REFERANDUMDA EVET-HAYIR VE REFERANDUMA BOYKOT /ALİ SARITEPE

Must read

Referandum toplumun önüne konulan konu hakkında, neler düşündüğünü beyan ettikleri hallerdir.

Bu haller, kategorik olarak iki biçimde olmaktadır. İrade beyan eden kişilerin, o konu hakkında ki algılamaları ya da o konunun kendi yaşamına yansıyış biçimleri ya da o konunun demokratik-siyasi sonuçlarını kabul veya ret temeli üzerinde, kendilerini beyan etmeleridir.

Her iki halde de burada işin özü, referanduma taraf olmaktır. Tercihler bundan sonra gelir.

Referandumu boykot etmek, ilkesel olarak referanduma konu olan olgunun toptan olarak kabul görme noktasının dışında tutmaktır. Bu durumda tercih konu içine değildir, bizzat konun kendisinedir. Konunun kendisine karşı yöneltilen bu bakış açısı esas olarak referandumu kabul etmemeyi kendi gerekçeleri ile somutlandırıp, buna uygun pratik ya da pratikler geliştirmesidir, gerçekleştirmesidir.

Sonuç olarak referandum iki noktada kristalize olmaktadır. Referandumdan yana olmak ya da referanduma karşı durmak.

Beraberinde referandumun sonuçlarını da okumak haliyle farklılaşmaktadır.

Oy kullananları irade beyanları üzerinden topluca okumak.

Diğeri ise kullanılabilecek oy toplamından, katılım oranlarını okumak.

Referandumun değerlendirilmeye alınması, katılım oranı esas alınarak, bu miktar/rakam üzerinden, rakamı yüzde yüz kabul edip, sonucu bunun üzerinden oranlayıp; referandum kesin sonuçlarını açıklamaktır.

Dolayısıyla, boykot tavrıyla kendisini ifade etmeye çalışan kesim, otomatik olarak genel oy toplamı (oy kullanabilecek olan) içerisinde kalırlar.

Hal bu olunca, referandum değerlendirilmesinin siyasi değerlendirilmesi yapılacağı zaman bahse konu olacak durum, ‘evet’ ya da ‘hayır’ diyenler şeklinde olması gerekliliğidir.

Referandum aynı zamanda, belli bir süre içerisinde, toplumun duyarlılığının yükseltilmesidir. Duyarlılığı yükseltilen toplum, nihayet gününde iradesini sandığa giderek somutlaştırıp, bu konu hakkında açıklığın kazanılmasına katkı sunmuş olur.

Referandum sürecindeki yapılan siyasi çalışmalarda, eyer  ki boykot noktasında olan bakış açıları ve pratikleri varsa, boykotu da ‘hayır’lar kampına koymak ve propagandayı bunun üzerine oturmaya çalışmak, siyaseten etik değildir. Konu da ısrarlı olmak durumunda bu siyasi ahlaksızlığa denk düşmektedir.

En başta, referandum ve referandum okuma prensipleri karmaşık halde gösterilmiş olmaktadır. Dahası da ‘hayır’ diyenler ile ‘boykot’ tavrını koyanları aynı kapsam içerisinde tutmaktır.

Halbuki, ‘hayır’ diyenler referandum tasnifinde yer almaktadırlar.

Boykot diyenler ise, kendilerini oy kullanma pratiğinin dışında tuttukları için, otomatikman referandum okumalarının duşunda kalmaktadırlar.

Bunu söylerken referandumu boykot eden kesimin, bahse konu olan ‘şey’e hiç mi etkisi olmayacaktır.

Şüphesiz ki olacaktır. Fakat o okuma farklıdır. Bu durumda ki okuma ‘referanduma’ katılmayan kesimin, genel oy da ki katılmama yüzdesidir. Ve, bu yüzdenin büyük ya da küçük olması referandumun kadük kalıp kalmamasına etki de bulunur. Toplam oy oranının yüzdesi üzerinden ortaya çıkarılan oy kullananların oranından, tasnifte ki yüzde yüz esasından yüzdelenme, konun kabul görüp görmemesi noktasında okumasını sağlar.

Bugün, Türkiye gündeminde olan anayasa değişikliğinin kabul görüp görmemesi, referandumu ve bunun kampanyasını bu biçimde okumak, konuya duyarlı olan insanlara daha doğru zeminde kalma konusunda imkanlar sunar.

12 Eylül anayasası ile topluma giydirilen deli gömleği, birçok defalar revize edilmesine rağmen hala Türkiye’nin önünde bir engel olarak durmaktadır. Bunun çeşitli nedenleri olmakla birlikte, temel siyasi yapılanmaların değişikliği toplumun çıkarları eksininden bakmak yerine, kendi çıkarları/gelecekleri üzerinden bakmalarıdır. İkincisi ise anayasanın girişinde yapılan anlatımla; tespitlerin mutlaklaştırılmasıdır. Bu da anayasada ki maddeler ne kadar değiştirilirse değiştirilsin, değişmezliğinin bakı kaldığıdır.

Şu ana kadar anayasada yapılan değişikliklere baktığımız da, değiştirilmeye konu olan şey, toplumda zaten meşruiyetini yitirmiştir, konum olarak değiştirmelerse, sadece resmiyet kazandırmaktır.

Gelinen noktada referandum ihtiyaçlara cevap verecek midir?

Özellikle son yirmi yıla baktığımız zaman Türkiye’nin müthiş bir tıkanma içerisinde olduğunu rahatlıkla görebilmekteyiz. Zaman zaman zevahiri kurtarmak babından da olsa araştırma raporlarına yansıyan; siyasi partilerin demokratikleşme raporları, çok uzun süre bu anlamda bile olsa güncelleştirilmedi. Demokratikleşmenin özü olan Kürt sorunu ya görülmedi ya da terör sorununa indirgenerek, Kürt sorunu ile şiddet sorunu eşitlendirildi.

Kürt sorunu, şiddetin doğurganı olduğunu ve bu sorun çözülmediği müddetçe, şiddet kendisine uygun koşulları daima bulacağı gerçeği bir türlü akıllarda öne çıkarılamadı.

12 Eylül anayasası ile başta Kürt ve işçi sınıfı olmak üzere, toplumun ezilenlerinin demokratik hak ve talepleri Kanunun baskılamaları altına alındı.

Bugün, Türkiye’de kapitalizmin ulaşması gereken potansiyellere ulaşamıyorsa, bunun en büyük nedenlerinden başta olanı Kürt sorununun çözülmemesidir.

12 Eylül anayasasında gedikler açarak, toplumsal tıkanmanın önünün açılabileceği düşünülüyorsa, bu olmayan duaya amin demekten başka bir şey değildir.

Boykot temelli Alternatif Anayasaya ve çalışmalarına en azından saygı duymak bir gerekliliktir. ‘Boykot’u ‘hayır’ ile eşitlemek ise siyasal ahlaksızlıktır.

- Advertisement -

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -

Latest article