeleye birlikte başladığımız ve süreç içinde hayatlarını kaybeden partili mücadele arkadaşlarımızın anısına bir dakikalık saygı duruşu yapılması” daveti ile saygı duruşu gerçekleştirildi. Daha sonra Divan oluşumuna gidildi. Yapılan önerilerle Oğuz Özen Divan Başkanlığına, Kutman Tayaz Yardımcılığına ve Kemal Aktunç da Sekreterliğe getirildi.

Divan oluşumu sonrası Parti Yürütme Kurulu adına Alpay Durduran açılış konuşması yaptı. Durduran’ın Kıbrıs ve dünyadaki gelişmeleri değerlendiği konuşması sonrası ÖDP, SDP ve Synaspismos temsilcilerinin konuşmasına geçildi.

Konuk konuşmacılardan ilk olarak konuşan Synaspismos Uluslararası İlişkiler Sekreteryası üyesi Spiros Apergis, Kıbrıs’ta her iki toplumun kabul edebileceği AB çerçevesinde bir çözüme ihtiyaç bulunduğunu kaydetti.

Kıbrıs’ın tekrar birleşmesi ve Kıbrıs sorununun çözülmesi gerektiğini dile getiren Apergis, zaman kaybedilmemesi ve Kıbrıs’ta uluslararası kurallara uygun bir çözümün gerçekleşmesi gerektiğini belirtti.

Özgürlük ve Dayanışma Partisi Genel Başkan Yardımcısı Füsun Erol, Türkiye’deki tüm devrimcilerden selamlar getirdiğini dile getirerek başladığı konuşmasında Türkiye’de son zamanlarda yaşanan gelişmeleri anlattı.

Kıbrıs sorununu dost partilerle dünyanın çeşitli ülkelerinde görüştüklerini anlatan Erol, Kıbrıs için iki toplumlu, iki bölgeli çözümün uygun olduğunu kaydetti. Şu andaki hükümetin halkla ilişkilerinde zayıflama olduğunu belirten Füsun Erol, Kıbrıs’ın tek sahibinin Kıbrıs halkı olduğunu vurguladı.

Kıbrıs hakkında kendilerinin sadece görüşlerini aktardıklarını söyleyen Erol, sorunun çözümünün devletle değil halkla yapılması gerektiğini kaydetti.

Sosyalist Demokrasi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Kâhya ise, Türkiye’nin izlediği Kıbrıs politikasının iflas ettiğini belirterek, bir çözümün ancak Kıbrıs’taki “işgalin kaldırılmasıyla” mümkün olacağını vurguladı. Bunu parti kararına dönüştürdüklerini ifade eden Kâhya, “adada başka ülkenin 40 bin askerinin varlığında çözüm üretmenin mümkün olamayacağını” söyledi. Adanın yazgısının Kıbrıs’ta yaşayan halkın kendi iradesi çizilebileceğini dile getiren Kâhya, Türkiye hükümetine eleştirilerde bulunarak, “Kurtulmak istedikleriniz, sizden kurtulmak istiyorlar” ifadelerine yer verdi.

Yapılan konuşmalardan sonra katılan konukların tanıtımı yapılarak gönderilen mesajlara atıfta bulunuldu, daha sonra 10 dakikalık ara verildi. Konukların ayrılması sonrası kurultayın diğer maddelerine geçildi.

Ülke ve toplum sorunları üzerine Alpay Durduran’ın ve Rasıh Keskiner’in konuşması sonrası parti raporları onayına geçildi. Raporlar konusunda söz alan Murat Kanatlı, üyelerden daha fazla örgütlülük ve Yeniçağa daha fazla katkı talep etti. Daha sonra geçilen oylamada, oy birliği ile parti meclisi raporu kabul edildi.

Onaylanan parti meclisi raporu, partinin son kurultayından bu yana geçen süre içindeki faaliyetlerini anlatmakta, ayrıca dünyada ve ülkemizdeki önemli siyasal gelişmeleri değerlendirmekte, tespit ve hedefler içermektedir. Ortadoğu, Latin Amerika ve Avrupa’daki sorunları, insanlığın üzerine çöken neo-liberal politikaların yarattığı yıkım ve felaketlerden çıkış yolunun anti-kapitalist mücadele ve sosyalist bir düzenin insanlığın kurtuluşu olduğu vurgulanmaktadır.

Rapor iç siyasal ve sosyal gelişmeleri de değerlendirmekte ve bu çerçevede Ankara’nın her alana müdahalelerinin sürdüğünü, buradaki yerel idarenin de tamamen Ankara’nın acentalığını yaptığını yinelemekte, YKP’nin gerçek iktidar mücadelesi için çalıştığını anlatmaktadır.

Raporda, partinin, solda işbirliği güç birliği ile ilgili tutumu da açık ve net olarak açıklanırken, demokratik bir seçim için alınması zorunlu tedbirleri sıralanmaktadır.

Ayrıca Raporun içerisinde, TC’den taşınan ve Kıbrıslının kat kat üstüne çıkarılan nüfusun bu ülkenin alt yapısını alt üst ettiğinin vurgulandığı raporda, Kıbrıslının iradesinin gasp edilmesi için bilinçli olarak gerçekleştirilen bu operasyonun sonucu Kıbrıs’ın kuzeyine taşınan nüfus ve yurttaşlıkları reddettiği, kimin yurttaş olup olmayacağının bir andlaşma sonrası bu memleketin gerçek sahipleri tarafından kararlaştırılacağı vurgulanmaktadır.

Parti Meclisi raporu sonrası Kurultaya sunulan altı karar tasarısını da görüşerek onayladı. Kurultay tarafından oy birliği ile onaylanan Kurultay Karar tasarıları şöyle: YKP Gelecektir; Kıbrıslıların yok oluşunu hazırlayan nüfus taşınmasını ve yurttaşlık dağıtılmasını reddediyoruz; Adanın tümünün askersizleştirilmesine ilk adım “Askersiz Lefkoşa”; Çevreye sahip çıkmak, kapitalizmle mücadeleden geçer; Çevre ve doğa korunmalıdır; Yerel yönetimler yeniden çağdaş şekilde ele alınmalıdır.

“YKP GELECEKTİR” adı altında toplanacak kurultayda 25 kişilik parti meclisi ile 5’i asil 8 kişilik yüksek disiplin kurulu seçildi.

YKP’nin yeni seçilen Parti Meclisi üyeleri şöyle: Alpay Durduran, Celal Devrim Önen, Cevdet Beysoydan, Çağla Konuloğlu, Dr. Mustafa Hami, Emir Taşçıoğlu, Enver Ballı, Erdinç Selasiye, Ergün Emiroğulları, Erhuz Akal, Ersin Hürdoğanoğlu, Halil Paşa, Halil Sayın, Kemal Aktunç, Kutman Tayaz, Mehmet Özyücekök, Murat Kanatlı, Özkan Varoğlu, Rasıh Keskiner, Remzi Yektaoğlu, Salih Uyguroğlu, Serhan Gazioğlu, Yaşar Karakaş, Yılmaz Parlan, Yılper İşçioğlu…

Yüksek Disiplin Kurulu üyeleri ve yedek üyeliğine de seçilenler şöyle: Adnan Ertay, Engin Ekici, Oğuz Özen, Soner Ersen, Ural Baltacı Ertan Kaşer, İbrahim Metbulut, Şenol Dereli

Parti organlarının yenilenmesinden sonra kurultay sona erdi.

 

Rasıh Keskiner’in açılış konuşması

Sayın misafirler, basın mensupları, YKP’nin değerli üyeleri,

Hepinizi şahsım ve Yeni Kıbrıs Partisi adına saygılarımla, sevgilerimle ve dostlukla selamlarım, hoş geldiniz.

Bu memleket bizim, talimatla yönetilmeye hayır,

Kıbrıs’ın ve Kıbrıslıların birleşmesi,

Kıbrıs’ta on bin yıllık geçmişi olan bizlerin yok edilmemesi,

Konuşulması tabu hiçbir şeyin kalmaması,

TC asker sivil Yönetmelerinin tüm alanlara olan müdahalelerinin ortadan kaldırılması,

Ve acenta değil gerçek bir iktidar olma mücadelesi yolunda

çeşitli baskı, tehdit, bombalama, ve kurşunlamalara rağmen geçen 18 yıllık mücadelede hiç tereddüt göstermeyen Rejime teslim olmayan YKP ve YKP’lilerin Kurultayının 9. toplantısını açıyorum.

Kurultayımızın çalışmaları hiç kuşkusuz, Tüm dünyada açlıkla ve çevre felaketleri ile boğuşan,

Emperyalizme, faşizme ve militarizme karşı direnen,

Demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü için mücadele edenlere önemli bir destek ve katkı yapacaktır.

Kurultayımız, tüm dünya insanlığının kurtuluşu olan sosyalizm mücadelesine katkı yapacaktır.

Kurultayımız, Kıbrıs’ta bulunacak andlaşma ile Kıbrıs’ın ve Kıbrıslıların yeniden birleşmesi, Ülkemizin askerden tamamen arındırılması ve barışı, arzu eden değil, isteyen ve bu yolda mücadelede kararlı olanlara seçenek oluşturacaktır.

Kurultayımız, TC’nin acentalığı değil, halkın gerçek iktidarı için mücadelede istekli ve kararlı olanlara seçenek oluşturacaktır.

Kurultayımız, bu memlekette tüm sol değerleri ayaklar altına alan, renkten renge giren, geceleri takunyalılara gündüzleri postallılara alkış tutanlara; TC den taşınıp Kıbrıslı nüfusun 3 katı yurttaş yapılmasına ve Kıbrıslının iradesinin gasp edilmesine ses çıkarmayanlara; başta yurttaşlık sorunu, Türkiye asker-sivil Yönetimlerinin buraya müdahaleleri gibi pek çok tedbir alınmadan seçimi tek çare görenler ve gösterenlere de önemli mesaj verecektir.

Kongremize katıldığınız için sizlere bir kez daha teşekkür ederim. Kongremizi onurlandırdınız. Sizinle birlikte olmaktan son derece mutluyuz.

Yeni bir Kıbrıs, Yeni bir Avrupa ve Yeni bir dünya mümkün!

Teşekkür ederim.”

 

Alpay Durduran’ın konuşması

“Sn davetliler, basın mensupları, mücadele arkadaşlarımız ve üyelerimiz

Kurultayımızın olağan 9. toplantısına hoş geldiniz.

Kurultayımızı Adamızın hala daha uluslar arası Kıbrıs sorunu ile uğraştığı bir ortamda toplamak zorunda kaldık. Bir önceki toplantımızı AB içinde bir Kıbrıs olarak düzenlemiş ve kurallarımızı ve politikalarımızı ona göre saptamıştık. Lakin bugünkü toplantıyı uluslar arası bir sorun olarak Kıbrıs sorununu antlaşmaya bağlamış olarak düzenlemeyi isterdik. Çünkü Kıbrıs sorunu dolayısıyla AB müktesebatının dışında kaldık. AB üyesi olmanın olanaklarını tam olarak kullanmak şansını elde etmedik. Tam tersine Rum tarafının AB olanaklarını Türkiye aleyhine ve Kıbrıslı yurttaşları aleyhine kullanmak istemesi dolayısıyla Kıbrıs adı küçük düşürüldü. Ne yazık ki Kıbrıs, sorunu çözülmeden üye yapıldı diye AB içinde baş belası olmaya başladı. AB’nin güçlenmesi ve Dünya barışına katkı yapacak şekilde ABD saldırganlığına karşı çıkacak bir yola girmesi için gereken anayasa Kıbrıs sorununun da katkısı ile ertelendi. AB’nin Kıbrıs politikası başarısızlığa mahkum edildi ve Türkiye’nin Avrupalılaştıktan sonra üye yapılmasının karşısına uyum programlarında engel çıkarılarak AB’nin zamanı ve kaynakları boşuna harcandı.

AB anayasası AB’nin üye devletler üzerinde yetki sahibi olmasını sağlayacaktı ama ayni zamanda neo liberal politikaları üye devletlere dayatma aracı da olmaktaydı. Bu bakımdan solun bölünmesi doğaldı. Bir kısmı kendi ülkelerinde neo liberal politikaları önleyemezken AB anayasasıyla önlemeyi veya kendi ülkesinde neo liberalizmi yendiğinde AB’yi beklemeden değişik politikaları uygulama hakkını savunarak karşı çıktı, bir kısmı da kendi ülkesinde anayasadaki kuralları zorlayarak sol politikaları uygulayabileceğine inandı ve savundu. Sağ ise AB fikrine karşı çıkarak anayasayı reddetti. Buna Kıbrıs sorunun etki etmesi ve bahane olarak kullanılması bizim için çok büyük bir ayıp oldu. Hem de Kıbrıs adına anayasa onaylanmış olduğu halde reddine sebep olunması Kıbrıslıların anlayışsızlıklarının kanıtı oldu. Kendi aleyhine çalışmaktan kaçınamayan bir topluluk olduğumuz tekrar ortaya çıktı.

Kıbrıs AB içindedir ama Kuzey’de aquis communautaire askıdadır. Bu demek değildir ki Kıbrıs’ın Türkiye’nin işgalindeki bölgesi AB yurdu değildir. Bu demek değildir ki Kuzey AB dışında kalmıştır. Bu demektir ki Kuzey ve Güney AB yurdudur ama bölünmüşlük nedeniyle AB Kuzey ile özel olarak ilgilenecektir. Kuzey ne ise odur. Statükonun kabul edilmez olduğu AB tarafında gene tekrarlanmıştır. Değişmesini sağlamak görevidir. Bu görev yerine getirilinceye kadar da yurttaşlarına sahip çıkmak görevidir. Onun için Kuzey ve Kuzey’i elinde tutan Türkiye ile istişare halindedir. Yurttaşlarına sahip çıkmak için istişare halinde yeşil hat tüzüğü, mali yardım tüzüğü ve ticaret tüzüğü çıkarmıştır. Bunların tam uygulanması halinde AB yurttaşları statükonun ağırlığını hissetmeyecek ve statüko güçlenmeyecektir. Lakin Kuzey, Türkiye’nin açık baskısı ile bunlardan yurttaşların yararlanmasını önlemiştir. Yeşil hat tüzüğü güdük bırakılmıştır, mali tüzük hala çalışmamaktadır ve ticaret tüzüğü hiç kullanılamamıştır.

Geçmişi bıraksak bu olanlardan bile Türkiye’nin Kıbrıs’ı aldım vermem politikasını terk etmediğini görürüz.

Nüfus yapısının değişmesi hızlandırılmıştır, ülkede yatırım hamlesi diye Türkiye sermayesine imtiyazlar verilmiş ve Kıbrıslılara yasak bölgeler olacağına kuşku duyulamayacak bölgeler yaratılmaya başlanmıştır. Dünyada örneğine pek rastlanmayacak şekilde turist gelmeyen bir ülkeye dev turistik yatırımlar yapılmaya başlanmıştır. Turistik tesisler elektrik parasını verse batacaklarını ilan etmektedirler ama elektrik azlığına rağmen hızla dağ taş bina doldurulmaktadır. Bu iştaha Rum ders alsın diye yapılıyor diyen sözde barış yanlıları ülkenin kaynaklarını, kırsal alanı ve sahilleri yağmalatmaktadır. Sanki Kıbrıs Rumların malı bizim malımız değilmiş gibi Rum cezalansın diye ülkemiz mahvedilmektedir.

Halk Annan planına evet demiş ve sivil toplum örgütleri büyük etkinlik sergilemişlerdir mamafih şimdi suskunluk yaşanmaktadır. Demokrasiden bahsedenler utanmalıdırlar. Halkın Annan planında ifadesini bulan barış anlayışına ters bir yönetim sürmekte ama ona dur denilememektedir. Bu kabul edilebilecek şey değildir. Anlaşılan Türk askerinin tehdidi onlara mani olmakta, yönetim onları ekmekleriyle tehdit edip menfaatle satın almaktadır. Halkın iradesinin yansıması sağlanmadıktan sonra demokrasinin esas görevi olan azınlıkların etkili olmasına izin vermek de olanaksız olur ve demokrasiden söz edilemez. Nedeni halkımızın bir türlü farkına varıp da sağlama gayretine girmediği hukukun üstünlüğünü sağlayan kavramların içeriği ve kurumlarının gücüdür. Hukuk devleti olsaydı sivil toplum örgütleri susturulamazdı. O zaman hukuka dayanan bireyler de özgür bağımsız ve dokunulmaz olurlardı ve parti içi sultalar da kurulamazdı.

Türkiye’de bir cumhurbaşkanı seçimi yaşanmaktadır. Görülüyor ki kimse meclisin üzerinde hukuk vardır, sonra anayasa vardır ve sonra yasa vardır ve yasalar şekil hukuku da denilen usulüne uygun olarak yapılmak zorundadır dememektedir. Meclis’te çoğunluğu elde edersen dilediğini yaparsın, anayasa mahkemesine giden meclisin yani halk iradesinin yüceliğine karşı hareket etmiş olur diyorlar. Halbuki meclis ne kadar yüce ise anayasa mahkemesi de o kadar yücedir. Hepsinin de üstünde hukuk yani anayasa mahkemesi kararında belirtildiği gibi evrensel olarak kabul edilmiş hukuk ilkeleri vardır, sonra da anayasa vardır. Halkın iradesinin üzerinde de evrensel hukuk ilkeleri vardır. Dünyada yalnız yaşamadığımızın ifadesi de budur. Siyasi ve heyecanlı olaylar karşısında halkın aldatılmasına karşı evrensel hukukun güvencesi için halk iradesiyle hareket eden devletler BM başta bir sürü uluslar arası kuruluş ve bunlarla savunulan hukuk yaratmışlardır.

YKP bunları kabul ve takdir eder. Diler ki bizim ülkemizde de anlaşılsın halbuki mecliste olan biten bunun umursanmadığını göstermektedir. Usul hukuku hiç kale alınmamakta ve çoğunluğu bulan meclisi kuruluş gerekçelerini uygulayamaz hale getirmektedir. Halkımızın iyi bir örnek görmemiş olması ve siyasetin üzerinde bir devlet politikası olmasını doğal saymaya inandırılmış olması demokrasiyi işlemez hale getirmektedir. Halka kendi idaresi demek olan demokrasiyi aşağılık bir şey olarak görmesini öğretmektedir.

Meclisin emir kulları ile dolu olması, meclisin hükümeti denetlemesini olanaksızlaştırır. Emir kulu olmayanlar azınlıkta olan muhalefettir desek onlar denetleme organlarında çoğunlukta olmazlarsa hiç etkileri olmaz. Etkili olması için ne olması gerektiğini kafası çalışan her hangi bir kişi bilebilir. İngiliz bunu denetleyecek komiteye başkan olarak ana muhalefet başkanının atanmasını ve komite üyelerinin her türlü bilgiyi alma ve istediği kurum ve kişiye araştırıp bilgi verme emri vermesini sağlamakla halletti. Kıbrıslının kafası çalışmaz mı? Elbette çalışır ve böyle gelmiş böyle gider doğal olan budur demezse yolunu bulur.

Sayıştay usulsüzlük tespit eder ama gereği yerine getirilmez ve mecliste Sayıştay aşağılanırsa bağımsız kurumlar olmasının bir anlamı olmaz. Yargı yolsuzluklar karşısında eli kolu bağlı kalır, ona konuyu götürecek savcı veya polis olmazsa güçler ayrılığının anlamı budanır. Yargı kararlarını uygulamayan bakanlara uzaktan bakan bir yargının kuvvetler ayrılığı ilkesinde ifadesini bulan yargı olmadığı bellidir. Yargı denetlemek için baş vuran kişi ve kuruluşlara Meclise yetki vermek gerekir derse anayasanın gücü de sınırlanır. Halkın iradesinin seçimden seçime değil her an yansımasını sağlamak amacı yerine gelmemiş demektir. Kişileri devlete karşı ve topluma karşı koruma görevinde olan yargı gücünü partiler aracılığıyla birleştiren yasama ve yürütme karşısında boynunu bükerse halkın kendi başının çaresine bakma hakkı ve görevi ortaya çıkar. Onun için YKP halka iktidar sokaktan çıkacaktır demiştir.

Bunu ifade ederken hatırlattığı hususlar vardır.

Hukuk egemen olsaydı hayatta ve mal mülk sahibi olduğunu söyleyen insanları bildiği halde, onlara mallarına kullanma izni vermediği halde mallarını sahipsiz taşınmaz ilan eden bir rejime evet denilemezdi.

Halkın büyük tepkisine rağmen ve uluslar arası hukuka rağmen ülkesinde işgücünün değerini düşüren, geldikten sonra nüfus yapısını değiştirip kendisini azınlık durumuna düşüren ve Kıbrıs sorununda büyük bir yara açıp büyük zorluklar çıkaran bir nüfus aktarmasını gerçekleştirenler ardı ardına seçilirler, en sonunda bunlara karşı olduğunu söyleyip seçim kazananlar da onlardan başka bir şey yapamazlarsa sokaktan başka ne çare kalır. Dünyaya açılmak diye Kıbrıs’ta Rumları insandan sayan adil bir çözüm kastedilirdi, bunu kastedenlerin oylarıyla seçildiler IMF ve Dünya bankasının neo liberal politikalarıyla bütünleşmeyi anladıklarını gösterdiler. Sosyal sigortaları iyileştireceklerine yeni bir yasayla hakları gelecek kuşaklar için kısmaya kalktılar, sağlık sigortası kesintilerini yuttular, yutanları mecliste affettiler şimdi sağlık sigortası diye ayrı sigorta istiyorlar. Maaşları döviz dalavereleriyle artmış gibi yaptıkları enflasyonun altında tuttular.

Mamafih Türkiye ve diğer geri ülkelerde olduğu gibi her haltlarına IMF ve DB veya AB sebep oluyor gibi yapmaktan da kaçınmıyorlar. Sanki onların çok büyük güç ve etkileri var da başka çareleri yok gibi yapıyorlar. Halkların bunu anlamaları gerekir. Esas politik sorumlular yerli politikacılardır. Onları IMF ve DB ve AB içinde sol veya her neyse “halka biz başka yapardık ama onları bırakmadılar” dedikleri politikayı savunduklarını görmedikten sonra esas ve hatta tek sorumlu onlardır. Bizdekiler ne onun ne öbürünün üyesi değildirler ama onların uydusunun uydusu olmayı seçtiler ki sorumlulukları patronlarından az değildir. Solcuları milli sermayeyi korumaya yöneltenler hükümetlerini de IMF ve diğerlerine karşı korumaya yöneltmektedirler; YKP buna kanmamaktadır.

Halka kimi seçerse seçsin ayni şeylerin yeni seçim yokmuş gibi tekrar edip gitmesinin anlamını kavramak zorundadır. Hepsi de koalisyonlarda kendilerini göstermişlerdir. Eskinin tekrarı patronun ayni kalmasından ve seçilenlerin bunu hazmetme deneyinden geçmeden ne koalisyonla ne de tek başına hükümet olamamasının garanti edilmesindendir. Halk partisinden memnunsa partisine koşmalı ve sözlerinden sapmamalarını sağlamalıdır. Bunu yapamıyorsa tek seçenek YKP’dir.

Barış ancak barışçı politikalarla sağlanır. Karşı tarafın uzlaşmazlığı çözümsüzlüğün kesin olduğunu kanıtlamaz. Halkı buna göre hazırlama gayretleri patronları Türkiye’nin politikasının uydusu olmalarındandır ama o kadar da değil kendileri de barışçı politikalara bağlı değillerdir. Onun içindir ki pervasızca düşmanlığı körüklemektedirler. Rum bizim nefes almamamıza bile tahammül edemiyorsa halk nasıl hala daha barış isteyebilir? Onlara rağmen halkın barış yanlısı olduğunu gösteren anketler inandırıcı olmadıklarını göstermektedir. Türkiye AB’den kopsun, barış yapmaya devam etmeyeceğini göstersin göreceğiz ki halkı Rum’a düşman edemeyen bu beceriksizleri alaşağı edecektir.

YKP barışçı politikalar için Rum yurttaşa hitap etmenin gereğini yerine getirmek için askersizleştirme, ara bölgeyi iskan etme, Maraş’ı açma ve AB ile işbirliği içinde serbest ticaret ve eğitim kısıtlamalarını kaldırma gibi bir dizi öneriler yapmıştır ve Annan planının engel olarak karşımızda durmaması için Güney’deki herkesle işbirliğine hazır olmak gereğini ileri sürmektedir.

Solun enternasyonalizmini eksiksiz kabul eden YKP Kıbrıs sorununu çözülmez değil mutlaka çözülmesi gereken bir sorun olarak görür ve karşılıklı güvenin oluşması için güven ki güvenilebilesin anlayışındadır. Kıbrıs’ın dünyayı daha fazla meşgul etmemesi için fedakarlıklardan kaçınılmamasını ister. Dünya korumaya muhtaçtır ve ancak sol görüşler dünyayı denetleyecek kadar güçlü ve etkili yönetimler öngörmekte olduğu için dünya çapında sol dayanışma gereklidir; solcuların Kıbrıs sorunu yüzünden bölünmesi büyük bir kayıp olur. YKP Kıbrıs sorununun çözümünde uzlaşamadıklarıyla bile işbirliğinden yanadır.

Ufak bölgelerde sorunların dünya çağında bir dayanışmayı engellememesi şarttır. Filistin sorunu bölgesel bir sorundur ama yankılarının terörizme kaynaklık etmesi nedeniyle de İsrail gibi bir militarist bir devletin diğer politikalarıyla da evrensel bir sorun haline gelmiştir. Filistin’deki facia dikkatlerimizi barışa yönlendirmeli ve terörizmin kitle imha silahlarına da sahip olacağı tehlikesini düşünerek tarafları fedakarlığa razı etmeliyiz. İran’ın nükleer silah elde etmesi tehlikesi hepimizi korkutmaktadır ama nükleer silah elde etmenin hakkı olduğunu düşünüp elde edenler de bizi korkutmaktadır. Nükleer silahsızlanma ve dünya çapında silahsızlanmaya önem vermek şarttır. Kitle imha silahları uluslar arası yasaklamanın konusu olmalıdır. Hala daha hukukun üstünlüğünün gölgesinin bile düşmediği ülkelerde insanların tek başlarına olmayacakları evrensel bir düzen için var gücümüzle çalışmalıyız. Amma bunları silahla yapamayız. Uluslar arası dayanışma ile yapabiliriz.

 

Yeni bir dünya mümkündür,

Yeni bir AB mümkündür.

Yeni bir Kıbrıs mümkündür.

Gelecek sosyalizmdedir.

Gelecek YKP’dir.

 

Hepinizi YKP adına saygı ile selamlar bana YKP adına konuşma görevi veren yürütme kurulumuza teşekkürlerimi sunarım.”