Yaşadıkça karşılaşılan dersler – Özkan Yıkıcı

0
17

İnsan yaşarken hem öğreniyor hem de öğrendikleriyle kendine has birikimi de oluşturur. Geçen yıl aAli Şahin benimle görüştü. Yazacağı kitap için yardımcı olmamı istedi. Konu, Atmış sonları ile Seksen başlarında Türkiyede yaşadığım devrimci süreci özetlemekti. Bir anlamda, gençlik siyasal Türkiye dönüşümümü yaşlandığım şu günelrde yeniden hatırlayıp anlatmamı önerdi. Bir anlamdaki sınırı şu: benim nasıl etkielrle devrimci olup, yaşadıklarımla aktarmam istendi. Benim gibi deyişik sosyalist görüşlerden kişilerle yapacağı reportajlarla da bunu kitaplayıp, eser haline getireceğini aktardı. Ben şöylesine düşündüm: Ali bana günümüz pek raslanmayan gençlik araştırma enerjisiyle, olayın önemini anlatmaya çalışıyordu. Doğrusu, ben konuya karşı deyildim. Üstelik senler sonra beni anımsamaları da hoşuma gidiyordu. Üstelik, epey zamandır sırf hala devrimci görüşlerim nedeniyle beni çıakr uğruna dıştalayan sol çevreler de hala olmaya devam edilirken, ilgili öneri hoşuma gitti. Ardından, kabulendim. Ona güvendiğim havızamla, bence bazı önemli olguları aktardım….

Bu gelişme olurken, bazı arkadaşlarla da şu konuda konuşuyorduk: “Kıbrıs Türk ekseninde sadece sol veya devrimci kesimde deyil, sağda dahi pek yazılı belge bulunmuyordu”. Bu konudaki sıkıntımızı ve yaşadıklarımızın da beyin yerindeyken nasıl geleceğe taşınabileceği soruları da soruyorduk. Nitekim, en çarpıcı örneği sağdan veriyorduk: onca önemli siyasal Volkan örgütü hakında dahi belge yoktu! Bu görüşlerin de uayrısı ile Alinin talebine evet dedim. Sonuçta geçen aylarda da kitap En uzun koşuları adalıların” kitabı yayınlandı. Adı eksik veya yetersiz olma olasılığını da belirtiyorum.****

Tam da kitap yayınlanıp da Aliyle bunun tanıtımında 4  ilçede yaptık. Karşılaştığım manzara beni biraz burktu. Özellikle kimi sol anlamlı tavırlar ve sıf bahanelerle ilgisizce katılmama tutumları, aslında hep eleştirel baktığım günümüz sol etiketli sola yeniden bakışımın haklı olduğumu da anladım. Tam da bu süreç tamamlanırken; Cumartesi günü Artı gerçekte okuduğum F. Öztürk  ile Sendika Org sitesindeki Y. Ayaşlının yazıları adeta aynasını K. Kıbrısta yaşadık. F. Öztürkün Ahmet Kayaya bakışla zor zamanındaki devrimci denilen kesimin yalnızlaştırma serzenişini Eşinden dinlerken ki hali ile Y. Ayaşlının geçmişle alakalı kimi kişinin anı adıyla saptırma tutumları burada bana yabancı gelmedi. Belki de Devrimci hareketlerin veya Sosyalistlerin yaşamdaki en yanlış yaratan kendi aralarındaki ilişki ile anlatımın geniş arşivinin özeti gibi oldu.

Aslında, En uzun koşularlarda adalılar kitabının seneler sonra özetlenen eserinde, deyişik renklere karşın, herkesin hala mirasını tüketip onunla solculuk etiketi kulanılırken, böylesi tanıtıma dahi katılmama tutumu, çok önemli dersleri dolduruyor. Üstelik, kimisi, kendini kahramanlaştırıp hikayeler veya mitler yaratarak da bu geçmişin birikimini kirleterek bireysel benciliğe de eklediği günlerden de geçtiğimiz dönemdeydi. İnsanın yeniden yaşama veya kendini sorgulama adına böylesi fırsatı kulanmayı brakın, dostların adına dinleyici olmayı dahi duyarsız veya bahanesizce katılmadılar.

Meraklı bazı gençelrle, kimi yakın kişiler yanında, özellikle dönemi öğrenmek isteyen azınlıkta insanlar da katıldılar. Dahası, onca ülkemizdeki K. Kıbrıs sonrası adaya gelen veya yüzbinle ifade edilen ünüversite öğrencilerinden hemen hemen katılım sıfır oldu. Adayı falan deyil de başka dünyalarla uğraşmanın yabancılaşmış haritasını çizdiler. Kitap okuma ile öğrenme deyerinin olmadığı, yaşananları öğrenmek istemeyen kesimlerin kültürleşmesi normaleşti. Bundandır ki bilmeden de yalanlarla bilgisizliğin üstüne kondurtulan resmi ezberi de tekrarlayıp bilimcilik yapıyorlar.

Kıbrıs için K. Kıbrısta gerçekten oldukça kısır arşiv vardır. Birçok olgu sıfırlanıp yok sayılmaktadır. Bunun boşluğunu da resmi idolojik olgularla doldurtuluyor. Kendi resmi tarihsel belgeleri de olmayıp, günün çıakarına göre kitaplaştırma yaygınlığı da oluştu. Üstelik, K. Kıbrıs önemli nifusu yakın tarihte burada olmayıp 74 Sonrası dönem dönem taşınarak yerleştirildi. Bunlar daha sonra da vatandaşlar ve kaçaklar olarak da ayrıştırılıp üstüne bol miktarda öğrenci de eklediler. Bilinmeyen ve birikimi olmayan coğrafyayı da resmi sistem çıakrıyla doldurtup öğretiler. Kimisi de kendini mitleştirme veya önemsetirme adıyla anıalrdan tutun kendine göre bilimselik ekleyip kitaplar yazıldı. Ben, direk yaşadığım Dilirga veya Sol süreçelrinde direk deyişimlerle yaşamla doldururken, yazılan çoğu hat ta önemli eserlerin çoğunda öteleme veya yalanın bol olması nedeniyle Alinin kitabına reportajı verdim. Yeniden bildik sorgulama ve yüzleşmeden kaçan nice insan, gelip bu sohbetlere dahi katılmadılar. Buda solun bilinmeyerek, yeni sol adıyla sistemsel teslimieytci tarikatcılığın adeta kendisidir.****

Ayni şekilde Halkbilimi dergisinde de Asimilasyon üzerine bir yazım da çıktı. Orada da konuyla alakalı birçok makale var. Okuyanlar ve yapılan panele kimlerin katıldığı ikileme bakarsa, başka bir pencereden de sorgulama şansları olacaktır. Nedense, biz hala K. Kıbrısta gerçekleri konuşmayı, yaşananları doğru aktarma tutumuna gelmemeyi ısrarla direniyoruz. “Zamanı deyil veya bilimselik isterik” denilerek ülke gerçeklerini konuşmamaya ısrarla direniliyor. Sonra da maraziler okuyarak fon dolarlarıyla da ceplr dolduruluyor.

Hala, rakamlarla veya fetişizim kavramcılıkla konuları anlatma kısırlığına bilimselik denilmeye devam ediliyor. Bazı önemli siyaset bilimcinin uyardığı gibi: “Aydınlar ve akademisyenler, gerçeklerden kaçma adına siayset yapmaktan kaçarak onu cihalet ve diktatörlere teslim ederlerse, onlar da bilim adına cihaletin hizmetine girip bilim yaptıkları aşamasına gelirler”! Bu ufak anlatımları her ülke aydınalrı ilericilik ve demokrasi gerçeği kadar, gerçeklerin de yalanların altında ezilmeyecek koşulu olarak koyarlar. Son dönemde Atatürkün sözü dahi nedense söylenmeye başlandı: “Aydınlar siyaset yapmaktan kaçarlarsa, cihaletin onları yönetmesini de kabulenirler” dediydi.****

Tam da bunlara uygun günlerden geçiyoruz. Son günelrde bazı makamcılarımız sırf yalaka adına şu cümleleri hem de ünüversitelerde dahi kulanıyorlar: “Doğu Fırat hareketi ile Kıbrıs hareketi aynidir! Sadece, Suriyedekine dünya kamuoyu karşıyken, kıbrıstakine destek verdiler” dendi. Buna benzer harika sözler de belli ki devam edecektir. Çünkü, öylesi güncel resmi Türkiye idolojik devlet ekseni oluştu. Bu siyasal zafer taşlanmasıyla sunulmak istenmektedir. Halbuki “Taçoy gibielr” bilmiyorlar ki bu dedikleriyle belki koltuk aşkı sürecek, ama ilerde tarihe düşünce nedenli yalakalaştıkalrının da kirli sayfası olarak kazılacaktır.

Belirtik ya: arşiv olmaması, resmi idolojiye göre duruş sergilenmesi, adanın K. Kıbrıs kesiminde önemli sayıdaki insanın buranın geçmişini yaşamaması ve sonradan gelmesi sonucu, oluşan işbirlikci yapı ile şimdilik gerçeklerden uzak güncel idolojik kurumsalaşma yapmalarına meydan açıktır. Buna resmi bakışa uyan kültürleşen adına da sol diyenler de kendilerine güncele göre masal yaratıp sol etiketi kulanıp faydalanmaktadırlar.

Herkes deyişik yöntem buluyor. Kimisi artık yaşlandığı için, geçmişe dönüp ama o  koşulalrla deyil de günün konumuna göre anılar yazar. Kimisi de yazdığı veya konuştuğu ile günümüz yapısından pay almak için bir şeyler karalar. Bunalr elbet şimdi bazı arkadaşlarla eleştirdiğimiz eksiklik ilerde ek olarak yalanları da ayıklama zoruluğu da oluşturacaktır. Ben Yetmişleri anlatırken, eğer Kıbrısa da yoğunlaşsak, şimdi unutulan veya aksi söylenen olguların ozaman sırf deyiştirme hedefli devrimcilikle nasıl konuşulup bazı tabuların yıkıldığını da anlatacaktım. Örnek, mitinklerde TC bayrağının kulanılmama tartışması dahi yapılıp, yaşanan Kıbrıs olaylarındaki sırf Türkiye müdahale etsin diye yapılanlar, sol rüzgarlarla burada da konuşuldu. Şimdi, bunarlın bir kısmı unutuldu, bazıları da banbaşka şekle sokuldu. Hat ta, kimi kendine sol aydın diyenler “Kliridisi aklama veya Kıbrıs çıakrmasındaki ABD onayını yok saydırtma” noktasına gelenlerin olduğu döneme ulaştık.

Tüm bu özetlediğim yazı, yayınlanan yetmişler dönemli Türkiyede okuyan devrimcilerin yaşadıkları eser ile duyulan katılım ilgisizlikten başlayıp, F. Öztürk ile Y. Ayaşlının yazılarıyla sol geçmişle günümüz davranışlarındaki önemli itirafların bende braktığı etkiyle yazdım. Gerçekten, dayanışma ve ilişki şekliyle yeni dünya hedefli sosyalizmin başarısı veya başarıszlığı bazı tutumlarla da önemli olduğunu yeniden anladım. Kayanın yalnızlaşırken, kitlesel şarkılarının söylenme çelişkisi veya sırf kendi kendini tatminle anısal saptırma durumları oluşan boşluktaki savrulmanın ürünleridir.

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.