Nisyana isyan: Yumurtalı Kuzu ile yararlı temasta bulunanlar hatırlatması!

Must read

Bugün Türkiye’de öğrenci muhalefetinin son yumurtalı saldırısına uğrayan Burhan Kuzu aslında anayasa profesörü… Bizimle alakası ne? Annan Planı hazırlık döneminde Kıbrıs Türk Devleti Anayasası için görüş verenlerden biri… Görüşleri ne kadar yansıdı bilemeyiz, ama konunun detayını hatırlayalım: “1 Mart 2004 tarihinde “Kıbrıs Türk Kurucu Devletinin Anayasa Taslağı Hazırlama Komitesi” Türkiye’ye” gitmişti, Komitede Soyer, Arabacıoğlu ve İzcan vardı”

Konu Kıbrıs’ın kuzeyindeki mecliste tartışılırken tutanağa da geçen İzzet İzcan’ın şu cümleleri dikkat çekiciydi: “Anayasa Komisyonu Başkanı ki aynı zamanda Anayasa Profesörüdür, Burhan Kuzu Bey ile ve diğer ilgili yetkililerle yararlı temaslarda bulunduk”

Murat Kanatlı’nın Yeni Çağ Gazetesi’nde 27 Ekim 2006 tarihinde “Akıl tutulmaları” başlığı ile çıkan yazısından ilk kez dile getirmiş ve bu ziyareti eleştirmişti. Daha sonra konu yine gündeme getirilmişti. Kanatlı’nın Yeni Çağ Gazetesi’nde 27 Şubat 2009 tarihinde “Şemsiye açacaklarmış!” başlığı ile çıkan yazısından bu ziyaret ile lgili detayları okumak mümkün:

Bunu da, macera listesine eklenmesi gerek bir olay olması nedeniyle hatırlatalım; 1 Mart 2004 tarihinde “Kıbrıs Türk Kurucu Devletinin Anayasa Taslağı Hazırlama Komitesi” Türkiye’ye” gitmişti, Komitede Soyer, Arabacıoğlu ve İzcan vardı.

TC’den talimat alınması konusu açıldığında sloganlar atabilen İzcan’ın bu Türkiye macerasını adı geçen TV programında hatırlatınca İzcan savunma olarak yalnızca Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Anayasa Hukuku Profesörü Yavuz Sabuncu ile görüştüklerini, başka kimseyi ile görüşmedikleri açıklamıştı. Ancak meclis’in 6 Mart 2004 tarihli 18’inci Birleşim tutanağını ayni şeyi söylemiyor. Tutanakta İzcan’ın konuşmasında; “Orada Sayın Meclis Başkanı Bülent Arınç Bey ile Anayasa Komisyonu Başkanı ki aynı zamanda Anayasa Profesörüdür, Burhan Kuzu Bey ile ve diğer ilgili yetkililerle yararlı temaslarda bulunduk” dediği belirtilmekte…

Hemen bir not düşelim. Burhan Kuzu’dan yararlı bilgi almak aslında eşyanın tabiatına aykırıdır. Uzun uzun örnekler vermek mümkün ama Ağustos 2006’da DTP’nin seçime bağımsız adaylarla gireceğini açıklamasından sonra Kuzu’nun açıklaması; “seçimlerde bağımsız adaylar için baraj uygulanması formülünün Anayasa açısından sakıncalı olmadığını” söylemiş (…) ve “eğer gerçekleşirse bağımsıza baraj ilk defa olacak. Mantıksız bir şey değil” de demişti. İzcan’ın yararlı temas kurduğu Kuzu’nun diğer maceralarını internet arama yaparak rahatlıkla bulabilirisiniz…”

Evet, Yeniçağ Gazetesi, Burhan Kuzu’dan yararlı bilgi almanın eşyanın tabiatına aykırı olduğunu yazmıştı, Türkiye’deki öğrencilerin bizlerle ayni fikirde olmasına sevindik…

Murat Kanatlı’nın Yeni Çağ Gazetesi’nde 27 Şubat 2009 tarihinde çıkan yazısı

Şemsiye açacaklarmış!

Yağmur yağdığında korunmak için şemsiye açıldığını bilirdik, bir de deniz kenarını gittiğimizde güneşten korunmak için…

Eğer seçime girecekseniz ve yeteri kadar adayınız yoksa “şemsiye açıyoruz, gelin altına” denmesi ile şemsiyenin kullanım alanlarına bir yenisinin daha eklendiğini geçen gün bir TV programı sırasında öğrenmiş olduk…

Aylarca ekranlarda “seçim giriyoruz”, “seçime girmek için ittifak çalışması yürütüyoruz” diyen bir siyasi oluşum, Kıbrıs Barış Platformu içinde aniden boykotçu kesilip, uzun süre bu tavrını sürdürdükten sonra birden bire ‘şemsiye açıp’ seçime girmeye karar verebiliyor!

Aslında BKP liderliğinin ama özünde Genel Sekreterleri İzzet İzcan’ın kucaklayabileceği kesimlerin geçmişte “çok geniş” olması bu ittifak tartışmasını daha anlaşılır yapabilir… Bu nedenle geçmişten örnekler vererek, hatırlatmalar yaparak bu durumu daha anlaşılır kılmaya çalışalım…

Örneğin, 24 Mayıs 2004 tarihinde kurulan TKP-Birleşik Özgür İttifak (TKP-BÖİ) içinde kimler yoktu ki, Ahmet Kaşif, Ünal Üstel, Hüseyin Angolemli, İzzet İzcan…

Hatırlanacağı gibi TKP-BÖİ içindeki Özgür Düşünce Partisinin başında UBP ve DP arasında gidip gelirken en son hangi partide kaldığını birçok kişinin anımsamakta zorluk çektiği Salih Coşar vardı…

Aslında ÖRP’ye giden süreçte ÖDP bir ilk denemeydi, yarım kalan ÖP-1 projesi de denebilir. Hatırlanacağı gibi yine mecliste denge vardı ve DP’ten biri eski Yeni Doğuşçu Ahmet Kaşif ve diğeri Ünal Üstel olmak üzere iki milletvekili istifa etmiş, başına Çoşar geçmiş, batan Peyak Bankası konusunda tam mahkeme süreci yaşanırken TKP Genel Sekreterliği’nden istifa ederek, direk DP Genel Sekreterliğine geçen Kemal Havalı’nın da içinde olduğu ÖDP kurulmuştu…

Şimdiki ÖP-2 aslında, başında Kıbrıslı Türk siyasetçi olan, eski Yeni Doğuşçu Mustafa Gökmen’in liderlikte olduğu, gene sağ partilerden kopup, “yeni/kirlenmemiş”(!), “sağda birlik” falan lafları eden siyasi oluşumdur… Ama ÖDP açısından konjektür tutmadı, ilerleyemediler… ÖRP’ye ise “şans”(!) (sizi bunu AKP diye da okuyabilirsiniz) yürü ya kulum dedi…

Çoşar, Kaşif ve Üstel’in yine bir sabah ansızın UBP geçişleri ile oluşan son durumu 5 Ekim 2004 tarihinde yaptığı açıklama ile “milletvekillerimiz seçim endişesiyle parti değiştirmiş” diye özetlemişti.

Geriye kalanlar da seçilme garantisi için TKP- BKP Sol Güçler gibi bir şey kurmuşlar, şemsiyemsi bir şeyler açmışlardı gene… 19 Şubat 2005’de çok heyecanlıydılar, “21 Şubat sabahı, çözüm ve barış güçlerinin iktidarında TKP- BKP ittifakı yerini alacaktır” gibi laflar ettiler, ama oy oranları %2.41’de çakılıp kalmıştı…

İzcan’ın 20 Şubat’a kadar süren meclis macerasında başka neler yoktu ki, hatırlatmak gerekirse;

17 Ocak 2004 tarihinde basına yansıyan şekliyle, Meclis başkan yardımcılığı seçimlerinde UBP’li Mehmet Bayram’a “BDH’lı İzzet İzcan’ın “evet” oyu kullanması milletvekilleri arasında espri konusu” olmuştu…

17 Temmuz 2004 tarihinde basına yansıyan şekliyle, güvensizlik oylaması tartışmaları sırasında “oturduğu yerden İzcan’a müdahale eden Akıncı, “Meclis tutanaklarına geçsin diye söylüyorum. Siz bize hükümeti düşürmek için UBP’nin önergesine destek vermenin doğru olduğunu söylediniz” demişti…

19 Temmuz 2004 tarihinde “CTP, BDH ve TKP milletvekilleri “erken seçim önerisine” destek verirken, UBP, DP, Yeni Parti, BKP ve bağımsız milletvekilleri de” reddetmişti…

25 Temmuz 2004 tarihinde Serdar Denktaş’ın teşekkürü yansıdı basına; “bu üç dört gün içinde DP milletvekilleri olarak teşekkür etmemiz gereken özellikle bir arkadaşımız vardır. Son derece dürüst ve ortalığı karıştırmadan bizi dinleyen ve yardımcı olmaya çalışan… O da İzzet İzcan. Kendisine teşekkür ediyoruz” demişti…

2 Aralık 2004 tarihinde İzzet İzcan’’ın da içinde yer aldığı komite tarafından bir karar hazırlandı, karar oybirliği ile meclisten geçti. Kararda; “1960 Ortaklık antlaşmalarına aykırı olan, Kıbrıs Rumlarının yönetimindeki Kıbrıs Cumhuriyeti’nin değil, Kıbrıs Türk halkının da siyasi eşit olarak içinde yer alacağı yeni ortak yapının Türkiye tarafından tanınması olduğunun altını çizmeyi tarihsel bir görev sayar” denmişti. Karar oybirliği ile meclisten geçti.

Karardaki “Kıbrıs Türklerini hiçbir şekilde temsil etmeyen, Kıbrıs Rumlarının yönetimindeki Kıbrıs Cumhuriyeti” cümlesinin ayrıca altı çizilmeli… Bunun yanında kararda kullanılan dil de önemliydi. “Kıbrıs Türk halkı”, “Kıbrıs Rum halkı”, “Kıbrıs Rumları”, “Kıbrıs Türkleri” ifadeleri bugün de sürdürülen ‘iki halk var, halkların self determinasyon hakkı olmalı’ tartışmasındaki argümanların aynisidir. “Kıbrıs Türkleri”, “Kıbrıs Rumları” da Kıbrıslı diye bir şey yok diyen zihniyetin terminolojisidir. Ama kararda bir cümle var ki, bu metnin gerçek yazarını ele verir; “özgürlük ve barış mücadelesi veren halkımız”… Unutanlara yeniden hatırlatalım 20 Temmuz’un resmi ve militarist adı “Özgürlük ve Barış Bayramıdır”… Yani bu, masum bir “tanımama” çağrısı yapılan değil, altında “solcuların” da imzası olan TC asker ve sivil bürokratların isteği ve katkısı ile hazırlanmış bir karardır, dili de buna uygun olarak yazılmıştır veya yazdırılmıştır…

5 Şubat 2006’da BKP’deki iç tartışma sırasında yapılan bir açıklamada İzcan ile ilgili “meclisin Türkiye’ye Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımamasını talep eden kararı hazırlayanlar arasında yer alarak, parti sekretaryasının bunu reddetme kararına rağmen sergilediği tutumla “Birleşik Kıbrıs” mücadelesinden saptığı” belirtilmişti. Yani bu durumdan BKP’liler bile rahatsız olmuştu ama buna rağmen BKPbu kararın altına imzasını koyabilmişti…

Macera bularla kısıtlı değildi…

CTP-DP hükümeti azınlıktı ve bütçe geçirilemiyordu, yeni hükümet arayışları sürmekteydi. Tartışmalara İzcan’ın yaklaşımı, fazlası ile öğreticiydi(!);

16 Temmuz 2004 tarihinde Talat ile ilgili “çözüm yanlısı bir başbakanı görevden alıp, yerine kimi getireceğimizi bilmeden hareket etmem” demişti. Ertesi gün, “ortaya yeni bir hükümet seçeneği konmadan çözüm yanlısı olduğunu düşündüğü bir başbakanın düşürülmesiyle ülkedeki barış ve demokrasi mücadelesine katkı yapılamayacağını belirterek, parlamentodan uyumlu çalışacak bir hükümet çıkması için her türlü katkıyı koyacaklarını” söylemişti. Katkı koymanın buradaki Türkçesi bakanlık koltuğu anlamını taşımasına rağmen İzcan bunu direk söylemek yerine, kelimelerin arasında sıkıştırıp ve “anlayan anlasın” yolunu tercih etmişti…

21 Eylül 2004 tarihinde bir kez daha erken seçim tartışmaları gündeme geldiğinde; “Doğru olanın barış yanlılarının birlikte olacakları ve bir yol çizecekleri yapı olduğunu kaydeden İzcan, “Ancak maalesef bu yapılamadı” diyerek koltuğu alamamanın sitemini ediyordu. Bu defa işareti daha netti; “barış yanlılarının birlikte olması”…

Hatta ayni açıklamada o dönemdeki hükümet ile ayni dili konuşma adına “İzcan, referandumdaki “evet” denmesine rağmen Kıbrıs sorununun ve izolasyonların sürdüğüne dikkat çekti” açıklaması var ki tam evlere şenlik… Günümüzde ‘Birleşik Kıbrıs’ isimli gazetelerindeki bir köşe yazısında; “izolasyonlar ve ambargolar söylemi ile halkı yanıltıyorlar” gibi laf etmeleri ile artık bu görüşte olmadıkları anlaşılıyor ama şemsiyenin altında yarın ne diyeceklerini şimdiden bilemiyoruz, yine değişebilir…

29 Eylül 2004 tarihinde ise bir atak daha yaparak; “İzcan, çözüm yanlılarının içinde olacağı bir hükümete her türlü desteği vermeye hazır olduklarını vurguladı. İzcan çözüm yanlısı partilere, ufak tefek ayrılıkları bir yana bırakarak birlik olmaları ve bir hükümet oluşturarak bütçeyi geçirmeleri ve cumhurbaşkanı seçimlerinde tek aday göstermeleri çağrısında” bulunmuştu. Tabii bunu okurken kimin kiminle hareket ettiğini unutmamak gerek; 19 Temmuz 2004 tarihindeki erken seçim önerisi sağ partilerden istifa eden bağımsız milletvekilleri ile sağcı partiler UBP, DP ve Yeni Parti ile BKP’nin oyları ile reddedilmişti. Ayrıca yukarıdaki cümlenin “çözüm yanlısı partiler, ufak tefek ayrılıkları bir yana bırakarak birlik olmalı” kısmın da altı çizilmelidir. Çünkü İzcan’ın bugün de çok kullandığı “ufak tefek ayrılıklar” tanımlaması, aslında bugünkü şemsiye teorisinde de geçerli ve tecrübeler göstermiştir ki bu “ufak tefek” konusuna her şeyi kapsayabilir ki bunun anlamı da çok çok geniş bir şemsiyedir…

Bunun yanında, geçen gün İzcan ile birlikte katıldığımız TV programında, Kıbrıs Türk parça devleti anayasası hazırlanması konusunda ayrıca bir polemik de yaşamıştık. Bunu da, macera listesine eklenmesi gerek bir olay olması nedeniyle hatırlatalım; 1 Mart 2004 tarihinde “Kıbrıs Türk Kurucu Devletinin Anayasa Taslağı Hazırlama Komitesi” Türkiye’ye” gitmişti, Komitede Soyer, Arabacıoğlu ve İzcan vardı.

TC’den talimat alınması konusu açıldığında sloganlar atabilen İzcan’ın bu Türkiye macerasını adı geçen TV programında hatırlatınca İzcan savunma olarak yalnızca Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Anayasa Hukuku Profesörü Yavuz Sabuncu ile görüştüklerini, başka kimseyi ile görüşmedikleri açıklamıştı. Ancak meclis’in 6 Mart 2004 tarihli 18’inci Birleşim tutanağını ayni şeyi söylemiyor. Tutanakta İzcan’ın konuşmasında; “Orada Sayın Meclis Başkanı Bülent Arınç Bey ile Anayasa Komisyonu Başkanı ki aynı zamanda Anayasa Profesörüdür, Burhan Kuzu Bey ile ve diğer ilgili yetkililerle yararlı temaslarda bulunduk” dediği belirtilmekte…

Hemen bir not düşelim. Burhan Kuzu’dan yararlı bilgi almak aslında eşyanın tabiatına aykırıdır. Uzun uzun örnekler vermek mümkün ama Ağustos 2006’da DTP’nin seçime bağımsız adaylarla gireceğini açıklamasından sonra Kuzu’nun açıklaması; “seçimlerde bağımsız adaylar için baraj uygulanması formülünün Anayasa açısından sakıncalı olmadığını” söylemiş (…) ve “eğer gerçekleşirse bağımsıza baraj ilk defa olacak. Mantıksız bir şey değil” de demişti. İzcan’ın yararlı temas kurduğu Kuzu’nun diğer maceralarını internet arama yaparak rahatlıkla bulabilirisiniz…

İzcan’ın açıklamasına geri dönersek; zaten bugüne kadar Türkiye gidip talimat alan biri, talimat alıp döndüğünü açıklamamıştır, genellikle söylenen “yetkililerle yararlı temaslar” yapıldığıdır ama herkes gerçekte ne olduğunu bilir. Bu nedenle “yararlı temasın” ne olduğunu bu yazının okuyucusunun hayal gücüne bırakabiliriz… Ama benim dikkatimi çeken bu tutanakta çok daha önemli kısım var ki bu tartışmanın açılma nedenlerinden bir başkasıdır;

Ayni tutanakta Ferdi Sabit Soyer Komite’nin çalışmalarını anlatıyor ve “Bu Anayasayı hazırlarken, taslağı hazırlarken bir kısım ilkeler üzerinde durduk. Bu ilkelerimiz şudur; Kıbrıs Türk Halkının bu topraklarda siyasal varoluşunda kat ettiği bütün aşamaları başlangıç, yani dibacede bu Anayasaya zikredilecektir. Kıbrıs Türk Geçici Yönetimi, 1960 Cumhuriyeti, bundan Geçici Türk Yönetimi, Otonom Türk Yönetimi, Kıbrıs Türk Federe Devleti ve KKTC aşaması ve bu aşama ile birlikte 15 Kasım 1983’de Cumhuriyet ilan edilirken Kuruluş Bildirgesine bağlı olarak bu Cumhuriyeti oluşturan insanların şimdi Avrupa Birliğinde eşit taraf olarak bütün bu tarihsel birikimlerin taşıyıcısı olarak yer alacağını zikreden bir dibacesi olacaktır” diyor…

“Kıbrıs Türk Halkının bu topraklarda siyasal varoluşunda kat ettiği bütün aşamaları” denmesi ve sonrasında “KKTC aşaması”ndan bahsedilmesi dikkat çekici bir unsur…

Dedik ya İzzet İzcan’ın şemsiyesi çok geniş kesimleri kapsıyor hatta “KKTC’yi siyasal varoluş aşaması” sayanları da… Aslında yukarıdaki anlatımdan bu çalışmalara katkı koyan İzcan da olduğu gerçeğinden, İzcan’ın da “KKTC’yi siyasal varoluş aşaması” saydığı rahatlıkla anlaşılabilir. Zaten 2006’daki iç darbe/tartışma sürecinde İzcan’ın “KKTC’yi savunmak suç mudur?” demiş olması da bu görüşümüzü doğrulayan bir olgudur.

Tüm bu eleştirilere İzzet İzcan’ın aslında cevabını biliyoruz, “geçmişe takılıp kalınmasın”…

Siyasal yaşamda 5 yıl ne zamandan beri geçmiş oldu, bilinmez. Ama eğer kendinizi Demirel stili politikacı sayıyorsanız ve ‘dün dündür, bugün de bugün’ diye bir düşünceyi destekliyorsanız buna diyebilecek elbette bir şeyimiz yok…

Ama en son yapılan Hrant Dink anmasında ne denmişti, demiştik; “unutmak kaybetmektir”…

Aslında, yeniden kaybetmemek için, ayni şeyleri yeniden bir kez daha yaşamamak için unutmamamız, unutturmamamız gerekiyor…

Bugünkü kısır döngünden çıkabilmek için, apolitikleşmeye karşı, solun yeniden inandırıcılığını kazanarak gündem yaratabilmesi, yeni sol bir alternatif için unutmadan, hatırlatarak ileriye doğru yürüyüş önümüzdeki tek seçenektir…

Biz bu yoldaki yürüyüşümüzü sürdürüyoruz…

—–

Murat Kanatlı’nın Yeni Çağ Gazetesi’nde 27 Ekim 2006 tarihinde çıkan yazısı

Akıl tutulmaları

Bu hafta, belki tekrar olacak ama geçtiğimiz haftalarda yaptığım hatırlatmalara devam etmek istiyorum.

Hatırlatmalar aslında önemlidir çünkü kafa karışıklığına karşı, zihin açıcı faydaları var. Bugünkü durumu, çöken, kirlenen her şeyi anlamaya çalışıyor insanlar ama geride kalanlara bakmadan anlamaya çalışmak neye yarar var.

Mesela son dönemde bir yerel gazete Sayın Mustafa Akıncı’nın yaptığı açıklamaları ısrarla manşete çekmeyi sürdürüyor. Sanki de Sayın Akıncı’nın Türkiye karşıtı önemli bir hareketin içindeymiş izlenimi verilmeye çalışılmakta…

Çok değil 5 yıl öncesine gidelim ve hatırlayalım…

KTÖS, 30 Ocak 2001 tarihinde gazetelere “Ankara, paranı da paketini de memurlarını da istemiyoruz. Bizde kendi kendimizi yönetecek bilgi, beceri, potansiyel ve yeterlilik vardır. Esir olmak istemiyoruz” şeklinde bir ilan vermişti. Bu ilan sonrası dönemin Başbakan Yardımcısı da olana ve yine o dönemde TKP Başkanlığı da yapan Mustafa Akıncı TAK’a yaptığı açıklamasında “Türkiye ile KKTC arasında çok uzun yıllar öncesinden Kıbrıs Türkü’nün Anadolu’dan gelmesiyle başlayan, kökleri çok derine inen manevi ve kültürel bağlar bulunduğuna işaret” ederek “Türkiye’nin önemini ve dostluğunun önemini kavramadan bu ülkeye hizmet edemezsiniz. Öğretmeninize de hizmet edemezsiniz” diyerek KTÖS’ü eleştirmişti. (http://www.emu.edu.tr/~tak/news/20010131.htm )

Peki böylesi açıklamalar yapan Akıncı bugün kelimesi kelimesine ayni açıklamalar yapan Talat ve Ferdi’yi hangi yüzle eleştirebilir?

Sayın Akıncı’nın sendikalarla girdiği kavga Radikal Gazetesine kadar yansımış ve “Hükümet ortağı, Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP) lideri Mustafa Akıncı da sendika yöneticilerine sert eleştiriler yöneltti” diye bu gazete haber yapmıştı. Yani yalnızca acentalık değil, acentanın savunulması görevini de üstlenmişti Akıncı…(http://www.radikal.com.tr/2001/02/02/dis/01ada.shtml)

Koltuk tatlı geldiğinde şekilden şekle girenlerin defalarca denenmesi ile hiçbir sorunun çözülmeyeceği anlaşıldığı gün aslında değişim başlayacak…

Son operasyonla ilgili bir anda sert açıklamalar yapan BKP Genel Sekreteri İzzet İzcan’ın Meclis tutanaklarından takip edebilenler şöyle bir karara rastlarlar;

“Cumhuriyet Meclisi Başkanlık Divanı, Kurucu Devlet Anayasasını Görüşmek Üzere Oluşturulan Geçici Özel Komitenin oybirliğiyle aldığı Karar ışığında, söz konusu Komite üyelerinden Sayın Ferdi Sabit Soyer Başkanlığında Komite üyelerinden Sayın Mustafa Arabacıoğlu ve Sayın İzzet İzcan’dan oluşan bir heyetin, Anayasa Taslağının hazırlanması aşamasında, bilgi ve görüş almak ve istişarede bulunmak amacıyla, 2 Mart 2004 tarihinde TBMM’ne gitmesine, heyete görevli olarak Protokol Şube Amiri Sayın Aygün Sakallı’nın eşlik etmesine ve bu amaçla yapılacak harcamaların Program 02, Cumhuriyet Meclisi Bütçesi Madde/Proje 12 “Yurt Dışı Görev Yollukları” kaleminden karşılanmasına Karar verir.”

Hatırlatalım. Annan Planı görüşmeleri yapılmaktaydı ve parça devletin anayasası hazırlanacaktı. Eğer olumlu düşünmek isterseniz yukarıdaki konuya şöyle yaklaşabilirsiniz ‘Kıbrıs’ta aranan Anayasa uzmanı ya da profesörü bulunamadığından, bu işi Türkiye’de halletmeye karar verdi bizim meclis’ ya da daha realistik bir yaklaşımla içinde İzzet İzcan’ın da olduğu delegasyon parça devletin anayasası için Ankara’dan icazet almaya gitmişti. Dönüşte Mecliste İzcan’ın yaptığı açıklamayı yine tutanaktan okuyalım;

“Geçen gün Anayasa Komisyonu olarak Türkiye Cumhuriyetine bir ziyarette bulunduk. Orada Sayın Meclis Başkanı Bülent Arınç Bey ile Anayasa Komisyonu Başkanı ki aynı zamanda Anayasa Profesörüdür, Burhan Kuzu Bey ile ve diğer ilgili yetkililerle yararlı temaslarda bulunduk.” (http://www.cm.gov.nc.tr/ftp/tutanak/D5Y1/b18.doc )

Bugün de ‘yararlı’ temaslar yapan CTP’lileri Sayın İzcan niçin eleştiriyor bir türlü anlamadım…

Meclis içine girip de acentalık görevine talip olmayan, hizmetine girmeyenlerin adeta kalmadığı bu koşullarda hala solda birlik gibi süslü laflarla, ‘eski defterleri karıştırmayın’ gibi söylemlerle yine koltuk avına çıkanlara karşı siyasal temizlik söylemi öne çıkarılmalı. Herkes geçmişi ile hesaplaşmalı ve özeleştiri vermeli. Bu olmadıktan ve siyasal konularda net anlaşmalar yapılmadan her türlü birlik yalnızca koltuk avı için olacaktır, YKP’nin ise böylesi süreçlerde işi olmadı, olmayacak…

Bunca hengame, bunca toz duman arasında Yeni Kıbrıs Partisi kendini yenileyerek, dinamik unsurlarını, tecrübeli kadroları ile birleştirerek mücadelesine hız vermeye çalışıyor…

Dile kolay 17 yıldır, nice badirelerden geçmiş kadrolar hala daha kitleleri rejime karşı mücadeleye çağırıyor. Ekim 1989’daki kuruluşun hemen ardından TC Elçisinin gazete sayfalarına yansıyan “hainlerin partisi kuruldu” şeklinde yaklaşımı ilerleyen günlerde yankısı bulacak, parti başkanın aracı iki kez bombalanacak, bir kez parti kurşunlanacaktı. Son olarak da geçtiğimiz yıllarda parti kundaklanmaya çalışılmıştı…

YKP kadroları açısından bunlar hep birer sinek vızırdısı gibi gelip geçti. Parti, her şeye rağmen 17 yıldır Kıbrıs’ın ve Kıbrıslıların birleştirilmesi için neyi varsa ortaya koyarak mücadelesini sürdürdü ve bu mücadelenin yarın da sürmesi için neyi varsa ortaya koyuyor…

YKP ve onun düşüncelerin anlatan en güzel cümle ‘vardık, varız, var olacağız’dır…

Evet, YKP’nin 17. yılı… Bu memleket bizim, talimatla yönetilmeye hayır diyerek yola çıkan bir hareketin onca seneden sonra hala daha ‘biz kazanacağız’ diye sloganlar atabildiği bir siyasal hareketin 17. yılı… Bunca kirletilmiş, çürütülmüş ve vitrinin süsü olmak için yarışıldığı koşullarda, acentanın bizzat kendisini hedef alan bir hareket var, rejime karşı mücadelenin bugün tek adresi…

Evet, YKP gelecektir…

- Advertisement -

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -

Latest article