Kıbrıs’a çarpan garip meteor taşları! – Özkan Yıkıcı

0
13

Perşenbe gecesi Lefkoşada bulunuyordum. Ansızın vuran yağmurun pencereden seyredişini yaşadım. Cuma ikindini geldiğim Karpaz ise sanki Lefkoşa yağışlarının ötesinde, başka bir dünya gibiydi. Konuşulanlar ve dedikodular dahi banbaşkaydı. Böylesi değişik iklim içinde savrulrurken, aklıma makale yazmak geldi. Yerel medya siyasetci dedikodu veya demeç imajlı oyna kapılırken, Türkiye medya ekseni hala hep tartışmalar ve baskıalrla örülü yerel seçimin İstanbul ayağında dolaşarak,politik hamle yapma esrumanlarıyla çok değişik akışlarla algısal ve bilgisel karşım rüzgarında kasırgalar biçiyordu. Fakat, gerçekten, son dönemde direk Kıbrısı etkileyecek gelişmeler olmasına rağmen, yağmurun penceredeki sesi derecesinde dahi burada ses getirmedi. Böylesi bir gariplik yaşamaya hem de normal şekilde devam ediyor. Zaten, Türkiyede adı yerel ama resmen rejim göstergeli, seçimden başka her kuralın alan aradağı dönemde dahi Kıbrıs bu gündeme giremedi. Dünya yazıp çizdi, fakat adamızda basit haber dışına taşamadı. Ama, Türkiyeden beklentielr de tam aksi odenli ağırlaşan yükün tortulaşıp savrulmasına dönüşüyordu….

Merkezi yerde olmayan yerimde, oturup bu sesizlikte, uzaktan Tele 1  Kanalından gelen röpartajları dinleyip, İstanbul hikayesinin romana doğru uzamasına kulaklarım tanıklaşırken, istedim ki bu son dalgaların içinde savrulan ve geelcekte tortularıyla da yaşanacak Kıbrısı da içerecek bir yazı yazıp tarihe tanıklık etmeği amaçlıyorum.****

Defalarca her olayda yazdım; özellikle de etkileri direk Kıbrısı da etkileyecek gelişmeler veya tam da içeleşen bura ile bağdaşan konuları uyarma rolun yapmaya çalıştım. Oysa, ikili paradoksun ironikleşen versyonunu hep yaşadım. Birçok gelişme etkilerine rağmen ya tersi, ya hiçbiri veya çıkan sonuca göre dalkavuklaşıp çıkar arama yönüne gidildi. Nitekim, son Türkiye yerel seçimlerini, defalarca yazıp belirtiğim etkielrine karşın, K. Kıbrısta hemen hemen içerik olarak yer bulmadı. Doğal olarak seçim sonucunda da bazıları yorum yapmaya çalışsa dahi, sırf konuyu gelişmesiyle ele almadığı ve gündeme önemli olgular düşmediği için, resmen çuvalayıp sadece resmi beklentielrle olay konuşturuldu! Öyle konuşturuldu ki kimisi alınacak para nedeniyle gecikmenin eleştirisini yaparken, bazısı da “seçim sonrası alınacağı” savunusuyla yetinildi. Ne imzalanacak paketin içeriği nede Türkiyedeki yaşananların önem ile belirleyici olguları konuşturuldu! Bu tuhaflık öylesine ters işledi ki hala bu yanlışlara Güneydeki denklemlerine de enjekte edildi. Öyle edildi ki Avrupa parlemento oylamalarında Anti Türkiye ekseninden tarafsız veya tıpkı “AKEL gibi” destek oylara dek dönüştürüldü….

Türkiye Kıbrıs ilişki gerçeği ve Garantörlük konumu ile ilhak içeleşme yapılanma adımalrı artık öylesine normaleşip yerleşti ki doğal güncel yaşam gibi akıp gitmeye başladı. Bunun son halkası da Türkiyedeki Yerel seçimlere dahi onca bütünleşmelere rağmen kayıtsız kalınma duruşuyla ortada dolaşıyor. Oysa, Türkiye yerel seçim denilen dönemde “KUlanılan oyların korunması dahi devletin sağlayamadığı, bunu korumak için muhalefetin sandık başlarında kaldığı” aynası dahi bu seçimlerin nedenli anormaleştiğinin söylenmesine zemin oluşturulamadı. Devletin taraf, oyları korumadığı, tüm kurumlar ve muhalefet ikileminin oluştuğu ve değişmeyen oy oranı ve devletin yarıdan fazla oy almasına karşın zaferin siyasal olarak muhalefet ekseninde algılanma çelişkisi hiç yorumlanmadı. Özellikle de İstanbul üzerinden seçim deyerlendirilip sonuçlar alınmadı. Halbuki itirazlardaki çift sdandartlı durumu dahi hukuki sorguya yönelmeği yeterince gerekçe olarak konuşmak yeterliydi.****

Belirtiğim gibi; burada, özellikle yönetim mekanizması ile rant beklentili örgütler, seçimler sonrası Türkiyeden gelecek paraya odaklandı. Siyasal tartışma da imzalanacak paketin ieçriğini dahi konuşturtmayacak derecede teslimieytin gelinen noktasının işaretiydi. Kim daha iyi parayı alıp imzayı atma tartışmaları “mecliste hararet” yaratıyordu. Bir de konu bulmayarak, ama kendini övüp ötekini yerme siyasal demeç şovu da haber alanını doldurma yarışı da sürdürülüyor. Türkiye gelişmelerinin direk yansıma durumu, pek de öngörerek konuşulmamaya devam deniliyordu.   Kıbrısın camının önünden sadece Türkiye geçmiyordu! Örneğin, israilin Kıbrıs 74 öncesinden yani 67 yılından beri sürdürülen golann işkali de yeni bir rotaya girdi. Aslında Güvenlik konseyi kararlarına karşın yapılan İsrail ilhaklaşma adımına ABD karşılık veriyordu. Uzun dönem süren bir işkalin ilhaklaşıp ülke topraklarına katılma hamlesi oldu. Burada hala 74 sonrası oluşan fiyili durum ve K. Kıbrıstaki Türkiyeleştirme gerçeğine karşın, bu gelişme yankı bulmadı. Elbet Golan tepeleri bağımsız devlet olarak tanınmadı! Fakat, işkalci israilin ilhakına uğradı.Üstelik, golan tepeleri halkı Dürziler tüm İsrail olanaklarını, yurtaş olma ve İsrail haklarını kulanmamaları direnci de olmasına rağmen! Şimdilik burada olmaz ve benzemez sözleri konuştuğum kimi çevrelerce denildi. Fakat unutmayalım; bizat hep karşı sözlerle de karşılaştığımız “Türkiyeye direk bağlanma” seçeneği beyinlerde hep vardır. K. Kıbrıs hep böyle işkal altında ve değişen nifus oranı direk görüşmelerde de kabulendirilirken ki yapılanış, yarın fırsat olduğu zaman ve Türkiyenin alacağı rol sonucu K. Kıbrısın ilhakına göz yumulmayacağını kim garanti edebilir?****

Hep Kıbrısı ya Ortadoğu bölgeli veya son dönemde gelen AB rüzgarlı genel yapılanış arasında sıkıştırma politik ezberimiz çoktur. Son başka bir esruman da denizde bulunan doğal gaz enerji tekeleri rekabeti de geldi. Bunlar da konuşulmaz. Hele Türkiyenin Uluslar arası deniz hukuklunu kabul etmediği veya yasal ysadışılık farkı da bilinmek istenmez. Fakat, Türkiye gerçekelrine, gericileşme hamlelerine gıkı çıkmayan işbirlikciler, birden kılıç kulanıp mersedese binip kadınlara göz kırpar gibi Rumlara fetihci veriştirmeler yapmaya hız vermektedirler.

 

Kıbrısın pek de konuşturtulmayan bir özelliği de son dönemde kağosta: Kıbrısın İngiltere gerçekleri üstlerine ve adayı kulanmalarına rağmen pek de gündeme taşınmaz. Hele de adanın öteki garantörü oluşu 74 yılında Türkiyenin “birlikte müdahale edelim” önerisine “yalnız yapın” yanıtını veren inngiltereği kimse konuşma eyliminde değildir. Sadece, bazı güncel sıkıntılardan bunalıp çaresizliğe düşenler, İngiltere dönemini hatırlayıp, ona özlem duyan sözler de edilmektedir.

İngilterenin eski sömürgesi olma kriterleri nedeniyle de bazı ayrılacıklı kulanımdan da çaktırmadan yarananların da olduğu gizlenecek durum değildir. İşte, bu garantör, adadaki üstleri olan ve önemlilerden birisi de ingilterede önemli Kıbrıslı nifuslu oluşu da adamızı ilgilendiren birkaç olgudur. İngiltere şimdielrde pek de alışılmamış bir dönemden geçiyor. AB çıkışı! Bu Breksit  olarak da anılıyor. Bu krize dönüştü. Öyle dönüştü ki İngiltere devleti ile muhalefet değil, siyasi partielr içi dahi darmadağın oldular. Nasıl çıkılacağı veya kalıp kalmayacağı bilmecesi gidrek kördüyüm oluyor.

Kıbrısta bu biraz olsun haber yapıldı. Fakat, sanki Kıbrısla alakası yokmuş gibi. Halbuki hem ingilterede olan Kıbrıslıları, hem İngiltere Kıbrıs ilişkilerini hem deAB İngiltere ilişkilerinin Kıbrıs sayfası da açılacaktır. AB çıkışlı inngiltere ile Kıbrısın garantörü ile uluslararsı İngiliz topluluğu bağları karmaşası, Kıbrısta da sarsıntı ve kağos yaratmaya adaydır. Hele de ençok kulanılan yabancı para Sterlin olma ekonomik gerçeği de konuyu epey ağırlaştırıyor.Tabi ki İngiliz üstelri de diyenler oluyor! Fakat, İngiltere AB girerken kendi toprağı olan üstleri bazı başka adalarla birlikte katmadıydı. Yine, Kıbrıs AB girerken de bu topraklar yine Avrupanın egemenlik alanına sokulmadığı içindir ki fazla sorun olmaya aday değildir.

İngiltereyle olan bağlar, sağlanan avantajlar ve AB ikilemli duruşlar ilerde Kıbrısın kendini de içinde bulduğu sorunalrın olması kesindir. Bunu da şimdilik konuşan yok. Hele de geliş gidişlerdeki değişme olası bazı kaçınılmaz uygulamaları da haberi olan da hala pek yok. Bakalım, bu ingilterenin Breksit gelişmesi Kıbrısta hangi yeni soğrunları doğuracak?****

Buna başka birçok sorunu daha eklemek mümkün: yapılan uluslar arası bölgesel anlaşmalar, Deniz hukukuna belgeseleştirilen adımlar ve Akdeniz hegemonya mücadelesindeki değişik güç itifakların bazen Kıbrısın resmi eksenini de içine almaları, K. Kıbrısta sadece laf ve lakırtıyla duyulan ile Türkiyenin müsadeli izni ile atışlar akıl tutulmasıyla yapılmaktadır.Ama,hala çıklıp hiç kulanılmayan ve teslim olup kim imzayı atar tartışmasında “siyasal eşitlik” diye içi boş ve olmayan kuralarıyla talep edilmektedir.Bu gelen dalgaların adamıza çarparken ki sarsıntıları ise gelenin çıkar taşıma umuduyla kabulenme paradoksunda takılıp gidiliyor.

Görüyorsunuz; Kıbrısı direk etkileyen gelişmeler oluyor. Bunları bilmeden de banbaşka yönelişlerle de tersi yapılmaktadır. Dünyada iflası bizat uygulayanlarca yapılan paket le K. Kıbrısta “reforum ve para”  para beklenmesi ironisi de gayet doğal yaşanmaktadır. Kıbrısın zamanında benim “Stratejik sömürge özellikleriyle” başlatığım siyasal araştırma, ardından seksenlerin başında nifus taşınma ile yerel üretimi tasfiye etme ikilemden “ilhaklaşma adımları” devamlılığı sorgulanmam, gelinen sonuçlardaki başlangıç aşaması bakımından kendimce önemlidir. Unutmayalım: politikada her zaman koşullar nedeniyle olmaz denilen fırsatlar veya etopyalar gerçekleşir. Herhalde yetmişlerde Kıbrısla örnekleşen Filistin kıyası yaparken ki ilerisi için söylediklerimiz ozaman “olamazken” şimdi olurken noktası yarın kimbilir fırsat olduğunda gerçekleşemeyeceği denilme şansı varmı? Galiba biz ezber ve brakın geçsin ikileminde hep geride kalmanın kendisini yaşamaya devam ediyoruz. Kim diyebilir ki yukardaki gelişmeler yarınında Kıbrısa etki yapmayacağını?

 

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.