Yaşadıklarınızla birlikte, düşündünüz mü? – Özkan Yıkıcı

Must read

Havalar iyice ısındı. Öyle yavaş yavaş değil; iklime uygun bir rotada da olmadı. Birden ansızın havalar ısındı. Mevsim normalerinin de üstüne çıktı. Yetmezmiş gibi de; nem oranı artarak, adeta bunalma havası çalınmaya başladı. Yaşarken bize: ısınmanın anormal oluşunun güncel akışkanlığında yansıtıldı. Arada hiç alışkın olmadığımız şu haberler de geldi: Bazı yerlerde yağışlar oldu! Bu saydıklarım aslında önceki yılara göre bir anormalik mutlaka vardır. Hele geçen öteki iklimleri de anımsarsanız; hiçbiri anlatı çenberinde yaşanmadığını da anımsayacaksınız. Ama bunları konuşmak lütfü de olmadı. Sadece “bunaltan sıcak, dengesiz geçen iklim, daha önceleri böyle değildi” gibi laflar kolayca kulanıldı…

Yukarda güncel saydığım örnekleri artırmak kolaydır. Hele de dengesiz gelişen iklimin artık Akdenizlik niteliğinin de yok olup “tropikal ile kuraklık” ikilemli bir yerleşmenin hızlandığını da belirlemek kolaydır. Ama yaşarken ve r terleyerek bulanırken dahi çok basit açılımlarla değerlendirme yapma noktasına geçemiyoruz. Oysa bunun tek yanıtı vardır: artık iklimler bozuldu! Bazısı bunu yumuşatmak için “iklimler ısındı” ifadesi ile sanki normal gelişme gibi sunma aldatmacasını imajla kulanmaya hız verdi. Oysa dün küresel ısınma ile bunun normal koşullar la değil; bozulma tetiklemelerle olduğunu bilmek yorumu da etkileyecektir. Çünkü madem normal değil, bozulan bazı gerçekler vardır: ozaman bunu yaratanı da bulup eleştirmek gerekecektir! Buda nereye mi bizi taşıyacak! Sermaye denilen egemen sınıfların doğaya karşı yaptıklarının sonucu, iklimleri göstere göstere bozup, ceplerine kar koymanın sonucuna ulaşacağız. Onun için de; sadece günlük bunalma ve çaresizlikle yetinlip orda kalmak şart!***

Sıcak  hava bizi vururken; arada şu haberi de okuyoruz: Deprem oldu! Şimdilik olan depremin can kaybı ile mala yıkım etkisi yapmadığı için de; olayı fazla konuşmak da gerekmiyor. Oysa depremin merkezleri Mersin deniz açıklarında! Mersin demişken; aklımıza Akkuyu geliyor*  Akkuyu ise ister istemez Nükler santralı ifade eden gelişme ile bütünleşiyor. Mersin bölgesinin fay hatları geçiş merkezlerinden olması; nükler santrala enufak etkisiyle senelerce nasıl faciya yaratılacağı da artık kanıtlarla bilinen öteki tamamlayıcı bilgi oluyor.

Deprem, Mersin ve akkuyu* Demek ki bu üçkenli bilgiler bize pek de iyi haber vermiyor! Nükler santral, deprem ve denetimsiz siyasal gerçeklik ise, kuşkuların korkularla, her deprem haberi sonrası akla gelmemesi mümkün mü? Belli ki kimisi nükler kelimesinden bolca kulanılan “piskolojik üstünlük, siyasal güç” ifadeleri için, bulunmaz Hint kumaşı! Ancak; nükler sızıntının insani bedelini de düşünen var mı?

Kıbrıs şimdilerde mahşet yarışında “çözüm” lafları ile kuşatıldı! Ek bir olgu da; Türkiyenin de bunu teşvik etme bilgisidir! Türkiye destekli Kıbrıs konuşulyor da: orda bazı çözüm girişim sonrası olanları da bilmezden gelmenin lüksü de vardır. Örnekmi: Kürt sorunu ile ilgili yapılan Dolmabahce mutabakatı vardı ya! Buna Türkiye devleti ile Kürt eksenli DHP imza attı* Peki sonra ne oldu: Selahadin Demirtaş “seni başkan yapmayacağız” sözleri üzerine de; masa, anlaşma falan yerlebir oldu. Erdoğan ve uzmanı Yalçın, resimde olmalarına ve bilgileri dahilinde oluşuna rağmen de: “bizim haberimiz yok* Başkan yaptırmayacak dedi ya” gibi öfkeli nedenler de sıraladılrar* Daha ileri gidip; “Kürt sorunu falan yoktur” denildi! Ama bunları görmezden gelin, bize anlaşma getireceklerine inanın ha!***

Şimdi Türkiyede olanlara bakın* ABD ile yapılan incirli anlaşması ile değişen itifak koşulunu iyi okuyun. Tabi Suriye çenberini ve yeni adımları da tekrar gözden geçirin. Bunlar hep düşünülecek derslerdir.

Son ders Yunanistandan! Bolca algı ile tabulaştırılan aAB eksenli yeni yapılanışın davranışlarını bulmak mümkün. Yunanistan; Hem genel Kapitalist aynası, hem AB siyasal sermaye neoliebraleşme yapısal tutumları ve Yunan sol deneğimdeki aksaklık ile sistemsel diplomatik derslerle örüldü. Bolca bilgiden dilenen alınır. Syriza deneğimi, AB tutumu ile gelinen son merkezileşme gerçeklikleri, Yunanistan gelişmelerinde kolayca yakalamak olasıdır. Ozaman: düşünmek de bize kalıyor. Emperyalizmi, kapitalizmi, Neoliberalizmin genel işleyiş ile, sömürgeleşme, kar hesapları ile kriz dönemli kaypak zeminler hep saydamlaşıp kitlesel bedel ile ödetilmektedir. Bunalrın korkunç örgütlenmesine ise brakın karşı durmayı, taraf olmamayı dahi becerilemeyen bir döngüde sıkışıp kaldık. Sonrası yorumla size kaldı. Çünkü yazım epey uzadı.

- Advertisement -spot_img

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -spot_img

Latest article