Yine eski durumlar – Ulus Irkad

Must read

Ülkemizdeki sol niye belirleyici olamıyor – Ulus Irkad

Aydınlanma Çağı Avrupa’ya geldiğinde Avrupa’da boğazlaşmalar, Orta Çağ’da dinin olumsuz etkileri devam etmekteydi. Ama Orta Çağ’la birlikte aniden Rönesans ve Reform Hareketleri Avrupa’nın kaderini...

Azerbaycan Ermenistan gerilimi sarmalından – Özkan Yıkıcı

Kafkaslarda kış mevsimine doğru gidildikçe, havalar soğumaya başlarken, siyaset de ısınma tırmanıyor. Güney Kafkasyada Azerbeycan ve Ermenistan arasında savaş tırmanışı hızlanıyor. Probaganda aygıtları da...

ABD Türkiye yörüngesinden izler – Özkan Yıkıcı

Konuya dalmadan, özet bir anımsatma yapmak gerekir. Gözden kaçırmamamız gereken sistemsel önemde gelişmeler vardır. Kapitalist yapı genelde krizlerle boğuşuyor. Ekonomik finasman bunalımı, ekolojik kriz,...

Türkiye’de Cuma operasyonları üzerine – Özkan Yıkıcı

Gecenin sessizliğine büründüm. Etrafta gezen sivri sinekler beni epey rahatsız ediyor. Yazacağım makaleyi planlarken, birden peşpeşe gelen Türkiye gelişmeleri ile dünyadan gelen eleştirilerin Kıbrıs...

1996 yılıydı. Hani Saint Barnabas sonrası arka arkaya birkaç olay olmuştu. Bir tanesi DAÜ’de Kürt öğrenciler okuldaki bazı şartların daha da iyi olması için okul yönetimini protesto ediyorlardı ki arkasından tutuklamalar ortaya çıktı ve bu öğrenciler PKK’lı diye hemen toplanıp Kıbrıs’tan atılmışlardı; daha doğrusu sorgusuz sualsiz sürgün edilmişlerdi. Bu 38 yıllık kuzey Kıbrıs tarihinde ne ilk ne de sondu. Devir de CTP-DP koalisyon dönemiydi. Rahmetli Özker Özgür hükümette Başbakan yardımcısı olmasına rağmen bu sürgünleri engelleyememişti. Yani Kuzey Kıbrıs’ın esas egemeni son sözü söylemiş ve ne hükümeti ne de hukuku dinleyerek, keyfi kararla bu öğrencileri dışarıya sürgün etmişti. Hatırlıyorum sürgün kararı olmadan önce DAÜ Mavi salon’da bir oturum vardı. Bu oturumda Fikret Başkaya ve ÖDP başkanı Ufuk Uras konuşmaktaydılar. Tüm dinleyiciler içerdeyken ansızın bir Kürt öğrenci içeriye geldi ve polisin kendilerini tutuklamaya başladığını haber verdi. Tabi o sırada panel de durdu ve Sayın Ufuk Uras artık burada konuşmaya gerek olmadığını  söyledi. Herkes bu olaydan sonra o gece Mağusa Polis Karakolu’na gitti ama tabi ki ilgililer bu öğrencileri dışarıya sürgün etme kararını uyguluyordu ve bu protesto pek kaale alınmayacaktı. Daha sonra bazı öğrenciler de tutuklanmamak için adres değiştirdiler. Bunlardan bazıları ben o zamanlar KTÖS Yönetim kurulunda olduğum için beni aradılar. Onları bulmak için adreslerine gittiğimde meğer resmi ama sivil birileri orada evlerden birinde pusu kurduğu için beni orada yakaladılar ve hesap sordular. Daha sonra ertesi gün, ben sınıfımda ders verirken resmi güvenlikten birkaç kişi sınıfa gelerek beni sınıfta tutuklayarak merkeze götürdü. Orada  ise hayatımda hiç duymayacağım sözler edildi. Hukukun değil ama keyfiliğin çalıştırıldığı bir ülkedeydim sanki… İnsanların güvenliğinden sorumlu olanlar bile o zamanlar hukukun pek de bu ülkede geçerli olmadığını gösterdi. Rahmetli Özker Özgür’e karşı laflar edilmekteydi. Olay Kutlu Adalı’nın St Barnabas’ı ortaya çıkarmasından sonra olmuştu ve belli ki üstten alta bir teyakkuz  ve bir tansiyon yükselmesi yaşanıyordu. Durduğumuz yerde tehdit almaktaydık. Devletin Güvenlik birimlerinde bile o ülkede bir Başbakan yardımcısına söz ediliyorsaydı ve de sırf öğrencilere dayanışma belirtildi diye insanlar tutuklanıyorsaydı, bu nasıl demokratik bir hukuk devletiydi onu sormak lazımdı.

Neyse o öğrenciler daha sonra sürgün edildiler, hem de hiç yargılanmadan. Kuzey Kıbrıs bir hukuk ve sosyal devlettir diyenler bir kere daha bunun böyle olmadığını isbat ettiler. Sonra gene tehditler ve baskılar başladı. Rahmetli Kutlu Adalı bir gece faili meçhul bir şekilde evinin önünde vuruldu. Aslında kimlerin vurduğu belliydi. Ama olay bir şekilde kapanıp gitti ve hala daha 16 senedir bu durum açığa çıkmadı. O dönemler ayaklar altına alınan ne hukukun  ne demokrasinin geldiği, ne de CTP’nin tekrar hükümete gelmesi gerçekleşmesine  rağmen gene de ülke düzelmedi. Her önemli bir  politik eylemde hukuk devamlı ayaklar altına alındı. Eğer temelden bir ülke demokratikleşmezse, anayasasından tuıtun başka bir ülkenin müdahaleleri durdurulmazsa olacağı da buydu. Bu toplum 2000 yılında TKP-UBP koalisyon döneminde hem Akıncı ve Militer gücün, hemde Şener Levent Afrika tutuklanmalarını yaşadı. Geçenlerde Yeni Kıbrıs partisi’nde açlık grevi başlayınca gene birileri müdahale etti. Bu ülkenin hukuku değil ama başka bir ülkenin hukuku çalıştı. Buradaki eyleme katılanlar o ülkenin hukukuna göre suçlu olduklarından suçlu olarak grevlerine son verildi. Derin çevreler gene buraya da müdahale ettiler.

Bu ülke hiçbir zaman özgür olmadı. Böyle devam ederse olmayacak da. Başka merkezlerden gelen emirler bu ülkenin demokrasisini, içişlerini, ekonomisini hep idare edecekler.Ha, CTP veya TDP de başa gelse gene aynı olacak. Onları da aşacak o güç, onları da “Ben burdayım” diyerek beniletecek, daha önce abilerine yaptıkları gibi olacak herşey. Yani TKP döneminde daha mı özgürdü bu ülkenin halkı? Daha mı müdahalesizdi bu ülke? Kimse birbirini kandırmasın. Kimse halka da yalan söylemesin. Bu ülkede bir değişiklik yok. 38 yıldır neyse aynı teraneler devam ediyor. Geçici 10. Madde de yürürlükte hala. Burası bir alt birim olarak sayılıyor ve öyle de muamele görüyor. Zaten üst birim olması da istenmiyor. İkide birde böyle bize hatırlatacaklar işte. İkide birde davulun tokmağının başkasında olduğunu belirtecekler.

Ve biz de seçim yapmaya, kendimizi kandırmaya devam edeceğiz. Seçimlerle şişinip şişinip börbürleneceğiz.” Ben falanca sözü hiç korkmadan söyledim” diye. Ne istersen söyle arkadaşım. Ne istersen söyle, özgürlüğün olmadıkça ister bir değil, istersen binlerce seçim yap ve konuş. Sen bu halkın siyasal iradesinin gerçekten yansıyacağı bir düzen yaratmazsan hep böyle aynı filmi bambaşka versiyonlarla göreceksin. Görmek istemezsen de gösterecekler sana.

Seçim değil gerçekten gerçek bir özgürlük iste. Konuşma değil halkına özgürlük sun. Bu varolmanın da temeli…

- Advertisement -

More articles

- Advertisement -

Latest article

Ülkemizdeki sol niye belirleyici olamıyor – Ulus Irkad

Aydınlanma Çağı Avrupa’ya geldiğinde Avrupa’da boğazlaşmalar, Orta Çağ’da dinin olumsuz etkileri devam etmekteydi. Ama Orta Çağ’la birlikte aniden Rönesans ve Reform Hareketleri Avrupa’nın kaderini...

Azerbaycan Ermenistan gerilimi sarmalından – Özkan Yıkıcı

Kafkaslarda kış mevsimine doğru gidildikçe, havalar soğumaya başlarken, siyaset de ısınma tırmanıyor. Güney Kafkasyada Azerbeycan ve Ermenistan arasında savaş tırmanışı hızlanıyor. Probaganda aygıtları da...

ABD Türkiye yörüngesinden izler – Özkan Yıkıcı

Konuya dalmadan, özet bir anımsatma yapmak gerekir. Gözden kaçırmamamız gereken sistemsel önemde gelişmeler vardır. Kapitalist yapı genelde krizlerle boğuşuyor. Ekonomik finasman bunalımı, ekolojik kriz,...

Türkiye’de Cuma operasyonları üzerine – Özkan Yıkıcı

Gecenin sessizliğine büründüm. Etrafta gezen sivri sinekler beni epey rahatsız ediyor. Yazacağım makaleyi planlarken, birden peşpeşe gelen Türkiye gelişmeleri ile dünyadan gelen eleştirilerin Kıbrıs...