Aklıma takılanlara yanıt bulurken – Özkan Yıkıcı

yazarın tüm yazıları -->
"Bu Memleket Bizim" yayınları

Birçok olayı duşak dahi tümü üzerinde yorum yapma şansımız elbet yoktur. Hele de bir anda özüyle birlikte konuşmak da yeterli olunamıyor. İster karşılıklı ister se kendi kendinize konuyu anlamaya çalışırken, bazen aklınıza takılanlar olur. SSonra, havıza kaybınız giderilerek, düşünmek sonucu aklınız toparlanırken, nedenler üzerinden bazı gerçeklerle karşılaşırsınız. Böylelikle eksik bulduğunuz önemli durumu da aydınlatma dönüşüne girersiniz. Bazen kendi kendime, bazen de birileriyle konuşurken dahi konuların önemli nedenelrini sonradan hatırladığım konumlar da son günelrde epey artı. Peşpeşe gelen olaylar ve bunların birileri tarafından algılanma tutsaklığı birden kendimden sıyrılmış hale gelir. Son gelişen olaylarla bazen takıldığım druma sonradan yanıt verdiğim birkaç güncel olayı buraya sıydıracam.

Özellikle son günlerde ister yerel ister genel, birçok peşpeşe olay yaşıyor, bilgiler akıyor. Bunları izlerken, hepsinde gördüğüm önemli eksiği, kendi kendime düşünürken sorularımın da yanıtı olarak buldum. Hatırlarsanız, doksanlarda Henkninton kültürler savaşı diye bir görüş ileri sürdü. Bunun üzerinden fırtınalar oluştu. Hep ötelediğimiz, Henktintonun görüşlerini uygulayacak sisemin de dünyada hakim olduğunu göz ardı etmemizdi. Nitekim, son dönemdeki genel olaylara bakışta, kültürleşme ile gidrek gericileşme kurumsallaşmasında, bu görüşlerin hakim hale geldiğidir. Devamında da hegemonik oolunca da sorunlara bakışın da bu ölçeğe oturtulmasıdır. Devletler kimliksel yönlü idolojileri kulanıp ayrıştırmaları derinleştirdiler. Öylesine öfkeler oluşturuldu ki linç kültürünü aratır oldu. Bugün hep bizim rumları, Türkiyede kürtlerden başlanıp gelen mültecilere dek hep kimliksel yönle bakma duruşu vardır. Sınıfsal yönten konuyu çekip kültürler kimliğine oturtma Henknitonun görüşü bugün hegemonik dünyada yerine oturdu. İslamcılık, mezhepçilik, etnik kimlikerler konuyu açıklama yorumlama epey mesafe aldı. Bu örgütlendi de….

Bir başka karşılaştığım yanıt da şu: Tele 1 Aziz Konutmanın da belirtiği gibi, kavramları dahi içerikleriyle kulanmayı unutmakla kalmadık, bunları birbirine karıştırdık. Konutman, bu konuda göçmenlik ve mülteci kavramları örneği ile bunu örnekleştirdi. Göçnen ve mültecilik farklarının olduğunu oysa düşünülmeden bunların karıştırıldığını özetlerken, bunu önemli dış toplantılardaki uyarılarla kendilerinin de bu yanlışa alıştıklarını anladığını belirti.

Gerçekten, mülteci konusu çok yönlü yanlışlarla algılatıldı. Oysa kimisi ekonomik sıkıntılarla daha iyi koşullarda yaşma adına göç ediyor. Bunlara göçmen deniliyorken, savaşlardan öteki afetlerden ve baskılardan zorunlu olarak kaçanlara da mülteci denliyor. Siyasi yönlü baskılardan kaçanlara da siyasi mülteci ifadesi konuluyor. Bu ayrımlar, ayni zamanda sonuçlarda da farklııklarla devam etmektedir. Türkiye birçok konuda olduğu gibi, bu alanda da bazı uluslar arası yasaları ret ediyor. Mültecilerin doğudan gelenlere mülteci hakkı vermiyor. Geçici misafir diyor. Tıpkı uluslar arası deniz hukukunu kabullenmeyip, hukuk hakları dyeişi gibi mülteci konusunda da sıyrılmak için geçicilik veya misafir ifadelerle kendi kendini konumladığı gibi…

Bu arada yeri gelmişken, Türkiyedeki konuyu tartışanlara bir önemli eksikliği hatırlatayım: Genelde mülteci göçmen karışımlı işe geleni koyma tutumu oluyor. Ama şu hep göz ardı ediliyor. Türkiye hem lülteci yeri, hem dışarıya ekonomik ve siyasal göç veren ülkedir. Önemli deneyimine rağmen, bu bilimseliğe tam yansımıyor. Halbuki Türkiyenin üçüncü bir durumu da var. Kıbrısta yaptığı ve şimdi de Kuzey Suriyede uyguladığı nifus taşıma, göç etirme politikaları vardır. Bunların adını hiç duyurmuyor. Hat ta Kıbrısta bu kelimeyi kulanınca bizi ırkçılıkla dahi suçlamaya geçiliyor. Oysa resmen Kuzey Kıbrısta Türkiye nifus taşıyıp yerleştirip buranın yapısını deyiştirdi. Aynen şimdi Kuzey Suriyede özellikle Afrin yöresinde uygulandığı da malumdur. Bu son halkayı kayganlaştırılan nifus akışına Türkiyedeki çevreler koymuyor. Halbuki buda bir kuram. Nitekim, Türkiyede son olarak Suriye ve Afkanların durumu tartışılırken, Kuzey Kıbrısta makamların önünde yurtaş yapılıp nifusun deyişimine de devam edilmektedir. Ayni bilgiler zaman zaman K. Suriyeden de gelmektedir. Buna yanıt yherine tam aksi normalin de ötesinde tabulaştırılıp konuşturulmuyor….

Konu madem Neoliberalizmin kültürel çatışma idolojisiyle gidildiğine göre, bir çarpıcı örnek daha verelim: Japonyada olimpiyatlar gerçekleşiyor. Türkiye bayan takımı Çini yener. Buraya kadar normal. Yenme sonrası konuşan velebolcuların ısrarla Cumhurbaşkanına veya Cumhurbaşkanımızın sayesinde denilmesi ilk gelinen noktanın davranış kültürüydü. Hele de sonradan giyilen şortun eleştirilmesi, iffetli uyarıların dolaşması, Gericiliğin nerelre dek gelindiğinin kanıtları olarak uçuşuyordu. Kültürler çatışmasındaki gericileşmeyle ulaşılan idolojik boyutun resmi çiziliyordu…..

Göçlerde, maçlarda ve normal sohbetlerde artık kimlik kültürü ayrışma karşıtına iyice oturdu. Son Türkiyedeki orman yangılnlarında dahi oluşan öfkenin hemen etnik karşıta Krtlere bazı saldırılara uğrama normaliği tesadüf deyildi. Kimlikler ve gericilikle aslında Emperyalizmin yeniden sömürgeleşmedeki önemli sonuçtur. Ortak sömürülme emek ekseni yerine etnik ayrımlarla ayrıştırma gidrek emek sömürülmesine dek kendini katmerledi. Suriyelilerin daha düşük ücretle çalıştırılırken ki sömürmeleri, öte yandan etnik düşmanlıkla kulanım politikası kültürler çatışmasının son gelinen noktasıdır. Kıbrısta ise hala konunun farkında olan pek yok. Hat ta mülteci yönüyle rant ara  geçiş olmanın da tadı yaşanıyor. Böylelikle her alandaki kimliksel bakış ile bilgilenmeden algıya geçişler sonucu sorunlar pek tartışılmama aşamasına sokuldu.

- Advertisement -spot_img
- Advertisement -spot_img

Diğer yazıları

5,999BeğenenlerBeğen
796TakipçilerTakip Et
1,144TakipçilerTakip Et
56AbonelerAbone

YKP basın açıklamaları