Öğrencilere olanların düşündürdükleri – Alpay Durduran

1484

Küçük ülkemizde önce denize nazır diploma hazır üniversiteleri kuruldu şikâyetleri duyuldu ama daha öncesinde benim meclisteki konuşmalarda DAÜ’nün kurulması için yüksek teknoloji okulunun adının değiştirilmesiyle işe başlanmasına itirazımı yayınlamıştım.

BM yardımı ile yüksek teknik okul olarak kurulması için BM projesi kabul edilmiş ve ilk atılmıştı. Ancak arada üniversiteye talep doğmuş ve kolay mezuniyet göz kamaştırmıştı. Tabii Kıbrıslı için esas önemli olan oralarda akademisyen takvime bağlı ücret artışlarıyla geçinip gittikten sonra iyi bir emeklilik kazanma şansı idi. Bunların baskısı ve sosyal konutlardan iyi kira elde etme baskısı birleşince süslü nutuklar ve teknoloji parkları gibi projelerle önlerindeki engelleri aştılar.

BM proje hazırlamışmış, birinci adımı atıldıktan sonra ikinciye geçilecekmiş, etap etap tamamlanacakmış gibi engeller oy avcılığı uğruna görmezden gelindi. Sonunda üniversite kurmaya uygun ortam olup olmadığına bakılmadan BM’nin projeye uymazsanız yardıma devam edemeyiz uyarısına aldırış etmediler ve yasa geçirip yüksek okulu daha projesi tamamlanmadan üniversite diye adlandırdılar.

Sözü uzatmayayım önce “denize nazır diploma hazır” deyimi etrafta duyulmaya başladı sonra iyi de bizim ortamımızda esas gereksinme yüksek ihtisas değil ara eleman gibi sanatkârlaradır şikâyetleri duyulmaya başlandı. Zanaatkâr eksikliği Türkiye’den karşılanıyordu ya. Aldıran olmadığı gibi onu da kiralık ev ticareti ile sahiplendiler. Başkaları yapmasa ve Türkiye’den emekçi dolayısıyla cebi delikler gelmese daha iyi olurdu ama kazanca göre güvenlik önlemi almak koruyucu olursa önemli olmazdı.

Kıt kaynaklar artacak olan gereksinimi karşılar mı karşılamaz mı, ne kadar süre karşılar diye dertlenmediler. Ülkede yabancı nüfus artar mı diye de işkillenmediler. Ancak üniversite olacak ülkede bir de tıp fakültesi olur deyince öğrenci başına şu kadar hasta gibi statistiklerle eleştiriler arttı. Dr. Hami ki Tabipler Birliği başkanlığı da yapmıştı, bir doktor adayı için kadavra gereği gibi maddi gerekler bile hesaba katılmalıdır diye başlayan eleştiriler yükseldi ise de tıp fakültesi de yağmaya başladı. Nihayette Türkiye’den doktorlar gelip girmeye profesörlerin heyetlerle ziyaretleri konuşulmakta oldu.

Ülkemiz yurt dışının devamı gibi kimin girdiği kimin çıktığı belli olmayan yol geçen hanına döndü ama sesi çıkanlar büyük gelişmelerden dem vururlar. Onun için şikâyet de duyulmaz eleştiriler de… arada eğlence mekânları fuhuş gibi kelimelerle rahatsızlık uyandırsa da üniversite ülkesine kumar ve fuhuş  yakışmaz eleştirileri tekrarlanır.

Bir kısım şikâyetlerin yanında bir kısım kazancın yanında ama hiç biri harekete geçmeye yetmiyor.

Şimdi bu ortama bakarak seçime gidiyoruz.

Ekonomi üç ayak üstünde birinci ayak TC yardımları ve askeri yatırımlar, ikinci ayak fuhuş ve gazino sektörü ve üçüncü ayak yurt ve okul sektörü… yurt, otel ve saire için inşaat sektörü de besleniyor. Bu tabloya göre biri diğerini çekiştiren sektörler ama arada da arsa spekülâsyonlarıyla, yolsuzluklarla ve ülkeyi mahvedecek işlerle çevreyi, asayişi ve sağlığı bile vurguna çevirdiler. Halkın çoğunluğu onlar yapar ben yapsam çok mu demekle meşgul ve seçim var. Seçim var ama aralarında senin zamanında benim zamanımda suçlamalarıyla geçen parti ve adayların verecekleri kalmadı. Onun için halk da böyle gelmiş böyle gider der oldu.

Böyle bir ortamda; İngiltere’den öğrenciler gelmiş ama çok kötü ağırlamışlar.

Başbakan açtı ağzına yumdu gözünü ve milli birlik ve berberlik içinde bu vartayı da atlatacağız dedi. İlginçtir ana muhalefet başkanı da ayni dili kullandı derken gerisi de ardı ardına milli birlik ve berberlik içinde gereken yapılacakmış denildi.

Bu hale gelmiş ve bunca üniversite ile milli birlik ve berberlikle Korona virüsü ile savaşılacak hale gelinmişse asayiş ve arsa spekülasyonu ile öyle, diğer sorunlarla da öyle savaşılacak demektedirler yani demokrasi gereksiz bir lafazanlıktır. İşini yapacak olan görev talimatlarında yazanları uygulamakla görevlidir, görevini yaparken de amirlerinin yolsuzluklarını uygulamamak ve engellemekle de yükümlüdür ama bizimkiler görev yerine emir alıp yapmayı koydular, işbirliği yapıp siyasilerin yardakçısı oldular. Onun için çocuklar perişan edilip itilip kakılmışlarsa onlar kendi çocukları değil başkalarının çocukları idi ya milli birlik içinde kurtaracakları bekleyeceklerdir.

Halkımız bu düzenin devamı için yolsuzluklara savaş açmalı ve siyasi ayartıp hatır gönül sahibi olmanın eninde sonunda geri tepeceğini bilmelidir. Usulsüzlük ve yolsuzluk hastalığı hatır gönül işi yapmaktır. Kendini kurtaran sorumlu artık sorumluluk taşımadığını anlar ve seçim kazanmaktan başka şey düşünmez. Öğrenci yurdunun önünde milli birlik ve beraberlik nasıl akla gelir de sorunları öyle çözeceğiz derler yahu! Yani milli olmayan öneri gelse dinlemeyecekler mi?

Demokrasi aslında tüm memurların ve hatta milletvekillerinin parti farkı gözetmeden ve partiden emir almadan yansız hizmet vermesini emreder ama bizimkiler sağlık sorununu bile milli birlik içinde çözeceğiz demeye getirir.

Halkımız seçe seçe bu hale getirdi ki saçmaları yutmaya hazır değil ama itiraz etmeyecek ve kale almayacaklara ülke teslim oldu. Evladımız da çile çekti. Olacağı o idi ziyadesinden sakınalım. Ancak Türkiye’den para gelecek de çare aranacak diye dua etmek boşuna çünkü bu halde olup batak bir hazine sahibi olmamak olanaksız, batak bir hazine sahibi olup da bu halde olmamak da olanaksız.

Bakalım denizden gelen suyumuzu boruları onarıp da akıtmayı başaracaklar mı!