Günceliğimiz ile Astana, İdlip ve mülteci dalgası – Özkan Yıkıcı

Must read

BM Barış Gücü’nün görev süresini uzattı, Kıbrıs sorununun hikâyesi yine anlatıldı – Alpay Durduran

Bize anlatılan yalanları bir kez daha anlamak isteyene bedavadan ders gibi anlattı. Daha dün televizyonlardan mecliste Kıbrıs sorununu değerlendirmesini yapan UBP sözcüsüne göre BM...

Oydaşmacı demokrasi – Ulus Irkad

Şimdiye kadar demokrasiler veya seçimler hep çoğunluğun haklarını savunmak olarak tarif edilmiştir. Oysa ki 21. yüzyılda demokrasi demek azınlığın haklarını savunmak, en az çoğunluk...

Bu ülkede hiç demokrasi oldu mu? – Ulus Irkad

Eğer çıkıp da bir eleştiri yaptığınızda birileri sizi tehdit ediyorsa, güvenliğinizden devamlı şüphedeyseniz ve hele hele bir yazı veya konuşma yaptıktan sonra devamlı olarak...

Hukuksuzluğa karşı direniş her yerde

YKP Sekretaryası mahkemelerde süren davaları değerlendirdi. Açıklama şöyle: YKP dahil birçok örgüt, kurum kuruluş COVID-19 başladığında yasaların uygulanmasını talep etti, UBP-HP hükümeti ise yasadışılığı normalleştirip...

Son günlerdeki bölgesel resim, adeta Kıbrısın iliğine dek işlmmesi gerekmektedir. Tabi ki klasik yanıtla “ilgisizlikle, Polyanacılıkla” geçiştirme de yaşanan öteki madalyon yüzüdür. Suriyede idlip krizi, Türkiyenin içinde resmen yeni rejimin içsel kurumsalaşma taban adımları, Türkiyenin batısında da resmen devletce tetikletirilen mülteci dalga dramları ayni anda yaşanmaktadır. Haberin yapılması dahi tutuklama nedeni olan bilgi akışkanlık kirliliğin öteki uygulanma şeklidir de. BUnnları neden mi sınırlı coğrafyaya sığdırtım: Çünkü, özellikle Kıbrıs ve daha dar alanda K. Kıbrıs için güncel ile gelecek mesajlarının siyasal renkleri olarak karşımızda durmasındandır. Tabi ki buradaki ilgisizlikle kaçışın da faydasızlığına şaret etme ihdiyacından dolayıdır ki kısaca genel makale konusuna geçiş yapılma seçkisi haline getirildi.

Elbet, ilk olguya deyinmedim: Çünkü idlip olayı ile Astana taplosu şimdilik iç içe girmesi ve yapılan Rus Türkiye görüşme sonuçları da anlayana anla mesajı ile kulanılan operasyon algılarının nedenli yanlış olduğunun da aynasıdır. Burada birkaç noktayı yeniden yazacam: öyle ki birgün düşman küfrüne, öteki gün dostluk bayramına çevrilen tuhaf ilişki sözleri; yaşanan konularda ilgisiz ve sesiz kalınarak bilgisizliği oynama, üçüncüsü de sırf karşıt suçlanarak doğru aranmanın, yanlış anında düşülen acı tuhaflık bileşkelerini neyazık ki son olaylarda gerçeklikle yaşadık.Yanardöner yandaşlama medya ile uygulanan ortak dış iç politika gerçeğinden koparılıp içte başka dışta başka olmanın hazin yanlışlama dönemini yaşıyoruz. Siyasetin genel politik gerçekliği vardır. Bu düşünsel olarak idoloji ile tamamlanmaktadır. Yönetime gelince de olanaklar ölçüsünde bunu gerçekleştirmeğe çalışınır. Aksi ise sisteme uyup resmen kulanımın tam yeri ile “dönekleşir veya işbirlikci teslimiyetciliğe” konur. Bu yapının siyasal gerçekliği ile iç ve dış politika paydaşlığı da oluşur. Bir farkla, içteki kurumsal yapı gücü ile kamuoyu desteği içte belirleyici koşul olurken, dışta da uygulanacak politika ile devletler işbirliği veya güç denklemi ile uluslar arası koşulların zorlanma derecesiyle de adımlar atılır. İçteki deyişimler veya dıştaki politika, itifaklar ve olanaklar ölçüsünde öncelik veya ertelenme konumunu oluşturur. Tek gerçek, gerektiğinde farklılık kondurtup “iç veya dış politika” ayrımı kulanılıp, politik çıkara göre de kitleler kulanıma yöneltilir. Son günlerin kurallarından kesicisi olan da bu. Hep başarısız veya gerçekleri öteleme adına iç ve dış politik anlayışın farklılaştırıp istenilen politik kuralların oynanma koşulları yaratılma silahı kulanılmaktadır.****

Bu kadar ön bilgiden sonra, günümüz gelişmelerine de yanıt getirme adına başlığa koyduğumuz 3  simgeyle olayı açalım…..

Ne dedik: “Konulan başlıkla içeriği doğru okumak önemlidir” ifadesi yeri geldikçe oluşan devletler arası veya itifaklar ekseninde bolca kulandım. Nitekim, politik diplomaside önerilen adımın koşullarla uyumu da önemlidir. Bunlardan birisi de son yılların önemsenip yerine göre abartılan Astana ve sonrası SOçi yapılanmasıdır. Yapılan yerlere göre imgeleşen bu toplantı olayı siyasal simgeleşme olarak da karşılığı buldu.

Birkaç koşulu önemle anımsatalım: Astana zirvesi, aslında Suriye politikasında Batının ve doğal olarak Türkiyenin Ortadoğu projesindeki Suriye hamlesinin tıkanması ve başarısızlığa yönlenmesiyle ortaya konulup başarı adımlarına eklendi. Esat devrilemedi, Suriye kuvetleri cihatcılar karşısında toparlanırken, sahaya hesaplanmayan iran ve sonradan Rusya da indi. İkinci kırılma ise Suriye askeri hamle ile içsel karşıklıklar ciahtcılarla beslenirken, Esat dışı “Cenevre” gibi konferanslarla yeni Suriye adımları atılamazken, Güvenlik KOnseği resmen rezil olmasıyla, arada boşluk oluştu. Öyle oluştu ki Türkiye ve ABD merkezli “muhalif” eksen istenen askeri başarıyı sağlamadıkları gibi, yeni siyasal simge de sunamadı. Ama, Suriyede savaş sürüyor ve denklem oldukça karışıyordu. Tek gerçek, Esat gitmiyordu!

Rusya bu politik boşluğu iyi kulandı. Üstelik, bir yanda tıkanma varken, öte yanda Suriye devleti yeniden harekete geçti. Amerikan politik oyunda tuturamadı. Kendi içinde de sorunlar yaşandı. Ezberletilen genel “siaysal İslam” simgesi hem yeniliyor hem de tam aksi sahada yaşanıyordu. Rusya, iranı yanına alırken, geliştirdiği politik ilişkilerle sonucu da Türkiyeyi bu zirve toplantılarında bir araya getirdi. Burada yukarda saydığım koşulları iyi anlamak şart. Ayrıca, toplantıda çoğunun yanıldığı şekliyle “itifak” deyil, uzlaşma ile gelecek Suriye hesapları üzerinden görüşmelerle mutabakatlarla yol alma yapısıydı. Nitekim, konuyu doğru okuyanlar, özellikle Türkiye ABD ve Batı gerçeğini bilenler, yapıdakı zayıf halkaları da doğru okudular. Hele de Türkiyenin siyasal gerçeği ile KIbrısla yeniden güçlenen eski “toprak aşkını” anlayanlar olayı doğru analiz edip öngörülerinde fazla yanılmadılar. Sadece, müdahalelerle direncin zaman zaman dalgalı oluşu veya yöresel hesaplardaki ağırlıkların dyeişme yönü umulmadık başka sorunalr da getirdi.

Yine de bu Astana ve sonrasındaki SOçi toplantıları ile gelen kısmi yakınlaşma ortaklıklar, Türkiyeyi Rusya izniyle Suriyeye taşıdı. Düşünün, Suriyenin en zayıf zamanında dahi Türkiye direk Suriyeye girip orada yerleşme hamlesi yapamazken, Astana sonrası Afrin veya enson idlipe girdi. Nasıl girdiğini zaten önceki yazılarımda bolca yazdım.

Rusya ile Türkiye ve Hat ta iranın farklı hesapları oluşu, itifak deyil de ortaklık arayışla soruna bakış sonucu, kırılmalar sık sık yaşandı. Hhat da son idlip SOçi anlaşmalarında dahi Türkiye hiçbirine uymadı. Ama, ihdiyaç ve alternatifsizlikler bu koşulu ayakta tutuyor. Hat ta, başlangıçtaki Astana Soçi zirveleri giderek Türkiye Rusya görüşmeleriyle de daraltıldığına da tanık olduk.

Sonuçta bu Astana yapısı tüm Suriye gerçeğine yanıt veremezken, kendi içinde dahi farklı beklentiler olurken, başka seçenek oluşturmama ve ABD beklenen politik güçlü hamleyi yapamaması sonucu Rusya kendi gücüyle ve Türkiye kendi çıkarı yanında batının da boşluğuna yanıt şekilde ikili görüşmelerle anlaşmalar oldu. Ama, son Soçi mutabakatında olduğu gibi de uygulanmayıp yeni sıçrayan savaş krizine evrildi.

Son Putin Erdoğan anlaşmasıyla aslında idlipte denenen güçler denkleminin sonucunu yansıtan metindir. Onca probaganda sonrasında herkes eldeki taşlarıyla yeniden uzlaşıp geleceğe oynamaya devam etmektedir. Tabi ki dıştaki İsrail belirleyici gerçeği ile Amerikan genel bakışının da gölgesi hep hesaba katılma zorunluluğu da vardır. Fakat, nedense Türkiye hep probagandaya kondurtuğu siyasal hedefleri, görüşmelerde ve uzlaşma mutabakatlarında yansıtmama ikilemini yeniden yaşadı. Hele bazı ince noktalar yine sırıtıyor. Hep “teröristlerin” ateşkes içinde alınmama ile onların temizlenmesi ilkeleri konulmasına karşın, bundan önce Türkiye ve Batı bunların bölgede kalmaları için de yanlış haberlerle destek vererek uğraşmaya da devam ediyorlardı. Bu paradoks gerçeği ile idlip ve geneldeki Suriye amaçları ortadayken, varlına mutabakat kadar, yine yalan probagandayla yeniden uylma kuşkuları oldukça fazladır.

Son idlip anlaşmasındaki yazılanlar dahi Türkiye gerçeğini bilenler için nedenli uyulacak sorularını da beraberine taşıdı. Ayrıca, Türkiye probagandasına çokca konulan sorular da nedense Rusya ile görüşmelerde hiç duyulmadı. Oysa, Rusya kendi görüşlerini yeniden net ifadelerle ortaya koydu. Sorunun özünde başta Türkiye Suriye toprak bütünlüğünü yazılı kabulune rağmen yaşamda kabul edip etmeme ikilemine gerçek yanın ortaya çıkması şart. İdlipte veya daha sonra Afrinde uygulamalarla kalıcılaşmakmı yoksa Suriye için imzaladığı protokole mi uyacak sorusu net olarak ortada.

İtifakların kaygan, toplantıda olmayan güçlerin olması, idlipte dahi karmakarışıklıkla Suriye gerçeklerinin saydamlaşması koşullarında kaçınılmaz olarak kuşkular çok. Ama net sonuç var: Erdoğan kükreyip yeri geldiğinde muhaliflerini de baskı altına aldığı ezberin dışında bir anlaşma ortaya çıktı. Ateşkesi veya başka bazı konuları öfkeyle sustururken, kendinin imzaladığı zaman, nedenli uyacağı da başka soru. Ama, acıdır CHP gibi öteki devletci kesimin de yöneltiği sorular da yanıtsız kaldı. Örnek mi “Kılıçtaroğlunun gürleyerek Putine sorulması istenen sorular da” yanıtsız kaldı. Resmi açıklamalara bağlı Rusyaya sorulması istenen soruların da cevabı yerine Rus resmi açıklama sözleri arada konuldu. Dedik ya bir yapıyı iç ve dış ayrıma koyup, koşullarla birlikte ele almadıkça, ilgili siyasetin size baskı yapmadıkça yanına teslim tavla düşme olasılığı hep yüksektir.

İçte HDP saldırılarına karşı çıkmayan TC devletci “muhalefet” şimdi kendine sıra gelince şaşkınlıkla yer ararken, hala dış politikada Suriye geneline ve giderek dünya bakışındaki sakatlıkları kavrayıp tavır koyması çoktan gelip geçti. Hele savaş sonucu ölüler gelince uyanmanın ve hamasetlenmenin de faydası yok. Ama, insanlar öylesine kuşatıldı ki tıpkı son Erdoğan Putin anlaşması gibi hepsi “zafer” ilan ediyor. Dünü unutup eldeki metini dahi sunmadan başarı eklemektedir. Böylesi masallarla hikaye yapma politikası elbet iflas eder de ahali bunu çok sonra anlar.********

Gelelim Edirnede sıcak, Egede utançlarla ve artık sancılarıyla da Kıbrısa yaşatılan “mülteci” tetiklemesi. Mülteci kelimesini tırnağa aldım. Çünkü, Türkiye tıpkı buradaki gibi mülteci yasal bakışı hala yok. Deyişik isimlerle bunları siyasal kulanım veya ranta çevirme fırsatcılıkla sınırlanıyor. Erdoğan idlip yerel savaşına dıştan daha net şekilde katılırken, batıya da başka bir siyasal mesajı siyasal mültecilerle veriyordu. Savurduğu tehtitlerin sıradan deyil gerçek olduğunun yeni kanıtı gibiydi. Size Türkiyedeki “göçmenleri gönderirim” açıklamasını yaşama taşıdı. Ama, pek sorgulanmayan şu ayrıcalık da sırıtıyor. Nedense hep Yunanistan alanları zorlanırken, Bulgaristan sınırında ayni yığılma ve sorunlar yaşanmamaktadır. Bu dahi uygulanan hamlenin siyasal seçkisiyle önemli aynaydı.

Acı ama bildik resimler gördük. Probaganda operasyon algıları da işin cabası. Hele Tele 1  muhabirinin içişleri bakanına “Yunanisatanın verdiği veriler le sizin kiler birbirini tutmuyor” demesine Süleyman Soylunun “Soylu” yanıtı da hem iktidar aynası hem de düşünce şeklini gösteriyordu! Öyle ki “Namık Koçağı Yunanistana hizmet etmekle” suçlaması, bana KIbrısta her gerçeğimiz karşısında Denktaşın ve yandaşlarının bizi “Rumculukla, ruma yamalamakla” suçlama tavrını aklıma getirdi. Oysa Namık Koçak ona verdiği rakam ile gerçeklerin uyuşmadığını anlatan soruyu sordu. Ezberi bozulan ve hep yalaka gazeteci sorularıyla hamaset yapmayı alışan makamcı, inanılmaz tepkiyle önce gazetecinin yerini ve sonra suçlayarak “Yunanlaştırma” yapma çıkışına girmesi dahi göçmen olayındaki vahim bakışın itirafı oldu.

Kimine garip gelen, alınan rakamlarla Suriyeliden daha fazla TC vatandaşının bu dalgaya girmesi, karşılıklı gaz bonbası atılma şekleri ile mültecilerin arada sıkışması görüntüleri pek de insancılık içermiyor. Bir Afkanın Tele 1  açıkladığı gibi: “İngiltere geldi, Rusya işkal yaptı, Amerika Talabanla geldi, Nato askerleriyle ülkemize gelip hepsi demokrasi dedi” gerçek ortada. Ben ülkemde yaşayamıyorum”. Buna benzer çok örnekler var. Yunanistan bu siyasal teşvike engel, Türkiye ise artık resmen pazarlıkla parasalaştırılan insan utanç taplosu yaşanmaktadır. Elbet, adamıza da bunun izleri duyulmaya başladı. Denizden gelen mülteci haberleri güneyde duyulmaya başlandı. Biraz ilgilenenlerin, Kuzeyden Güneye insan ticaretinin son dönemdeki artışını da bilecekler. Zaten, bu tip gelişmelerde duymasak dahi adamız trafiğini ansızın uluslararsı belgeelrde de bulma kolaylılığımız da var. Onun için son kapatılan bazı kapılar olayında kimse söylemese de özellikle bazı çevrelerde Erdoğanın bu kararının da korkusu olduğunu anlarız.

Peki, bizde saray seçimi probagandası başladı. Kaçından duydunuz bu önemli gelişmelerle alakalı görüşlerini. Burada yıldızlarda dolaşma, şaklabanlıkla oy avlamak veya “pastırma kesip” ekran reklamı yapma tuhaflıklarla resmen “laylaylaom” oynanmaktadır. Buda bizim gerçeğimiz.

- Advertisement -

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -

Latest article

BM Barış Gücü’nün görev süresini uzattı, Kıbrıs sorununun hikâyesi yine anlatıldı – Alpay Durduran

Bize anlatılan yalanları bir kez daha anlamak isteyene bedavadan ders gibi anlattı. Daha dün televizyonlardan mecliste Kıbrıs sorununu değerlendirmesini yapan UBP sözcüsüne göre BM...

Oydaşmacı demokrasi – Ulus Irkad

Şimdiye kadar demokrasiler veya seçimler hep çoğunluğun haklarını savunmak olarak tarif edilmiştir. Oysa ki 21. yüzyılda demokrasi demek azınlığın haklarını savunmak, en az çoğunluk...

Bu ülkede hiç demokrasi oldu mu? – Ulus Irkad

Eğer çıkıp da bir eleştiri yaptığınızda birileri sizi tehdit ediyorsa, güvenliğinizden devamlı şüphedeyseniz ve hele hele bir yazı veya konuşma yaptıktan sonra devamlı olarak...

Hukuksuzluğa karşı direniş her yerde

YKP Sekretaryası mahkemelerde süren davaları değerlendirdi. Açıklama şöyle: YKP dahil birçok örgüt, kurum kuruluş COVID-19 başladığında yasaların uygulanmasını talep etti, UBP-HP hükümeti ise yasadışılığı normalleştirip...