Politik kullanımla Japonya ve Suriye – Özkan Yıkıcı

0
4

Köy Minibüs şoferine yolcusu “neden kapının otomatik” açılıp kapandığını sorar… Şöfer gayet bilgiç şekilde “Japon yapımıdır, demek ki Japonun bildiği bir şey vardır” diye yanıtlar…. Yolsuzluklarla bunalan ve çare arayan kimi kişi, yeri ve zamanı geldiğinde akılarına yolsuzluktan veya ihmal nedeniyle imtihar eden Japonlar gelir! Böylesi kültürm anlayışına resmen ihdiyaç olduğu duygusuyla Japonya giderek beyinlere kazılır….Alışveriş yapanlar, elektronik araçlara gelince, alcakları cihazın Japonya etiketli olunca, onun kaliteli olması nedeniyle tercih edildiğine sıkça raslıyoruz…. Nükler felaket denilince de akla iki şehir gelir; “Hiroşima ve Nagazaki”! Bunlar da Japonyada bulunuyor.Yine, faşizmin iktidarı ve verdiği zararlar konusunda Japonya militarizmin akılda kalması kadar doğal  gerçek de vardır. Yine yıkılıp da ülkeye hem de atom bonbası atılıp teslim olmasına, kaynaklarının mademcilik bakımından fakir olmasına da rağmen, ekonomideki Japonya mücizesi de oldukça yaygındır….

Tüm bunlar bilinir, Japonyanın adalar ülkesi oluşu da eklerle anımsanırken, son Osaka zirvesi sonrası, Japonyanın pek de yukarda anlatılanalara ters gelecek örneklem de direk politik dolaşıma girer: Japonyadaki kadın ünüversite yapısı nedeniyle, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu modeli överek, hemen YÖK kurumuna talimat verip Kadın ünüversite kurulmasının araştırılmasını söyler. Buda, hemen yeni bir tartışmayı tetikler. Japonya örneği ve TC rejim gidişatına örneklem boyutuyla Japonya eksik brakılan yönleriyle de adeta dünya gündemine oturdu.

İnsanlar bir ülkeye giderken, orada kendilerince yaşadıkları ve duyduklarıyla iyi veya kötü izlenim edinirler. Hele de bilgi birikimi olmayanlar, bütünsel değil de tek tek olgularla ilgili yeri geneleştirirlerse, sık sık yanılma veya duyulanla banbaşka kayışa kolayca düşerler. Japonyayı tam bilmeyen, gitmese de birçok yönünü anlamadan konuşulanların da yetersiz olmaları normaldır.

Türkiyenin onca Japonya gerçekliğine karşın salt Kadın ünüversite boyutuyla hemen gümdemleşme yapması, aslında siyasal çizginin nereye doğru olduğu yanıtına da mesajdır.Bunu başka yazıya brakalım.Japonya şöylesine çelişkili bir taploya sahiptir: Dünyada düne dek ekonomide 2  büyük ülkeydi. Hat ta bir ara ilk sıraya ulaşma olasılığı da vardı. Şimdi 3 sırada. Ayni şekilde teknoloji gelişiminde de önemli sıralarda bulunuyor. Fakat, örneğin, konu olan kadın veya cinsel eşitlik boyutunda tam 110 sırada olmaktadır. Ancak, Türkiye de tam 132 sırada bulunuyor. Yine de örnek aldığı Japonyadan daha geride. Bir de Kadın ayrımcı ünüversite eklenince bu derecenin nereye düşeceği de ortada….

Bu konuyu basit olgularla açıklamak kolay değildir. Biryanda gelişen teknoloji ile ekonomideki gelinen yer, öte yanda birçok insani konuda feodal göstergeli geri kalma gerçekleri Japonyada birlikte yaşamda yapılandı. Siyasal tarihi iyi bilen ve sosyoloji ile kültürel gerçeklerle yapısalığı sorgulayan kişiler ancak, bu konuda yorum yapma şansına sahiptir. Biz salt ekonomik gözle veya büyük ekonomik boyutla tek kurallı geneleştirmelere ezbersel şekilde alıştırıldığımız için, böylesi çelişkileri de yerinde yakalayamayız.

Japonya Asya tipi denilen üretim biçiminde süreçlere katıldı. Feodaalite tasfiye edilmedi. Bu çelişki, ikinci paylaşım savaşı sonrası, uğranılan yıkımda da etkileyici oldu. Başta Amerikaya gönderilen Japonnlar eğitilip ülkeye dönreken, Ekonomideki yansıyışla sıçrama yaparken, kültürel alanda aynisi gerçekleşmedi. Hat ta, kimi gözlemciler, Japonya yurtdışı izlenimleri ile iç kültürleşme sonucu, ABD ki bazı ayrışmaları Japonyada feodal tipinde kulandılar. Böylelikle Japonyaya uygun gelen Kadın farklılığı da ünüversitelere dek  yansıdı. İşte japonyadaki ünüversite ayrımcılığın özünde, feodaliteği tasfiye edememesi ve yakalanan yanlış Amerikan ayrışmasının da bu yapıya uygun gelmesi sonucu bu kurumlaşma eğitim alanında oluştu.

Japonyadan G. Kore böylesi Asya tipi bir gelişimle günümüze geldiler. Nitekim, Japonyada eve bağımlı ve eşlerle çocuklara bakma bağımlı kadın anlayışı hala kültürleşmektedir. Nitekim, geçenlerde Japonyada topuklu ayakabı giyme tartışması da yoğun gündem haline geldi…

Türkiyenin yapısını, devlet bloğunun gelecek rejim tasarımı düşünüldüğüdnde, elbet Japonya örneği ile savunacak argümanın da buluşunu birlikte tartışmak şart. Bu konunun hemen tartışılması ise Japonyada olanlar değil, Türkiyenin gelecek yol kağosunun kendisinsin neden olduğu da kesindir.******

Başlaıkta Suriye denildi. Kulanım politiğinde ise pek de yer vermeyip ve resmen uygulanışıyla adeta önemli tehlikeler içeren boyutuyla yer verilecektir. Son günlerde Türkiyede adı “mülteci” denilse de aslında bu kurama dahi uyulmayıp daha geride yaşamak zorunda kalan Suriyeliler olacak. Bir CHP Müdanya belediyesi denize giren donla olan Suriyelilere tepki koyup sonra kovdu! Acaba aynisi Mağusa ve Girnede olsa nedenirdi? Son olarak, istanbulda, yalan bir haberle insanlar sokağa döküldü! “Suriyelilerin çocuk tacizi”  yaptığı duyurusu ile kitlesel linç hareketi oldu. Sonuçta yalan olmasına rağmen, aslında Türkiyedeki Suriyeliler gerçeğinin basit ama düşündürücü yaşananıdır.

Türkiyenin Suriye politikası ile yaptıklarını yeri geldikçe yazdım. Yine, oradaki ilk göç etirme politikasını da bizim ülkede yazan birkaç kişisiyim. Şimdi, Tüm nerede ise taraflar Türkiyedeki Suriye mültecilerinden nefretle söz ediyor. İktidar AB kartı olarak geriye kalan çevreler ise bunların ülkelerine gönderilmesini kulanımda politik mavzeme olarak kulanıyor. Öylesi laflar ediliyor ki bbbaşka ülkelerde ayni tavrın Türkiyelilere yapıldığı zaman bukez madurluk edebiyatına sarıldığını da gözden kaçırıyorlar.

Bu bize uzak derseniz, çok yanılırız! Daha geçenlerde Hava alanındaki Suriyeliler kampı ile güneye gönderilen Suriyeliler gerçeğinin üzerinden uzun zaman geçmedi. Üstelik, tıpkı Türkiyenin yolunda olunduğu gibi hala mülteci yasası falan yok. Dahası, herkesin bildiği mültecileri buraya getirip, Güneye göndrerek nice kesim ceplerini doldurdu. Bu konuda epey Güneyden gelen geçirilen Suriyeli gerçekler vardır.

Türkiyenin Suriye politikasının sonucu ve kirli oynun rant ekseni, idolojik ırkçı sırtışlarla normaleştik. Oysa, onca Suriyeli laf edenler, örneğin, Türkiyenin eline geçirdiği Suriye topraklarında nelerin yaşandığı da söylenmez. Devletci refleks ve hala kurtulunamıyan eski Osmanlı fetihcilik karmaşalı bir idolojik olguyla karşıkarşıyayız. Türkiyenin eline geçen Afrin gibi yerlerde, oranın halkının özellikle Kürtlerin kaçırıldığı ve yerlerine cihatcı eksenli kesimlerin yerleştirildiği, daha çirkini, başta CHp yöneticileri Suriyelileri toplayıp işkal bölgesine yerleştirme önerileri bize nedenli konunun hem içinde hemde çok utanılacak yarına taşınan politikanın olduğunu yansıtıyor.

Afrinde bir dağa Türkmen dağı denilip Kürtçesinin kaldırıldığı uygulaması ise Suriye genelindeki gelinen düşündürücü ama normal sesizlilkle kabulenilen olguyu işaret etmektedir. Dahası, işkal edilen Suriye topraklarına Sincandan veya Çeçenistanlı kesimler de görülmektedir. Sonrasımı; dünya bunları hep seyrediyor. Suriye gerçeğinde yeniden sistem kendi gerçekliği ile kirli siyasi tarihini yazdı.

Yukarda, özelikle Suriyeliler konusunda veya ele geçirilen toprak uygulamalarındaki örnekler, bize hiç yabancı gelmiyor. Hat ta, kulanılan politik dil de hiç ama hiç yabancı değildir. Zaten, Ortadoğu öylesi bir karışıyor ki yazılı belgere ve hukuk kuralarına karşın, nifus değiştirme işkal etme, mülk talanları artık gayet münasip hale sokuldu. Üstelik öylesine bir anormalikler uçuşuyor ki dün düşman bugün dost veya tersi gayet  kolay gerçekleşiyor. Köpürtülen bu gerçekler, örnek verilen şekliyle de dilenen kulanıp örneklemle potansiyel desteğe dönüşüyor.

Kısaca, Japonya Kadın ünüvesiteleri veya Suriyeliler gerçeği idolojik kulanımla resmen yarının yapılanışına harç yapılıyor. Yerleştikçe bunu da kaldırmak zor. Bunlar sakın ola buraya uzak demeğin. İnanmayan, etrafına Suriyeliler buradamı diye sorsun.

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.