BAŞKAN: Dr. Mustafa Hami (1) – Dr Bülent Dizdarlı

yazarın tüm yazıları -->
"Bu Memleket Bizim" yayınları

Yıl 1992. Eylül ayı. O sıralar Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde uzun zamandır süren hekimler arası büyük kavgaya iki yıllık bir ara verilmişti. 1990 de yapılan genel kurul öncesinde bir araya gelen dönemin akil hekimleri, yıllardır süren kamu-özel kavgasına bir son verip, toplumsal sağlığın geliştirilmesine yönelik çalışmalar üretmek düşüncesiyle, ilk adım olarak Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği genel kuruluna yönelik bir protokol imzalamışlardı. Söz konusu protokole göre, kısır çekişmelere son verilecek, toplum sağlığına yönelik projeler geliştirilecek, Başkan bir dönem kamudan bir dönemse özelden olacak, yönetim kurulu üyelikleriyse üçerden paylaşılacaktı. Bu doğrultuda 1992 Ekim ayında yapılan genel kurulda seçimlere sadece kamu hekimleri aday olmuş, sonuçta da Dr. Rifat Siber başkanlığında yeni yönetim oluşturulmuştu. 1990-1992 arasında imzalanan protokole saygı gösterilmişti. Ne var ki 1992 de genel kurul yanaştıkça kamudan homurtulu sesler çıkmaya başlamıştı. Sayısal gücü elinde tutan kamu hekimleri içinde başkanlığın ne olursa olsun özellere kaptırılmamasını dillendirenler vardı. Özellikle dönemin “abi” “abla” pozisyonundaki bazı kamu hekimleri bu düşüncedeydi. Onların arasından ayrılanlar ve genç hekimlerle bütünleşenlerse ne olursa olsun yapılan anlaşmanın bozulmamasını savunuyorlardı.

Bu tartışmalar çok uzun sürmedi. Akli selim galip geldi ve yapılan protokole sadık kalınması yolunda karar üretildi. Genel Kurula serbest hekimler arasından çıkan başkan adaylarından birini seçmek üzere gidildi.

İşte 1992 Ekim ayında yapılan bu genel kurulla Dr. Mustafa Hami ilk kez başkan seçildi. Üç kamu hekimi olarak Dr. Erol Şeherlioğlu, Dr. Alper Baydar ve ben yani Dr. Bülent Dizdarlı yönetime girdik. Dr. Ahmet Gulle, Dr. Mustafa Üstay ve Dt. Halil Çavlan ise özel sektörden yönetime giren arkadaşlarımızdı.

Bizden önceki yönetim, siyasi yelpazenin daha ziyade merkezinde olan sağ ve sol sosyal demokratlardan oluşmuşken, Dr Hami Bey başkanlığındaki yönetim oldukça sol ağırlıklıydı. İçlerinde merkeze en yakın olan ben ve Mustafa Üstay’dık ki kendimizi sol sosyal demokrat olarak tanımlıyorduk. Buna karşın Hami Bey, Tabipler Birliği’nin ikinci adamlığı mevkii sayılan Genel Sekreterlik görevini benim üstlenmemi istedi. Onun bu seçimi aslında çok ince bir düşüncenin ürünüydü. Bu sayede hem kamu hekimlerine “Biz sizin de yönetiminiz” diyor hem de politik olarak merkezi de dikkate alacağını vurguluyordu.

İlk toplantımızda aldığımız kararlarla görev bölümü yapmak yanı sıra, yetkililere yönelik nezaket ziyaretleri yapmamız da vardı. Bu çerçevede 1993 yılında TC Büyükelçiliğine yaptığımız ziyaret hiç aklımdan çıkmaz. Randevu alarak tam kadro Elçiliğe gitmiştik. Elçilik de randevu saatimiz geçmiş bizi bir türlü kabul etmiyorlardı. O günlerde çok mu yoğundular yoksa bize karşı bir tavır mıydı çok da hatırlamıyorum ama bu bekleyiş biz gençlerin çok canını sıkmıştı. Hatta aramızda kalkıp ayrılmayı teklif edenler de olmuştu. Ancak Hami Bey bizi hep sakin olmaya davet ediyor, beklememiz yönünde telkinde bulunuyordu. En nihayet dönemin Büyükelçisi Cahit Bayar Bey bizi kabul etti. Odasına girip de daha koltuklara oturacağımız anda sert bir sesle “Siz Tabiplere geçen dönem çok para yardımında bulundum. Ne yaptınız anlatım bakalım” dedi. Dona kaldık. Biz birbirimize bakarken kendini ilk toparlayan Dr. Hami Bey oldu. “Biz yeni yönetimiz efendim. Bizden önceki arkadaşlara yaptığınız yardımlardan dolayı size teşekkür etmeye ve artık yardım kabul etmeyeceğimizi bildirmeye geldik” deyip kapıya yöneldi. Yani girmemizle çıkmamız bir oldu. Sessizce elçiliği terk ettik.

(Uzun zaman Elçi ve elçilikle direk temasımız nerdeyse hiç olmadı. Ta ki Sayın Ertuğrul Apakan dönemine kadar. Cahit Bey bize ne kadar kaba yaklaşmışsa Ertuğrul Bey tam tersine o kadar nazik davranmıştı. O dönemi de kısmet olursa ileride yazacağım)

Elçilikten ayrılıp, Tabipler Birliğinin o zamanki köhne binasına gidene kadar hiç konuşmadık. Sanırım hepimiz hem çok bozulmuştuk hem de bir yerden destek almadan bu işi nasıl sürdürebileceğimizin ne kadar mümkün olduğunu düşünür olmuştuk. İşte tam da bu ruh hâlindeyken Dr. Hami’den ilk dersi aldık. “Eğer bir sivil toplum örgütü olmak istiyorsak, devlet bağlantılı iç bir yerden maddi katkı almamız ve tamamen kendi ayaklarımız üzerinde duran bir yapı yaratmamız gerekir”. Ben “Nasıl?” diye mırıldandım. O çoktan cevabı biliyordu. “Hemen olağan üstü genel kurul toplayalım. Gündem aidatların yükseltilmesi olacak, beş lira aidatla bu iş olmaz. Elli lira yapacağız ve güçlü bir meslek örgütü olacağız” dedi. “Abi, meslektaşlarımız beş lirayı vermiyor elli lirayı nasıl alacağız” deyi verdim, “Eğer ne için istediğimizi anlatırsak kabul ederler” diye cevapladı.

Nitekim hemen hazırlanmaya başladık. Önceleri itirazlar fazlaysa da kısa sürede bunlar ortadan kalktı. Şubat 1995 de olağan üstü genel kurulu yaptık. “Kimseden Yardım Almayan Bir Sivil Meslek Örgütü” düşüncesi galip geldi. Bu sayede Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği kabuğunu kırıp sesini duyurmaya başladı. Hiçbir siyasi partiye angaje olmadan kendi hedef ve ilkeleri yönünde açılımlara yöneldi. Kendi profesyonel sekretaryamızı kurup, teknolojik donanımımızı artırdık. Bu öz güvenimizi de artırdı.

Devam edecek

- Advertisement -spot_img
- Advertisement -spot_img

Diğer yazıları

5,999BeğenenlerBeğen
796TakipçilerTakip Et
1,184TakipçilerTakip Et
70AbonelerAbone

YKP basın açıklamaları