Milliyetçilik gerekli miydi? -10- Ulus Irkad

Must read

Milliyetçiliğin Kıbrıs’ta yayılması ve yer etmesini Niyazi Kızılyürek’in araştırmalarından izlemeye devam edelim:

“Larnaka ve Limasol’da oluşan orta sınıf daha farklıydı. Bunlar arasında evinde küçük kütüphane bulunduranlar bile vardı. Larnaka’nın kozmopolit ortamı içinde Osmanlı düzenine karşı ilk radikal fikirler ortaya çıkmaya başlamıştı. Önceleri, ruhban sınıfı üyelerinin laik milliyetçi akımlardan rahatsız olduğu ve asıl kaygılarının Osmanlı yönetimi ile iyi geçinmek ve toplumsal statülerini korumak olduğu görülür. Nitekim Kıbrıs Kilisesi, Fener Patriği’nin izinden giderek, Yunanistan’ın bağımsızlığından sonra oluşan Yunan Kilisesi’ni (1822), 1850 yılına kadar tanımamış ve Yunan Kilisesi ile ilişki kurmaktan kaçınmıştı. Kilse için, en azından bu dönemde, Osmanlı İmparatorluğu’nun “Millet Sistemi”nden kaynaklanan “Millet Başı” geleneğini sürdürmek daha ağır basıyordu. Ancak, hem milliyetçi fikirlerden etkilenen orta sınıfın oluşmaya başlaması, hem de Megali İdea’nın 1844 yılından itibaren Yunanistan’da devlet doktrini olarak benimsenmiş olması, Kıbrıslı Rumları giderek Enosis-milliyetçiliği doğrultusunda etkileyecekti. (Kızılyürek, 2002)

Kıbrıs’ta İngiliz yönetiminin başlamasıyla(1878), Müslümanların yönetimdeki hükümranlığı son buldu. İngiliz yönetiminin ilk iki yılında, Kıbrıslı Rumların yönetimdeki payı 125 kişiyle yüzde 34’e yükseldi. Yüzyılın sonunda ise, bu rakam 237 kişiye, yani yüzde 50’ye ulaştı. Kıbrıslı Türklerin yönetimdeki payı ise, 198 kişiyle yüzde 42’ye düştü. Yönetim yapısındaki bu değişikliğin yanı sıra, süratle büyüyen ticaret hacminden de en büyük payı alan Kıbrıs Rum burjuva kesimleri olmuştu. Kapitalistleşme sürecinde Kıbrıslı Rumların öne çıkması, Ada’da ortak bir modernleşme sürecinin yaşanmadığını, tam tersine, eşitsiz gelişimin daha modernleşmenin ilk aşamasında ortaya çıktığını yansıtmaktadır. Bu durum Kıbrıs’ta, ileride yaşanacak etnik çatışmanın temel boyutlarından birini oluşturacaktı. Kıbrıslı Rumların, dinamik modernleşme süreciyle birlikte yükselişe geçen “Enosis Milliyetçiliği” karşısında Kıbrıslı Türkler, başka nedenlerin yanı sıra, “zayıf modernleşme” sonucu savunmacı bir “karşı milliyetçilik” geliştireceklerdi.”(Kızılyürek,2002)

İngiliz sömürgeciliğinin başlamasıyla diğer bir yenilik eğitim alanında görülür. Eğitim yapısı, hem nicelik, hem de nitelik bakımından köklü bir değişikliğe uğramıştı. Okul sayısında tam bir patlama olmuştu. 1881 yılında, sayısı 99 olan Kıbrıs Rum okulları, 1901’de 273’e çıkmıştı. Kıbrıs Türk okulları ise, aynı dönemde 71’den 144’e ulaşmıştı. Görüleceği gibi, Kıbrıs Rum okulları, Kıbrıs Türk okullarından iki kat fazlaydı. İngiliz yönetiminin yol yapımı gibi altyapı yatırımları, köyler arası ve köyler ile kasabalar arası ulaşımı kolaylaştırdığından, öğrenci sayısında büyük bir hızla artmıştı. 1881’de toplam 6776 öğrenciden 4907’si, yani yüzde 72’si Kıbrıslı Rum idi. İngiliz yönetiminin yol yapımı gibi altyapı yatırımları, köyler arası ve köyler ile kasabalar arası ulaşımı kolaylaştırdığından, öğrenci sayısı da büyük bir hızla artmıştı. 1881!de toplam 6776 öğrenciden 4907’si, yani yüzde 72’si Kıbrıslı Rum idi. 1901’de Kıbrıslı Rum öğrenci sayısı 15.712’ye çıkmış, yüzde 209’luk bir artış sağlanmıştı. Kıbrıslı Türklerde ise, öğrenci sayısı, yüzde 177’lik bir artışla 5176’ya ulaşmıştı. İngiliz yönetimi okullara mali yardımda bulunmasına karşın-1886’da okul başına 15,4 sterlin tutarında yardım yapılmıştı-okullara idari açıdan özerklik tanımıştı. Örneğin Lefkoşa’da, 1893 yılında kurulan ve Helen ulusçuluğunun kalesi sayılan “Pankiprian Gymnasium”, hükümetten para yardımı almasına karşın, özerk bir okuldu. Limasol ve Larnaka ‘da açılan ortaokullar ise, tamamen bağımsız okullardı. Yunanistan Krallığı’nın uyguladığı ve asıl amacının Yunan Krallığı’nın sınırları dışında yaşayan Ortodoks Rumları politize ederek Megali İdea’yı gerçekleştirmek olan eğitim seferberliği göz önünde bulundurulursa, Kıbrıs’taki Rum okullarının uyguladığı eğitimin içerik ve niteliğini kestirmek zor olmasa gerektir. Yunanistan’dan getirilen kitapların içeriği, Helen miliyetçiliğini teşvik eden, Helen dili ve tarihi gibi konularla doluydu. Müfredatta yer alan derslerin başında, “I Iroes Tis Neas Ellados” (Yeni Yunanistan’ın Kahramanları) ve “Peri Ethnikis Agogis” (Milli Eğitim Üstüne) gibi dersler geliyordu. Eğitim seferberliği ile Yunanistan’la bütünleşme fikri, adeta el ele gelişiyordu. Zaten ağır vergilerden ötürü sevimsiz olan sömürge yönetimi, yavaş yavaş okuma –yazma öğrenen ve Megali İdea tutkusuyla yetişen yeni ve dinamik bir kuşakla karşı karşıya gelecekti(Kızılyürek,2002).

Eğitilmiş insan sayısının artışına paralel olarak, yazılı basın da süratle gelişiyordu. 1878’de Cyprus adlı gazete Larnaka’da çıkmaya başladı. 1879’da Neon Kition, 1880’de Alithia, 1881’de Stasinos, 1884’de Salpiiks, 1885’de Enosis, 1887’de Foni tis Kipru yayın hayatına girdi. Ulaşım ve posta hizmetlerinin gelişmesiyle gazetelerin dağıtımı da kolaylaşmıştı. 1900 yılında, toplam 7 Rumca gazete çıkıyor ve 4600 gazete satılıyordu. Gazetelerin içeriğini belirleyen temel konular, Helen milliyetçiliği ve “anavatan” özlemi” idi. Gazeteler arasında en liberal sayılabilecek olanı bile, “Enosis” adını taşıyordu. Yayın hayatına 17-29 Ağustos 1878’de başlayan Cyprus gazetesinde, Th. Konstantinidis şöyle diyordu: ”Gazetecilik kalemime Helen kalbim sonsuza kadar kılavuzluk edecek. Bunu ne saklayabilirim, ne de saklamak isterim.”(Kızılyürek,2002)

Bütün bu toplumsal yeniliklere paralel olarak, piyasa ekonomisinin gelişmesiyle oluşan kamusal alan, Helen milliyetçiliği tarafından belirleniyor hem de milliyetçiliğin yayılmasını kolaylaştırıyordu. Yunan Bağımsızlık Savaşı’yla ilgili sahne oyunları kasaba ve köy kahvelerinde sahneleniyor ve Kıbrıslı Rumlar büyük bir heyecan ve coşku içinde izliyorlardı. Geleneksel toplumun çözülmesi ve modern toplumun doğuş süreçlerine, dolayısıyla siyasal ve kültürel hareketliliğe, Helen milliyetçiliği refakat ediyordu. Oluşmakta olan burjuva orta sınıfı, hem sayı hem de güç bakımından yükselişe geçmişti. Bu sınıfın gençleri, yükseköğrenime de önem verecek ve çoğu, Megali İdea’nın ideolojik aygıtı durumunda olan Atina Üniversitesi’nde öğrenim görecekti. Seçtikleri meslek dallarının başında avukatlık ve hekimlik geliyordu. Ellerinde diplomaları, yüreklerinde Megali İdea tutkusu adaya dönen bu gençler, Kıbrıs Rum köylüsünü hem ideolojik hem de ekonomik bir abluka altına alacaktı. Tefeci ve faizci sınıfın avukat ve hekim çocukları, Kıbrıs Rum köylüsünü, patronaj ilişkilerinin de yardımıyla, süratle Enosis hareketine kazandıracaktı(Kızılyürek,2002).

İngiliz yönetiminin başlamasıyla ortaya çıkan yenilikleri Yunanistan’ın Kıbrıs Konsolosu, 1879 yılında, şu sözlerle değerlendiriyordu: “Kıbrıslıların morali inanılmaz derecede yükseldi. Daha dört yıl önce, özellikle kırsal alanda kendilerine Helen demekten çekinenler, (Asyalı Despot’tan çekindikleri için) bugün kendilerini açık bir biçimde Helen, Yunanistan’ı da sevgili Anavatan olarak adlandırıyorlar.”(Kızılyürek, 2002)

Kıbrıs’ta Helenizm’in yükselişini teşvik eden diğer bir faktör de, Osmanlı İmparatorluğu ile Yunanistan arasında devam eden savaşlardı. Özellikle Girit Ayaklanması (1896), Kıbrıslı Rumlar arasında geniş yankı uyandırmıştı. Ayaklanmanın başlamasıyla Kıbrıs’ta Başpiskopos’un başkanlığında “Girit Dayanışma Komitesi” kurulmuş ve Girit için yardım kampanyası başlatılmıştı. Yunan vatandaşı olan ve Kıbrıs’ta öğretmen olarak çalışan Nikolaos Katalanos’un öncülüğünde pek çok Kıbrıslı Rum genci savaşmak üzere Girit’e gitmişti. 1897’de Yunanistan’ın hezimetiyle sonuçlanan Osmanlı-Yunan savaşı, Kıbrıslı Rumlar arasında coşkulu bir heyecan yaratmıştı(Kızılyürek, 2002).

Yaygınlaşan Enosis istemi, bu hareketin öncülüğünü yapan Kıbrıs Kilisesi içinde de gelişmelere yol açmış, geleneksel çizgide yer alan Enosisçi Piskoposlar ile daha militan bir Enosisçi çizgi benimseyen Piskoposlar arasında gerilim ve tartışma baş göstermişti. Kıbrıs tarihinde “Kilise Krizi” olarak anılan bu çalışma 1901 yılında, Girne ile Larnaka Piskoposlukları arasında yaşanmıştı. On yıl süren bu çatışmada, Girne Piskoposluğu’nu büyük tüccarlar, faizciler, büyük işyeri sahipleri, papazlar ve rahiplerin çoğunluğu desteklemişti. Bunlar bir anlamda geleneksel kesimi oluşturuyordu. Buna karşılık, Kitium (Larnaka) Piskoposluğu, genç-burjuvazi, milliyetçi aydınlar ve fakir halk kesimlerinin desteğini arkasına almış, daha militan bir Enosis politikası benimsemişti. Seçimi Larnaka Piskoposluğu kazandı(1901). Tam on yıl sonra da, 1901 Piskoposluk seçimini kazananlar, Başpiskoposluk seçimini de kazanmayı başarınca, Kıbrıs Kilisesi daha militan Enosis kampanyalarıyla Kıbrıs’ta Helenizmin yükselişini ileriye taşıyacaktı.

1931 yılına kadar geçen süre içinde, Kıbrıs’ta Megali İdea ve ondan doğan Enosis şiarı en ücra köşelere kadar yayılarak, Kıbrıs Rum toplumunu etkisi altına aldı. İngiliz yönetimine karşı gerçekleştirilen 1931 Ekim Ayaklanması, kitleselleşen Enosis hareketinin açık bir göstergesiydi. Nitekim Ekim Ayaklanması’ndan sonra sömürge yönetimi, Sömürgeler Bakanlığı’na gönderdiği bir değerlendirme raporunda şu görüşlere yer vermişti: “Kıbrıs’ın Yunanistan’a verilmesini isteyen hareket, uzun zamandan beri mevcuttur ve hükümette görevli olanlar ile Müslüman Türkler hariç, nüfusun bütünü tarafından desteklenmektedir. Hareketin öncülerinin büyük çoğunluğunu, ruhban sınıfı dışında avukatlar oluşturmaktadır. Hareketin tek amacı Yunanistan ile bütünleşmektir. Ekonomik ve siyasi koşullardan kaynaklanan şikâyetler, tamtamıyla bu amaca hizmet etmektedir.”(Kızılyürek,2002).

Gerçekten 20. yüzyılın başında Kıbrıs’ta doludizgin bir yükseliş sergileyen Enosis tutkusu, dönemin Komünist Partisi dışında, bütün toplumsal ve siyasi güçler tarafından benimsenen siyasi bir proje olmanın yanı sıra, Kıbrıs’ta modern Helen kimliği ve ulusal bilinci belirleyen temel referans haline gelmişti. Ne var ki, Yunanistan’da aynı döneme rastlayan “Küçük Asya Felaketi”nden sonra, Helenleri tek devlet çatısı altında toplama projesi, tam anlamıyla yok olmamışsa bile, büyük bir darbe yemiş ve iyice gerilemişti. Kıbrıslı Rumlar açısından “tarihin bir ironisi” sayılabilecek bu eş zamansızlık, Kıbrıs’ta Helen milliyetçiliğini zor durumda bırakacak ve başka faktörlerle birlikte, Enosis projesinin yenilgisine zemin hazırlayacaktı. Enosis ayrıca, Kıbrıslı Rumları derin ikilemler içine sürükleyecekti: Helen milliyetçiliği, Kıbrıslı Rumlara ne Enosis bahşedecek ne de bağımsız bir Kıbrıs devleti fikriyle barışık yaşamalarına olanak tanıyacaktı(Kızılyürek,2002).

Yunan devletinin doğuşundan sonra şekillenen ve Yunanistan dışında yaşayan Helen asıllı Ortodoks Hıristiyanları aynı devlet çatısı altında toplayarak, Bizans İmparatorluğu’nu yeniden kurmayı ve İstanbul’u başkent yapmayı tasarlayan Megali İdea projesi, özellikle Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırları içinde yaşayan Helen asıllı tebaayı- bu doğrultuda kültürel olarak etkileyerek seferber etmeyi, büyük ölçüde başarmıştı. Bir yanda yükselen milliyetçilik akımları, diğer yanda Osmanlıcılık ve İslamcılık gibi akımlar arasında git-gel yaşayan ve eşitlik temelinde tutarlı bir Osmanlı yurtseverliği geliştiremeyen Osmanlı aydınları ve hükümet uygulamaları, milliyetçilik doğrultusundaki yükselişi iyice teşvik ediyordu. Diğer gruplar gibi Helenler de pasif etnik/dinsel kimlikten sıyrılıyor ve giderek dinamik ulusal kimlik formasyonuna yöneliyorlardı. Bu, bir anlamda, Osmanlı’nın dine dayalı millet sisteminin, giderek yerini ulusal toplumlara bırakmasıydı. Megali İdea projesi bu açıdan başarılı oluyordu. Ne var ki, Yunanistan’ın güçsüz bir devlet oluşu ve romantik Helen milliyetçiliğinin Megali İdea’nın sınırlarını tam olarak belirleyememesi, adı geçen projeyi hayata geçirmekte ciddi güçlüklerle karşı karşıya bırakıyordu. Bir nokta son derece açık ve kesindi: Yunanistan, büyük güçlerin desteğini arkasına alabildiği ölçüde Megali İdea’yı hayata geçirebilirdi. Bu yüzden, Yunanistan’ın Batılı devletlerden sürekli destek beklemesi, Batı’da alay konusu yapılıyordu. Aleksis Politis’in deyişiyle, “ne istediğini tam olarak bilemeyen o dönemin Yunanlıları, her şeyi istiyorlardı. Avrupa basınında Yunanistan’la ilgili sık sık yayımlanan karikatürlerde Yunanistan eteğini giymiş (Yunanlıların milli kıyafeti olan fustanela, Kızılyürek) ağlayan ve şikâyet eden küçük bir çocuk olarak yer alıyordu (Kızılyürek 2002).

-DEVAM EDECEK-

- Advertisement -

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -

Latest article