Resmi tarih eleştiriliyor – Ulus Irkad

yazarın tüm yazıları -->

"Bu Memleket Bizim" podcastını dinleyin

ulusUlus Devletler artık karanlıkta bırakmış olduklarını eleştirme yönüne gitmektedirler çünkü karanlıkta bıraktıkları olaylar artık öyle bir aşamaya gelmiştir ki onları rahatsız etmekte hatta demokratikleşmelerini bile engellemektedir. Martin Bernal “Tarihin tarihçilere, akademik statünün gardiyanlarına bırakılmayacak kadar önemli olduğunu vurgulamaktaydı. Sosyal realiteyi bir bütünlük olarak kavramak gerekir. Bu da, ancak bütünsel bir bakışla içselleştirilmelidir. Bilimsel disiplinler arasına duvar ören ‘uzmanlık’ anlayışı, beklenenin aksine realitenin anlaşılmasını zorlaştırmaktadır. Tarihe eleştirel bakıyor gibi görülenler bile aslında çoğunlukla yasak alana girmemeye özen göstermektedirler. Charles-Victor Langois (Alıntı Başkaya, Yediyüz),tarihçi için eleştirel bilincin önemini şöyle dile getirmektedir:

“İnsanın içgüdüsü, suyun içindeyken boğulmak için gereken herşeyi yapmaktadır, yüzmeyi öğrenmek, kendiliğinden hareketleri engelleme ve başkalarını icra etme alışkanlığını kazanmaktadır. Aynı şekilde eleştiri alışkanlığı da doğal değildir; kazanılması gerekir ve ancak tekrarlanan alıştırmalardan sonra organik hale gelebilir. Böylece tarihsel çalışma en mükemmelinden eleştirel bir çalışmadır; eğer bu alana içgüdülere karşı savunma  yöntemleri önceden geliştirilmeden girilirse, burada boğulunur”

Türkiye’deki resmi ideoloji  aslında birçok olayı bertaraf ederek kendi sınırları içinde yorumlamıştır ve bugün  Türkiye’de Dersim Olayı dahil birçok olaylar hala daha tartışılmaktadır. Türkiye’nin yolunu bulabilmesi, “sağlıklı” bir kalkınma yoluna girebilmesi, uluslarararası düzeyde saygın bir ülke konumuna gelebilmesinin önündeki en büyük engel maalesef bugünkü resmi ideolojinin varlığıdır. Bu resmi ideoloji, bilimsel-entellektüel gelişmeyi ve yaratıcılığı sürekli engelleyerek düşünsel alanı kurutmakta, demokratikleşmenin  önünde önemli bir engel oluşturmaktadır. Bu  şekilde bir resmi ideolloji oluşturulmasının nedeni, Cumhuriyeti kuran kadroların tarihsel olarak geri (askeri ve sivil bürokrasi, ayan, eşraf, ağa, şeyh, komprador burjuvazi vb.) sosyal sınıflara dayanmış olmasındandır. Eğer bir ideolojinin gücü temsil ettiği toplum sınıflarının (burada hakim sınıfların) gücünün ideolojik plana  yansımasıyla, emperyalizm çağında bu sınıfların ilerici bir rol oynamaları olanaksızdı. Cumhuriyeti kuran kadroların bu niteliği veri olduğunda, ideolojik boşluğun resmi ideoloji ile doldurulması bir “zorunluluk”tu. Böyle bir ideolojiye dayanak yapılacak şeyler de sınırlıydı.

Dersim ve Ermeni tehciri tartışılırken şu anda artık daha önce dile getirilmeyen konular konuşulmaktadır. Örneğin İttihat ve Terakki içinde doktriner düşüncenin önemli olmadığı üzerlerinde  600 yıllık Osmanlı devlet felsefesinin derin izleri olduğu konuşuluyor. Aynı örgütün hiçbir reform perspektifinin olmaması da konuşuluyor bugünlerde. İttihatçı ekip, esas itibariyle Makedonya kökenliydi ve Makedonya’dan atılmış, köklerinden koparılmıştı. Bu durumda geri kalanın da süratle kaybedileceği kuşkusunu artırmaktaydı. Osmanlı yönetici sınıfı kendini yokolma eşiğinde görmekteydi. Türk ırkına dayalı bir milliyetçilik için sorun yaratabilecek unsurlar; Ermeniler, Anadolu Rumları (belki sayıları kadar olmasa bile Asuriler-Keldaniler) Kürtler ve Araplardı. Araplar Müslüman idiler ve onlardan  vazgeçebilirlerdi. Zira ‘tek ulus’ projesi içinde, Araplara yer yoktu. Asimile edilip-Türkleşitirilmeleri olanaksız görünüyordu… Geriye Müslüman olan Kürtler kalıyordu ki, fazla sorun çıkarmayan, üstelik ön saflarda savaşan Kürtlerle ilgili sorun  ertelenebilirdi. Jön Türklerin Türk ırkına dayalı bir ulus oluşturma projesi Türkler (kendileri pek farkında olmasalar da, etnik köken olarak Türk sayılanlar), Türkleştirilebilir olanlar: (Çerkezler ,Lazlar vb.), hem etnik köken itibarıyle Türk olmayan, hem  de Müslüman olmayan unsurlar: Ermeniler, Anadolu Rumları, Asuriler-Keldaniler… İşte Ermeni Tehcirindeki esas amaç Anadoluyu ırkçı –milliyetçilik projesi için sorun yaratan (veya potansiyeli olan) unsurlardan temizlemekti.

Anadolu’da tehcirin asıl amacının tehcir değil katliam olduğu esas amacın İttihatçı klik tarafından Anadolu’yu Türkleştirmek olduğu, Ermeni ve Rumlardan, bu arada yine Hristiyan unsurlardan kurtulmak olduğu tartışılmakta ve söylenmektedir. Aşağıdaki alıntı da Halkların Demokratik Kongresine ait ve resmi ideolojinin yansıttıklarının çok daha değişik olduğunu göstermektedir:

“4 Mayıs 1937 Dersim katliamının başlangıç tarihidir. 4 Mayıs, Dersim halkına yönelik katliamın siyasi kararının verildiği tarihtir. Dersim bölgesinde soykırım düzeyinde gerçekleştirilen katliamın açtığı yaralar bugün hala kanamaya devam ediyor. 4 Mayıs 1937 tarihinde verilen bir kararla başlatılan, karadan ve havadan desteklenen bombardımanla çocuk, kadın, yaşlı, genç, insanlar hedef alınarak katledilmiştir. ‘38 ve sonraki yıllarda da operasyonlar sürmüş ve Dersim toprakları insansızlaştırılmak istenmiştir”.

Dersim Olayı’nın aslında Anadolu’yu Türkçülük projesi çerçevesinde aynen İttihat ve Terakki gibi çoğulcu kültüründen arındırmak olduğu bugün ortaya çıkmıştır. Ermeni ve Dersim katliamları aslında bu yönde incelenmeli ve Türkiye’nin niye demokratikleşemediğinin de bir sebebi olarak alınmalıdır. Çok kültürlülükten arınan bir ülkenin demokratikleşemeyeceğinin en büyük göstergesidir bu olaylar.

Resmi ideoloji teşhir edildikçe Türkiye demokratiklşeşmeye ve oradaki kültürler uyum içinde yaşamaya devam edecektir.

 

- Advertisement -spot_img
- Advertisement -spot_img

Yazarın tüm yazıları

5,999BeğenenlerBeğen
796TakipçilerTakip Et
1,227TakipçilerTakip Et
81AboneAbone Ol

"Bu Memleket Bizim" yayınlarını izleyin

"Bu Memleket Bizim" podcastını dinleyin

YKP basın açıklamaları