Burası değil, yanlış geldik – Aykut Bektaşoğlu

761

Kıbrıs’ın nerede olduğu bilinmiyor. Saçma gelebilir ama biraz sabredin… Büyüklerimiz bize, biz de küçüklerimize, yaşadığımız yerin Kıbrıs olduğunu öğrettik… Buna inandık…

Benden başka kimse, gerçeğin ne olduğunu bilmiyor. Fakat çaresiz değiliz. Olayı açığa çıkaracak düşüncelerim var…

Yıllar önce, Lefkoşa’da, ‘Kıbrıslı Sanatçılar Gecesi’ diye kocaman bir pankart görmüştüm. İlk işaretti bu… ‘Neredeyim?’ hissine kapılmıştım… Bu başlık, Kıbrıs’ın burası olmadığı düşüncesini getirmişti aklıma…

*

Son yıllarda, belediyelerimiz ve duyarlı oluşumlarımızın gayretleriyle, bölge bölge festivaller düzenleniyor… Bu organizasyonlar da, bir şeylerin işareti olmalıydı bence…

Şaka değil, ülkemizi arıyoruz. Gerekirse iğne ile kuyu kazmalıyız…

Harnıp festivali, çakızdez, ceviz, ceviz macunu, portakal, alıç, lefkara, paluze, susamlı çörek, pastelli, zeytin, hurma, üzüm, sultani üzüm, badem… ve daha sayamadığım onlarca festival…

Tabii ki, bölge insanlarına, esnaflarına güzel gelir getiriyor olmalı bu etkinlikler. İyi de oluyor. Ayni zamanda eğlenceli… Ülkenin en sıkıntılı sorunlarından olan ‘Hafta sonu ne yapalım?’ sıkıntısına da, büyük ölçüde çözüm üretilmiş oluyor… İnsanlar, kendi paralarıyla, oradaki ürünlere sahip olabiliyor, ürünlerini tanıtmak isteyen imalatçıların numunelerinden, ücretsiz faydalanabiliyorlar…

Bu noktada, ücretsiz pide arası hellime ulaşım süreci, sıkıntılı olabiliyor. Sırası olmadığı halde diğerlerinin önüne geçmeler. Aile nüfusunun iki olmasına karşın, dört pideye sahip olmalar. Tadımlıklarla karın doyurmaya çalışmalar falan…

*

Konu ile ilgili duyurularda, ilginç ve şok edici çağrışımlar var…

‘Kıbrıs kültürünü yaşatmak…’ , ‘…festival süresince, ‘Kıbrıslı’ sanatçıların konserleri… ‘ , ‘…Kıblıslı şairlerin katılımı…’ gibi ifadeler …

Anlıyoruz ki Kıbrıs’tan sanatçılar gelecek, etraf şenlenecek…

Bir terslik olmalı. Ciddi bir terslik. Festival, turist kaynıyor. Kıbrıs’tan yoğun bir ziyaretçi gelişi olmuş…

Endişelerim, gittikçe derinleşiyor. Kıbrıs’ın, üç kere denize batıp çıktığını anlatan hikayeler var ya…

Söylendiği gibi jeolojik bir hareketin, hiç olmamasına karşın, ısrarla anlatılır. Fakat, yaşadığım, bütün bu olağanüstülüklerden sonra, batma-çıkma hikayesine her an inanabilirim…

Tek şartla. Son batışından sonra, tekrar su yüzüne çıkmamış olmalı…

Sağ kalanlar ise, şu an yaşadığımız kara parçasına sığınmış olmalılar. Yazılı belge yok. Eski Kıbrıs’a olan özlem nedeniyle, sürekli, ‘Anı Etkinlikleri’ düzenleniyor…

Tamam, sanatçılar gelecek de, kafamız daha da karışacak…

Eğer, kabul etmek üzere olduğum gibi, ada üçüncü batışından sonra tekrar su yüzüne çıkmadıysa, oradan sanatçı gelişi nasıl olmuş?

*

Boş yere mi endişeleniyorum. Her şey yolunda da, bana mı öyle görünüyor acaba? Fakat mantıksız geliyor: İngiltere’de; ‘İngiltereli Sanatçılar Gecesi’, ‘İngiltere Kültürünü Yaşatma Etkinlikleri’. Türkiye’de; ‘Türkiyeli Sanatçılar Gecesi’, ‘Türkiye Kültürünü Yaşatma Etkinlikleri’…

*

Sen kendi gerçeğini, kültürünü yaşarsın. Yani yaşamaktasın. Bunu yapıyorsun diye, etkinlikler düzenleyip, kendi kendini alkışlıyorsan, bilemiyorum… Her sabah tıraş oluyorsun diyelim. Elbiselerini ütüleyip giyiniyorsun. Sonra ne oluyor? Aynanın karşısına geçip, alkış mı tutuyorsun kendine?.. Yani, yaşadıklarına yabancı mısın, seyircisi misin yaşamının? Kaldı ki, sırf yaşıyorsun diye, alkış beklememelisin.

*

Hangi açıdan bakmaya çalışırsak çalışalım: Yaşananları normalleştirecek tek formül kalıyor elimizde. Benim yıllar önce fark etmeye başladığım, asıl Kıbrıs’ın, burası olmadığı. Eğer burası, mesela Türkiye olsaydı, tuhaflıklar ortaya çıkmazdı. Sanatçılar, sahnede ‘Kıbrıslı’ diye anons edilir, bitki ve gıda çeşitlerinden, Kıbrıs’ın güzide ve yerel ürünleri diye bahsedilir, ben de bütün bunların altında tuhaflıklar aramazdım.