Ortadoğu gelişmelerinde İran ve Türkiye – Özkan Yıkıcı

Must read

Son günelrde Ortadoğu iyice karabasana dönüyor. Basıldıkça yeni bataklıklar oluşuyor. Genelde ABD, Rusya önde, çaktırmadan Çin ve İngiltere ve giderek AB emperyalist merkeller bölgede nifus alanı mücadelesinde iyice yoğunlaşıyor. Ek olarak, israilin temelindeki Ortadoğu güvenlik merkezleşmesi de konuşulmasa da belirginliğini artırıyor. Tüm bunların altında da bölgesel merkezi güç olmak isteyen, Ortadoğu iki ülke “iran ve Türkiye” de bölgesel hegemonya mücadelesinde katılımcılık yarışına çoktan girdiler. Aslında, Ortadoğu denilince, Emperyalist merkez güçler, bölgesel İsrail gerçeği hesaba hep katılsa da yöresel etkin hesapları olan Türkiye ve iran ayni derecede konuşulmuyor. Üstelik, ilgili ülkeler direk Ortadoğulaşan hegemonya savaşalrında mezhepsel ve devletsel otoriterlikle yerlerin boşalan koşulalrından pay kapmaya çoktan yoğunlaştılar. Hat ta, ne tuhaftır ki Türkiye batılı Emperyalist çevrelerin bölgesel mütefik merkezi kulanım gücü olurken, iran da hazırlanan projede tasfiyesi istenen “şer eksenli” devlet olarak karşıta konulmaktadır. Türkiye, örneklem İslam modeli  olarak planlanıp AKP iktidarına destekler yağdırılırken, iranı da ulusal devlet parçalanması merkezinde karşıt düşman boyutuna konulduydu. Sonuçta, bölgesel emperyal hesaplar darmadağın şekilde kağosla yol bulmaya çalışırken, bölgesel merkezi güç olup sistemelrin ikinci derecesinde görülen Türkiye ve iran da kulanım politikasıyla bölgesel fırsatı hep kulanmaya çalıştılar. Bunalr hep ikincil veya herkesin çıkarına göre görüşülse de Ortadoğu oynunda Türkiye ve iranın da fırsatlarla güç denklemli oranında bu oyunda kazanmaya çalıştıkları da kesindir.

Ortadoğu politikalarının da katgısıyla hem Türkiyede hem de iranda da deyişik şekilde olaylar gelişiyor. Mezhepsel dinsel otoriteleşmeler artık imkar edilmezken, birçok ülkede de Türkiye iran karşıtlığı da bölgesel hegemonyacılıkta rol almaktadırlar. Suriyedeki gerçeklik, konuşulmasa da Yemen çölleri, Lipya Afrika gerçeği hepsinde banbaşka karşıtlarla karışıklıklar savaş halinde sürmeye devmm ediliyor. bunun koşulu da mezhepsel farklılıktan, Amerikancı olup olmamaya uzanan karışık durumlar vardır. Konuyu daha iyi anlamak için de aşağdaki özlü bilgiler oldukça önemlidir.

Hem Türkiye hem de iran tarihi olarak sömürgecilikten deyil de merkezi feodal yapıların çökmesiyle Kapitalist yapıda daha alt merkezli devletler şeklinde oluştu. Arap ülkeleri gibi sömürgecilikten Yeni sömürgeciliğie geçişle oluşmadılar. Sadece, Mısırın kendilerine benzer koşulları varsa da onlar da İngiltere Sömürgecilik koşullarıyla Yeni sömürge olarak şekilenme özü imkar edilemeyecek derecededir. Yine, Türkiye iran Emperyalist yeni sömürge dönemindeki başlangıçta, ikisi de batı Emperyalist kapitalist yapıda birlikte yer aldılar. Türkiye Natoya dahi girdi. İranla ve sonradan isrrail katılımlı Emperyalizim adına ortak operasyonlar dahi yapıldı. Yetmişlerde “MİT, SAVAK ve Mosat katliyamlarınaın hesabı sorulacak” sloganları boşuna dyeildi. Bu denklem, yetmişler sonunda iraan siyasi devrimle bozuldu. İranın siyasal iktidar devrilmesiyle oluşan iktidar denkleminde Sovyetler direk Humeyni yanlısı olurken, Halkın Fedayilerinin parçalanması ile öteki iran demokratik kesimlerinin ırakla yaklaşım gösterilerek başlayan iran ırak savaşıyla da etkisiz hale geldi. Böylelikle iran siyasi devrimi, oluşan bolok çatlamasıyla resmen mollların eline geçti.

Bundan sonra, iran ve Türkiye hep karşı eksenlerde durdular. Doksanlarda Emperyalizmin ABD merkezli planlarında ise iran devrilecek Türkiye ise siyasi islamın merkezine oturan iki farklı bölge hegemonik devlet siaysetine doğru yelken açtılar. Hernekadar, Türkiye iran iklişkileri sistem derecesinde olumsuz olmasa da Türkiye devleti ister Kemalist doksanlar dönemi ister se siyasi İslam çizgili AKP döneminde Emperyalist eksenli mütefik olması nedeniyle hep karşı karşıya gelme potansiyeline sahiptiler. Öyle ki Türkiyedeki Devlet Kemalistler Sudilerin daha şeryatcı ve otoriter çağ dışı olmasına rağmen, sloganlarında “Türkiye Sudi Arabistan olmayacak” deyil de “Türkiye iran olmayacak”  algısıyla siyasi ayrışma yapıyordu. Oysa, Türkiyedeki İslamcı hareketin bir kolu Amerika Birleşik devletleri olurken, öteki ayağı da Sudi Arabistan merkezli yapıların etkisiyle belirleniyordu. İranı da hep mezhepsel şiği gözüyle karşıt koyuyorlardı. Bu Türkiyeye de yansıyınca, resmen mezhep farklı iran ile sistemin tasfiye etmek istediği düşman karşıtlığı çaktırılmadan beyinlere yerleşiyordu.*****

Son dönemde bu merkezi iki ülkede önemli gelişmeler oluyor. Salt Suriye politikasında deyil de içte de karışıklıklar devam etmektedir. Türkiyede bazı düşündürücü olaylar da kolayca yansıyor. Örneğin; Erdoğanın isgandinav ülkelerinin sosyal güvenlik batışını ilan etmesi ve karşılık bulma gerçekliği daha dün yaşandı. Buna mavzeme olsun diye yalaka medya da örnek aradı ve buldu! Filandiya devlet başkanı Türkiyeye gelirken, Türkiye hava yolları uçağı ile gelişini batışın kanıtı olarak ilan yaptılar. Oysa, burada Filandiya başkanının normal uçakla gelmesi, ilgili devlet yetkililerinin bisikletle işe gitmesinin yoksulukla alakası olmadığını biraz düşünen bilir. Ama, Türkiyede Yeni Osmanlı işdahı ile piyasa modelli ekonomik bütünleşmesi “itibar” denilen kültürü de çağrıştırma fırsatı oluştu. Nitekim, özel uçaklar, korumalarla şaşalı ziyaretler ile normal yurtaş ziyaretinin kıyası ile ülkelerin batış hikayeleri haberciliği üretilme fantezisine dek gelindi.

Başka bir gelişme de şu: Meclisteki üçüncü siyasi parti HDP seçilen belediye başkanlarının yoğun şekilde görevden alınması, vekilerin tehtit edilmesi sonucu, yeni bir tartışma sürecine gelindi. Özellikle de öteki Türkiyenin sesiz kalmasıyla da giderek duygusal kopuş koşullarının da derinleşmesine doğru gidilme tehlikesi artı. Anti Kürt politikası Suriye girişine, ırak müdahalesine dek uzanan mezhepli etnik siyasetin esrumanı oldu.

Giderek tek tip medya olayı ise Salı günkü AKP meclis toplantısındaki AKP başkanının itirafıyla da örnekleşti: “ABD ziyaretinde istenen olmayıp, başarılı kılınmamasını gizleme başarısı” vurgulanıyordu! Dünya kamuoyunun duyup yazdığı, ama, Türkiye yoğun ana akım medyanın yazamadığı diplomasinin başarısızlığının sızdırtılmaması başarısı keşvediliyordu. Derdik ya: gerçekler bilinmese dahi yaşanmadığının sonucu olmaz. Gerçekler yine vardır ve acıları da bilinmese de yaşanır. Herkes başarı Trump görüşmesi çizerken, meyerlim aslında bir şeyler olmadığının örtülmesiymiş. Bu başarılıp da gerçekler gizlendiği için önemli denilmekteydi! Bunu ben deyil, Türkiye Cumhur Başkanı, AKP partisindeki parti başkanlık konuşmasında yaptı.

Bu arada benim de yazdığım 2016 yılındaki Hürüyet gazetesindeki, tolga tanışın kaynaklandırdığım makalesindeki bilgiler de gerçek çıktı. Fakat, ilgili tarihte hem de yanılmıyorsam 18 Aralık Hürüyet gazetesinde yayınlanan tolga Tanışın makalesinde bulunan bilgiler doğrulandı. Fakat, ayni dönem Tolga Tanış bu yazısı nedeniyle de Hüriyet gazetesinden kovuldu. Aradan birkaç yıl geçti. Salı günü dünya medyaları şu haberi geçiyordu: Türkiyenin Urfa ilinde bulunan iki kardeşin yönetiği şirket, IŞID ta lojestik yardım yapıyordu. Kimyasal bonba yapımında kulanılan kimyasallar dahi onlara yardım yaptı. Bu nedenle ilgili şirket Amerikan Hazine bakanlığınca kara listeye alınıp anbargoya konuldu.

Dünya medyası yazdı. Türkiyede birkaç yayın dışında deyinen olmadı. Bol ekranlı medyanın tısı çıkmadı. Bilmem, 3  yıl önce bu haberi yazdığı için kovulan Tolga Tanışa Hürüyet bir özür dahi diledimi?

Türkiye bu gerçeklerle çalkalanıyorsa, bir piskolojik sorunlu kadının rasgele herkese saldırırken, Türbanlı iki kadına da saldırmasıyla bunu resmi eksen alıp da salt “Türbanlı bacımla” siyasileştirilmesine nedemeli? Üstelik ayni zaman diliminde bir kadına tahrip yapıyor diye saldıran gericinin durumuna  ise ses çıkarmayan öteki Türkiye gerçeği de yaşandı. Gariptir. Ayni “Türban” odaklaşmasına tıpkı öteki uyruklaşma koşmasıyla da Kılıçtaroğlu da katıldı. “Türbanlıya yapılan saldırıyı kınıyor”! Böylesi Türkiye iç yaşanmışlıklarla, Cihatcıları mücahit ve TSK özdeşleştirme politikalarıyla uçuşan Türkiye resminde boğuluyoruz. Çoğu gerçeğin, başka yalanlarla saptırma otoriterliği sürmeye devam ediyor. İnanmayana, Kıbrısla alakalı son uçurulanı ekleyelim: “Türkiye KKTC nin garantörü olarak denizde de hak sahibidir” sözleri nede güzel geliyor!*******

Öteki Ortadoğu merkezli iranda ise yine protestolar yaşanıyor. İranı biraz bilen, ülkede tüm baskılara karşın protestolar geleneksel olarak hep yaşandı. İster Rıza Pehlevi, ister se şimdiki molalar döneminde aynin devam edildi. Bu defa protestonun çıkış nedeni, zamlar. Yapılan zamlarla iran yeniden sokak gösterilerine tanık oluyor. Elbet, çeşitli siyasal eksenli denklem de konuyu saptırma veya kendine yontma yanılsamalarına da açık. Çünkü, iran bir yanda otoriter molalar rejimi varken, diyer yandan Amerikanın yıkmak için uyguladığı anbargolarla oluşan öteki baskılar kendini sert biçimde yaşama oturtmaktadır. Buda, iranın ikili yapılı duruşuyla adeta karışık görünen ve ielrde her yana evrimle yönü olan koşullarının işaretidir.

Ayrıca, iranda bir yanda aydın ve sol kesimler bulunurken, merkezi liberal sağ eksen imkar edilmezken, dinci kesim içinde deyişik versyonlar mevcutken, ayrıca alt kimlikli Kürtler, Azeriler veya mezhepsel Belucistan gibi Sünniler de yaşamaktadır. Böylesi karışık koşullarda, tepki denkleminin evrimle yönleri çoktur. Bu tehlike, bazen oluşan muhalefet dalgasının da bazen baskılarla veya yukarda özetlediğim katılımcı potansiyeli ile ayrışma sonucu gerilemesine neden olmaktadır. Örneğin, 2009 yılındaki iran protestolaru  Yeşil hareket siyasal ağırlıklı olurken, son protestolar ekonomik zam nedeniyle sokaklar ısındı. Tabi ki bunların bir noktada kalmayacakları belli. Ayni şekilde her ayaklanma nedenleri kadar, örneğin, karşıt ABD kulanım tehlikesine girmesiyle de bu tip kitlesel hareketlerin olumsuz algılanmasına da potansiyel katgı yapmaktadır.Unutmayalım: iran hem içe yönelik otoriter ve gerici yapısıyla içte kurumsalışırken, ABD için de karşıt yıkılması Şer eksenli ülke konumuyla saldırıya da uğramaktadır. Tıpkı Seksenlerde devlet içi çelişkiler mücadelesi varken, ırak saldırısıyla, bunu kulanan iran Humeyni çıkarının karışık ortaklaşan iç solu ezme sonucu gibi.

Yukarda özetlediğim iran bize hem dinci gerici yapının baskılı gerçeğini anımsatması kadar, yaşanan gerek iç gerek dış öteki gerçekliklerde de ABD baskısının rolunu da unutmamamızı dayatıyor. Bugün iran halkı hem kendi devletinin baskısını hem de Amerikanın genel anbargo hışmını birlikte yaşıyor. İranlılar bu konuda Musadık gibi tarihi bir de dersi yaşanmışlığı vardır. Hem petrol zengini, hem bölgesel güç olma ve Anti Amerikancılıkla gerici yobaz rejim karışımlı iran, kitlesel tepkileri yine de yaşıyor. Bedel ödemelerle aslında iran tarihi bence incelenmeye deyerdir. Böyle olmasa, Amerika Doksanlarda hem de yandaşıyken, oluşturduğu Ortadoğu projesinde iranın parçalanmasını hedef olarak kormuydu?

Bu duruşlar, ikili politikayı da hep dayatıyor. İran parçalanması veya dik durması ikileminde hem gericilik hem karşıt gibi ABD sömürgeleşme ikilemleri iaan tarihinin önemli sayfalarıdır. Molalar ve Şah dönemi ikili hedefin iranın tarihi yazılımıdır. Alt kimlik oyunları ve sorunları ise ne ABD nede gericilik tarafından çözülme şansı vardır. Zaten, Kürt denilince Türkiyeye dek uzanan karmaşalı politika başlangıcı olurken, mezhepsel ayrımdaki bölge veya başka esrumanların kırılması hepsi iran tortuları olarak ilerde aday seçenek olarak karşımızdadır. Amerikanın Azeriden Kürte veya Sünniden öteki azınlıklara uzanan parçalama kırılganlık deneyimi dahi iranda oynandı. Bol koşulun bol siyasal deneyimin alanıdır iran. Son protestolar ise şimdilik siyasal deyişiklik getirmeye aday deyilken, evrimle yönü hep olasılıklarla doludur. Gariptir, bu denklem hem de Molalara biraz uzak olan hükümet ikilem döneminde olması da başka kuşkuları da getiriyor. Ama, Amerikasız iran asla düşünmeme zorunluluğu da kesindir.

- Advertisement -

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -

Latest article