Hep beniletildik – Ulus Irkad

Must read

Bir toplumun içinde bulunduğu durum tarihsel ve kültürel şartlarla okunmalıdır. Yani şunu söylemek gerekiyor açıkça; Kıbrıstürk toplumu 1963 yılında da esasında liderliği tarafından beniletilmiş, içinde demokrasiyi hazmedemeyen bir liderliği olduğu gibi demokrasiyi yaşamayan bir toplumdu. Başta fikirlerin tartışılması veya söylenmesine bile tolerans göstermeyen bir yönetim olduğu için de Kıbrıslıtürkler birçok tabuyu da hep kendi aralarında fısıltı halinde konuştular. 1968’li yıllara kadar Kıbrıstürk toplumu içinde sendika mı vardı ? Sendika kurmak liderlik kadrosuna göre vatan hainliği ve toplumu bölmekle eşti. Alın o günkü gazeteleri ve demeçleri, Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası’na karşı çok patavatsızca saldırılar görürsünüz. Grev yapmak kolay mıydı bu toplumda? Grev yaptıkları zaman toplumun en önde olanları grevi kırmaya ve tepki koymaya başladılar. Yani diyeceğim toplum çoktan beniletilmişti. Şöyle 1950’lere gitsek daha iyi bir durumu mu göreceğiz? Gene muhalif çıkanlara karşı baskı ve tehditler yok muydu? Solcu olup da PEO’ya üye olanların durumu neydi? Onları vurmak için harekete geçilmemiş miydi? Bence olayları bu zaman sürecini gözönüne alarak değerlendirmemiz gerekiyor diye düşünmekteyim. Onlarca sendikacı ve solcunun öldürülmesi sizce bu beniletilmede önemli bir rol oynamadı mı sanıyorsunuz? 1963-64 olayları ortaya çıktıktan sonra gene ellilerde başkaldıranları sindirmek için büyük bir fırsat vermedi mi muhalifleri sindirmeye? Londralara yüzlerce insan kaçtı. Londra en yakınımızdaki yer. Peki bu arada Avustralya’ya kaçanlar olmadı mı? Oradakileri bilmiyoruz, çünkü oradan buraya gelmek veya buradan oralara gitmek kıtaları aşmak demekti. Bakalım oradakiler buralardan ne acıları da oralara götürdüler?

İnsanlar Rumlarla alışveriş yaptılar diye hemen önleri kesilir tehdit yerlerdi. İnsanlar PEO’ya üye oldular diye dövülürlerdi veya bu hainlikle eş tutulduğu için zavallı insanlar gazetlerde af dileseler bile gene de vurulabilirlerdi. Bu yüzden beniletildi insanlarımız. Bu travmalar geçmeden de 1963 ve 64 olayları çıkageldi. Bu yazımda Kıbrısrum şövenizminin bu beniletilmelerde payını yazmıyorum ama bunda onların da hisseleri büyük. Kaldı ki Kıbrısrum toplumu bile beniletildi aynen bizim Kıbrıslıtürkler gibi kendi liderlikleri tarafından. EOKA az Kıbrıslırum mu öldürdü? Kavazoğlu’nun başına gelenler ve AKEL’e sığındıktan sonra arkasından söylenenlerle manipüle edilmesi az mı travmaydı? Hele Dr İhsan Ali’nin hem Kıbrıstürk liderliği hem de Kıbrısrum liderliği tarafından manüpüle edilmesi az mı yıkım getirdi topluma? Bir de gettoların içinde yapılan baskılar ayyuka çıkınca, arkasından 1974 yılını yaşadık. Daha sonra herşey son bulmuş demokrasi geldi derken, 1974 sonrası, bilhassa 1980 sonrası derin devlet denilen yapının meydana gtirdiği faili meçhul suçlar, hatta çizmeden çıkanları beniletme eylemleri gündeme geld. 12 Eylül 1980 sonrası bunları yaşamaya başladık. Arık herşeye ve heryere 12 Eylül hukuku sinmişti. Konuşup yazan,barış isteyen, Kıbrıslırum vatandaşlarla görüşenlere karşı tehditler, bombalamalar, kampanyalar yaşanmaya başlandı. Daha dün gibi herşey geçti, burası demokatik hoşgörüye kavuştu denildiği anda bir de baktık ki adına ulusalcı denilen adamlar ve örgütler ortaya çıkıp gene tehditler savurmaya, gene herkesi vatan hainliği ile suçlamaya başladılar. 1990’lı yıllardan sonra az mı terör yaşadık? Gene 1950’leri ve 1960’ları aratmamaya başladılar. Kutlu Adalı’yı vurdular. Onları eleştiren, hukuku savunan bir insandı Kutlu Adalı ve herşey onun St Barnabas’ta olanları medyanın önüne getirmesiyle başladı . Sonra tehditler devam etti ve onu bir gece evinin önünde acımasızca öldürdüler. Öldürülenler hiç ortaya çıkmadı. Balistik raporlar ise hiç açıklanmadı. Faili Meçhul olarak kaldı o olay da. Ve yapanlar ortaya çıkmazken öldürülenlerin yanına kaldı. YKP’ye karşı kaç defa saldırı oldu? Parti kaç defa kurşunlandı, ciddi saldırılara maruz kaldı. Sayın Durduran’ın arabası birkaç kez bombalandı. Aslında bu değerlendirmeleri bizler yapıyorduk ve dikkatimize gelen en önemli şey de bu saldırıların 1980 sonrası artması yanında , Türkiye’nin Güneydoğusu’ndaki olayların da artmasıyla bu tip olayların Kıbrıs’ta da görülmesiydi. Mesela bazı demeçler okuyorduk Türkiye basınında, bir emekli askeri komutandan, eğer diyordu, bir adam halden yoldan anlamaz ve hukuk olayını karşımıza getirmeye çalışırsa onun aklını başına alması için birkaç bomba patlatırdık, adam beniler ve böylece biz de durumu idare ederdik. Ne kadar da benziyordu bizdeki durumlara? 2000 sonrası başlayan halk mitinglerinden birinde de etrafta bombalar bulunmamış mıydı Lefkoşa’da?

Hele hele Gönyeli’de bir özel sivil aracın içinde patlayıcıların bulunması nedendi? Neden işin üstüne gidilmemişti? Sayın Mehmet Ali Talat’ın evinde patlayan bomba neydi? Daha önce Sayın Derviş Eroğlu’na niye bomba konmuştu? Aklıları başına gelsin diye mi bombalanmışlardı?

Peki devrin hükümetleri, koalisyonları ve ilgilileri bu işlerin üzerine niye gitmemişlerdi? Toplumca beniletilmiştik ve bunda aslında bu işlerin üzerine cesaretlice gitmeyenblerin de büyük bir payı vardı. Onlar gitmedikçe ve her kirliliği örtmeyerek seçimlerle bu toplumun önünü kapadıkça da bu benileme devam edecekti.

Ta ki toplum yokoldukça bunların biribiriyle ilgisi olduğu anlaşılamayacaktı. Ama bunun da önüne geçmek için toplumun serbest iradesinin tecellisi için mücadele etmek gerekiyordu. Başka bir çare de olamazdı…

- Advertisement -

More articles

- Advertisement -

Latest article