İki ucu “şey” bulaşmış değnek! – Said İlhan

Must read

Coğrafyamız her zaman az çok hareketlidir… ama bugünler de sanki daha bir farklı gibi! Mevcut sorunlara yenileri eklenince takip etmekte zorlanan yönetimler hiç te “akıllı” olmayan kararlar alabiliyor. Batının kendine yonttuğu “emperyal” çıkarlar Suriye’de patlatılan “savaş” örnektir. Batıya, şöyle ya da böyle sonuçlanacak olayda pek farketmeyecek durum kimi komşu ülkeler için aynı anlamı ifade etmeyecektir. Suriye’de Esad sonrası “design” yapıladursun İsrail, nükleer silahların radikal örgütler eline geçmesi halinde önlemini alırken, Anadolu’da Kürt sorunu, Doğu Akdeniz’de Kıbrıs olayına çözüm yolunu açmayan Türkiye^nin tutumu anlaşılmazdır. Muhaliflere ülkeye Suni yönetim inşa için destek verip Esad yönetimini düşman ilan etmesinde politik kazanç umarken gelinen noktada Suriye’nin bir kaç etnik / mezhepsel bölgeye bölünme karşısında “paçaları” tutuşturdu. Yani kendi ülkesinde bağımsız bir Kürt devleti kurulması korkusu şimdi Suriye’nin Kuzeyinde, son gelen haberlere göre gerçekleşmek üzere. Eğer dış müdahaleye gerekçe (bir senaryonun uygulanması değilse ki zayıf ihtimal) Esad rejimini aratacak demektir. Başbakan Erdoğan’ın Rusya’yı acele ziyareti ve Putin’le görüşmesi bu çerçevededir. Kuzey Irak’ta her ne kadar Türkler seslendirmese de Barzani başkanlığında bir Kürt devleti vardır. Irak Cumhuriyeti devleti başkanliğı da esasen diğer bir Kürt lider Talabani’de olduğu unutulmamalı. Sıranın Türkiye ile İran’a geleceği açıktır. Endişe ve korku duyulması doğaldır. Batı toplumları için ne farkeder ki; bölünme işlerine daha çok yarayacağı inkar edilemez. Halbuki Anadolu’daki Kürt sorunu 30 yılda çözülseydi hem bunca olümler olmaz hem de bugün bunlar tartışılmazdı.

Kıbrıs olayı da öyle… bölge çıkarları “barış”tan  yana olmasına rağmen savaş tamtamlarına sığınılması çözümden uzaklaştırıken dünyada en stratejik güç olan doğal kaynaklarını yabancılara kaptırmaktadır. .. Ve kendisi de coğrafyadaki o Batı emperyalizmin çıkarlarını koruyan Nato gücü ortağı olmakla sadece övünç duymakla kalır. Rusya ve Çin’in hatta bir yerde İran’ın bölgede bulunması bazı dengeleri şimdilik kısmen bozmuş olsa da nereye kadar… kaynayan coğrafya elbette bir gün patlayıp değişimlere yol açacaktır. Uluslararası hukuk dışına çıkılırken Batı ve örgütlerinin göz yumması çıkarların gözetilmesiyle bağlantılıdır. Yoksa Kuzey Kıbrıs’ta 200 bin kişiye ayrı, bağımsız(!) devlet kurdurmak istenirken Anadolu’da 20 milyonluk ayrı kültüre sahip bir halka  bunun layık görülmemesi mümkün olurmu? Kıbrıs’a nüfus taşınması, savaşta geride kalan Rum mallarının ganimetlenmesi de pek tabii ki itibar görmeyecekti. Zamana yayılırken kolonileşme tamamlanmaktadır… Çünkü engel görülen AİHM kararları da artık onlardan yanadır “bir alt yönetim” ve “eşdeğer ile takas” durumu taraflarca kabul edilmiştir. Toplum üretimden kopartılmış, onlara el açar duruma sokulmuştur. Toplumsal öz varlıklar bir bir elden çıkarılmış, inancı eleştirilen toplumu dize getirmeye yönelik gerici yuvalar çalışmaya açılmaktadır. Anadolu benzeri Suni mezhepli Cami yaptırma ve yaşatma dernekleri her yanı sarmıştır. Hep dıştan geleni eleştirirken aslında buna imkan tanıyan, işbirliği yapan “bizi temsil etmek için” seçtiklerimizle kendimizi baş sıraya almalıyız! Kutlamalar, bayramlar, askeri törenler falan “dosta güven, düşmana korku salma” hikayelerini  hala daha alkışlayabilirsek daha ne demeli?

 

ÇELİŞKİLER DOĞRUYU BULMAYA YARARKEN BİZDE TERSİ OLMAKTA!

Bu çağda olayları tahlil etmek daha bir kolay… ancak çağın düşenlerin bunu gerçekleştirmesi beklenemez. Bakış açıları buna olanak tanımamaktadır. Ülkemizde yaşanan 40 – 50 yıllık olay çözüm bulamıyorsa çelişkilerin bütünlüğünden çok sadece “özeli” ön plana çıkarılmasıdır. Halbuki mesele bir Kıbrıslı Rum – Türk olmadığı anlaşılmalıydı. Hala daha “güvenlik, intikam” söylemi prim yapması topluma enjekte edilen “beyin yıkama” başarısıdır. Geniş alanda bir Ortadoğu projesi uygulaması ve çıkarların savaştığı durum göz ardı edilince “barış ve çözüm” tabiatıyla uzaklaşmaktadır. Bu genel çerçevesi, hade gücümüz yetmez ama içte yapılanlara ne demeli? Bunlar da o dışın müdahalesi denmesin… yapılacakların mutlaka var olduğunu kabul edelim.

Örneğin; seçimler… bile bile yades! Böylesi bir fotoğrafta yer almanın anlamı olmadığı açık değil mi? Hade bu da görülmedi, ya seçtiklerimizin yaptıklarını görmüyor muyuz. Özelleştirme adına yapılan ve yapılacaklara ne demeli? Bir yanda “zarar ediyor” bahanesi, diğer yanda “kar eden öz varlıklar” bu çelişki de mi görülemiyor allah aşkına! Eğitim, enerji, taşımacılık, turizm vs yapılanlar neyin göstergesi, hiç mi kafa karışıklığı yaratmıyor!

Son günlerde Lefkoşa Belediyesi’nde yaşananlar… Sanat, kültüre vurulmaya çalışılan darbe neyin nesi? Bir yanda hala daha tamamen susturulamayan ülkemiz hukuk sistemi ve örgütlü mücadele sayesinde “darbecilerin” geri adımı atma sinyalleri ders olmalıdır. Tiyatroma Dokunma protesto eyleminin ses vermesi bu çerçevede yorumlanmalıdır. Hoşaftan anlamayanların sanattan anlamaları “tabiatına” aykırı! Toplumsal Varoluş Mücadelesi kaldığı yerden canlandırılmasından başka çare olmadığı açıktır. Bugünkü siyasi, ekonomik çıkarların yarattığı uluslararası ortam, toplumların ayakta kalmayı başardığı oranda sesini duyacağı bilinmelidir.

“Yanlış hesap Bağdat’tan döner” hep söylenir ancak bu kez galiba “Şam’dan” dönme eğilimindedir. Tarafsız kalmak gerçekte “en katı / acımasız taraf” olduğu ve kendisiyle yüzleşmeyenin “yüzsüz” olabileceği unutulmamalı. Ona göre…

- Advertisement -

More articles

- Advertisement -

Latest article