Sosyalist öğretilerle Kuzey Kıbrıs’ta yaşarken – Özkan Yıkıcı

Must read

Son günlerde ister Kuzey Kıbrıs gelişmeleri, ister Orta doğu çalkantıları isterse genel sarsıcı duranlıktan çıkılamıyan Kapitalist ekonomik yapıyı yaşayıp yorumlarken, aklıma hep resmi idolojik olgular deyil, Sosyalist deyerlerin gerçekleriyle doğrulanan dünya geliyor. Hakikaten çoğu kez belekten bilinçli sildirilen olgular yeri geldiğinde anımsanınca vurucu yerine oturan kural oluyor. İnsan istemeden şunu tekrarlar “tamda yerine oturdu”. Ben son gelişmeleri izlerken zamanında dahi tartışılan ünlü devrimci Mahir Çayanın zamanında söylediği deyerlerin kuramların şimdi daha basit şekliyle nasıl yaşandığını görüyorum. Çoğu diye bilir; “Bu kavram doğrumu”? Ancak yaşamda net olarak göstergesiyle yaşanıyorsa, ister istemez Çayanı koyduğu görüşleriyle nasıl Devrimci olduğunu yeniden yaşayarak anlıyoruz. Bundan dolayı kelimeleri deyil kuramın içeriği ile deyrlendirip sora önemini kavramak şart:

Ülkemizde hem medya, hem paralemento, hem yasa ve daha nice olgu görünürde vardır. Bunların kuralları alanları vardır. Medyası ile hükümet nesnesiyle ve nice diyer kuruluşu görülmektedir. Hukuki yasaları vardır. Adını da “çağdaş demokrasi” diyenlerde çok: Medyalara çıkılıyor ve şaheserler söyleniyor. Yayınlanan rakamlarla mucizeli ekonomiler oluşuyor. Kıbrıs konusunda durmadan “barış istiyoruz” söylentileri lakırtılarla yükselen sesle tekrarlanıyor. Böylesi yapıyla yaşanıp gidiliyor. Ama son Belediye grevinde olduğu gibi; Maaşınız ödenmiyor, sigorta yatırımlarınız yatırlmıyor ve dahası olmayınca tepki gösterince, bunların hepsinin yasal yapılması gereken zorunluluk olmasına karşın, karşınızda polisi, “devleti” bulursunuz. Oysa şanından önemli medyalar, Elçilik çevreleri ve hükmetcilik oynunda övgü alan hep başkan oluyor. Ama demek oluyor ki Demokrasi buraya kadardır.

Memleket hep Demokrasiden söz eder ve yasalarda hele anayasada eşitlikten dem vurulur. Ama işe almadan başlayıp, diyer hibesinden avantasına hepsinde karşınızda korkunç kayırmlar gelir. Helle Kıbrıs konusundan başlayarak söylenen çoğu olayın yalan olduğunu veya yolsuzlukları kirli işleri söylemek çok tehlikeli olur. Ama görünüşte Kanunlar vardır, medyalar güçlüdür, polisi bakanı bolca etrafta savrulur. Fakat onca yanlışı söylemek suçtan öte dıştalanma mahrum brakma siayseti vardır. Ne dedi Mahir Çayan zamanında; “Görünürde kurumlar hükümetler kanunlar vardır; Ancak bunlar hep bir gerçeği gizlmeye yarar: Baskıyı örter”. Bu görüşünü geliştirip demokrasi olmayıp grçekleri gizlemek için demokrasi görünümlü baskı rejimine “Sömürge tipi demokrasi veya Faşizim” adını verdi. Hatta o dönemde çok tartışılan “Filipin tipi demokrasi” olarak da kulanıldı. Ne dersiniz; Son yaşanan olaylarla polisiyle, hükümetiyle ve medyası yargısına karşın örtülen gerçekler sonucu aslında ne bağımsız nede demokrasi olmadığı gerçeği ne kadar örtülüyor?

Mahir Çayanın çokca tartışılan görüşlerinden biri de Suni Denge oluyordu. O günün Türkiye koşullarını bir yana itip gübnümüze gelelim; Hakikaten gerçekler örtülmüyormu? Bunun için çıkarlar üzerine yanlışlarla suni bir yapılanış olmuyormu: Kulanılan ifadelerden, yaşamdaki akışta siayset bunu sağlamadımı? Bakın son Brüksel gezisini ele alalım: Biliyorsunuz ülke medyasına bakınca “resmi” partiler hep barıştan veya Çözüme yakınlıktan çok söz ederler: Hatta sorduğumuzda kimini barışçı kimini barışçıl olmayan ayrımı dahi yapılır. Ama resmi eksen dışında bazı çevreler Brüksele gidip bildik ama örtülen gerçekle kaşşılaşınca işler altüst oldu: merlim; Bizim barışçısı statikocusu resmi olarak dışa gidince ayni noktada sistemi savunuyorlar. Hani burada gösterilen ayrışmanın resmen Suni olarak oluştuğuna tanık olunur. Bu denge bozulunca da hemen Ekrana çoğunun beklemediği birisi “Birikim Özgür” medyaya çıkıp “doğruyu tanık olanları Rumculuk resmi bakışla” suçlar. Bu ufak bilgi dahi oluşan sığ perdeli dünyanın kırılmasına yetiyor. Zaten Mahir Çayan Suni dengeyi korken yönetenlerle yönetilenler arasındaki Suni oluşumdan söz ediyor. Burda ayni benzerlik yokmu? Yok siz sırf o zaman olduğu gibi ayrışma nedeniyle sadece kavrama karşı çıkıp eleştirirseniz o başka. Ama hakikaten ülkemizdeki göstermelik yaşam ile gerçekler çelişkileri hep vardır. Bakın durmadan Barış diyenlerin bir Brüksel gezisiyle nasıl sis perdesi aralandı:

Onutmayalım; Hangi kavramı korsak koyalım: Bağımlı ülkelerde demokrasi falan gelişmez: Zaten bağımlılıktan nasıl bağımsız güçler dengesi kurulacak? Ülkemiz ise sistemin varlığı için bol bol yanlışlar savruluyor. Bu yanlışları en ufak zorlama doğru gelişmesi de suçlandırılarak, linç yapılarak engelenir. Belediye grevinde öyle olmadımı? Amiralin onca olumsuzlukları “muhteşem başarı” diye ekranlardan kadeh içip kutlanmadımı? Kıbrıs konusunda resmen anlaşma istenmezken ve eksen Ankaraya uzanırken, hala “çözüm” lafları etrafta dolaşmıyormuyduu? Bunlar hep yaşandı. Sosyalistler bu konuda inceleme yaparken sonuçta yaşananları da kuramla taşlandırıyordur. Elbet oluşan ifadelendirme ise resmi görüşten farklı olacaktır. Somürge Tipi demokraside yetkinin mutlak yasanın ikincil olmasını o dönemin hukukcuları koydu. Günümüzde açılımı şu; Onca yasalara karşın temel olan yasanın uygulanması deyil, yetkinin kulanımıdır. Günümüz anlamı ise son işe almadan Sınır kapısındaki yayınlanan talimatların olmasıdır. Yasalara uymayan ama yetki kulanarak talimat vererek oluşan uygulamalardan söz ediyoruz. Yine bizim “yöneticiler” aldıkları talimatlarla yönetimi yapmıyorlarmı? Demek oluyor ki kavramı ret veya kabul yerine içerikle konuşmak önemlidir. Şimdi daha net Uygulanan Kuzey Kıbrıstaki Demokrasiye Sömürge tipi demek yanlış olurmu? Kelimeyi kabul etmeyenler şunu kulansın o zaman “Acentalı demokrasi tipi”. Nasıl ki ilhakı işkali kimsi Acenta, kimisi içseleşme kimisi de bağımlılıkla kulanıyorsa, varsın başka başka ifadeler koyalım: Yeter ki buranın yaşamının açılımını iyi anlatsın. Belli olan Demokrasi, yasal hukuk ve daha nice normal kuramlar buraya hiç uymuyor. Helle bağımsızlık hiç uymuyor. Kulanılan “Barış isteme” kelimleri çoğu kez dilden çıkma şeklinin ötesine gidemiyor. Demokrasi sınırı ise ses çıkarmayıp kabulendikçe varlık ifadesi olur. Ama Belediyecilerin başına gelenler gibi, maaşınız ödenmese dahi yerinde oturup kalıp demokrasiye şükretmek gerekiyor. Sahi artık Kutlu günü ile ülkemize mubarek siaysetin uçuşan eteklerinde veya gelen şehlerin paralarına el koyma Kuran okumayla artık kutsanan Demokrasi ekonomik günlere doğru gidiyoruz. Haydi hayırlısıyla!

- Advertisement -

More articles

- Advertisement -

Latest article