Mart haftasının basıncıyla politika – Özkan Yıkıcı

yazarın tüm yazıları -->

Mart ayı baharın mesajıdır. Ayni zamanda iklim deyişimiyle birlikte canlanmanın da göstergesi halindedir. Kışın döndürücü ve kurak yapısından, açan çiçeklerin kokularıyla canlanan insanların hareketli oluşlarının da yeniden başlangıcıdır. Bu nedenden dolayı Mart ayı politik gelişmelerde hem sıçrama hem de tarihsel önemli sayfaların yazıldığı yılın önemli dönemlerinden birisidir. Mart ayni zamanda denge deyişimin de içeriğini taşır. Örneğin gün gece dengesi veya uzunluk kısalık zaman aydınlanması 21 Mart gününden sonra tersine döner. Böylesi bir ayın ortasındaki Haftayı da tamamladık. Hem de gayet önemli Nevruz gününün pazarıyla buluşarak gerçekleştirildi. Ayni zamanda gün geceden daha fazla olmaya başladığı tarihe de geldik. Bu gerçeklikler yanında gerçekten hafta çok ağır babsınçlı olayları da yaşadı. İlerde çok tartışılacak, etkileri sorgulanacak günlerden geçtik. Gerçi, K. Kıbrıs hala onca dış etken etkisine ve Türkiyeleşme yapılanışına rağmen, hala bunları konuşmadan, tersinden politik nutuk sağlayarak kendini korumaya devam etmeye inatlaşıyor.

Haftamız gerçekten önemli basınçlarla dolu dolu geçti. Öyle geçti ki daha birini anlamadan, öteksi peşinden geldi. Üstelik en önemli gelecek mesajı,hafta sonuna doğru alınan kararlarla, önümüzdeki hafta başlangıcında bunlarla karşılaşıp ancak etkilerini anlama şansı da brakıldı. Bu kadar laf yerine, sadece Cuma gecesiyle gelen kararlarla, önümüzdeki hafta başı gündemimize gireceklere başlayalım.

Klasik K. Kıbrıs pandemi kararları yine Cumaa gecesi açıklandı. Yine klasik şekilde önemli kısmı Saner anlatımlı dil nedeniyle, anlaşılmamalar da gayet doğal şekilde kavrandı. Konuya nedenli yabancı olunduğu da işin öteki kısmını ilgilendiriyor. Fakat, Türkiyede klasikleşen gece yarısı açıklamalar ile hafta sonuna brakılarak en azından kendilerince birkaç gün kazanıp, tepkilerin dinme piskolojisi de gerçekleşiyor. Üstelik hafta sonu Pazar günü gazeteler yayınlanmıyor, sokağa çıkma yasağı da var.

Merkez bankası başkanı görevden alındı. Kısa zaman içinde öylesine merkez bankası başkası deyişti ki isimleri daha akılda kalmadan görevden alınma normalliğine ulaşıldı. Bunun K. Kıbrısta anlamı yokmu diyorsunuz? Çünkü, hala bizim Türkiye ile ilişkilerimizi anlamaktan çok uzağız. Türkiyede ençok tedirginlikle beklenen doların ve özünde dövizin ateşli durumudur. Ayni para birimini kulandığımıza göre, direk bize de yansıyacak. Ama, şahane iktisatçılarımız sanki bu dahi yokmuş gibi, “şahane önerilerle” karşımızda konuşacaklar. Gazeteler de “ekonomislerin görüşleri diye” yuturacaklar. Zaten, Merkez Bankası başkanının görevden alınmasının nedeni de son kararlar oluyor. Fayizi yükselterek, yeniden tırmanan dövizi durduruup mali politika uygulatma kararlarının sonucuydu. Peki, Erdoğan hem de gece yarısı olayı açıklamasıyla, etkisi ne olacak…..

Bu arada hatırlatalım: son gece yarısı operasyonlzarını UBp gayet iyi biliyor. Taçoy ve Sucuoğlu tam başbakanlığa gidecek ken gelen telefonla neye uğradıklarını anlatmasalar da herkes biliyor. Şimdi yarın, siz yazımı okurken, etrafta döviz telaşını duyacaksınız. Ama, bunun Erdoğanın Cuma gece yarısı kararıyla olduğunu pek söyleyecek kimselere de raslamanız biraz zor. Tabi tam da alınan Merkez bankası kararlarıyla nasihatname okumaya hazırlanan “şahane iktisatçılarımız” dönüp medyaya uygun başka tatlı su balık hikayesi aramak zorunda kalacak.

****

Hafta içi ile sonunda direk bağımlı ilişkilerinde etkisi olacak iki karar da geçti. Enerjiyle alakalı protokolumuz TC meclisinden geçti. Ayni şekilde, zamanında zıplayarak protesto edilen kültür protokolü da buradaki meclisten geçirildi. Herkes zıplama veya tek ayak üstündeki protesto geçmişini de anımsamadıkları görüldü. Hayırlı olsun! Yine Türkiyede hafta sonu başk gelişmeler de oldu. Gezi Parkı vakıflara devredilip İstanbul belediye başkanlığından alındı. Bunun adı vakıflaarla dilenen yapılacak. Bu haber de bizim için oldukça uyarıcı: Gerek buraya son gelen TC diyanet başkanı, grek buradaki vakıfflara atananlar, kimsenin umursamadığı bazı gelişmeler le gelecekte vakıflar kulanıp Yeni Osmanlı tipi el koyma hareketleri canımızı yakacaktır. TC yetkililerinin Maraş vakıf olayında Erdoğan ardında sıralanırken, şimdi Gezi Parkının vakıflaşmasından şikâyetçi. Konu şu: siz eski Osmanlı Kadim hukukunu günümüzde kabul ediormusunuz? Bu genel ilkeyle baktığınızda Maraş el koymada başka Gezi Parkında banbaşka duruma düşmezsiniz.

***

Dedik ya: haftanın basıncı ağır: Yeni Baydın önce Rusya ile dalaştı. Putini katil ilan ederken, Putin de elçisini geri çekti. Yetmedi; Baydın, Alaskada ki toplantıda Çinle tartıştı. Yeni Amerikan stratejik belgesi hayat bulmaya başladı. Başladı da özellikle her iki ülkeyle derinleştirdiği çelişki ile ortakları da rahatsız oluyor. Bu hamleler, eksende olan kuşları da harekete geçirdi. Baydına yakınlaşıp yeniden göreceli güçlerini korumaya yöneldiler. Şimdilik işler karışık. Bu arada birçok ülkede HDP kapatılma hamlesi ve Gergerli oğluna yapılnlara yönelik protestoler hafta sonu gerçekleşti. K. Kıbrısta da Sol harekete karşı yapılan baskıların basıncıyla da eylem gerçekleşti. Ne yazık ki parlementer partiler destek vermediler. Buda işi tamamlayan resimdir.

Sayılacak çok olay gerçekleşti. Ama, Türkiyenin imzaladığı,uluslar arası belge haline sokulan İstanbul sözleşmesinden hem de başkanlık yetkisiyle çekilmesi, birçok tartışmaya neden oldu. Hukukiden tutun siyasal yönüyle dek konuşuluoyor. Ancak, genelinde AKP rejiminin zaten göstere göstere dönüştürüdüğü Türkiye projesine hala direk vurgu yapılmaması da önemlidir. Bir de tekrar tekrar atmışlardan beri yaşanıyor: MHP daha kurulurken, idolojik içeriği malumdur. Devlet eksenli verilen görevler de ortadaydı. Her dönemdeki aldığı rol da ortada. Devlet eksenli, paraamiliterlik görevi de gerçekleştirmesine karşın, bun net kavramayanlar, hep acı şekilde yanıldılar ve yanılacaklardır. Dün MHP demokratikleşti, Bahçeli iyi işler yapıyor diyenler, nedense şimdi tam tersini söylüyorlar. Oysa MHp her dönem koşullara uyma dönüşümü dışında başka bir eksene kaymadı. Ama, kimileri bunu anlamak istemedi. Nitekim her krizde alınan hafifletme rolü dahi birlikte düşünülmedi. Hocam Emre Kongar dahi bir dönem MHP öven kitap dahi yazdı. Şimdi de Bahçeliği anlamadığını söylüyor. Sonra sanki demokratlığını o yazmamış gibi yeni tahlilerle yeniden keşvetmeye girişiyor.

Kısaca, Mart haftası basıncı ağır. Türkiye Bahçeliği, tuhaf çağdaş Kıbrıslılar da aynen Ahikayesini yaşıyor. Hayat öylesine öğrtilerle doludur.

- Advertisement -spot_img
- Advertisement -spot_img

Diğer yazıları

5,999BeğenenlerBeğen
796TakipçilerTakip Et
1,134TakipçilerTakip Et
55AbonelerAbone

YKP basın açıklamaları