Yaklaşan belediye seçimleri ve hal-i pür melalimiz – Ulus Irkad

Must read

Keşke Belediye seçimleri için rejim partileri dışında olan sol kesimler tek bir aday üzerinde dursalardı ama görünüşe göre gene kendi adaylarıyla girecekler. Aslında internette de yazıştığım arkadaşlar gibi düşünüyorum. Lefkoşa’daki belediyenin bu duruma gelmesinde en başta DP ve UBP’nin, daha sonra da Belediye Meclis’i  içerisinde olup muhalefet cılızlığı gösterenlerin ve statükoya sığınanların büyük payları vardır. Şimdi “UBP mecliste fazla üyeyle temsil ediliyordu,  dolayısıyla biz de azınlık olduğumuz için sesimizi çıkaramazdık” denilmesin. “Ağzınız vardı kardeşim, niye yaşananları gördüğünüz halde ses çıkarmadınız?”  diye adama sorarlar. Tabi, istifa eden belediye başkanının söyledikleri de cabası. Bunun da bir delili yok herhalde, ama sırasında tüm partilerin de işlere işçi alınırken kontenjanları vardı gibisinden iddialar vardı veya öyle söylenmişti veya biz de öyle duyduk ki, bunun da isbatı yok muhakkak. Ama ne isterse olsun bundan daha dört beş sene öncesinde eğer bir hukuksuzluk varsaydı, oradakilerin de oldukça ses çıkarmaları gerekiyordu diye düşünüyorum. Aslında bir başka durum daha var ve burada da benim düşüncelerime ters gelen bir yön görülüyor. UBP niye yedi adayını istifa ettirmedi ve onları mecliste bıraktı ? Şu anda seçimlerde hem  kendi adaylarını çıkaracak, hem de bu yedi kişiyi bu kazananların yanına ekleyecek. Peki burada bir eşitlik var mı? Yani UBP bu 100 m. yarışmaya en az 50 metre önde başlıyor. Bildiğim kadarıyla Lefkoşa Belediyesi’nin tüm on sene içerisindeki muhasebesi ve yaptığı yatırımlarla ödemelerin de gözden geçirilmesi gerekmektedir. Açıkça yazayım; Lefkoşa Belediyesi için nasıl bir demokratik çalışma ile veya sistem içerisinde çalışması gerektiği konusunda en somut projeyi de YKP adayı Murat Kanatlı sundu. Kanatlı’nın planı hem işleyiş açısından hem de mali kaynaklar bulma, ve bunun yanında katılımcılık açısından, yani halkın yönetime katılması açısından, Lefkoşa Belediyesi’ne bir işlevlik kazandıracak bir proje veya çalışma mekanizması  oluyor. 39 yıldır dıştan kaynaklanan kapitalist- komprador çıkar işleyişini Kıbrıs’a benimseten sağın, ve de buna alışıp o şekilde bir mekanizmayı halka kabul ettirten bir rejimin, Kanatlı’nın planına ne kadar işlerlik kazandıracağını da bilemiyoruz. Gerçi herkes bugünkü sistemden şikayet etmiştir  ama iş başa geldiğinde, eğer popülist davranışlar daha geçerli olacaksa, elbette bir değişimi görmeyeceğiz.

Siz kirliliğin sadece Lefkoşa’ya münhasır olduğunu ve orada kaldığını mı sanıyorsunuz? Hayır öyle değil. Haspolat’tan başlayan lağım sorununun, bu arada vidanjörlerin de derelere boşalmasından ötürü Mağusa’ya vardığını  ve Mağusa’daki dere yataklarının şu sırada lağım ve tuvalet koktuğunu da belirteyim. Ve şunu da  belirteyim;  buraya sadece Mağusalılar yazın gelip yıkanmıyorlar. Tüm Lefkoşa, tüm Mesarya halkı, Mağusa Glapsides Plajı’na gelip yıkanıyordu. Bu kirlilikten dolayı bu sene denize girişin  artık bu bölgelere olamayacağını ve bu bölgenin şu anda bile kirlendiğini belirtelim. Yani Lefkoşa’daki, merkezdeki sadece çevrede ve belediyede başlayan sorunlar, politik kirlenmeyi de sarmış ve Mağusa’ya  ulaşmıştır. Tümüyle politik bir iflas yaşanmaktadır. Bu kirlenmeden Kuzey Kıbrıs’ı kurtaracak tek alternatif Kıbrıstürk halkının siyasal iradesinin meclise yansıması ve Kıbrıslıtürklerin kendilerini idare etmeleridir. Siyasal partilerin  içişlerine bile karışmaya devam eden Ankara’nın, Kuzey Kıbrıs’ın bu şekilde kirlenmesinden yegane suçlu olduğunu ve bir an önce karışmacılık ve tahakküm politikalarını bırakıp Kıbrıslıtürklerin kendi kaderlerine sahip olmalarını sağlaması gerekmektedir. YKP Başkan adayı Sayın Murat Kanatlı’nın ülkemizden değişik bir ses olması  ve bana göre en can alıcı fikirleri şunlardır:

“Sadece Lefkoşa Belediyesi’nde değil, Kıbrıs’ın kuzeyindeki tüm belediyelerde çeşitli sorunlar yaşanmaktadır. Gündemde yer verilen sorunlar ekonomik olanlardır ve belediyecilik konusu çöp toplama gibi çok temel bir noktaya indirgenerek tartışılmaktadır. Bu durumda, çöpleri iyi toplayan iyi belediyeci olmuş oluyor.

Kimi muhaliflerin sorumluluğundaki belediyeler, iyi örnek olarak takdim edilmektedir. Vitrinde güzel gözüken bu uygulamaların ardında da taşeronlaştırmalar, yaygın hizmet satın almalar, sorunların başını çekmektedir. Taşeronlaştırma, günümüzdeki neo-liberal politikaların en yıkıcısıdır. Hem örgütlü, sendikal mücadeleyi sekteye uğratmakta, hem de güvencesiz, esnek çalışmanın önünü açmaktadır.

İhtiyacımız olan, belediyelerin, yerinden yönetim demek olduğunu bilerek hareket etmektir. Bu da mahalleleri, şehirleri yaşayanları ile birlikte yönetmektir. Yaşayanların özellikle bütçe denetim sürecine katılımı sağlanmalı, katılımcı bütçe uygulamaları hayata geçirilmelidir. Belediye Meclislerine mutlaka işlerlik kazandırılmalı, mahalle meclisleri Belediye Meclisi üyelerini denetlemeli, yerleşim yerinde yaşayanların talepleri bu şekilde aşağıdan yukarı çıkmalıdır. Her şeye karar verme gücünü tek başına elinde tutan Belediye Başkanlığı sultasına son verilmeli, katılımcı demokrasinin tüm kurumları çalıştırılmalıdır.

Yerleşim yerleri tüm yaşayanların katılımı ile tabandan tavana doğru kararların alınacağı mekanizmalarla, ekoloji merkezli, toplumsal cinsiyet duyarlı projelerle yeniden planlanmalıdır.

Bunlar hayata geçirildiğinde yerleşim yerleri daha yaşanır ve demokratik olacaktır.

Bu nedenle bir kez daha ve yeniden yerleşim yerlerini BİRLİKTE yönetmeliyiz çağrısı yapıyoruz”. Bana göre yukarıdaki siyasal model tüm Kıbrıs’a uygulanacak demokratik bir modeldir.

Kuzey Kıbrıs’ta özgür bir siyasal irade olayı gerçekleşmeden seçimlere karşıyım ama Murat Kanatlı’nın bu demokratik modelini de hoşgörü ve sempatiyle karşılıyorum. Bu demokratik modelin birgün muhakkak gerçekleşmesi dileğiyle…

- Advertisement -

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -

Latest article