Sistemli demokrasi – Ulus Irkad

226

Demokrasi çoğulculuktur. Çoğulculuk da sizin dışınızdaki oy verenlere, azınlıkta kalanlara saygı göstermek ve onların istemediği bir şeyi yapmamaktır. Onların haklarına saygı göstermektir veya çoğunluğu ortadan kaldırıp azınlıkla çoğunluğu eşitlemektir. Karl Marks “Demokratik Cumhuriyet” dediği zaman aslında ezenle ezilenleri eşitlemeyi ve tekrar eşit bir şekilde birleştirmeyi istemekteydi.Karl Marks ve Lenin’in self determinasyon üzerindeki kitaplarını okuyanlar bu izlenimleri veya açıklamaları bu açılımlarla daha iyi anlayacaklardır. Onlara göre ezilenlere kendi gelecekleri ve devlet kurma hakları verilecek, sonra da bu devletler tek bir dünya devleti veya halkı bayrağı altında eşit ve sosyal paylaşımla, devleti de sönümleştirerek, tekrar birleşeceklerdi. Yüzyıllarca bu konuda aydınlanmanın da verdiği felsefe ve ideolojik güçle Avrupalı filozoflar, demokrasi veya demokratikleşme derken bunu demek istediler. Aynı evrimleşmeyi geçirmeyenler veya aynı kültür birikiminde olmayanlar bunu anlayamazlar. Örneğin, bir İsviçre gibi olmak için İsviçre’yi ve orada yaşanılanları iyi anlamak gerekir. Bu tip ülkelerde azınlık ve çoğunluk kavramları yoktur ve tüm vatandaşlar eşittir. Devlet burada , İsviçre’den bahsediyorum, yaşayan tüm vatandaşlarına eşit şekilde kendi dillerinde öğrenim vermek mecburiyetindedir. Örneğin sayısı az bir etnik grup varsa, bu etnik grubun okullarını, öğretmenlerini bulmak ve maaşa bağlayıp bu etnik grubun çocuklarına eğitim vermek mecburiyetindedir devlet. Bu arada eğitimde kullanılacak kitaplar da her etnik gurubun veya milletin dilinde, aynı konularda ve tabi ki bağımsız, çok uluslu komiteler tarafından eşit koşullarda hazırlanmalıdır. Ha, milliyetçilik yapacak olanlar da varsa onlar da yapsınlar ama kendi paralarıyla yapsınlar, örneğin kendi bayraklarını taşıyacaklarsa bunu da kendi özel okullarında yapabilirler ama bu gruplar, diğer etnik gurplara veya milliyetlere karşı ırkçılık ve milliyetçilik yapamazlar, yaparlarsa ceza görürler veya yasaklanırlar. Veya herkesten aldığı vergilerle bir etnik gurubun milliyetçi,ezen kültürünü başka etnik gruplardan olan insanlara devlet bu hakkı vermemeli, verirse, bu devlet hukuk devleti ve demokratik bir devlet değildir. Çoğunluğun ve azınlığın olmadığı yerde demokrasi vardır bu tip ülkelerde.

Demokratik Cumhuriyet oluşurken anayasasında da başlıca ilkeler olmalı ve bu ilkeler normlaşmalı, her iktidara gelen aynen Türkiye’de olduğu gibi bunu değiştirmeye çalışmamalı. Örneğin bugün Recep Tayyip Erdoğan ben %60 aldım, çoğunluk bende diyerek, %40’ın hilafına rejimi değiştirmeye çalışmamalı. Başından anayasaya bu normlar konulmuş olsaydı, pek tabi ki Recep Tayyip Erdoğan bu hakkı kendinde bulamayacak ve anayasa, meclis gibi kurumları değiştirip, yasama, yürütme ve yargıyı tek bir adam üstüne bağlamaya çalışmayacaktı. Şu anda Türkiye’de yapılmaya çalışılan da bu. Tüm bu organları kendine bağlamaya çalışan ve tek adam rejimi getirmeye çalışan bir Bonapartist anlayış var ve bunun da adı kusura bakılmasın demokrasi olamaz. Resmen Türkiye halkının üzerine baskı kurulmaya çalışılmaktadır. Bu rejim gelirken meclis feshedilecek, meclis feshedilirken birçok yetkiyi elinde toplayan Cumhurbaşkanı olacak olan zat, tek bir emirle ülkeyi baskı altına alabilecektir. Örneğin insanların hakları dudaktan çıkan bir emirle feshedilecek, kadınlar haklarından olabilecek, bu arada isterse idamı bile bu tek adam getirip toplumu veya belli insanları cezalandırabilecektir. İşin tuhafı, bu başkanlık rejiminde başkanın kontrol edilmesi olmayacak, onu frenleyecek bir mekanizma getirilmeyecektir. Bu resmen bir padişahlık bir firavunluk rejimi olacaktır. Maalesef darbelerle beniletilen Türkiye halkı artık biyatkar bir halk olmuş ve bu tip çılgınlıklara bile boynunu bükerek razı olur bir duruma gelmiştir.

Evet, demokrasi çoğulculuktur ve başından, anayasaya, sosyal yaşama getirilen yasalar, normlarla, çoğunluk tarafından insanların günlük hakları dahil  bozulmamalı. Mesela bir lokantada çoğunluk sigara içiyorsa, bir kişi sigara içmiyorsa, çoğunluk olduklarından sigara içebilirler diye bir kişi bile orada buna karşı olursa, orada sigara içenler, bu bir kişinin haklarına saygı duymalı. İşte bu anlayışa sistemli  demokrasi veya oydaşma denmektedir. Bu sistemde seçilen veye seçilecek olan kişiler, azınlık veya çoğunluğun faydasına olan normları değiştiremezler. Örneğin idamın sokakta oylanması olmaz. İdam insan haklarına ters bir olaydır. Bunu seçilen adam değiştiremez. Peki bir empati yapılarak şunu da düşünmeli, ileride camiler kapatılsın denirse ve çoğunluk bunu istiyosa camiler de kapatılsın mı? İşte bu tip ilkel düşünceler bir ülkeyi maalesef iç savaşın eşiğine getirebilir. Bugün meclisin hakları, oradaki işleyen mekanizma feshedilip, firavunluk getirilemez. Çoğunluk istedi diye keyfince uygulamalar yapılamaz. Empati burada oldukça önemli bir rol oynamalı.

Bugün Türkiye ve ülkemiz demokratik bir ülke olamadığından ötürü sorunlar ve krizler yaşanmakta. Sistemli bir demokrasi getirilmeden ve “Ben çoğunluğum istediğimi yaparım” anlayışı ortadan kaldırılmadan gerçek demokrasi, ne bize ne de Türkiye’ye gelecektir….