Şiddeti ve savaşları anlayamıyorum – Ulus Irkad

yazarın tüm yazıları -->

12 Eylül Darbesi sonrası Evren Paşa bir ilkokulu geziyordu. Bir aralık bir sınıfa girdi ve çocuklara savaşı ve barışı sordu. Çocuğun biri savaşın kötü, nükleer silahların zararlı olduğunu söyledi. Paşa buna büyük bir tepki gösterdi ve o sırada TRT muhabirine dönerek;

-Okullarda öğretmenlerin yanlış yaptıklarını,  aslında ne nükleer silahların ne de atom bombasının zararlı olduğunu, Türkiye’nin de bu silahlara sahip olunca, dünya ülkeleri arasında saygınlığı ve onuru olacağına dair benzer şeyler geveledi. Evren Paşa orada bulunan öğretmenlere de, çocuklara savaşı ve nükleer silahları sevdirmeleri gerektiğini söyleyerek onları bayağı fırçaladı. Toplum muhakkak bu sözlerle bir o kadar daha sersemledi ama her gece televizyonlarda kitaplarla silahların birlikte sergilenmesi , adeta kitapların suç aletiymiş gibi gösterilmesi de o dönem içinde devam etti. Maalesef Türkiye toplumu da egemenlerinin ve TV kanallarının etkisi altında kalan biz Kıbrıslıtürk toplumu da, o karanlık çağda bu kendini bilmez devlet terörü uygulayan insanlar tarafından terörize edildik sonra, kitaplardan ve aydınlanmadan uzaklaşarak adeta bir kabus  yaşamaya başladı. İşte bu dönemden sonradır ki Kıbrıslıtürkler siyasi öngörülerini, kültürlerini ve de aydınlanma öğelerini de kaybederek adeta bir karanlık çağın içine

girdiler. Bu dönemden sonra Kıbrıslıtürklerin seçimlerine de filli müdahaleler başladı.

Yaklaşık birkaç sene önce Lefkoşa’da sınır üzerinde “Dostluk Evi”nde bir sempozyum vardı ve sempozyum da Orta Doğu’daki savaş ve kıta sahanlıkları üzerindeydi. Türkiye’den devamlı AB’yi eleştiren bir kadın vardı. Adeta yerine bir şey koyamadan robot gibi bize o gün AB’nin zararlarından bahsetti. Bense ona AB ortadan kalkarsa, dünyada AB veya BM gibi gerçi tam caydırıcı olmasa bile, bir fren görevi gören örgütler olmasa ne olacağını, kendisine Türkiye ‘nin Avrupa’nın  aydınlanma Çağı olmasına rağmen dünyadaki gelişen trende ve şiddetle savaşa karşı dünyayı barışa götürecek ne gibi bir felsefesi veya doktrini olduğunu sordum. Kadın katılımcı bana cevap veremedi, adeta bana küstü. Emekli general olan Profesörden çok bir komutan ve savaşsever görünümü veren adam ise, bize Türkiye’nin silahlanmak mecburiyetinde olduğunu, kıta sahanlığı ile dünyada menfaati olan her yere müdahale etmesi gerektiğini savundu. Ona savunduğu doktrinin şu anda Suriye’de o sırada milyonlarca göçmene, yüzbinlerce insan kaybına (Bu kayıplar daha sonraları daha da arttı) sebep olduğunu söylediğimde ise bu beyefendi de bana bozuldu,cevap veremedi. Rus Profesör de aynı konuştu. O da Rusya’nın menfaatleri olduğu dünya üzerindeki her yere müdahale etmesi gerektiğini söyledi. Ona da aynı şekilde bu politikanın ölüm ve kayıplara sebep olacağını, bu politikanın yansımasının Suriye’de görüldüğünü, Rusya’nın acil olarak 1917’deki çizgisine çekilmesi gerektiğini söyledim.

Gerek Türk ve gerekse Rus bilim insanlarının burada savundukları senaryo bir on senedir bölgemizde savunulan ve uygulanan doktrindi. Bu doktrinin ise gerek bölgeye gerekse dünyaya bir yarar getirmediği de ortada.

Bu doktrinin kısa adı ölüm ve savaştır. Dünya insanlığına bu doktrin anlatılırsa ezilenlerin bu doktrini tutmayacakları açık ve kesin değil mi?

Türkiye’nin son zamanlarda başlattığı hem kendi içinde hem de dışında uyguladığı şiddet, savaş ve yayılmacı politikaları terketmesi bir insanlık sorunu haline gelmiştir.

- Advertisement -
- Advertisement -

Diğer yazıları

5,969BeğenenlerBeğen
796TakipçilerTakip Et
1,079TakipçilerTakip Et
26AbonelerAbone

YKP basın açıklamaları