Konuşmaya çalıştığımız ülke Türkiye’dir – Özkan Yıkıcı

Must read

Öyle çıkara sarılıp, meyhanede içki çekip lafazanlık yapmaya benzemez. Hele şakalaşarak birbirine takılma veya zayıf görüp dalga geçmenin de anlamı hiç olamaz. Öylesine konuşarak geçiştirmek de olmaz. Anlayayacağınız; adını ne koyarsanız koyun; siz hem alimcilik yapacak, gazetecilik dersi verecek, ama: birçok gerçeğe dokunmadan da “doniyimlik” ünvanını alıp avunacaksınız! Sonramı: en ufak gerçek karşısında da sırf unvan gitmesin, çıkar kaybolmasın diye de “donayimliğe” sarılıp susma veya kaçışın yağ kıyağına takılacaksınız! Dedik ya: öyle rasgele konuşmak veya zayıf gördüğüne takılma veya elinizdeki güçle ötekini yermeye benzemez şu bizim yaşadıklarımız! Gerçekten tekrar başlığa dönecem: Konuşmaya çalıştığımız veya konuşur gibi olduğumuz ülke; bu defa da Türkiyedir! Adını nekoyarsanız koyun; çıkarınıza göre susma veya tersini deseniz de fark etmeyecek bir Türkiyeden söz ediyorum. Türkiyeli ahalinin yaşadıkları ve bize direk yansıtılan gerçeklerle birlikte konuşalım. Ha… Ozaman birileri donayim ünlülüğünü veya koltukta makamını kaybeder ya… tıpkı eski birçok mücadele “arkadaşın” koltuk sevdası ve krevat aşkı ile taşlandırdıkları ters düşme makamlaşması gibi…..Onun için gerçeklerle konuşmak veya bilgi verdiğinize biraz hatta kendinize şöylesine saygınız varsa; doğruları da söylemek cesaretiniz de olsun…..

Okuyucuya ulaşacak şekildeki bir makale yazmaya çalışacam. Dünya konuşurken de  içseleşip ilahk adımalrla bütünleşen Türkiyeden söz yazmamak da olmaz. Hele de buradaki seçimlerle destek bekleme eylimi veya karışıp karışmayacağı beklentileri; durmadan paketlerle nifusa, sermayeden kararlara varan postalama talimatlar duruken; yazmamak olur mu? Hele birielri gibi sadece istenilenle yetinilirsem; benim de ünvanlı adım olsa da; okuyucumun dikati nekadar olur? Dahası; ben kendimce nekadar doğruyu yazdığıma inanırım! İşler böyle…

Türkiye yayın ekseni bizdeki uygulanan ve doağalaşan gerçeklerin siyasal kültür durumu uygulamaya devam ediliyor. Bazen direk yasaklarla, bazen de yazacak olanın “aman dokunma” kendini sansürlemesi ile gerçekleşiyor. Gerçi bizde artık olmayan toplumsal mühalefet ve yerleşen gerçekelr değil istenilenlerle yaşama sonucu; hep “aman dokunma” yeterlidir. Bu koşul çok önemlidir. Okuyucu istemeyince, yazar da gerçekten kaçıp unvan alıyor ise; artık oluşan kamuoyu ile algıların durumunu da siz düşünün! Yaşanan gerçekler değil, oluşturulan korkular ile istenen ile çıkar almanın sistemi yapılanmış olur.

Şöylesine bir Türkiyeye bakalım. Elbet son yaşanan savcı ile onu tutanların katlini uzun uzun yorumlayacak değilim. Çünkü hala olayın çözülmemiş ve çözülmemesi için yasak konulan ortam içinde bunun neden sonuç ilişkisini sağlıklı bilgielrle yazacak durumda değilim. Unutmayın: daha geçenlerde yine bir saldırı oldu: ölen kadını yoğun probaganda ile ayni örgüt üslendi. Bolca probaganda sonrası ansızın kadının başka örgütle ilişkisi ortaya çıkınca; birden tüm probaganda silindi! İlgili örgütün “teröristliği” dahi piyasadan kalktı! Böylesi daha belekten silinmeyen gerçekler yaşanıyor. Hele her olay sonrası, “konu ile ilgili haber ve yorumların yasaklanıp, sadece resmi açıklamların olması” da zaten kuşkuları artırır. Nitekim son olay sonrası Hürüyet cumhuriyet gibi gazetelerin de olduğu medya kesimine cenaze katılımı dahi yasaklandı. Buyrun bundan dolayı nasıl verilen yasaklar arasındaki bilgilerle olan tavra nasıl yeterlilik verip yorum yapma şansım vardır?

Konuyu biraz daha genişletilelim: Roboski katliyamını anımsayın: Tüm dünya yayınları ve sosyal medya yayarken; Türkiyede sansür vardı. Hat da Can Dündar dünya konuşurken Türkiyenin sesiz kalmasını eleştirdi diye, bir prokramdan uzaklaştırıldı! Olay epey sonra verilip, hemen konu uzarinden konuşma yazmaya yasaklar kondu! Bol bol yönetim nutuklarla konu geçiştirildi! Peki Roboski nemi oldu? Uçaklarla yapılan katliyamın yargı bölümü kapatıldı. Şimdi Roboskide katledilen katırların durumu tartışılıyor! Tabi oda belirli sınırı aşamayan zorlamalarla!*****

Gelelim Reyhanlı patlamasına; Onlarca insanın oluşan patlamalarla öldüğü Hatayın Reyanlı içlçesi olayı epey tartışılır gibi oldu. Esata karşı probaganda da bolca kulanıldı. Tabi yine resmi açıklamalar dışındaki gelişmeleri yazma da yasaklandı! Öylesi bir Suriye resmi çizildi ki; adı unutulan Acilciler örgütü dahi suçlandı! Ya sonrası… Bilen varsa söylesin! Tıpkı Adanada aranan MİT tırlarındaki silahların ne olduğu olayı ile ardından gelen önce yasaklama sonra tırları arayan jandarma askerlerinin başına gelenler gibi! Ozaman da önce susma gibi oldu; ardından tırlarda Türkmenlere yardım gidildiği vurgulandı! İş büyüyünce de yasak hemen konuldu. Şimdi Türkiyede yazılamayan ve bilinmesi yasak olan bilgiler Holanda parlementosunda dahi konu oldu. Sadece tırları arayan askerler yargılanıyor ki neden yargılandıkalrının da vurgulanması bir noktadan sonra yasak!****  Bingöl kenti de bir tuhaflar dizisi yazdı: Emniyet yardımcısına saldırı oldu! Daha doğrusu emniyet kesiminin hala olduğu yer dahi tartışmalı yerde saldırı oldu. Ardından hemen “fayilerin tesbit edilip öldürttüldüğü” haberleştirildi. Hemen ayni politik hamle ile konu üzerinde konuşmak da yasaklandı. Çünkü katledilenlerin veya vurulanların denilen zaman diliminde olay yerinden çok uzakta olduğu haberleri yayılmaya başladı. Derken Bingöl olayı unutuldu. Fakat yine de şu tuhaf denecek ek bilgi de fazla konuşturulmadı: öldürtülen 4  kişinin silahlarından çıkan mermilerin balistiklerinde vurulan emniyet yetkililerinin kurşunları ile ayni olmadığı resmi kanıtlarla ısbatlandı! Başarılı erken fayil tesbit edilip öldürtülmesi olayı biranda banbaşka gerçekler yansıttı. Ama kamuoyunu aldatma adına dahi özür dilenmedi!

Türkiye yakın dönemle ilgili bunabenzer çok örnekler vardır. Uluslararsı alanda Suriye ile olan geçişlerdeki olanlar, Türkiyede yaşanan önemli gelişmelerin durumu ile ülkede konulan yasaklama durumları adeta banbaşka bir çizgi oluşturuyor. 17 Aralık gelişmeleri gibi dünyada yankı bulan uçuşan tapelerin dahi yayını yasak!Şimdi son istanbulda yaşanan ve bir savcının da öldürtüldüğü olay yasaklamaya karşın şimdiden çok soru işareti taşıyor. Hele de sisteme en yakın gazete Hürüyete varan dıştalama ve cenazeye katırılmama tavrı, ile gösterilen tepkilerin elbet biraz aralandıktan sonra yazmak gerektiği dersini bana anımsatıyor. Kesilen elektrik ve AKP içi çelişkielerin yanına direk başkanlık hedefli kanun nizam tanımayan tutumlar, konuşurken dikatli olmayı gerektiriyor. Oysa Kuzey Kıbrıs da şimiden bazı adaylarımız Türkiye desteğinin arkasında olduğunu belirterek TC kökenli oy avına hız verdiler. Buaradaki gerçekleri değil, alınacak destek ile olanları konuşmama tavrı ile saray yoluna çıkanlar hızla kulakları Ankarada takılı kalıp yürüyorlar.

- Advertisement -

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -

Latest article