Çarpan gerçekler ve Arif Hoca anısına – Özkan Yıkıcı

Must read

Seksen yılının yaz ayında öğretmen sendika salonunda ben ve Derviş Yüksel etrafımızda toplanan belirli öğrenci ve öğretmene 24 Ocak kararları ve gelmekte olan Neoliberal o dönemki ifadesiyle “Fritman modelini” anlatıyorduk. Özelikle Kıbrıs’ta olan arkadaşlar hep hayret ediyorlardı. Özellikle eğitimden sağlığa olacak özeleştirmeler pek akıllarına yatmıyordu. Derken benim eski köylüm Arif Hoca yanıma gelip; “Ne de olsa sende Aytotoro suyu içtin; Ama ben bile bu dediklerini anlamakta zorlanıyorum” dedi. Aradan yıllar geçti… Bir başka olay; doksanlarda Mimar Mühendis odasında kazara dilimden Kültürler çatışması ifadesi geçti. Özelikle ağzım açıldı ya ardı ardına dinin nasıl siyasallaşacağını ve sistemin planlama olaylarını aktardım. Yine bazı bildik dostlar dahi bana “galiba biraz fazla konulara daldın” yarı alaycılığı anlatılar. Sonra konu Öğretmen sendikasında Hocanın olduğu bir ortamda bana karşı birkaç CTP yanlısı öğretmen kulanıp hocadan destek istediler: Hoca biraz düşünerek konuştu; “Bu benim eski köylüm Diliro ile sosyalizmi çok karıştırıp konuşuyor. Ama hatırlarımda seksende piyasa modelini anlatırken bende içimden biraz delirdi galiba dedim. Bakın şimdi dünya Neoliebral anlayışı tartışıyor. Onun için dedikleri kafama yatmasada elbet bir bildiği vardır” dedi.

Şimdi Arif Hocayı toprağa verdik. Son günlerde fazla ilişkim olmadı. Ama özelikle ikibinlerde sık sık tartıştığım ve ayrı düştüğüm Hoca bana hep şunu ısrarla söylüyordu: “Sen buradaki dedikoduları yazmaktan vazgeç; Biz bunun alasını yapıyoruz. Karşılıkda veriyoruz. Sen dünyadaki örnekleri ve gelişmeleri yaz. Onlar bize daha fazla önem sağlar” dedi. Özelikle bu gazetede de yayınlanan Yeni Kaladonya ve Fiji makalelerimi hep örnek olarak gösterdi. Şimdi geldik günümüze; Sermaye el değiştirme hareketiyle artık Türkiyeleştirme piyasalaşma adımları artık sonuna doğru geliyor. Bir yandan Özeleştirme adıyla her yer dış sermaye eline verilirken, gayrı nizami sermaye akışla Kumarhaneler den başlayan kirli sermaye de buraya kuralalrıyla yerleşiyor. Tabi Dini hiç ama hiç onutmayalım. Çünkü biz sanki çok direnişçi yapımız varmış gibi “burada sökmez” yalanı çok tatlı savunma romantizmi oldu. Oysa şimdilerde dinin ilahi eğtimiyle, tarikatlarıyla, kılık kıyafet genelgeleriyle ve artık yukardan başlayarak dil kullanım sözcükleri hepsi yerlelşiyor. Öyle yerleşiyor ki laiklik falan bir anda “buyurum efendimle” dönüşüyor.

Geçen hafta son olarak sınırda bir öğretmenin tutuklanması gerekçesinden tutun ödemiyenin elektrik gelişmeleri bize nerden nereye geldiğimizin göstergeisi oldu. Burda şunu eklemeden olmaz: bir zamanların Marksisleri dahi kulandıkları önemli kavramları dahi şok tedaviyle onutular. Şok tedavi kuramı da yine Şili örnek ile başlayan Neoliberal sürece konulan önemli bir kuramdır. Onun için bildik kavramları değerleri dahi belekten sildirterek Kapitalist kuramlarla ve çizilen çizgide olgular algılanıyor. Kapitalist meta dolaşımını, krizlerin nedenlerini, Neoliebral yapıyı Marksist iktisatcıların yorumlamaları haklı çıkarken, bizim çoğu kesim tam tersi iflas eden Neoliberal iktisatcılara koşuşuyorlar. Tabii bunuda ekleyelim; Çoğu Sol geçinen kesim Sosyalistlik kuramları değil genel sınıfsal ve düşünsel değeleri de sildiler. Amerikancı olanlar, Liberalizimle Solculuk savunanlar ve dış sermaye kurtuluş reçetelerle işlere iyice gömüldüler. Bundan dolayı ülkemizde çoğu sol yapıda olan “o değil ben yaparım en iyisini” savunma işbirlikci konumuna geldiler.

Bunları yazarken Arif hocanın ölümü nedeniyle yine ayni yanlışlarla değerlendirme yapıldığını acı biçimde yaşadım. Elbet Hocanın anlatımı başka olacaktı. Fakat öyle değerlendirmeler oldu ki sanki bir Arif varmış ve onun üzerinden bir olayla tekileştiriyorlardı. Hatta soradan Hocanın aldığı yol ve kendilerinin düştüğü çelişki de konulmadı. Örnek; KKTC ilanında Hocanın bunu savunduğunu yazıp onunla farklı olduklarını söyleyenler oldu. Doğrudur: Seksenler başında Hoca ve yakınları bunu savundular. Yalnız ben de anımsarım ki hocayla tartışırken biz Halkderciler olayın sistemin daha sömürgeleşmesi olduğunu söylerken, Hoca bağımsız devletle Türkiye’den de bağımsızlık alınacağını anlatıyordu. Fakat olay orda kalmadı. Bilirsiniz; Karşı çıkanlar bir gecede yemekle teslim oldular. Hoca ise ayni çizgisini mecliste ortaya koydu. Olmadığını görünce de bu kez işgal ifadesiyle olayı tanımadığını en net söyleyen kişi oldu. Öyle uzun süren bir süreç değildi. Doksandaki seçimlerde KKTC olayına karşı çıktıklarını söyleyen kesimler birden KKTC savunucusu olarak ortaya itifaklı kirli işbirliği yaparken, Hoca KKTC olayını işgal gören kesimlerin adayı olarak seçime girdi. Herhalde Arif Hocayı eleştirirken bazıları ondan sora gelinen duurumu da söyleseler yani aynaya baksalar ne görecekler!

Arif Hoca TMT çizgisiyle başlayan ve Sendikal hareket içinde çelişkilerle arayışta olduğunu zaten hep kabul etti. Nitekim hapis dahi yattı. Tecrübesizliğini de kabuleniyor. İlk yüzleşmesinin 81 seçimlerden sora normal ülke olmadığımızı anladığını da söyledi. Ama hep bir çizgide ilerleyerek teşkilat ruhundan günümüz Kıbrıslı, insan ve pek söyletimeyen Sosyalist sentezli Arif olarak yaşama son noktayı koydu. Onun için Arifi Kıbrıs süreciyle gelişmelerle birlikte ele almak şart. Özelikle hem Kıbrıs kısgacı hem dış gerçekler Arif hocayı hep yeniletirdi. Bazısı gibi Sosyalistlikten piyasaya dönüş yapmadı. Amerikancılık ruhuyla proje tutsağı olmadı. Hatta çoğunun fısıltıyla başka ekranda başka konuşmadı. Zaten Hocaya en çok sempati yaratılan olgu bildiğini söylemesi hemde söylerken oldukça çarpıcı ifadelerle yer bırakmasıdır.

Son bir olguyla makalemi tamamlayım. Hoca ve diğer bazı aydın ilerici Kıbrıslılarda olduğu gibi hakikaten bizde dinamik olarak sol ve demokratik anlayış gelişseydi onları günümüzde çok daha ilerde bulacak ve anacaktık. Arif Hoca tam sola kayar ve Kıbrıslılıktan Sosyalist sürece takılıp kendine has gelişmeler sağlarken, bizde solda olan çoğu sağa teslim olup koltuk sevdasına düştü. Hoca bundan dolayı özelikle benimle her konuştuğunda “Sen dış konuları yaz. Bize bunların ihdiyacı çoktur” dedi. Çünkü dediğim gibi tam tersi oluyordu. Bizim gibi sınıfsal yapısal derin gelişmelerin tartışmalarının çoğunu hoca yaşamadı. Ama bir zamanların “Kıbrıs Nato üstü olamaz” diyenlerin aksine günümüzde Hoca Kıbrısın işgalini, Natonun Amerikan Emperyalist gerçeğini söylerken, onlar Amerikanın uyruğunda “Nurlu ufuklardan, özgürülük fenerlerinden” söz ediyorlar. Onun için Arif Hocayı saygıyla anar mücadelesini süreçle alkışlarken, elbet benimle de çok çelişkisi olduğunu belirtirim. Ama doğrularda çok buluşurduk. Bu konuda Nazım Beratlı bekli de dinlediğim kadarıyla en mert konuşan değerlendirme yapan kişilerden sayılı birisidir.

Kısaca; Arif Hoca yaşama gözlerini kaparken, ülkemiz dinin kuşatılmış saldırısına, piyasal tutsaklıkla ilhak Neoliberal deneyimi kurumsalaştırıyor. Hocayı toprağa yollarken şunu da eklemeden olmaz; Kıbrısta tarihsel din İngiltere sömürge döneminde denenen önemli aygıt oluyordu. Rumlarda klise olayı tutarken bizde Müftülük tutmadığı için B planı etnik olgu yaşama sokuldu. Arif Hocaya ben bunu 86 yılında söylediğimde beklide hiç itiraz etmeden kabul ettiği nadir görüşlerimden biridir. Hocayı saygıyla anarken söylemek isterim ki, ona ekranı gazete köşelerini kapatanların şimdi arkasından elbette tam doğru konuşma şansları yoktur.

- Advertisement -spot_img

More articles

- Advertisement -spot_img

Latest article