Son siyasi gelişmeler

Must read

Eroğlu kendisinin imzaladığı antlaşmayı hükümetinin onayladığını ve meclise ya gönderdiğini ya da göndermeye hazırlandığını yani görevini yerine getirdiğini açıkladı. Bunu 3 Ekim 2011’de açıkladı. Yani halkın ve dünyanın çoktan yürürlüğe girdiğini düşündüğü bir zamanda yaptı.

Ülkemizin kuzeyinin Türkiye’nin kendine tabi idare olduğu ilan edildiğine göre bunu bilenler için bu sürpriz değil ve halkın bunu düşünmesi de dünya tarafından da böyle anlaşılması şaşırtıcı olmamalı. Tabii isteyen hamamın namusu kurtarılmadı; yani kuzeyi aslında Türkiye’nin yönettiği ifşa edildi diye eleştirebilir. Örneğin CTP veya TDP biz olsaydık uyarırdık ve Türkiye’nin böyle bir hata yapmasını önlerdik diye tafra satabilir. Örneğin DP ve ÖRP veya adı lazım değil yeni anavatancı parti biz çaresini bulur ifşa olmadan idare ederdik yani başbakan kendi bilmezdi gibi yapmazdı falan diyebilir. Lakin bunlar tamamen geçersizdir. Son siyasi gelişme olarak UBP içindeki kavgaları ele alıp bundan erken seçim olur mu diye değerlendirme yapmaya çalışmak kadar anlamsız olur.

UBP seçime gitse ne olur? UBP’nin Türkiye’den izin alıp almayacağı da belli değil. İzin almadan seçim kararı alamaya kalkanların seçide Türkiye tekmesini yediğini bilirler. Elçinin kafası kızarsa genel sekreterinin aday olmasını bile engelleyebildiğini UBP’liler unutmuş olamaz.

CTP’nin hala Kıbrıs’ın tüm kıta sahanlığında TPAO’ya ihale ettiği sismik araştırmalar hakkında da münhasır ekonomik alanın haritasında da düşüncesinin ne olduğunu açıklayamadığını, TDP’nin de onu beklediğini sadece usulsüz iş yapıldı ama minareye kılıf hazırlandığını ileri sürerek mırın kırın ettiğini basın konu ediyor. Bunun da kıymet-i harbisi yok. Zaten öyle hareket edecekleri bilinmekte değil miydi?

Halk bunları bilir ve ona göre hareket eder.

Bu yüzden siyasi gelişme olarak görmek doğru değil. Meğer ki amaç be tekrar ifşa etmek olsun.

Görüşmeler ayak oyunlarıyla geçiştirildi ve New York öncesi başka numara istenecek mi diye kulaklar Downer’e çevrildi.

Rum basını kulaklara ne söyleneceği hakkında tahminlerini mi söyler yoksa gerçekten bir şeyler duyuldu da onu söyler bilinemez ama BM’nin bıkıp usandığını söyleye söyleye bunları itekleyeceği beklenir. Onun için anlaştıklarınıza bir çerçeve çizin ve bir daha oraya dönmemek üzere o çerçevenin al vere NewYork’ta girişin, bu girişimi de Kimoon’un önünde zaman sınırlı olarak yapın ve bir arabuluculuk kabul etmeye hazırlanın denilmesi konu edildi.

Bu gaşşaya girerlerse New York civarında kim bunu fırsat görürse toplanıp bastıracak ve şu kadar doğal gaz bu kadar petrol deyip iştah kabartıp uluslar arası kriz yaratmayın öğüdü ile süsleyip bir sonuca götürmeye çalışacak diye tahmin edilir.

Ancak içte dışta vururum diye efelenmekten bile çekinmeyen Türkiye’nin usta çalımlarını seyrettirme fırsatı dışında sonuç beklemek ham hayal.

Elçilikten şu kadar yeni yurttaşlık hakkı kazanan var, ne duruyorlar gibi uyarılar yapılır ve idarenin iflasının ilanının Ekim ayıyla gerçekleşeceği konuşulurken böyle bir anavatanının emrindeki böyle bir idarenin Kıbrıs’ın eşit siyasal yetkilere bir ortağa sahip olmasına kimi bulup da evet dedirtecekler?

Uluslararası toplum Kıbrıs’ta bir çözüm isterse çözümü olanaksızlaştıracak gelişmelere durdurulmalıdır demeyi bırakıp durdurmak zorunda idi. Şimdi kim kime lf anlatacak?

YKP BM kararlarındaki çözümü güçleştirecek adımlardan kaçınılması isteğini sürekli hatırlatırken bu duruma gelinmekte olduğu sık sık vurgulamıştı. Buna kulak asmayanlar şimdi olmayacak  duaya amin demek durumu ile karşı karşıyadır.

Annan planı zamanında olduğu gibi Rum toplumuna yutturmak küseriz ha diye tehditlerle ortaya çıkacak ama bu kez işi daha da zor. Umarız yutturamadığını görüp toprak pazarlığı ile tükürdüklerini yalamak ve silahla oldu bitti yapmayı yasaklama arzusunu başka bir bahara ertelemek zorunda kalmazlar. Yoksa tek Kurban Kıbrıslı Türkler olmaz yerleştirilmeye çalışılan ilkelere ve bunlara muhtaç olan dünya barışına olur. Güney de her zaman başının üstünde denetimi zor büyük bir güçle yaşamak zorunda kalır.

Kıbrıs’ın bölünmüşlüğü kurallaşırsa her zaman ben garantörüm diye Türkiye’nin denizin altında ve içinde itirazlarını sineye çekecek, siyasi her ihtilafta ki AB üyeliği nedeniyle sık karşılaşacak, askeri tehditlerle karşılaşacak. Ne işe yaradığı artık tartışılan mecburi askerlikten de seferberlik tatbikatlarından ve milislerden de kurtulamayacak.

Askeri üstünlükle siyasi kazanımlar elde eden Türkiye’nin AB üyeliğini desteklemeye devam etse de Kıbrıs bunu başaramayacak.

Partiler siyasi etkinliklerinde görülüyor ki Türkiye’nin ne yapacağını düşünmeden hareket edemeyecek olduklarını görüyorlar. Ancak gene de ders almıyorlar. Seçilirsek diyalogla serbesti elde ederiz, UBP anlayamıyor da onun için yapmak istediklerini yapamıyor. Biz anlatırız, doğru dürüst bir idare kurarız masalını anlatmaya devam ediyorlar. Kıbrıs sorunu çözülmeden önemli işleri halletmek olası değil diyen CTP’ye bile Kıbrıs sorunu çözülmeden bir şey olmaz der diye eleştiriler yapılmasına bakılırsa YKP’ye yaptığı bu suçlama elinde patladı. YKP kağıt üstünde yapılabilecek şey yoktur demedi. Onun için bu bir suçlama idi. Hayatın gerçeklerini görmez dedikleri suçlama da YKP için geçersizdi. Gerçekler gösterir ki Türkiye’nin dediğinden çıkacak olana yetki kazanma fırsatı verilmez. İsteyen cevher yumurtlayıp çözüm önerileri sıralayıp seçime girsin sandıktan çıksa da bir çıkmasa da bir yetkiyi eline geçiremez.

Tüm etkinliliğine rağmen seçimlerde güç kanamaya engel olamayacağı bir yapı ile Türkiye engellenmezse seçime seçim denilemez. Sonuç etkili olmaz. Bunu görüp öyle bir yapı için ayağa kalkmak şarttır. Yoksa seçimi boykot ederiz bu oyunda rol almayız demeye gelmemeleri hazin bir teslimiyettir.

Kıbrıs’ın kıta sahanlığını ve ekonomik bölgesini bir uzlaşma aramadan Kıbrıs aleyhine kısıtlamak çözüm çabalarına büyük bir darbedir. Diğer Kıbrıslılar görüyorlar ki çözüm olsa ortağı olacakları kuzeydekiler Kıbrıs’ı değil anavatanlarını savunmaktadır ve bundan vazgeçecek gibi görünmemektedirler.

CTP’de liberal ekonomiye geçiş yolu açma çalışmaları sürüyor. Anlaşabilirlerse program kurultayı ile tamamlanacak.

Halkın bunalımı hala siyasi bir çerçeveye sığacak hale gelmedi. STÖ’ler çözüm yolundan sapan ve ancak çözümle sorunlar çözülür iddiasıyla zenginleştirilmekle yetinilen protesto eylemlerinde bulunur oldular. Kitle gerek diye çözümü desteklemeyen hatırına yoğunluğu kaydırdılar.

Maaş ödeyemez hale gelen hükümet çıkmaza girdi ve TC’nin protokolünü uygulamaya çalışırken hızını ayarlayamayarak daha da TC denetimine girmeyi kabul edecek hale geldi. Didişmenin nereye kadar gideceği belli değilse de didişmenin ücretleri Türkiye seviyesine indirecek kadar ve ülkeyi tam yerleşikler yurdu haline getirene kadar sürecek gibi görünüyor. Ta ki arada tahmini zor bir mucize gerçekleşsin. Şimdiki halde 860 milyon L. yardım ve kredi ile finanse edilen Kıbrıs yerel alt yönetimi bugünkü seviyeyi korumaya yetmiyor. Türkiye’nin  alt yönetimindeki bölgeyi daha az masrafla ama daha müreffeh ve verimli bir ekonomi haline getirme hayali gerçekleşmeyecek. “Benim kurtardığım bölge refah içinde” diyebileceği bir bölge yapamayacak. Çünkü hem göçmenlere yuva olacak hem Kıbrıslı rahat uyuyacak hem köpek tok hem ekmek bütün halidir.

Onun için tüm sıkıntı veren kesintilere rağmen bütçe denkleştirilemiyor, ekonomi de desteksiz yaşayamıyor ve mali denetim için protokole alınan kuralları uygulayacak biri bulunamıyor. TC’li memurlar da yeterli olmuyor. İdareyi tavla teslim almak da işlerine gelmiyor.

Şimdi denizlerde de Türkiye’ye kıta sahanlığı ve ekonomik alan hakkı kazandıran Kıbrıs için ödül talebini bu kurnaz siyaset bezirganları ileri sürmeye başlayacaklar.

- Advertisement -

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -

Latest article