Düşünme kaldıran gerçekler – Özkan Yıkıcı

0
6

Kulanılan kavramlar vardır ki normal kulanımda oldukça anlamlıdır. Ayni kavramlar, gerektiği zaman ise adeta tehlikenin çenberinden geçmeği gereken koşula düşer. Savaşa karşı olmak ve Savaşa hayır demenin savaş anındaki gerçeği, özetlenen anlam yaşamında geçerlidir. Hele de rejimin anti demokratik olması, savaş durumunun oldukça sorgulayıcı ve kirli olgular içermesi ise Savaşa hayır demenin, adeta “haynin” olmanın da nedeni haline gelir. Otoriter ve hele tetiklenen ve adı dahi savaş yerine başka kelimelerle sunulan saldırılarda Savaşa karşı olmak eşitdir “Milli bütünlüğe karşı” olmanın da noktasına konulursunuz. Girişilen, rejimin böylesi bir ihdiyacıyla tırmandırılan olaylarda, “Milli bütünlük, vatanseverlik” olguları abartılarak tabulaştırılır. İlgili tavrı eleştirmek ve hat ta doğru bilgi vermek, sizi en kötü saldırılarla “hayin” çizgisine getirirler. Devletin bütünlüğünü, ulusal çıkarlara karşı olmak ve yurdunu sevmemekle suçlayıp adeta baskılarla yıldırtırlar. Medya tek tip yayınla “milli birliğe” çekilir.Savaş hali, ve hele savaşın değişik versyonlarla yaşanması ise resmen yalanın doğru, işkalin kurtuluş ve cihatın özgürlük formatıyla sunma olanakları da gerçekleşir. Elbet, demokratik yapının gelişmediği ve kültürleşmenin kökleştiği ortamda sömürgeci sömürgeciliği, sömüren sömürmeği, savaşın da fetihler veya sömürmelerle kazançlarının da düşünme şekli yerleşir. Genelde demokratik ülkelerde hele de sistemi de eleştiren kitlesel örgütlenmeler olan ülkeler, savaş anında savaşa hayır sesleri daha bir gür çıkar. Savaş sonrası da eleştirilerle yaşanılanlar sorgulanıp tarihle de hyüzleşirler. Sanırım, Kıbrısta çocukluktan beri öğretilen ve en kötü yalanlarda dahi “milli çıkar” örtülü pandora gerçeğimiz ile resmen yaşanan değil istenenle tavır sunma kültürü iyice yerleşti.****

Son dönem Suriye olayı ile genel Ortadoğu gelişimi, siyasi İslam gerçeği ve sistemin yaratığı net sonuçlarla karşılaşarak yaşadık. Zaman zaman bazı hamlelerle de kendimizi içinde bulduk. Özelikle de Türkiye gerçeğimiz ile Akdeniz havzalı yüklenen askeri role ek olarak dünyanın doğu komşumuz Suriyede resmen kendi anlamlarıyla hegemonya savaşları yapmaları. Tarihin yaşayarak tanıkları haline geldik. Bunlar, aşağdaki son gelişmelerle, bizim ezberlerimizin çoktan kırılması gerektiğinin de acı yüzleşmesidir.******

Geçen yazımda “Cehenemin kapısında şeytani oyunlar” makalem le son Suriye hamlesindeki bazı kaçırılan siyasal durumlara kısaca belirtim. Hep unutulan kuramı tamamlayıcı özüyle tekrar belirtecem: Savaşlar salt savaşla konuşulamaz; savaşların siyasal yönüyle ele alınması şart. Nedenleri ile hedefleri mutlaka vardır. Nedenleri bir yana hedeflerinin gerçekleşmesi ise salt askeri değil, siyasal belirleyicilikle koşulları kulamın önemi hep kaçırtılıyor. Bundandır ki savaş görünümlü Doğu Fırat girişiyle Türkiyenin siyasal hedefi ve neden giriştiği konusu hep eksik halde brakıldı. Bundandır ki bu eksiklik ile soru sorulmama ortamına gelmesi için de baskılama ile “milli bütünlük” imgesi sert şekilde kulanılıp, bilgi kirliliği ile de tamamlanmaktadır.

Çok kolay bir örnekle olaya devam edelim: Toplanan Güvenlik Konseyine sunulan Türkiyenin Suriyeye girmesi kınanması önerisi, tarihi ilkler sonucuna örnek oldu! Hem ABD hem de Rusya veto hakını kulanıp, Türkiyenin olayla kınanması dahi gerçekleşmedi. Oysa, oluşturulan kamuoyu ve yüzeysel Suriye mevzilenmelerine bakılacak olursa, brakın kınamayı, Türkiyenin çekilmesi veya ateşkes ilanıyla insanların ölmesine engel olma kararı çıkması kaçınılmazdı. Bu insani görev dahi Güvenlik Konseyinden çıkmadı.

Tekrar ele alacam: Olayın başlangıcı ABD ile Türkiye başkanlarının telefon konuşmasıyla gelişti. Anlaştıkları söylendi. Elbet, Kılıçtaroğlunun “gözlü yaşlı, yüksek sesiyle” birlikte mecliste teskere onayı ile Türkiye cepesi daha konuyu net bilmeden kendini Doğu Fırat topraklarında başka ülke içerinde buldu. Halbuki, ısrarla söylenen “Suriyenin toprak bütünlüğü” olgusu direk çiğneniyordu. Amcak geçen yazımla işaret etmeğe çalıştığım Türkiye ve ABD etkenleri sonuçta Güvenlik Konseyinde yansıdı. Buda dünyanın Suriye resmi oldu. Öylesine bir örtme çabası oldu ki Türkiyede savaşa karşı çıkmanın dahi yasaklandığı tamamlayıcı sistemsel tavır da eklendi. Eksiklik ve baskı ise sonuçta insanların kafasından geçeip çoğu resmi bilgi kirletmeli bilgielrle de bir Suriye müdahale konuşmaları da yayıldı.

Geçen yazımda da belirtiğim gibi, gelişmelerde hem iç kamuoyuna oynama hem de dış müdahale ile kazanmanın ikilemli açıklamaları da medyada dolaşımda yoğunlaştı. Politik çevreye göre açıklama tekniği bilmeyen kamuoyu ise işine geleni veya sunulanla bu konuda düşünceler oluşturdu. Örnek; Trumpun “Türkiyedeki ekonomiyi yıkarım” sözü iç veya dış politikaya göre kulanım şekli sorgulanmadı! Ayni şekilde bir cümle alınan yerin hangi noktay işaret etiği de anlaşılmadı. Trump, Erdoğanla anlaştığı sınırları vurguladığı gerçeği veya ABD kamuoyuna oynama biçimi hiç düşünülme noktasına taşınmadı.

Bir başka bizlik yüzleşme: aslında G.K. salt Suriye için değil birgün önce Kıbrısla alakalı Maraş kararı da çıkardı. Eski kararları anımsatıp uyardı. Buda herkese göre algılandı. Kutret hazretleri, hala uyulmadığı zaman bedel ödemediği için de hem eleştirdi hem de herkesi ahmak yerine koyup “uluslar arası hak” dedi. G.K. tavsiyesi deyip de olmayan kendi görüşüne belge diyecek derecede algı oyunu oynadı.

Bir nokta daha var: Rusya ve ABD Suriye konusuna kendi penceresinden bakıyor. Gelişmeleri de kendi lehlerine yoruyorlar. Suriye de ayni pozisyonda. Rusya  hem türkiyeyi tutma, hem Kürtleri Şam rejimine zorlayarak teslim alma ve ABD enazından Suriyenin kendisinde değil de bir bölümünde kalıcılaşmak için Türkiye Kürt kontrolu bir Suriye hesabına yöneldi. Ancak, tTrump, ülke içinde ve özellikle devlet kurumlarıyla da çatışma halindedir. Öyle ki anlaşılıyor ki bakanlarına ve Pentagona dahi direk danışmadı!

Tüm bunlar gerçeği değiştirmiyor: Kuzey doğu Suriyede insanlar ölüyor. Yeni göçler oluyor. Bu karışıklıkta birçok çevre de Suriye payı için politik oyun sahneliyor. Ama G.K. ateşkes veya benzer kararlarla bu ateşi kesme şansı vardı. Bunu dahi alacak siyasi gücü kalmadı. En iyisimi; yine birokratlarını buraya gönderip bol bol tatil demeçleriyle Kıbrıs halayini Kuzeyde oynasın. Guteres tiyatrosunu opera yapıp yeniden sahnelesin. Nede olsa, buranın alanı uygun.

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.