“Londra sokaklarında ağlar gezerim” – Ulus Irkad

1522

Geçen haftalarda ve şimdilerde Londra’da bulunan vatandaşlarımızdan çok küçümsenemeyecek sayıda bazılarının Korona Virüs salgınından ötürü ölümü bizleri Kuzey Kıbrıs’ta oldukça etkiledi. Hatta çok üzdü de diyebilirim. Aralarında birçok tanıdık da vardı. İçimiz yandı buralarda. Canterburry’nin Kent üniversitesinde bulunan kızım için önceleri ilk uçak seferi düzenlendiğinde kızıma orada kalmasını nasihatlemiştim ama daha sonra durumun bayağı ciddi gelişmekte olduğunu ve sadece Kıbrıslıtürklerin değil, tabi ki orada yaşayanların da çoğunun virüsten etkilenerek öldüklerini okumaya ve duymaya başladık. İkinci uçakla kızımı buraya getirttim. Çünkü hayatı tehlikeye girebilirdi. Sanırım Kıbrıslırum vatandaşlarımızla birlikte yüzleri geçen kayıplarımız var Kıbrıslılar olarak orada. Memleket hasreti ve özlemiyle, genelde Kıbrıslırum ve Kıbrıslıtürkler hep aynı bölgelere yerleşmişler. Birbirleriyle gerek 1950’lerde, gerekse 1963 ve 1974 sonrası gidenlerde bir temas var. Orayı her ziyaretimde Haringey ve daha birçok bölgelerde bu birliktelikleri gözlemledim. Hatta bazı Kıbrıslıtürklerle Kıbrıslırumların birbirlerine kız alıp verdiklerini de biliyorum. Ha, gene milliyetçilikler, buralara da gelindiğinde devam etmiş ama gene de bir temas var ve vardı oralarda. Oralara giden Kıbrıslıtürklerin temelde gidişleri ekonomik olsa da, 1950 olayları EOKA ve TMT’nin tehditleri, 1963 olayları ve 1963-74 yılları arasındaki süreçte ekonomik zorluklar, 1974 olayları ve bilhassa 1974 sonrası Kıbrıslıtürklerin siyasal, sosyal ve dominant ekonomik zorlukları, göçleri getirmiş adadan. Kıbrıslıtürkler ve Kıbrıslırumlar daha fazla aile bağları ve kalabalık temaslarıyla da meşhurdular. Hatta Korona virüsün yaygınlaşmasındaki bir neden de söylentilere göre bu olmuş. 1960 sonrası gidenlerin dillerinde o şarkıyı çok iyi hatırlıyorum;

“Ne anam var ne de babam

Ne de bir bacım

Kapanmaz yaram var

Dinmiyor sancım,

Ağlar gezerim Londra Sokaklarında”

Her ananın , her akrabanın bu şarkıyı duyduğunda oradaki çocukları ve tanıdıkları için gözyaşı döktüklerini çok iyi anımsamaktayım. 1964 sonrası o mikrofonik sesiyle Hüseyin Kanatlı’nın bu şarkıyı Bayrak Radyosu şarkı istekleri programlarında çok anons ettiğini anımsarım. Özel olarak duymak isterlerdi bu şarkıyı analar ve babalar.

İlk gidenler bize İngiliz sağlık ve sosyal sisteminden çok bahsediyorlardı. “Benefit”ler vardı. Emekliler güzel geçiniyorlardı. Sigorta paraları güzeldi, tatminkardı. Zaten çoğu Kıbrıslının İngiltere’ye gitmesini cezbeden de bu güzel haberlerdi. “Counsel” evleri vardı. Belediyeler sizden kira almıyorlardı.

Bir başka olaya geleceğim şimdi de. 1998 yılında İngiltere’nin bir kasabasında iki haftalık İngilizce öğretmenliği için burs kazanmıştım. Birkaç Kıbrıslıtürk arkadaştık birlikte. Baktık ki okulun ücretli lokantasında yemek yemek pek pahalı, yönümüzü süpermarketlere çevirerek oradan ucuz yemekler alıp yemeğimizi kaldığımız yurtta

yemeğe başladık. Çok ucuz geliyordu her şey. Bu arada yurdun temizliğini yapan temizlikçilerin bilinçli olarak mutfaktaki aletleri bozmaya, çatal ve bıçakları alıp kırmaya başladıklarını gözlemledim. Buradaki amacın bizi pahalı lokantada yemeğimizi almaya mecbur etmek olduğunu da kavradım. Bu gördüğüm İngiltere bizim bildiğimiz veya anlatılan İngiltere değildi. Sonra Muhafazakar Partinin başa gelmesiyle sigorta ve benefitlerin azaltılmaya başladığını, göçmenlere ve yabancılara karşı bir tepkinin oluşmakta olduğunu yavaş yavaş gözlemledik. Son İngiliz Hükümeti’nin AB’yi, göçmenlere yardım paketleri, sosyal paketlerinden ve de sağlık sisteminden ötürü terk ettiği de ortaya çıkmıştı. Bu arada, İngiltere’deki tanıdıklar artık doktora bakınmaya, ucuz olduğu için bizdeki hastanelere gelmeye başladılar. Hatta Özel Hastaneler bile onlara göre daha da ucuzdu. İnsanlar ameliyat için bir sene sonraya sıraya giriyorlardı. Sırada bekleselerdi ölebilirlerdi. İşçi Partisi de bu konularda tavizler vermiş ve Blair de halktan vergiler alıyordu. İşçi Partisi de prensiplerinden çok dönmüştü. İngiltere özelleştikçe, sadece yabancı ve göçmenler değil, İngiliz fakir ve ezilen halkı da kaybediyordu. Tüm sosyal özelliklerini kaybetmekteydi ki…

Virüsün çıkagelmesiyle takip ettiğim konuların ne kadar da gerçek olduğu ortaya çıktı. Hastaneleri veya sağlığı özelleştiren İngiliz hükümeti son virüs salgınını önleyemedi. Yüzlerce Kıbrıslı ve de on binlerce insan bu acımasız politikalar yüzünden ölmüşlerdi. Sağlığını paralı yapıp özelleştiren ve halkı hiç kaale almayan ABD-Trump da güçsüzlüğüyle tamtakır bir başına kalmıştı ortalıkta. Oradaki ölümlerin de liberal özelleştirmeden dolayı olduğu artık ortada.

1950 ve 60’larda İngiltere’ye giden insanlarımız bir ideal, mutlu olmak, daha refah ve daha rahat yaşamak için gitmişlerdi oralara. Oysa o idealler için gidenlerin bazılarına liberalleşme-özelleştirme Azrail olmuştu.

“Ne anam babam var

Ne de bir bacım,

Kapanmaz yaram var durmuyor sancım” diyordu şarkıda…

İngiltere’de yaklaşık 30 yıldır liberalleşmenin sonucu ölüm getirdi. Bizim insanlarımıza da İngilizlere de…

Tüm ölenlere saygımla…