Türkiye’de gelişmeler ve bizim de düşüncelerimiz – Ulus Irkad

Must read

Türkiye’de barış süreciyle büyük gelişmeler oluyor. Bazı sol çevreler Türkiye’deki gelişmeleri Kürtlerin geri  adım  atmalarına yorumlarken aslında 30 Yıldır bu konuda Türkiye’de daha fazla Kürtlerin radikal bir duruma gelerek büyük canlar ve kanlar pahasına ne çektiklerini ve ne özverilerde bulunduklarını da göz önüne almaları gerekmektedir. Bir kere Türkiye’deki Kürt hareketi dünyada Sovyetler Birliği’nin çökmesi ve genel anlamda sol hareketin de geriye gitmesiyle ortaya çıktı. Bu durumda Kürt hareketinin artık dayanabileceği veya güç alabileceği bir sol hareket yoktu. Aslında gene dünya Pazar savaşında AB gibi bir kuruluş olmasına rağmen, AB’nin de sonuçta kendi içeriğinde demokratik anayasası olduğu gözönüne alınarak, bir emperyalist kuruluş olduğunu ve gerçek niyetinin pazar savaşında söz sahibi olmaya çalışmak olduğu  da göz önüne alınmalıydı Elbette Kürt Hareketi olumlu ve de Türkiye’nin demokratikleşmesinden faydalanacağı yönetim önerilerini  bu kuruluştan veya diğer demokratik normlardan da almalıydı. Bir başka gerçek de Kürt hareketi gelişirken şu anda artık ulus-devlet yapılanmalarının da aşılmasıydı. Ulusal sınırların anlamı veya etnik egemenliklerin bir anlamı kalmamıştı. Bu konuda PKK lideri Öcalan’ın bu gibi sentezlerin üzerinde durmasıyla Diayrbakır’da Nevroz dolayısıyla yaptığı konuşmada benzer vurgulamaların olduğunu görmekteyiz. Mesela Sayın Öcalan, modernist ulusçuluğun artık aşıldığı üzerinde konuşmasını yaparken söylemek istediğinin esasında Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik bir cumhuriyet haline gelerek, bu demokratik şemsiye altında da hakların elde edilebileceği vurgulaması bulunmaktaydı. Aslında gene Kürtler, haklarının tüm Türkiye’de demokratikleşme olursa gerçekleşebileceğini de görmüşlerdi. Peki nasıl bir örgütlenme modeli sunuluyor ve bizim de bu örgütlenme modeline şu anda Kıbrıs Sorununu  da konuşurken nasıl ilgi duymamız veya nasıl düşünmemiz gerekmektedir? Biz aynı örgütlenme modelini talep ederek Kıbrıs Cumhuriyeti’nin daha da demokratikleşmesini ve de bu demokratikleşme ile garanti meselesine de yasal taleplerde bulunabilir miyiz? İşte bunun üzerinde de durmamız gerekmektedir. Bana göre Türkiye’de tartışılan diğer konular arasında bizim için de geçerli görüşler vardır. Bu geçerli görüş, halktan da çözüm sürecine katılımın olması ve yığınsal kollektif taleplerin de bu çözüm sürecine odaklanması düşüncesi veya uygulaması da, belki de her iki taraftaki motivasyonu artırıcı ve katılımı da hızlandırıcı bir model  olabilir diye düşünmekteyim.Bu siyasette Kıbrıs için şöyle bir örgütlenme modeli düşünülebilir mi?

Bu siyaset, demokrasinin kabile ve köy topluluklarındaki köklerini tanımakta ve sonunda özgürlükçü belediyecilik projesine ulaşmak ,topluluk meclisleri, kent toplantıları ve mahalle konseyleri gibi yerel demokratik yapılar oluşturulması düşünülemez mi? üyeleri veya delegeleri halkın köylerde, kasabalarda, hatta büyük kentlerin mahallerinde gerçekleştireceği yüz yüze demokratik toplantılarda seçilen yönetim konseylerinden oluşan bir ağlar düşünülebilir. Yerel yönetim ilkesinden vazgeçmeksizin karşılıklı bağımlılığı demokratikleştirmenin yolları, belediye, kent ve mahalle düzeylerinde doğrudan demokrasinin işlediği halk meclislerinin kurulması, ulus devlete bir alternatif teşkil edecek projeler düşünülebilir. Yani demokratik bir Kıbrıs’ta modern siyaseti yeniden düşünmenin ve solu yeniden inşa etmenin temelini de oluşturmak gerekmektedir.  Toplumsal yeniden inşa hareketlerinin belki de en büyük başarısızlığı, halkı statükonun oluşturduğu sınırların ötesine taşıyacak siyasete sahip olmayışlarıdır. Bizde de  böyle bir toplumsal yeniden, yereldeki yurttaş meclislerince görevlendirilen, geri çağrılabilir vekiller aracılığıyla toplulukların birbirleriyle ilişkilendirilmeleri olarak tanımlanan yeni bir demokratik yapı fikri etrafında insanların yurttaşlar olarak yeniden kazanılması düşünülebilir. Halkın oluşturacağı yönetim konseyleri üyelerinin görevleri kesin olarak belirlenmeli. Seçilenler,meclisler tarafından belirlenen politikaların yönetilmesi ve eş güdümü için konsey üyeliklerine seçilmişlerdir ve kendilerini seçen meclislere karşı sorumludurlar. Dolayısıyla, işlevleri yalnızca idari ve pratik anlam taşır; cumhuriyetçi hükümet sistemlerindeki temsilcilerde olduğu gibi politika belirleme işlevleri yoktur. Bu yapının en gelişmiş haline özerklik projesinde, ‘yerel çiftliklerin, fabrikaların ve diğer girişimlerin yerel belediyenin ellerine verildiğinde veya bir topluluk kendi ekonomik kaynaklarını diğer topluluklarla bağlantılı biçimde yönetmeye başladığında’ ulaşılır. Bu modelde ekonomi  konseylerin gözetimine bırakılır; dolaysıyla ‘ne kolektifleştirilir ne de özelleştirilir, hepsi ortaktır, bu projede yerelleşmiş, küçük ölçekli öz örgütlenme ve öz yönetim olarak tanımlanan araçlarla, topluluğun denetimindeki ekonomi olarak tanımlanan amaç birbiriyle kaynaşır.

Bookchin’in fikirlerinden etkilenen bu demokratik yapıda, yapıcı ve önerilen ilkeler ışığında bir uygarlık analizi yapılarak, devlet temelli hiyerarşik toplumların ortaya çıkmasıyla yok edilen Neolitik toplumun değerlerini (doğayla uyumlu yaşam, cinsiyet özgürlüğü, toplulukçuluk ve dayanışmacılık) görünür kılınmaya çalışılmıştır. Bu değerleri temel alan demokratik yapı dört düzeyde örgütlenmektedir: En altta köylerdeki ve ilçelerdeki komünler yer almaktadır. Bu komünler, kasaba, kent ve bölge düzeyinde birbirleriyle bağlantılıdırlar. Bunun ardından kadınlar ve gençlik gibi toplumsal kategoriler gelir. Örgütlenmenin bir başka düzeyi, farklı etnik/dinsel/kültürel kimlikler çerçevesinde kültürel alanda ortaya çıkar. Dördüncü ve son düzey ise sivil toplum kuruluşları düzeyidir. Demokratik yapı, temeldeki köy/ilçe, kent ve bölge düzeylerindeki meclisler aracılığıyla, toplumun tümünü aşağıdan yukarıya bu şekilde örgütleyecektir. Yani demokratik yapı fikri bir “demokratik özyönetim” modeli olarak tanımlanmaktadır. Bu proje, yerel toplulukların özyönetiminde dayanmakta, açık meclisler, kasaba meclisleri, yerel parlamentolar ve daha geniş çaptaki kongreler biçiminde örgütlenmektedir. Bu tür bir özyönetimin özneleri devlet yetkilileri değil yurttaşların kendileridir. Demokratik yapı veya birim, ‘egemen üye devletler topluluğu’ olan konfederal yapılanmayla hiçbir ilgisi olmayıp tersine demokrasiyi yerel topluluklar temelinde tabandan pekiştirmeyi ve derinleştirmeyi amaçlamaktadır. “Demokratik cumhuriyet,” şeklinde ortaya konulan politik hedeflere baktığımız zaman, demokratik cumhuriyet sınırları içinde yaşanılan devlette bir reform projesi iken, daha da demokratik bir yapılanmada , demokratik özerklik devletin ötesinde ve devletsiz bir siyaset fikrini içermektedir.

Sol’un hem bizde hem de Türkjye’de bu konularda tartışmalar yapması ve daha yaratıcı olması gerektiğini düşünüyorum.

- Advertisement -

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -

Latest article