Kırk yılın sonu – Ulus Irkad

Must read

ulusGeçen aylarda bir cinayet (Daha çok cinayetler oldu ve hemen hemen artık her gün olmakta , bunlara da alıştık) ve iki banka soygunu ile gündeme gelen ülkenin yapı tartışmaları aslında 1974 sonrası çürümenin ne noktalara geldiğini göstermektedir. Kuzey Kıbrıs’ta örnek alınacak, övülecek bir yapı yok maalesef. Türkiye’ye mutlak bağımlılık ve Türkiye hükümetlerinin artık her türlü işe de burunlarını sokarak ülkedeki müdahalelere imza atmaları, Kuzey Kıbrıs’ın en büyük dezavantajı ve de aynı zamanda buradaki bozulmanın da esas kaynağı. Buradaki hükümetlerin de , nasıl olsa Türkiye arkamızda diyerek,1974 yılından beri keyfi uygulamalar ve keyfi devlet ve hükümet uygulamaları, resmi ideolojide olan insanların pespaye bir şekilde hiç kapasiteleri olmamasına rağmen ama partizan oldukları için, heryere gelmeleri, önlerine layık olmadıkları halde açılan imkanlar ve de geriden partizanlıklarla desteklenen, arkası sıvazlanan adam sendecilikler, torpil mekanizmaları, partizanların istedikleri yerlere kolayca gelmeleri, herşeyde söz haklarının olması, devlet bütçelerinin torpillilere çalışması, maalesef bu yapıyı yarattı. Nasıl bir yapı bu? Silahı eline alan adalet yerine istediğini cezalandırıyor. Silahı eline alıp başına kar maskesi geçiren banka ve adam soyuyor.Üstelik bu suçları işleyenlerin en güvenilir devlet kademesinde olmaları ve de halkın güvenini sağlayacak unsurlar olmaları da ayrı bir olay. Peki ama hata nereden başladı? Daha doğrusu biz hatayı nerede yaptık? Hata aslında belki de 1974 yılında başlamadı. Ta Teşkilatçılık dönemlerinde başladı. Uluslararası hukukmuş, insan değeriymiş, siyasal fikirmiş bunlara önem verilmedi. Adam sol olarak düşündü, baştaki liderliği tenkit etti eleştirdi ya? Teşkilatçılar o adamı terbiye ederler, beniletirler ve o adam beniletilip konuşmadığında terbiye edilmiş, gerçeğe dönmüş sayılırdı. Aslında egemen kesim bu korkuyu sadece 1950’li yılların sonlarında değil her zaman kullandı. Baktı gördü ki 1974 sonrası biraz baş kaldırmış bir toplum var, onları terbiye etmek gerektiğine kanaat getirdi. Resmi görüş dışına çıkan parti ters mi konuşuyor, bu parti veya örgütün merkezi bir gece kurşunlatılırsa, merkezinde yangın çıkartılırsa, veya örgüt liderinin arabası bombalanırsa bu örgütün beniletildiği, pardon terbiye edildiği kanısına varıldı. Onlara göre toplum 1974 yılında Türk askeri tarafından kurtarıldı, asker, polis veya bununla ilgili milli değerler eleştirilemezdi. Eleşitirenlerin terbiye edilmesi şarttı. Bu şekilde yapmakla, toplumu evlere kapatmakla, aslında toplumun mahvoluşunu, getirdikleri, eleştiri özgürlüğü, yani demokrasinin ortadan kaldırılarak, baskı altında bir toplum tipini, hakkını aramayan bir toplum tipini murad ettikkleri ortaya çıktı ama onlar rahattılar. “Höst” dedikleri zaman yatağın altına giren, korkutulan, beniletilen bir toplum tipi yaratmışlardı. Eleştirmeyecektin, kutsal değerlere, liderliğe, miltarizme, resmi güçlere laf etmeyecek ,tabusal değerlere el uzatmayacaktın, onlar kutsaldı…İşte bu görüş bozulmanın baş nedeni oldu.Çünkü eğer medya vazifesini yapamaz, eleştiri oklarını tabusal değerlere uzatamazsa öncelikle bozulan bunlar olurdu ve maalesef öncelikle bozulan bu güçler oldu. Bunlara getirilen eleştiriler kontrol edici bir şekilde ciddiye alınıp da, eleştireni değil eleştirileni düzeltme yoluna gidilseydi muhakkak daha ciddi ve daha demokratik bir devlet yapısı olacaktı.

40 yıl sonra bakıldığında ise son iki soygunla Kuzey Kıbrıs’taki yapının bozulması daha da sırıtmıştır.. Omorfo ve Merkez Bankası soygunlarında başı çekenlerin toplumun güvenliğinden sorumlu bazı insanların olması oldukça ilginçti.. Es geçilebilir ama bu ülkenin iki tane güvenliğinden mesul örgüt mensuplarından bazılarının böyle olaylarda rol almaları umursanacak bir olay değildir. Bu demektir ki bozulma ta baştan heryere sirayet etmiştir. Rüşvet , kadın kaçakçılığı, uyuşturucu kaçakçılığı alıp başlını gitmiş ve maalesef devleti de kuşatmış durumdadır. Bunları eleştirenleri ve yazanları bir zamanlar suçlayanlar , “Eleştirenler devleti yıpratırlar” diye suçlayanların aslında bu eleştirilerin olamamasından dolayı bu bozuk düzeni yarattıkları, bu düzen veya sistemin ta başından çürümüş olduğu ortaya çıkıyor. Zamanında bu yapı en acımasız bir şekilde eleştirilseydi bu bozulma alametlerinin yaşanmayacağı ve ülkenin demokratiikleşeceği açıktı. Ama bu bozulmayı yaratanlar işte bu ülkeyi kanunsuzlara peşkeş çekip aydınları ve yazarları eleştirlerinden dolayı baskı altına alanlardı. En güvenilir bazı devlet mensupları bu soygunların en önemli ve başı çeken mensupları oluyordu. Bir zamanlar, “Susun komünistler” diye suçlamaların, vatan hainliği teraneleri çekenlerin, gençliğin solcu olmasından dolayı telaş içinde olanların, yeni nesillere emanet ettiği yapı buydu. Hoşgörüsü olmayan, demokratik hiçbir yapılanması ve reformları olamayan böyle bir ülkenin geleceği sonuç elbette buydu. Çünkü zamanında herşey eleştirilse , yolsuzlukların zamanında üzerine gidilse, bugün iflas eden belediyeler mi olacaktı şu Kuzey Kıbrıs’ta? Eleştiri hakkına önem verilse herşeyiyle çürüyen bir ülke mi olacaktı? Daha kırk yıl önce “Tasarrufa gidelim kendimize has ekonomik politikalar oluşturalım, geleceği düşünerek hareket edelim” denildiğinde potinlerle insanların ağzına girilmese, bugünkü gibi acınacak bir ülke mi bırakılacaktı geleceğe?

Bu ülkede geçmişte icraat yapıp politikacı olanların vasat idarelerinde gelinen kötü bir durum bu. Aslında geçmişten başlanıp şimdilere kadar gelinse bakalım buzdağının altında görülen günah çokluğu ne kadardır diye de merak etmez değilim…

 

- Advertisement -

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -

Latest article