Suriye muhasebesinden K. Kıbrıs’tan Rusya’ya sarsıntılar – Özkan Yıkıcı

0
8

Son dönemin flaş olayı Doğu Fırat. Gerçek yeri ile Suriyenin kuzey doğu kesimi. Bu yalın gerçekliktir. Başka yalın ve tehlikeli gerçeklik de şu: Suriyenin toprağında hem de karar alan devletler “Suriyenin toprak bütünlüğü” derken, burasıyla alakalı paylaşım  kararı alıp Türkiye bu yöreye giriyor. Kimsenin gözden kaçırmasına gerek yok: resmen Erdoğan da Trump da telefonla anlaştıkları ve çizdikleri çizgilerle uzlaşıp Türkiye Suriye toprağına girdi. Bu dahi algılarla kaçırılmakla meşkul olunuyor. Yine öğreniyoruz ki hem de pratik kararlarla kanıtlanırcasına Rusyanın da onayı var. Öyle ki Türkiyenin Fıratın doğusuna girmesinin kınanmasına iki devlet “ABD ve Rusya” veto koydu. Etrafta kararı görünmeyen, toprağın yasal sahibi Suriye. Daha önceki yazılarımızdaki Suriyenin dünya satrancına döndüğü haberimiz de anımsanınca: Suriyede hem de kuzeyde yeni bir sıçrama yapılıp, savaşın da yayıldığı kesin. Gerçi, artık kavram fetişizmi öylesine tahrip edildi ve damıtılan yanlışla hukuki zırh giydirildi ki insanlar cümle veya kelimenin anlamını dahi kafasında silip, istenilen şekilde kulanım kuluğuna geldi. Bundandır Suriyede değişik savaşlar ve işkallerle ülke darmadağın edilirken, ne savaşın adı ne işkal etmenin gerçeği kulanım olarak sanki tabu yasak haline sokuldu. Operasyon, tanpon bölge, kurtarma hareketleri, özgürlük açılımlı, toğrak bütünlük pandorasıyla örtülmektedir. Değişmeyen sonuç, Suriye resmen Suriye dışından  birçok ülkenin topraklarında cirit atıp hegemonya mücadelesini savaş ile sürdüdükleridir. Bunun da bedelini Suriyeliler ödüyor. Uzaktan gelen düzenli ordular veya cihatcı milislerle ülke resmen darmadağın edildi. Edildi de ne Güvenlik Konseyi ateşkes alabiliyor, işkaller suçlana biliniyor! Karar dahi alınmıyor. Son Güvenlik Konseyi tesadüf derecesindeki toplantı ise bize Suriye oynundaki acayip çıkarların karşıtlıkla birlikteliklerin nasıl yumaklaşıp kör düyüm olduğunu anlatıyor.

Daha önceki birkaç yazımda Doğu Fırata girişle ABD Türkiye ekseni konusunda deyişik görüşler yazdım. Kaçırılan veya dikate alınmak istenmeyen olguları belirtim. Fakat, son G.K. kararında da görüldüğü gibi olayın kınanmasında salt ABD değil Rusya da tavır koydu. Çoğunluk Suriyede Rus ABD karşıtlığını beklerken, böylesi ABD kararlı hamlenin Rusya tarafından da savunulma politikasına da az da olsa el atmak gerektiğine karar verdim. Dahası: Suriye doğu komşumuz, Türkiye ise artık Kuzey komşu deyil, resmen göbeğimizde içeleşen gerçek olarak yaşamımızı belirliyor. Bunun sonucu da Doğu Fırat konusunda konuşulması gerekip, biraz gerçekler belitince, tıpkı Türkiye tipi tepkilerin de burada olması gerekirdi ve oldu. Türkiyede barış veya savaşa karşı diyenlere yasak, soruşturma ve veriştirme demeçelri yaşanırken, konuşmak gereksimli ve Türkiyeye de ters düşmeme davranışı dahi kulanılan “Akıncı gibi” yumuşak ifadeler sonucu hemen hedef tahtasına konuldu. Enson Erdoğan da “Hat bildirme” korosunun sesini yükselti. K. Kıbrıs resmi yeniden parladı. Tıpkı Afrin olayında olduğu gibi.*****

  1. Kıbrıs ile Türkiye gerçekliği nekadar gizlenirse gizlensin, en ufak gelişmede veya Türkiye tavırlarında hemen buraya yansımalar hemen oluyor. Buradan biraz idare etme veya yumuşak veya diplomatik dil kulanınca,yine de zılgıçtan kurtulunamaz. Üstelik, K. Kıbrıs Türkiye gerçeği yanında bir de saray hesaplanması vardır. Türkiye direk desteklediği aday lehine her konumu da kulanmaktan net olarak çekinmiyor. Zaten, Elçilik falan değil, Erdoğan beyenmediği her konuda K. Kıbrısa atres göstererek saldırma normaliğine işi getirdi.

Aslında, aKıncının açıklamasını okuyan, bunun salt yumuşak dilde ve nefretden biraz kaçınarak ama aynen Türkiye görüşüne bağlı diplomatik dil kulandı. “Türkiyenin iyiliğini ve teröristlerin berhava edilmesini” diledi. Yalnız: savaşın da kötü olup, Kıbrıs örneğini de ekledi. Dikat edin, ne kimse ABD Türkiye uzlaşmasını veya terörist denilenlerin Suriye toprağından saldırı yaptığı örneğini vermediler. Hep algı operasyonu ve savaş tamtamlı probaganda ile fetih Surisi camilerde okunarak üstelik ele geçirilen Suriye köylerinin kurtarıldığı zaferiyle sundular.

Tarihi rezaletin atresi yine eski işbirlikci Brejnevci Mehmedaliden geldi. Tam işbirlikci teslimiyetli ve AKP dönüşümlü çizginin demecini verdi. Aynisini Birikimden tutun bazı gazeteciler de koro şeklinde tekrarladılar. Nedense, akıncının açıklamasında neye karşı olduklarını da söylemediler. Karşı olmanın imgeleriyle ama görüşsel nedenini koymadan veryansın yapıldı. Tabi, Türkiye K. Kıbrıs ilişkilerinin geldiği yer, Türkiyedeki rejim dönüşümünün buraya yansıması ve buradaki hiçseleşmenin boyutunu koyan politik ayna haline gelindi. Hesapta Akıncı cumhurbaşkanıdır. Ama, seçimler de var. Akıncının açıkladığı silik ve diplomatik görüşleri savunduğumu söyleyemem. Fakat, sonuçta gösterilen öfke ise buradaki en ufak gerçeklik karşısında gelecek baskı dalgasının da kendisini yakaladım Görüşlerin dahi nasıl kısgaca alınıp yumuşağının dahi kabulendirilmeyen yönetim biçiminin aynasındayız. Ama, bu gerçekliğe karşın da Rumlara veriştirerek ve bizim görüşlerimiz denilerek hala “iki lider ile Guteres” halayını çekip sirto demeye devam edilmesi de tuhaflığın ötesine geçti. Peki, Akıncının böylesi açıklamasına dahi gösterilen tepki sonrası, ifade özgürlüğü veya egemenlik taleplerinin anlamı nerede kaldı?********

Gelelim madalyonun öteki yüzüne: Rusya hem de Türkiye ABD ortaklı anlaşmayla Doğu Fırat hareketi yapılırken, üstelik salt kınanma olmasına dahi veto koyarken, ABD iç muhalefet ve yandaşlarını diplomasi tatminine koyma adına “durdurulma” gibi kararına da Rusya eğer hayır diyorsa, belli ki onun da bazı tutumlarını yazıp hesaba katmak gerekir. Nasıl ki Suriye muhasebesinde Rusya varken, belli ki yerel Doğu Fırat da Ruslar kendi alanlarında Suriye savunusu yaparken, orada Türkiye müdahalesini savunmada önemli kendielrine has kuralları mutlaka vardır. Hemen peşinen anımsatayım: ister Sovyetler ister se Rusya Türkiye ile girişilen diplomatik işbirlikli koşulalrda genel olarak kazığı Rusya yedi. Bunu zamanı gelen her dönemde makalelerimle tekrardan yazdım. Yeniden burada şimdilik yazmayacam.

Rusyayı doğru yorumlayalım: ne bildik Sovyet tipi yapılanışla onun siyasal duruşunun devamıdır, nede sermaye işkalleriyle genel güçlü kapitalist ülkedir. Dikat edin, Ruslar askeri yönden güçlü olsalarda, Sovyet  mirasını kulansalarda, anlaşmalar yapsalarda, örneğin ABD gibi hegemonya kuramıyor. Bundandır ki önemli yerlerde Çinden ekonomik yardım da istemektedir. Rusyanın etkisinde olan ülkeler dahi Rusya lehine uluslar arası boyutda destek vermiyorlar. Devletler arası anlaşmalarla ilişki geliştiren Rusya, hegemonya bakımından sömürgesel ağ kuramıyor. Ticaret veya askeri yönle sınırlı kaldığı için de tamamen yanına ülkeleri batı Emperyalizim gibi alamıyor.

Ayni durumu Suriyede de hep yaşadık. Astana zirvesi ülkeleri ile alınan kararları dahi birlikte deyerlendiremediler. Türkiye idlip örneği bunun en çarpıcısıdır. Rusya, Sovyetlerden kalan teknoloji ile askeri gücü kulanarak, zenginliği oligartlarla birokrasi ele geçirerek, kapitalist devlet olarak gücü vardır. Sermaye ihracı veya uluslar arası finans alanında ekonomik olarak gücü sınırlıdır. Anlaşma yaptığı veya dost ülkelerde dahi batı Emperyalist sermaye bulunmaktadır. Rus modelli ekonomi de yok. Bunlar hep unutulup Rusya ABD kıyası yapılırsa, Suriye gerçeğinde bunu biraz zor anlarsınız. Hele de son sözde Amerikasız olmayacağı da şimdiden kesin.

Gelelim son Doğu Fırat hikayesine: Ruslar aslında Kürtlerin Suriye ile yaklaşarak, özerk bölge kurarak toprak bütünlüğü sağlanmasına karşı değildir. Ama, Suriyenin güçlü duruma da gelmesini hele de iranla daha da ortaklaşmasını da hiç istemiyor. Çünkü, son kurulan İsrail ile ilişkiler, Türkiye hesaplarıyla da birlikte Suriye projesi vardır. Sakın hikayedir demeyin: Örnek, Suriyeye Türkiyeye verdiği S400 füzelerini Suriyeye vermedi. Dahası: S200 füzelerini Suriyede konumlatırıp kendine bağımlı kıldı. İsrailin tepkisi sonucu Kıbrısa satığı S300 füzelerini geçenlerde israilin ve Amerikanın yoğun saldırıları sonrası vermeye karar verdiler. Ayrıca, Rusların Türkiye hesapları vardır. Afrin olayını anımsayın: Rusyanın kontrolundaki bölgeye Türkiyenin girmesine izin verdi. Ayrıca, Kürtlerin de kaçmasına teşvik sundu. Hem Türkiye ile yakınlaşma hem de Kürtleri aBD çizgisinden çıkarıp Suriye ile yakınlaştırma planı vardı. Buda, son Doğu Fırata Türkiyenin girmesiyle nasıl sakıncalı olduğu tavırlarla anlaşıldı. Suriye yeniden Kürtlere yakınlaşmayı ret ederken, Ruslar ise Türkiye Suriye denklemi hesabıyla onayladı. Böylelikle Türkiye tarihi bir durumla karşılaştı: hem Rusya Amerika onayı ile girişim yaparken, Güvenlik Konseyinde de görülmeyen Rus aBD ortaklığı ile veto oluştu.

Ruslar, Kürtlerin Suriyeye yakınlaşması, Türkiyenin Amerikadan uzaklaşarak Suriye ile anlaşması gibi bir hedefe yöneldiler. Suriyeye Türkiyenin girmesi ile Amerikadan uzaklaşması umutlarını hep canlı tutuyorlar. Oysa. Afrin ve şimdi Doğu Fırat olayında olduğu gibi tüm karşılıklı demeçlere rağmen Amerika Türkiye oraklığının aslında devam edip, Trumpun hala Erdoğanın iktidarda kalma adına öteki küçük mütefiki Kürtlerin darbe yemesine de göz yumup geleceğe oynuyor. Bakmayın demeçlere: iç kamuoyuna ve dünya algısına oynanıyor. Vetolar ve anlaşmalar bunun sahadaki somut gerçeğidir.

Rusya, yeniden tarihi bir oyun oynuyor. Tıpkı Sovyetlerin Kemalist devrimine, Sovyetlerin kapitalist olmayan yol ile yatırımları ve şimdi de Suriye Türkiye işbirliği ile Türkiyenin Amerikadan uzaklaştırma amaçları sonuçta hayırlı olmadı. Türkiye Amerikan onayı olmadan Esatla kolay kolay görüşmez. Üstelik, Suriye amaçlarını hep açıkca söyledi. Olanakalrı yetmeyince de diplomatik çıkara oynadı. Doğrusunu da teslim edelim: AKP gibi düşününce, Suriyeye girerek ve orada defakto değiştirerek kendi lehine yapılandırma da yapıyor. Üstelik, Esatı sonlandıramadıkalrı için de epey zamandır ABD ile Kuzey Suriyede nifus alanı oluşturma hesapları da vardır. Rusya ilk onayla da bunun adımı yapıldı.

Şimdi konu şu: artık ABD Türkiye anlaşmasıyla çizilen çizgiye gelince ne olacak? Bir anımsatma: Kıbrısta da 74 hareketinde çizgi beliydi. Türk ordusu, boşaltıldığı için boş yerleri de ele geçirip “burası boştu” denildi. Bunlardan birisi de son günlerin Maraş yöresi olmaktadır. Onun için, mutlaka Türkiye oluşan denkleme göre mutlaka bu çizgileri zorlayacak. Trump bakalım ne yapacak? Daha şimdiden ikiyüzbine yaklaşan mülteci konusu ise dile pek gelmiyor.

Bakalım Rusyanın yeni planı ile bir yanda idlipte cihatcıları koruyarak varlıklarını sürdürten, Doğu Fırat yerleşkelerine şimdiden başka cihatcılarla doldurulurken, ıŞİD kamplarından nelerin çıkıp yeni pazarlıkla “IŞİD militanlarını alın” tehtitlerine gelinir mi sorular yaşayarak yanıtlanacaktır. Rusların Türkiye Suriye denkleminin bulanık sudaki konumu ise başka bir ironi üretmeye adaydır.

İşte size K. Kıbrıs ile Rusya hesaplı Suriye muhasebesi. Olan yine Suriyelilere oldu. Kimisi yerleşmeli kimisi göçmen olmanın yeni bir karanlık sayfasının başındayız. Ruslar salt kendi çıkarıyla oynarken, belki de yarınlarda yeniden düşünmesi gereken tehlikeler de oluşacaktır. Şimdi, idlipteki çeçen militanları koruyan veya kamplardaki Rus kökenli IŞID cihatcıların ülkeye gönderme kartı Türkeiye eliyle kontrolsuzca karta dönüşme tehlikesi de vardır. Ne dedielr: Ortadağu bataklığı kaygandır. Girldimi, nerede durulacağı belli olmaz.

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.