Hikmet Kıvılcımlı’nın anısına-1 – Ulus Irkad

Must read

Hikmet Kıvılcımlı, karşıma tesadüfen 1971 yılında Türkiye’deki 12 Mart Darbesi’nden kaçtıktan  sonra Baf’ta çıkmıştı. 14 Yaşında baf’ın Kral Mezarların’da kardeşlerimle yıkanırken, o da kaçtığı sandalla birlikte yıkandığımız sahile çıkmıştı. Ben bu adamı tanımıyordum. Onun dünya Sosyalist Mücadelesi’nde önemli bir yeri olduğunu , dünyanın Marks, Engels , Lenin ve hatta Troçki gibi belli başlı ideologları arasında olduğunu daha sonraları öğrenecektim.TRT’de anlatılanlara göre o da Deniz Gezmiş gibi bir anarşist hatta teröristti. Faşist 12 Mart Darbesi’nden ve darbecilerinden kaçtığından dolayı Baf’a çıkmıştı. Tüm dünya basını ondan bahsetmekteydi.Daha sonra önümüzde oraya bir ciple yetişen Kıbrısrum polisleri karaya çıkarkenden onu tutuklamışlar ve daha sonra da serbest bırakarak Suriye’ye veya bir Arap ülklesine sığınması için serbest bırakmışlardı. Hikmet Kıvılcımlı aklımda öyle kalmıştı. Gerisini bilmiyordum. 1974 Savaş’ından sonra bir evde onun “Devrim Zortlaması” adlı kitabını bulmuştum. Birşeyler okumaya çalıştım ama 17 yaşındaki bir çocuğun terminolojisi ne kadardı, onu anlayamamıştım. Aradan kırk sene sonra Türkiye Sol Hareketi’nden Sayın Demir Küçükaydın’ın yazılarından tanımaya başladım Hikmet Kıvlcımlı’yı. Onun Dünya Marksist Literatürüne tarih alanında kazandırdıklarını okudukça, onu öğrenme merakım daha da arttı. Bu yazımda Demir Küçük aydın’ın bana gönderdiği yazılarından bir demet sunup siz okuyucularıma da onun hakkında bilgiler vermeye çalışacağım çünkü Dr Hikmet Kıvılcımlı için şu sıralar İstanbul’da bir panel düzenlenmiştir ve o panelde de hakkında çeşitli sunumlar yapılmaktadır. Olaya yabancı kalmayalım diyerek bu bilgilerin yayımlanması gerektiğine inanıyorum. Yine aramızdan çıkmış ve daha sonra ortadan kaybolmuş (Bugün hala daha nasıl kaybolduğu bilinmiyor ama benim yedi sayılık makalelerimden sonuncusunda hanımının bana anlattıklarını bu yazılarımda yansıttım). Fuat Fegan gibi bir devrimcinin onun arşivini ailesinin de yardımıyla, şu anda dünya işçi sınıfının istifadesine kazandırdığı gerçeği de var. Fuat Fegan ve ailesi, hatta dostları bu arşivin şimdilere kadar koruyuculuğunu yapmışlar ve bu değerli bilgilerin ortadan kaybolmaması, yitmemesi için uğraş vermişler. Demir Küçükaydın, Kıvılcımlı’yı şöyle anlatmaktadır yazılarında:

“Hapisten çıktığımızda, Türkiye solundaki tartışmalar ve acil görevlerle ilgili, Kıvılcımlı’nın birbiri ardınca çıkmaya başlayan kitaplarıyla karşılaştık. Bunlarda, Filistin’de okuduğumuz tarih kitaplarından farklı olarak, bambaşka, somut sorunlarda apaçık yazan bir Kıvılcımlı vardı ve bizim kendi başımıza ulaştığımız sonuçların neredeyse aynılarını savunuyordu. İşçi sınıfının devrimin öz ve temel gücü olduğunu; köylülüğün bunda yedek bir güç olacağını; ama bütün bunlar için de, öncelikle bir “Proletarya Partisi” yaratmak gerektiğini; hatta yeni bir şey yaratmak bile değil, 1920’lerde kurulan ve artık yok olduğu söylenen partiyi yeniden organize etmek gerektiğini söylüyordu. Sovyetler’e bakışı da bizler gibiydi. Eleştirel de olsa onun gücünü ve önemini gören ve Çin’den daha doğru ve yakın gören bir bakış.

Bu dönemde bütün bu sonuçlara uygun olarak bir yandan başta Aliağa’da İsmet Demir’in yanında, Necmettin Giritlioğlu’nun öldürüldüğü grev ve direnişlerin örgütlenmesinde işçi sınıfı içinde; diğer yandan da Kıvılcımlı’nın çıkarmaya çalıştığı Sosyalist gazetesinin örgütlenmesinde çalışıyorduk”.

Küçükaydın Kıvılcımlı’nın Dünya Marksist literatürüne kazandırdıklarını oldukça değerli buluyor ve şunları ekliyor yazılarında:

“Engels, Komün’ü öve öve bitiremiyordu. Yunan, Roma ve Batı Avrupa Tarihini Komün’den uygarlığa geçişin tarihi olarak anlatıyordu. Bu, mekanik ve ilerleyen bir tarihi anlatan Marksist el kitaplarındakinden çok farklı bir yaklaşımdı, hiç onlara benzemiyordu.

Bu, daha önce uyku getirmek için okuduğumuz ve bir türlü anlayamadığımız, Kıvılcımlı’nın kitaplarını Engels okumasının ışığında okumamıza yol açtı. Kıvılcımlı’nın Tarih Devrim Sosyalizm ve İlkel Sosyalizmden Kapitalizme İlk Geçiş – İngiltere gibi kitapları Engels’in kitabının bir devamı ve geliştirilmesi olarak ortaya çıkıyor ve son derece anlaşılır oluyordu.

Ayrıca böylece Kıvılcımlı’yı niye uyku getirmek için okuduğumuzu ve anlayamadığımızı da açıklayabiliyorduk. El kitaplarında öğrendiğimiz şemalar Kıvılcımlı ile, dolayısıyla orijinal, Engels’in anlattığı ve uyguladığı Marksizm’le uyuşmadığı için Kıvılcımlı’yı anlayamamıştık.

Anlayamamızın bir diğer nedeni, Kıvılcımlı’nın ele aldığı ve olaylarından genellemelere ulaştığı Tarih’i de bilmememizdi. Engels, yer olarak Avrupa, zaman olarak Yunan ve Roma uygarlıkları ile sınırlı, en fazla 2500 yıllık bir tarihe ve onun olgularına dayanıyordu. Kıvılcımlı ise, hem birkaç bin yıl daha geriye, ta Sümerlere kadar giden; hem de Avrupa ile sınırlı olmayan, bütün Uygarlıkları (Çin, İran, Hint, İslam, Osmanlı) kapsayan bir tarihin verilerine dayanarak bu genellemeleri yapıyordu. Biz ise, kendisinden genellemeler yapılan bu tarihteki olgular hakkında fazla bir bilgi sahibi değildik ki onlara ilişkin genellemeleri anlayıp eleştirel bir gözle değerlendirebilelim.

Böylece bizzat kendimize yönelik bu gözlemden, bu tarihi öğrenmek ve bu bilgilerin ışığında Kıvılcımlı’yı ve Marksizm’i anlamak ve doğruluğunu kontrol etmek gibi bir görev önümüze çıkıyordu.

Ama bu görev, sadece metodolojik bir gereklilik olarak ortaya çıkmıyordu, aynı zamanda pratik mücadele ile de doğrudan ilgiliydi.

Dünyadaki bütün az gelişmiş ülkeler, yani bizlerin yeni Vietnamlar yaratmak istediğimiz ülkeler, ya eski uygarlık beşikleriydi (Çin, Hint, İran, Ortadoğu ve Akdeniz ve bunun uzantısı Latin Amerika) ya da kapitalizm doğuncaya kadar ilkel sosyalizmi yaşayan (Okyanusya, Afrika) ülkelerdi. Bir bakıma, İlkel sosyalizmi yaşayanlar sömürgeler; eski uygarlık beşikleri de yarı sömürgeler olmuşlardı. Dünya haritasına kaba bir bakış bile bunu gösteriyordu. O halde, bu ülkelerdeki mücadeleler ile bu tarih arasında kopmaz bir bağ vardı. Bu tarih bilinmeden bu ülkelerin gerçekliği kavranamaz, dolayısıyla doğru program ve stratejiler geliştirilemezdi.

Öyle görünüyordu ki, bu tarihi anlayacak kavramsal araçlar, bu tarihin en ileri Marksist genellemelerini içeren Kıvılcımlı’nın eserleriydi. Dolayısıyla bu ülkelerin toplumsal yapısının ve tarihinin anlaşılması için Kıvılcımlı’nın iyi ve doğru kavranması gerekiyordu. Kıvılcımlı’yi iyi anlamak için de, o ülkelerin ardındaki “Antik tarih”i iyi bilmeliydi. Böylece yeni Vietnamlar yaratmak ve dünyanın şehirlerini kırlarından kuşatmak için, dolayısıyla o kırların toplumsal yapısını ve tarihini anlayabilmek için Tarih, Kıvılcımlı ve otantik Marksizm’i öğrenmeyle pratik bir görev olarak karşı karşıya gelmiş oluyorduk”. Demir Küçükaydın Kıvılcımlının Martksist Metodolojiye katkılarını anlatmaya devam ediyordu.

-DEVAM EDECEK-

- Advertisement -

More articles

- Advertisement -

Latest article