Bir değişimle karşı karşıya kalmak – Ulus Irkad

509

Sosyal medyada veya sosyal hayatta şimdilerde çözüm korkusundan dolayı telaş içinde olanları izlemekteyim. Bu kişilerin aslında 42 yıldır hayatlarından memnun oldukları ama görünüşte halkın çoğunluğunun  memnun olmadığı bir gerçeklik var ama bizim halkın da ne kadar değişim istediği aslında şüpheli, çünkü gerçekten 1974 öncesi hayattan gelip de şimdilerde 1974 sonrasını yaşayan ve hayatını buna göre ayarlayıp her hal ve şartta düzenden nemalananların bu hayattan bıkkınlık getirecekleri de pek  yoktur. Aslında Kıbrıslıtürk toplumuna da baktığımızda bu toplumda bir devrimci değişim dinamiğinin olmadığı da gerçektir. Toplum 1950’lerde Sağ milliyetçi bir yeraltı örgütü tarafından beniletilmiştir. 1960 koşullarına da baktığımızda aynı doneler vardır ve toplum gene beniletilmiştir. 1955 olaylarından hatta 1957’lerden sonra gene yeraltı örgütü tarafından beniletilen, kendi içine kapatılan toplum daha sonra 1963 yılıyla gene kendi içine sindirilmiştir. Rum liderliğinin ve de Kıbrıslırum yeraltı teşkilatının da saldırılarından sonra, bu kez 1963 yılı içinde maalesef bir başka kabusun içine kapatılmış ve gene silahın namlusunun karar verdiği, mızıkçılık yapanların alınlarına silah dayandığı anormal şartlardan bir daha geçirilmiştir toplum.Peki buna rağmen ve bu olaylardan sonra toplumda bir başkaldırı isteği veya başkaldırma eylemi olmuş mudur? Olmamıştır çünkü  beyinsel olarak toplum zaten kendi liderliği tarafından köleleştirilmiştir. Toplumun kafası tabularla doldurulmuştur. Bilhassa 1974 sonrası meydana gelen statükodan dolayı toplumun artık inancı bu statükonun bir şekilde gene devam edeceğiydi. Statükoyu kendi içinde ve de kurduğu korku sisteminde özelleştiren liderin artık misyonunu terkederek göçmesiyle yerine gelenler o misyonu devam ettirmeye çalışmıştır ama ortada bir yönetim boşluğu olduğu için bu defa da artık liderin perdelediği  esas dominant egemen, her işe burnunu sokmaya başlamış ve toplum artık, dominant  egemen en güçlü olduğu için ona da başkaldırmama yoluna gitmiştir. Çünkü bu toplumun damarlarında, dimağında muhalefet etme, sistemi değiştirme algısı yoktur zaten oluşturulmamıştır. İnanıp da güvendikleri önce güya sol açıdan kendilerini göstermişler ama daha sonra onlar da statükoya sığınarak kendi menfaatleri için boyun bükmüşlerdir. 2000 yılı sonrası meydanları dolduran toplumun tepkisi kendi liderliğinin Güney AB üyesi olduğu için, bu değişime takoz koyması ve o yıllardaki yaşatılan ekonomik buhranların kendisi açısından menfi etkilerinin en doruklara çıkmasıydı. Sol parti diye inanıp da kendisini daha sonra yarı yolda bırakacak olanlara ise tepkisi olmamış ve toplum devamlı kandırılmasına rağmen seçim ortamlarında aynı partiye hükümet olanağını birkaç kez daha vermiştir. Şimdilerde tepkiler var ama bu nekadar seçime akseder gene de bilimemektedir. Veya aksetse bile gelecek olanlar ne kadar farklıdır o da şüphelidir.

Bu toplum, en fazla her beş senede ona yutturulan seçimlere bel başlamıştır ama sonuçta seçimlerle de birşey değişmeyeceği ortaya çıkmıştır. Herkesin de bildiği  statüko gene bir şekilde seçimle de devamlılığını sürdürüyor. Çünkü siyasal irade başından beri özgür değildir. Ne yapılabilir? Özgürlüğü sağlamak için ne olmalıdır? Aslında kendi örgütlenmesini sağlayan her toplum bir şekilde özgürlüğünü de sağlamıştır. Avrupa ve Batı’da böyledir veya toplum mühendisliğini dile getirenler bunları bilmektedir. Halkın menfaatlerini sürdürecek, savunacak bir liderlik ve de pek tabi ki toplumun veya halkın örgütlenmesi… Bu nasıl sağlanacak? Özgürlüğün örgütlenmekle  geleceğini söylemekle… Şimdiye kadar meydana gelen örgütlenmelerin yanlış olduğunu, asıl örgütlülüğün halkın her bakımdan yönetime katılması olduğunu ileri sürerek ve de örgütlenen toplumun birçok mücadeleyi başarabildiğini göstermekle işe başlanmalı. Özgürlükçü demokrasiyi öncelikle örgüt içinde göstermek, herkesin söz sahibi olduğunu isbat etmek ve halkı birer birer örgütlenme içinde kapsayarak başarıyı halka sağlamak gerekmektedir. Örgütlü toplum özgürdür ve başarılıdır. Uygarlık da bununla ilintilidir. Uygar toplumlar örgütlü toplumlardır aslında. Örgütlü olmayan toplumlar yerlerinde sayarlar ve çok kolayca kandırlırlar. Kandırılmamak için örgütlülüğü savunmalı. Bürokratik mekanizmalara değil eşitlikçi mekanizmalara dönülmelidir. Bürokrasinin olduğu yerde sınıf ayrımları ve kişisellik başlar, sömürünün bir başka şekillenmesi meydana gelir. Yıkılan ve kendisine Sosyalist diyen Sovyetler Birliği’ne bakmak yeterlidir. Ha, bu elbette tek toplumlu bir örgütlenmeyi içermez. Kıbrıslırum toplumu da aynı örgütlenmeyi gerçekleştirir ve iki örgütlü toplum birbirlerine güven vererek garantilerini sağlarlarsa elbette bu ülkede çözüm de daha kolay ve daha rahat olur.

Özgürlükçü demokrasi ve toplumun en küçük birimine kadar örgütlenmek şiarımız olmalıdır…