Liberal ekonomi resmi politika ama ihlal eden de resmi makamlar – Alpay Durduran

0
6

Ülkemizde Türkiye’nin baskısı ve öğüdüyle kabul edilmiş ekonomi politikası liberal ekonomidir. Ancak liberal ekonomide devletin müdahalesi yok denecek kadar az olur. Hâlbuki meclise girebilen tüm partiler halkı koruma ve üretimi artırma iddiasıyla sürekli müdahale kararı alır ve eder. Halk da seçtiği partilerin görüşlerinden farklı kararlarla devlet müdahalesini isterler ve seçimlerde de vaatler hep müdahale yönünde yapılır çünkü devlet himayesi istenir.

Hem liberal ekonomi hem de devlet himayesi aynı zamanda uygulanırsa onda tutarlılık kalmaz. Ezeli sakatlık da devlet desteğinin işe yaraması için gereken kararları uygulatma becerisi de yoktur. Nitekim alınan bir kararın karar alınması sırasında amaçlanan sonucun ne kadar elde edildiği hakkında her hangi bir rapor veya açıklama görülmez.

Örneğin patates üreticisinin desteklenmesinin sonucun patates üretimini iyileştirdiği veya artırdığı veya türünün korunduğu veya yeni türler üretilmesini sağladığı ve desteğe uygun ünlü patates türünün koruduğu açıklanmaz. Halkın yerli ve ünlü türleri koruması istenirse de azaldığı ve Türkiye’den başka türlerin üretilmeye başlandığı belirtilir. Hem de yerli tohumları koruma çalışması yapanlar sakladığı tohumları koruma istemini yanıtlayan olmaz.

Liberal ekonomiye göre mal ve hizmetler piyasada arz ve talep dengesine göre serbestçe fiyat oluşumunu sağlamalıdır ama devlet müdahalesi buna izin vermez. İzin verilmese de fiyatlar iç pazarda oluşur ve devlet desteği sürekli hal gelir. Her yıl ayni didişmeyi yaşarız.

Dış ticaret ise liberaldir denilebilir; çünkü döviz ülke dışında oluşur. İçte ise TL kullanımı, milli para TL olduğu için, para değişimi ile yapılır. Ekonomik hiçbir kaygıya bağlı olmadan oluşan döviz kurlarının bazı şeyleri metre bazılarını arşın ile ölçerek yapılan bir ekonomik etkinlik oluşmasına neden olur. İstatistikler de ölçü birimi sürekli uzayıp kısalan birden çok ölçü ile bir gökdelen inşa etmeye çalışmaya benzer. Zamanla uzayan bir metre ve ağırlığı sürekli değişen okka ise uğraşmak zorunda kalmaya benzer.

Bütçesini TL ile yapan ve ister istemez dış ticaretini dövizle kaydeden istatistikçiler kâğıt üzerinde uğraşırlar ama gerçek yaşamda insanımız anlamlandırmaya uğraşmak zorundadırlar.

Bunlarla uğraşmak istatistikçileri yorarsa yoksun diyebilir ama ülkede emeğini zar zor kazanan üreticiye “ben çalışırım didinirim yıl sonu üretimi bırakmamak için devlet yardımı deyip el açarım ne yapayım: vaz mı geçeyim der.

Liberal ekonomiyi dayatan ise yanıt vermez. Elimizden geleni yapıyoruz diye mazeret dinletir.

Yanıt açıkça şu olmalıdır. Destekle ayakta tutulacak bir ürün ise mazeret olamaz, önceden bunun önlemi alınmış ve bütçeye ödenek konmuş olmalıdır. Eski destek kararlarına bakarak yapılması gerekenler zaten bellidir ve uygulama açıklanır. Sözde de olsa üç yıllık programlarla idare edildiğimize göre hesaplar meydandadır. Öyle diyeceksiniz ama o programları yapıldıktan sonra okuyan da bağlı olan da değerlendirme yapan da ortada görülmez. Nitekim eski programlarda da olan bir genel karar da devlet desteği sürekli olmaz, süre sonu devlet desteğine muhtaç olmayan bir üretime geçmek şarttır.

Devlet desteği süresini aşanlara başka üretime geçme kararını ihlal etti diye desteği kesmeyen halka hesap vermek zorunda bırakılmalıdır. Ama bu yapılmaz. Siyasetçiler üreticiyi desteklemedi diye bağırmaya başlarlar, örgütler eyleme geçerler ve halktan da destek alırlar. Buna karşı destek sürekli olmayacak diyenler de ses vermezler. Yıllık programlar sanki laf ola hazırlanmış ve sahipsiz kalırlar. Ertesi yıla aynı durum gene tecelli eder. Türkiye tarafından hazırlatılan değerlendirme raporlarında program başarısız oldu diye açıklanır. O kadar.

Durum saptaması buraya kadar ama dövizin serbest rejimi yüzünden ortaya çıkan zorluğa işaret için parasal ekonomiye mal ve hizmet dolaşımını da eklemek gerekir. Çünkü esas olan mal hizmet dolanımıdır. İnsanlar ve yatırımcılar mal ve hizmetler için uğraşırlar. Mal hizmetler üretim artışı demek refah demektir. Onun için paranın dağılımı ve dolanımı ile mal ve hizmetlerin dolanımı ve hatta dağılımı beraber gitmezse ekonomik göstergelerin parasal hesabı gerçeklerden kopar. Özellikle iki veya daha fazla paranın kullanılması halinde çok büyük farklar ortaya çıkar ve politikalar bir işe yaramaz ve daha da kötü sonuçlar ortaya çıkarır.

Örnek olarak Türkiye’nin AB ile gümrük birliği kurmasını ele alırsak Türkiye’nin hayvancılığı da gümrük birliğine sokmak istemesi ile AB’nin karşı çıkmasını ele alalım. Türkiye hayvancılığı da sokmak isterken AB buna karşı çıkmakta ve rekabet edebilirliği sağlamadıktan sonra girerseniz hayvancılığınız zora girer demekte idi. Ancak sonuçta birlik sağlandı. Sonuç ortadadır. Hayvancılıkta AB dünyanın en başarılı üreticisi ve ihracatçısı idi. Türkiye ise hayvancılıkta büyük üretici idi ama teknoloji kullanımı hayvan nesillerinin ıslahı konusunda geri kalmıştı. Erzurum yaylalarında büyük baş besiciliği büyük çaplı da olsa ihracat yasakları ve devlet destekleriyle korunmakta idi. Gümrük birliği ise bunlara izin vermemekte idi. AB’nin ıslahat yapın, büyük işletme modeline geçin sonra diye uyarısı onun yapılıyordu ama dinlenilmedi çünkü AB üyeliği bir siyasi rüya idi. Sonunda Türkiye’de hayvancılık zora girdi. Uzun yıllar içinde ve liberal ekonomiyle çözüm bulunamadı ki buna iyi yönetişimin olmaması da eklendi.

Bunun nedeni nedir diye sormak ve destek politikalarıyla baları elde etmek için model oluşturmak gerekir.

İnsanları ve işletmeleri ele alırsak ve esas olanın mal ve hizmet üretimini ve birikimini izlemek olduğunu kabul edersek şunu görürüz: para oynak ve değişkendir ve bir tane değildir. Kıbrıs’ta sterlin ve Euro ile TL’dir yani tek para değil üç para vardır. Türkiye’de dolar ve TL yani iki para vardır. Mal ve hizmetleri yani fiyatları da ekleyerek istatistikleri düzenlersek bambaşka bir durumla karşılaşırız. Örneğin patatesin karşısında ithalat da vardır yani üç fiyat vardır, sizse yalnız TL için hesap yaparsınız. İstatistikler için ortalama bir döviz fiyatı koyarsınız ve hesapları tutarsınız ama iki döviz varsa hesap zorlaşır. TL oynarsa hesap şaşar. O kadarla da iş bitmez patates için döviz girdisi ne kadarsa portakal için de kilo başına o kadar döviz girdisi yoktur. Onun için tek başına portakal hesabı olmaz. Sektör olarak düşünsel tarım sektöründe öyle yeknesaklık da görülmez. Yani üretici hesabı tarlaya göre yapar ve isyan eder, devletse ulusal hesapları düşünerek ve kullanarak hesap yapar ve bir kavgadır gider.

Elektrikte hesabı tutturamadılar onun için kademeli fiyat uygulamasına geçeceklermiş. Kolay gelsin. Elektrik üreteci (santralları) belli yük aralarında ucuza üretim yapar, yük artarsa üretimi artırır ama daha pahalı üretime başlar ve yedeklere geçilmesi gerekir ama bizde yeterli yedek yoktur. Onun için pik saatlerde pahalı üretim yapılır. Onun için pik üretim olmasın diye bazı işleri pik saatleri dışında yapmaya özen gösterilmesini sağlamak amacıyla pik saatlerde yüksek tarife getirilecekmiş. Yeterli yedeği sağlamak yerine tarifelere geçmek ne kadar yararlı olur? Bunu program yapmaya yatkın kişilerin oranı ile ölçebilmek ve yedek sağlamaktan daha ucuz olup olmayacağına bakmak suretiyle ölçebiliriz. O zaman da soru şu olur: maliyet hesabında elektriğin büyük yer tuttuğu işletmelerde başka hane halkında başka durum vardır. Yani karmaşık bir hesapla karşı karşıyayız. Pik saatlerde neler etkindir? Hane halkı mı, işletmeler mi? Eğitim sektörü ve turistik sektörle eğlence sektörü yüzünden pik saatler gündüz değil gece olduğuna göre sektörler tüketimi azaltamazlar ve daha pahalı elektrik kullanacaklardır. Yani elektriği pahalılaştırmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Kaç yaparken göz çıkarılacaktır. Elektriğin hane halkı tarafından kullanımı ise başka başka sorunları da hesaba katmayı gerektirir ki anılmamaktadır.

Uzatmayayım liberal ekonomiyi benimsedikten sonra devlet gücü ile ekonomik program uygulamak ince bir iştir ve başarılmasının birinci koşulu etkin ve verimli bir kamu yönetimi olmasıdır. Bizde ise sallapati bir kamu yönetimi vardır. Liberal ekonomiden vazgeçilmeyecekse TL’nin döviz kurunu düşük değerli döviz kuru uygulamadan TL’yi gerçek değerinde tutarak politika saptamak gereklidir.

Sıkıysa siyasiler gerçek değerinin %60 daha azıyla döviz kurunu oluşturan politikayı terk edeceklerini ilan ederek iktidarda kalmaya çalışsınlar! Amma bir daha ki döviz krizini beklemeden yapsınlar ve ucuzluk yok pahalılığa alışmalıyız desinler.

İnanılmaz gibi görülür ama hesaplar dövizin güçlü TL politikasıyla %60 ucuzlatıldığı sürekli değerlendirilmektedir ve onun için yerli malların döviz girdisi kullanımı desteklenmektedir. O nedenledir ki az ithal girdi kullanan çok kullanandan daha fazla yararlanmaktadır. Dövize bağımlılık da şiddetle artmaktadır. Yapısal bir bozukluk oluşmaktadır. Paralar gerçek değerinde kullanılsa rekabet edebilecekle edemeyecekler ayırt edilebilecektir.

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.